bilgiz.org

Yeni TÜrk edebiyatinda temalar

  • ELEŞTİRİNİN TANIMI, KAPSAMI, SINIFLANDIRILMASI, NİTELİKLERİ Türkçe’de kullanılan Tenkid
  • Edebî bir eser yahut bir sanat eseri üzerine verilen hükümdür. Eleştirmen
  • Edebiyat kuramları , edebî eleştiri ve edebiyat tarihi arasındaki farklar
  • Edebiyat kuramları
  • Eleştiri Kuramlarının sınıflandırılması
  • Kurallar modeli
  • Dilbilimsel ve Yapısal Model
  • Eleştirinin yöneldiği nesnelerin ve bakış açılarının çokluğu
  • Eleştirinin Göreceliği
  • Eleştiri Kavramlarının Karşıtlılığı
  • Metin tipi , sözceleme tipi ve metnin türü
  • B) TÜRK-İSLÂM BELAGAT GELENEĞİ ve ELEŞTİRİ
  • “retorik”
  • edimbilim
  • Bildirişim Kuramı” ve Belâgat: Dil aracılığıyla yazılı yahut sözlü bir bildirişimin gerçekleşebilmesinde R. Jakobsona göre altı temel element rol alır. Bunlar, "verici ", "alıcı



  • Sayfa1/3
    Tarih30.12.2017
    Büyüklüğü127.68 Kb.

    Indir 127.68 Kb.
      1   2   3





    EDEBÎ ELEŞTİRİNİN TANIMI, KAPSAMI ve TARİHÎ KAYNAKLARI

    Prof. Dr. Rıza FİLİZOK

    otomatik şekil 2





    1. ELEŞTİRİNİN TANIMI, KAPSAMI, SINIFLANDIRILMASI, NİTELİKLERİ

    Türkçe’de kullanılan Tenkid ve onun eş anlamlısı olan eleştiri kavramları, Fransızcadaki yargılamak anlamına gelen “critique” teriminin karşılığıdır. Tanzimat dönemi aydınları, Batı kültüründe bulunan bu terimi önceleri “muaheze” kelimesiyle, daha sonraları “tenkid”, “intikad” kelimeleriyle karşılamışlardır. Terimleri Türkçeleştirme akımı başlayınca “eleştiri” terimi yaygınlaşmıştır.



    Eleştiri hem bir işin adı, hem bu iş sonunda orta çıkan ürünün adıdır. Bundan dolayı bu teriminin genel kullanımda iki farklı anlamı vardır:

    1. En geniş anlamında eleştiri, sanatın yahut edebiyatın incelenmesi, tartışılması, değerlendirilmesi, yargılanması işidir.

    2. Edebî bir eser yahut bir sanat eseri üzerine verilen hükümdür.


    Eleştirmen, yaygın anlamına göre bilgisine, görgüsüne, zevkine güvenen ve bu niteliklerine dayanarak diğer sanatçıların eserlerini değerlendiren kişidir.

    Eleştiri anlayışı, tarih boyunca çağlara ve kişilere göre büyük düşünce akımlarına bağlı olarak durmadan değişmiş ve birbirinden çok farklı eleştiri tanımları ve türleri doğmuştur. Bu farklılıkları eleştiri alanının sağlam fikirler üretemeyen bir bilgi alanı oluşunun kanıtı olarak düşünmemek, tersine insan düşüncesinin gelişiminin ve çok yönlülüğünün örnekleri olarak algılamak gerekir. Eleştiri tarihinin asıl kavranması gereken ve kıymetli olan yönü, bize edebiyat tarihinin sergilediği bu yaklaşım çeşitliliğini göstermesi ve bunlardan yola çıkarak kendi eleştiri anlayışımızı özgürce oluşturmak imkanını kazandırmasıdır. Bu değişik görüşlerden birkaç örnek verelim:

    Scaliger, eleştiriyi “zihinsel eserlerin üstün ve zayıf yönlerini ortaya koymak” olarak tanımlar. Jules Lemaître ( 1853-1914 ), eleştiriyi “Kitaplardan zevk almak, onlarla duyguları inceltmek ve zenginleştirmek sanatı” olarak tanımlar (Les Contemporaine, I. Seri, s.8). .Sainte Beuve (1804-1869), eleştirmeni “Eleştirmen, okumayı bilen ve başkalarına öğreten adamdır.” şeklinde tanımlar.
    Edebiyat kuramları, edebî eleştiri ve edebiyat tarihi arasındaki farklar:
    Edebiyat kuramları, edebî eleştiri ve edebiyat tarihi bilimleri arasında sıkı ilişkiler vardır. Edebiyat tarihleri, kültürel gelişmeleri, yazarları ve eserleri kronolojik bir sırayla ele alır ve onları değerlendirir. Edebiyat tarihi genel olarak geçmişte kalan eserlerle ilgilenir. Onları tarihî olaylar olarak ele alır, gün ışığına çıkarır ve sınıflandırır. Edebiyat kuramları, edebiyatın yöntemlerini, ilkelerini, kategorilerini ve ölçütlerini araştırır. Edebî eleştiri, daha çok somut sanat eserlerini inceler. Edebiyat tarihinden farklı olarak daha çok yeni eserlerle ilgilenir. Ancak bu üç alan öylesine birbiriyle ilişkilidir ki onların birisi olmadan diğerinden söz etmek hemen hemen imkansızdır.

    Edebiyat tarihinin ve eleştirinin ortaya koyacağı somut edebî olgular olmaksızın bir edebiyat kuramı kurmak mümkün değildir. Böyle bir kuram, tarihî ve edebî gerçeklere dayanmayacak, bir takım hayâlî ölçütler, kategoriler ve boş şemalar üretecektir. Diğer taraftan edebiyat kuramları olmadan bir edebiyat tarihi yazmak yahut edebî eleştiri yapmak da mümkün değildir. Edebiyat tarihi yazmak yahut edebî eleştiri yapmak için de bazı ölçütlere, seçme ve değerlendirme ilkelerine ihtiyaç vardır. Edebiyat tarihine hangi yazarlar alınacaktır? Bir eser, bir başka esere göre niçin daha değerlidir? Eserlerin değeri neyle ölçülecektir? Bütün bu sorulara verilecek cevaplar, edebî kuramlara göre değişebilmektedir.

    Bununla birlikte sorun, çözümsüz değildir. Bu ikilem (dilemma), tarihî süreç içinde birbirini tamamlayan olgular olarak ortaya çıkmaktadır: Önce eser incelemelerinden bazı sonuçlara, ön yargılara varılmış, sonra bu ön yargılar, değiştirilmiş, düzeltilmiş ve bazı kuramlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Bu, tarih boyunca diyalektik bir süreç oluşturmuş, eleştiriden kurama, kuramdan eleştiriye geçilmiştir. Yazılmış bütün edebiyat tarihleri, belirli kuramlara dayanmaktadır. Diğer taraftan her türlü eleştirinin kuramsal bir bakış açısı vardır. Bütün edebiyat kuramları da edebî uygulamalardan, edebiyat tarihi ve eleştirilerden yola çıkar. Yani teori ve pratik karşılıklı olarak birbirini etkilemiştir.

    Kısaca, edebiyat kuramları, edebî eleştiri ve edebiyat tarihi bilim dalları, birbiriyle sıkı şekilde ilişkilidir, aynı konuları ele alırlar ve karşılıklı olarak birbirlerini etkilerler ve değiştirirler. Bununla birlikte konulara yaklaşım tarzları amaçları ve yöntemleri birbirinden farklı olduğundan araştırma sahaları olarak birbirinden ayrı bilim dalı sayılırlar.


    Eleştiri Kuramlarının sınıflandırılması :
    Eleştirileri , F. Thumerel’e göre a) Hüküm Eleştirileri, b) Açıklayıcı eleştiriler diye iki ana sınıf altında toplamak mümkündür. Eleştirinin ilk görevi şüphesiz eser hakkında bilgi vermektir. Ancak eleştirmenler bir eser hakkında bilgi verirken bazen onu yargılamak, bazen ise açıklamak amacını güderler. Bunlar iki farklı yaklaşım biçimidir:

    1) Hüküm Eleştirisi: Eserin değeri problemiyle ilgilenir, onun hakkında iyi yahut kötü, güzel yahut çirkin, faydalı yahut zararlı tarzında bir hüküm verir. Diğer eserlere göre değerli olup olmadığı konusunda bir yargıya varır. Hüküm eleştirilerinin yarı nesnel, nesnel ve öznel olan tipleri vardır. XVII. yüzyılda klasisizm akımına bağlı eleştiriler, Boileau’nun eleştiri anlayışı bir hüküm eleştirisidir. XIX. yüzyılda Brunetière’in eleştirisi ilmî bir nitelik taşımasına rağmen siyasî bir ahlâka bağlıdır ve bir hüküm eleştirisidir. Öznel eleştiriler, Gazete eleştirileri, yazarların zevklerine yönelen eleştiriler, genellikle birer hüküm eleştirisidir. (Hébert, Louis, 2011, s.28.)

    2) Açıklayıcı Eleştiri: Bu tarz eleştiri, eseri yargılamak amacını gütmez, onu açıklamak, anlamak, yorumlamak ister. Eseri açıklayabilmek için tarihî ve psikolojik şartları araştırır, metin üzerinde çözümleme çalışmaları yapar. Açıklayıcı eleştirilerinin de yarı nesnel, nesnel ve öznel olan tipleri vardır. Açıklayıcı eleştiri kendi içinde ayrıca üç sınıfa ayrılabilir: a) Yorumlayıcı eleştiri (herméneutique): Bu tip eleştiri, yazarın niyetini dikkate almaz, eserin anlamını kavramaya yönelir. Freud’ün kuramları çerçevesinde gelişen Psikanalitik eleştiri, bir yorumlayıcı eleştiri türüdür. b) Bilimsel eleştiri : Metni açıklamak için metnin dışındaki nesnel olguları araştırır, nesnellik kaygısı büyüktür. Lanson’un eserlerinde bu tip eleştiri ön plana çıkar. Üniversite eleştirileri de bu gruba girer. c) Biçimsel eleştiri: Edebî eserin yapısına, üslûbuna ve türüne yönelmiş bir eleştiri anlayışıdır. Yapısal eleştiri yöntemleri bu tip içinde yer alır. (Hébert, Louis,2011, s.28)

    Edebiyat kuramcıları, Réne Wellek ve Austin Varren, birçok düşünür tarafından kabul görmüş olan bir geleneğe uyarak edebiyatı inceleme tarzlarını iki başlık altında toplarlar: Bunlar, Dış yaklaşım ve İç yaklaşım tarzlarıdır. Bu ayırım aynı zamanda iki farklı eleştiri anlayışını gösterir:

    a) Dış yaklaşım: Edebiyat incelemelerinde dış yaklaşım adını alan inceleme tarzları şunlardır: Dış yaklaşım olarak kabul edilen araştırmalar, edebiyat ve biyografi arasında, eser ve yazar arasında, edebiyat ve psikoloji, toplum ve felsefe arasında, edebiyat ve diğer sanatlar arasında ilişki kuran ve bunları sergileyen çalışmalardır. Bunlar genel olarak edebî eseri araştırmanın merkezi olarak almayan, dış şartlar üzerinde yoğunlaşan yaklaşımlardır.

    b) İç yaklaşım: Edebiyat incelemelerinde iç yaklaşım adını alan inceleme tarzları ise şunlardır: Edebî eserin üslûbu, ahengi, ritmi ve vezni üzerine yapılan çalışmalar, mecaz, istiare gibi edebî sanatlar üzerinde yapılan çalışmalar, mit ve semboller üzerindeki çalışmalar, hikaye etme bilimi çalışmaları, edebî türler üzerine çalışmalar iç yaklaşım örnekleridir. Bunlar genel olarak edebî eseri araştırmanın merkezine koyan, edebi eserden yola çıkan araştırmalardır.


    Edebî Analiz Modelleri:
    Jean Molino, edebiyat incelemelerinin, metin analizi türlerinin beş başlık altında toplanabileceği görüşündedir. Bunlar, başlıca eleştiri çeşitleri olarak düşünülebilir. Tarih boyunca ottraya çıkmış bulunan bütün eleştiri tiplerini bu başlıklar altında ele almak mümkündür:

    a) Kurallar modeli: Belâgat, retorik ve poetik alanıdır. Takip edilecek yöntemlerin kuramsal ve pratik esaslarını belirler.

    b) Tefsir yahut yorum modeli (Herméneutique model): Edebî ve dinî metinleri yorumlama geleneğidir. Metnin derin ve mecaz anlamlarını, ikinci anlamlarını araştırma amacı esastır.

    c) Tarihsel Model : Edebî eserlerin, edebî türlerin kaynağını ve etkilerini araştırır. Açıklama amacını güder. Bu görüşe göre, eser anlamını, tarihî gelişim içindeki yerinden ve yarattığı sonuçlardan alır.

    d) Dilbilimsel ve Yapısal Model: Bu anlayışa göre eş zamanlı analiz, art zamanlı analizden bağımsız bir şekilde yapılabilir yani edebî eser, tarihî bağlamından bağımsız olarak incelenebilir.

    e) Dış yaklaşım Modeli: Eseri, eserin dışındaki toplumbilimsel ve psikolojik olgularla açıklar. (Elisabeth Ravoux Rallo, 2006, s15.)


    Eleştirinin Nitelikleri :
    Bazı eleştirmenlere göre eleştiri deneme, tarih, roman gibi yaratıcı bir sanattır. Bazı eleştirmenlere göre ise bir bilim dalıdır. Bundan dolayı, sanata yaklaşan eleştiri tipleri ve bilime yaklaşan eleştiri tipleri görülür. Genel kabule göre eleştiri edebî eserleri açıklar, onların değerini, güzelliğini, doğruluğunu, yeniliklerini, üslubunu, ahlakî değerini, felsefesini ve düşünüş tarzını, kusurlarını ortaya koyar. Eleştiri, yazar ve eser arasında bir köprü rolünü üstlenir. Okuyucuya yeni eserleri duyurur, eserin üstü kapalı anlamlarına ve yazarın amaçlarına okuyucunun dikkatini çeker. Eseri daha dikkatli okumasını, daha iyi anlamasını sağlar. Yazara yeni okuyucular kazandırır, ona hatalarını gösterir, eserin anlaşılmayan, karanlık kalan yönlerini açığa çıkarır. Hatta eserin yazarı tarafından dahi fark edilmemiş niteliklerini gözler önüne serer.

    Eleştiri tarihine bakıldığında çok değişik eleştiri anlayışları olduğu görülür. Bundan dolayı, eleştiri türlerini bilmek kadar onun genel niteliklerini kavramak da önemlidir.

    a) Eleştirinin yöneldiği nesnelerin ve bakış açılarının çokluğu: Eleştiri türünün niteliklerinden birisi, yöneldiği nesnelerin çokluğudur. Eleştiri konuları oldukça çeşitlidir: Eleştiri, yazarın kişiliğine, fikirlerine, zevkine, birikimine, niyetine vb. yönelik olabilir, yahut eserin, diline, yapısına, estetik değerine, fikirlerine, konusuna, üslubuna vb. yönelik olabilir. Eleştiri, eserin edebî türler içindeki yerine, toplumla ilişkisine, yararına, doğruluğuna, pedagojik değerine, ahlâka uygunluğuna, etkilerinin genişliğine vb. yönelik de olabilir. Bütün bu yaklaşımlar, “Sanat nedir?”, “Sanatın amacı nedir?”, “Güzel ve estetik olan nedir?” gibi sorulara verilecek cevaplara göre değişen yaklaşımlardır. Bu sorulara verilen cevaplar, tarih boyunca değişmiş, değiştikçe de eleştirinin yöneldiği nesneler değişmiştir. Eleştirinin başlıca niteliklerinden birisi, bu değişkenlik ve çok yönlülüktür. Aynı nesneye farklı açılardan da bakılabilmekte, bu da farklı sonuçlara ulaşılması sonucunu doğurmaktadır.

    b) Eleştirinin Göreceliği: Eleştirinin niteliklerinden bir diğeri de değer yargılarının göreceliğidir. Yazarlar ve eserler üzerinde verilecek değer hükümleri de yapılacak tasvirî açıklamalar da çok zaman görecedir: Hiçbir eser gerçekleri olduğu gibi yansıtamaz. Ama edebiyat tarihinde “Gerçekçilik Akımı” vardır. “Realizm” akımının gerçekçiliği, Romantizm akımına göre bir anlam kazanır. Aynı şekilde, klasisizm ile realizmin gerçekçiliği ile natüralizmin gerçekçiliği arasında da farklar vardır. Ayrıca “Gerçek nedir?” sorusuna çok değişik cevaplar verilebilecek, gerçekçi edebiyatın tanımı göreli olarak durmadan değişecektir. Eleştiri hükümleri, çok zaman karşılaştırma fikrine dayandığından ve farklı konuları ele aldığından göreli bir nitelik gösterir.

    A. Compagnon’a göre, edebiyat kuramları, aslında değişik, çoklu görüşleri değil, göreli görüşleri yansıtır. Yani eleştiride değişik bakış açılarından çok göreli olarak seçilmiş değişik konulara yönelmeler görülür. Görüşlerin farklılığı aynı konuya değişik açılardan bakmaktan çok, farklı araştırma konularına yönelmeyi ifade eder. (E. Rallo, 2006, s.12). Eleştiriler arasındaki farklı görüşleri değerlendirirken bu iki tarz göreceliği göz önünde bulundurmak gerekir.

    c) Eleştiri Kavramlarının Karşıtlılığı: Eleştiride kavramlar, değer yargıları ve belirlemeler, ancak oluşturdukları karşıt çiftler içinde kavranabilir, belirgin bir anlam kazanırlar. Kavramlar, çok zaman tek olarak değil, çift olarak, birbirlerine göre tanımlandığından bu kavramların anlaşılması, ancak karşıt kavram çiftinin birlikte kavranmasıyla mümkündür. Eleştiri çok zaman ince farkları ele aldığından karşıt çiftlerin kavranması, eleştirel düşüncenin esaslarını kavramamıza ve ince farklılıkların anlaşılmasına yardımcı olur. Günlük dilden şu örnekler üzerinde düşünelim: “Tay” ve “At” kelime çifti, aslında küçükten büyüğe doğru bir “derecelendirme” düşüncesini yansıtır. “At” ve “Beygir” kelime çifti, göreve göre yapılmış bir ayırımı yansıtır. Beygirin attan farkı, yük çekmekte kullanılmasıdır. “Kısrak” ve “aygır” kelime çifti, bir cins ayırımını yansıtır. İki kelime arasında cins ayırımı vardır. Eleştiri kavramları da benzer karşıt çiftler halinde kavranabilir. Meselâ “metin ilişkileri” (transtextualité) terimini ele alalım. Metinler arasında beş tür ilişki vardır: 1) İç metinlilik (intertextualité: “İntertextualité” teriminin, edebiyatımızda yaygın olarak “metinler arası” terimiyle karşılandığını da unutmamak gerekir.) 2) Dış metinlilik (métatextualité) 3) Ek metinlilik (paratextualité),4) Tip metinlilik(architextualité) 5) Art metinlilik (hypertextualité).

    Şimdi bunları açıklayalım:

    a) İç metinlilik* [ intertextualité ]: Bir metnin içinde başka bir metnin bulunmasıdır. Bu ayırım, metin / iç metin yarımını yansıtmaktadır.

    b) Dış metinlilik* [ métatextualité ] : Bir metin hakkında yazılan tenkitler, açıklamalar, tahliller ve yorumların hepsi birer dış metindir. Bu ayırım, metin / dış metin ayırımını yansıtmaktadır.

    c) Ek metinlilik* [paratextualité ]: Bir metnin önünde, sonunda yer alan başlıklar, alt başlıklar, önsöz, sonsözler, notlar, “der-kenâr”lar, yayıncı açıklamaları birer ek metindir. Bu ayırım, metin ve ek metin ayırımını yansıtmaktadır.

    d) Tip metinlilik* [architextualité ]: Belli bir edebî türe ait olan tematik ve biçimsel özelliklerle bir metin arasındaki ilişkidir. Eser ile ait olduğu tür, tip, sözceleme tipi arasında bulunan benzerliklerdir. Metin tipi, sözceleme tipi ve metnin türü üst metinlilik ilişkileri yaratır. Bu ayırım, metin / tür ayırımını yansıtmaktadır.

    e) Art metinlilik* [hypertextualité ] : Yeni bir metni eski bir metne bağlayan ilişkiler toplamıdır, başka bir deyişle bir B art-metnini* (hypertexte) bir A ön-metnine* (hypotexte) bağlayan ilişkiler toplamıdır. İki metin arasında bir kaynaklık ilişkisi bulunur. Mesela: tercüme eserler, parodiler, nazireler, taklit eserler birer alt metindir. Bu ayırım, ön metin / art metin ayırımını yansıtmaktadır.

    Görüldüğü gibi eleştiri terimlerinin dayandığı ayırım ilkesi kavranınca “iç / dış”, “art / ön” gibi karşıt olguların anlaşılmaları daha kolay olmaktadır. Edebiyat akımları, eleştiri kuramları da çok zaman bir karşıtlık ilişkisi içindedir. Onları kavramanın yollarından birisi, karşıt kavram ve olguları birlikte anlamak, karşıt niteliklerini belirlemektir. Mesela Klasisizm, Romantizme, Romantizm realizme bazı nitelikleriyle karşıttır.


    B) TÜRK-İSLÂM BELAGAT GELENEĞİ ve ELEŞTİRİ:
    Eleştiri türünün ilk başarılı örnekleri Eski Yunanistan’da görülür. Yunan filozofları, hayat, bilim, sanat ve din üzerinde derin düşünceler geliştirmişler, hayatın anlamı, amacı, Tanrı, evren, dünya, toplum, sanat, güzellik, iyilik nedir sorularına cevaplar aramışlardır. İnsanı, doğayı, toplumu, sanatı, aklı, dili bir düşünce merkezi haline getirmişler ve onları bir bütün halinde sistematik bir düşüncenin konusu yapmışlardır. Eski Mısır, Hint ve Anadolu medeniyetlerinin kültür mirasından dil ve mantık bilimlerini geliştirmişlerdir. Böylece doğru düşünmenin mükemmel sayılabilecek bir aracına sahip olmuşlardır. Eleştiri, hangi biçimiyle olursa olsun, düşünme olgusuna dayanır. Bilim tarihi ve düşünce tarihi, daima eleştiri tarihinin temel belirleyicileri olmuştur. Felsefe, tarih, edebiyat, psikoloji ve mantık gibi konusu düşünce ve insan olan bilimlerin geliştiği ülkelerde eleştirel düşünce de gelişmiştir.

    Ortaçağda Avrupa’da düşünce hayatı ve bilim gerileyince buna bağlı olarak eleştiri de gerilemiş, sadece basit biyografiler yazılmış ve dinî metin yorumlamaları yapılmıştır.

    İslâmiyet’in doğuşundan sonra Arap, Acem ve Türk bilginleri İskenderiye kültür çevresinin etkisiyle eski Yunan ve Roma medeniyetlerinin kaynaklarına ulaştılar, M.S. VII. Yüzyıldan sonra bilimde, sanatta ve teknikte büyük başarılar elde ettiler. İslam dünyasında da eleştirel düşüncenin gelişmesi bilimin gelişmesinden sonra olmuştur. İslâm dünyasında bilimin çok hızlı ve yöntemli bir şekilde gelişmesinin asıl nedeni, Tanrı’nın buyruklarını bildiren “Kur’ân-ı Kerîm”i doğru anlama ve doğru anlatma arzusudur: Ancak kısa bir zamanda bu amaca ulaşmanın önünde büyük engeller bulunduğunu anladılar. Arapça’nın bir çok lehçelerinin bulunması Kur’ân’ın yorumlanmasında güçlükler çıkarıyordu. Yıllar geçtikçe Arap dilinde ses ve anlam değişiklikleri başlamıştı. Ayrıca Kur’ân’da mecazlı, istiareli ifadeler, sanatlı bir anlatım bulunuyordu. Peygamberin gerçek hadislerinin tespiti meselesi bir tarih yöntem bilimini ve mantık bilimini zorunlu kılıyordu. Bütün bu güçlüklerin aşılabilmesi için İslâm bilginleri bilime büyük bir önem verdi. Kur’ân’ın doğru okunması ve doğru anlaşılması amacıyla bilimsel filolojik çalışmalar yapıldı. Emeviler ve Abbasiler devrinde farklı kütür ve dillere sahip milletlerin Müslüman olması bu çalışmaları hızlandırdı. Türkler, İslâmiyet’in kabulünden sonra İslam medeniyeti dairesine girdiler, Arap yazısı kullanmağa başladılar. Orta-Asya’nın büyük şehirlerinde Buhara’da, Semerkand’da, Herat’ta, Kaşgar’da medreseler açıldı. Bu merkezlerde Arapça ve İslâm ilimleri okutuldu. Bütün İslâm ülkeleri arasında ortak bir kütür hayatı başladı. Arap, Acem ve Türk bilginleri, Eski Yunan felsefecilerinin eserlerini tercüme ederek yüksek bir bilim düzeyine ulaştılar. Dilbilgisi, sözdizimi, mantık, matematik, geometri, astronomi, tabiat, ilâhiyat, fıkıh ve kelam bilimleri… gelişti. Eski “retorik” biliminden yararlanarak bir edebiyat kuramı ve eleştiri kuramı bilimi olan “Belagat” bilimini kurdular. Arap, Türk ve Acem bilginler, değerli belagat kitapları yazdılar.

    Belâgat” ve “Retorik” arasında temel yaklaşım bakımından büyük benzerlikler bulunmasına rağmen aralarında önemli bazı farklar da vardır. Aristo ve Platon etkileri, ikisinin de ortak yönlerini oluşturur. Ancak İslâm bilimleri, esas olarak Tanrı’nın tekliği fikrinden yola çıkılarak yeniden sistemleştirilmiş bilimlerdir. Dolayısıyla her bilim, İslâm kavrayışı içinde tekrar düzenlenmiştir. Aynen tercüme edilmiş bilimler değildir. Batı retoriği, Yunan felsefesi, mitolojisi, destanları, trajedisi ve şiirleri üzerine kurulmuştu. Buna karşılık İslam belâgatı, Kur’ân’ın, hadislerin ve Arap edebiyatının çerçevesinde, kur’ân merkez ve ölçü olarak alınarak kuruldu. Bu fark, belâgatın bazı farklı ilkeler geliştirmesi sonucunu doğurdu. Yunan filozofları, mevcut sanatlardan yola çıkarak sanatın ne olduğunu açıklamaya çalışıyorlar ve sanatın nasıl olması gerektiğini tartışıyorlardı. Amaçları daha güzel ve yararlı eserler yaratmanın yollarını bulmaktı. İslâm belagatçıları ise belâgatın en mükemmel örneği olarak Kur’ân’ı görüyorlardı. Amaçları şüphesiz Kur’ân’ın erişilemez belâgatına ulaşmak değildi. Ama metin inceleme tecrübelerini orada geliştirdiler. Anlamanın ve anlatmanın bütün problemlerini bu metin üzerinde yaşadılar ve sonra bu tecrübelerini edebiyata taşıdılar. Kur’ân’ın “hitâbî” karakteri ve hadislerin sözlü birer ürün olması, İslâm bilginlerini sözlü ifadeyi incelemeye yöneltti. Bunun sonucunda, o devirde adı konulmamış da olsa “ edimbilimin “pragmatik” esaslarını keşfettiler. Böylece İslâm belâgatı yeni kuramlar kazandı.

    Osmanlılar devrinde Türkçe’ye çevrilmiş ve Türkçe olarak yazılmış birçok belagat kitabı vardır. Bu kitaplar, Türk edebiyat kuramları ve eleştiri kuramlarının ilk ve temel kaynağıdır. Türk divan edebiyatı estetiğinin temelini, belagat kuramları teşkil eder. Türkler bu estetik anlayışı içinde XIX. yy.a kadar yüksek sanat eserleri yaratmışlardır. Önemli kuramlara dayanmasına rağmen İslâm belagat geleneği, görünüşe bakılırsa, Rönesans’tan sonra geliştirilemedi. Hatta mevcut önemli kuramlar ve kurallar göz ardı edildi, çok ağır ve süslü ifadeler kullanılmaya başlandı, edebiyat hayattan oldukça uzaklaştı. Buna karşılık Batı dünyası, İslâm bilginlerinin eserleri yoluyla Eski Yunan kaynaklarını tekrar keşfettiler, onları tercüme ederek ve basım tekniklerini geliştirerek yayınladılar, eski Yunanca ve Latince özgün eserlere ulaştılar. Millî dillerini ve edebiyatlarını bu kaynaklara dayanarak geliştirdiler. Böylece Batı dünyasında canlı bir düşünce, edebiyat ve eleştiri hayatı başladı.



    Rönesans’ta hümanizm hareketi doğdu. Aydınlar büyük bir coşku içinde bilgiye yöneldi. Coğrafî keşifler ve seyahatler bilimlerin gelişmesini sağladı. Tıp, fizik ve astronomi bilimleri gelişti. Karanlık ortaçağ mirası reddedildi. Bilimde özgür bir tavır benimsedi Barok, klasik, romantik ve realist dönemlerde eleştiri anlayışı gelişti ve XIX. yüzyılda eleştiri bilim halini aldı, XX. yüzyılda ise temel edebiyat türlerinden birisi oldu.

    Türk-İslâm bilim adamları tarafından kurulan Belâgat bilimi, önemli eleştiri kurumlarına sahiptir. Konunun ilgi çekici olan yönü ise bin yıllık bir geleneği oluşturan bu kuramların birçoğunun çağımızda Batı dünyasında geliştirilen dil ve edebiyat kuramları ile benzerliğidir. Bu olgu, edebiyat incelemelerimizde Batı kaynaklı kuramlar kadar Doğu kaynaklı kuramlara da ilgi gösterilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

    Bu olguyu gösterebilmek için aşağıda önce Batı dünyasında son dönemde ortaya çıkan “bildirişim kuramı” ve “sözceleme kuramı” üzerinde duracak ve sonra bu kuramların belâgat geleneğimizdeki karşılıklarını göstereceğiz:
    Bildirişim Kuramı” ve Belâgat:
    Dil aracılığıyla yazılı yahut sözlü bir bildirişimin gerçekleşebilmesinde R. Jakobson'a göre altı temel element rol alır. Bunlar, "verici", "alıcı", "nesne", "mesaj", "kanal" ve "kod"dur.

    Verici, konuşan yahut yazan kişidir, mesajı yani haberi veren kişidir; alıcı, mesajı alan, dinleyen yahut okuyandır. Verici, anlaşılmış olmak istiyorsa alıcının yaşına, bilgi düzeyine, dil düzeyine vb. uygun bir anlatım bulmak zorundadır. Bir gazeteci, ilmî bir eser yazarı seslendiği kitlenin özelliklerini göz önünde bulundurmak zorundadır. Buna karşılık ilmî yahut edebî bir eseri anlayabilmek için alıcının da oldukça büyük bir gayret göstermesi gerekmektedir. Nesne, sözü edilen varlıktır.
      1   2   3






        Ana sayfa


    Yeni TÜrk edebiyatinda temalar

    Indir 127.68 Kb.