bilgiz.org

Yazı İnceleme: Hİcran bali

  • “Tutulmayacak sözler verilmemelidir.”
  • Genellikle hep bir bahane bulurlar. Bahanelerden biri de ‘ona artık bakamıyorum’ oluyor. Eğer bakamayacaksanız almayın, onların ne suçu var demek geliyor içimden ama kırılırlar diye kendimi tutuyorum.
  • Onlar do ğ ayı kirleten, a ğ açları kesen, birbirlerine zarar verebilen bizim gibi ya ş amayan canlılardır
  • Öyle ucuz değil Gül koklamak… Gül tutan ele diken batmalı… Bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı…”(Necip Fazıl)
  • Liseli Sinem Ve Garip Arkadaşının Gizemi



  • Sayfa1/3
    Tarih27.12.2017
    Büyüklüğü277.5 Kb.
    TipiYazı

    Indir 277.5 Kb.
      1   2   3

    Yazı İnceleme:

    HİCRAN BALİ

    Kapak Tasarım:

    BURÇİN YILDIZ HÜR



    1. Baskı : İstanbul, 2016

    Eserler, Pendik 700. Yıl Ortaokulu öğrencilerine ait olup okul idaresinin izni olmadan çoğaltılması yasaktır.

    İÇİNDEKİLER



    1. BÖLÜM (MELDA İREM YÜCE 5/F)

    Önsöz……………………………………………………………………….……………………...8

    Görüşürüz İstanbul ( Hikâye)……………………………………………………………9

    Konuşan Hayvanlar ( Fabl)………………………………………………………..……13

    Küçük Paragraflar ve Sözler …………………………………………………………..14

    Benim Hayalim (Şiir)…………………………………………...…………………………16

    Kedi (Şiir)……………………………………………………..…………………...……….....17

    Güvercin ile Karınca(Şiir)………………………………………….…………………..18

    23 Nisan (Şiir) …………………………………………………………..…………………..19



    1. BÖLÜM (NESLİHAN ÖZDEMİR 5/F)

    Çocuk Gözünden İstanbul ( Hikâye )……………………………………………21

    Ben ve Kardeşim ( Hikaye) …………………………………………………………..24

    Caner Amca’nın Bahçesi ( Hikaye) ……………………………………………….27

    Hazal ve Arkadaşları ( Hikaye) …………………………………………………….28

    Beklenen Bayram ( Şiir ) ………………………………………………………………30

    Hayalimdeki Yer ( Şiir ) …………………………………………………………………31



    1. BÖLÜM ( SEMANUR GÜNER 5/C )

    Uzaylı Mimi ( Hikaye) ………………………………………………………………….33

    Yetim ve Öksüz Çocuklar ( Hikaye) ……………………………………………..34

    Arkadaşlık ( Hikaye) ……………………………………………………………….…...35

    Çevre Kirliliği ( Hikaye)……………………………………………………………..….36

    İki Çocuk ve Şekerleri ( Hikaye) ………………………………………….……..….37

    Sihirli Küp ( Hikaye) ……………………………………………………………………...38

    Kirli Deniz ( Hikaye)……………………………………………………………………….39

    Hava Kirliliği ( Hikaye) …………………………………………………………………..40

    Sağlıklı Yetişkinler ( Hikaye) ……………………………………………………..…...41



    1. BÖLÜM ( FIRAT BAŞ 5/F )

    İnanılmaz İstanbul ( Hikaye) ………………………………………………………….44

    1. BÖLÜM (YAĞMUR ELİF ÖRENLİ 5/F)

    İki Çocuğun Dostluğu ( Hikaye) …………………………………………………….48

    Liseli Sinem ve Garip Arkadaşının Gizemi ( Hikaye) ……………….….. 48

    Tavşan ve Tilki ( Fabl ) …………………………………………………………….…...49

    Güzel Sözler ………………………………………………………………………………...50

    Başarı ( Şiir ) …….………………………………………………………………………....52


    1. BÖLÜM ( HİLAL MERT ve YEŞİM ROJİN ŞAHİN 5/C )

    Yaşlı Bilge ( Hikaye) …………………………………………………………………..…54

    Balıkçı Osman Dayım ( Hikaye) …………………………………………………..55



    1. BÖLÜM ( SENANUR AÇAR 5/F )

    Kanser Hastalığı ( Deneme) ………………………………………………....….….58

    Sigaranın Zararları ( Deneme) ………………………………………..……..….…60

    Alkol ve Uyuşturucunun Zararları ( Deneme) ……………………………..60

    Diş Çürüklüğü ( Deneme) ……………………………………………….…………60



    1. BÖLÜM (DERYA TİKTAŞ 5/F )

    23 Nisan ( Şiir) …………………………………………………………………………...62

    Öğretmenler Günü ( Şiir)…………………………………………………………...63

    Anneler Günü ( Şiir) …………………………………………………….……………64

    Küçük Bir Hayal ( Şiir) …………………………………….…………………..……..65

    29 Ekim Cumhuriyet Günü ( Şiir) ……………………………………………....66

    Çocukluk( Şiir) ……………………………………………..……………………….…..67

    Başarı ( Şiir) ………………………………………………………………………….......68

    Güzel Sözler ……………………………………………...…………………………..….68



    1. BÖLÜM (ENESCAN AÇAR 5/F )

    Altı Arkadaş ( Hikaye ) ……………………………………………………………….70

    1. BÖLÜM (TUĞÇE YILDIZ 5/C )

    Kalpten Sevgi ( Şiir ) ………………………………………………………….........73

    İyi Gülüşler ( Deneme )…………………………………………………………….74



    1. BÖLÜM (TOLGA DEMİR 5/C )

    Neşeli Piknik ( Hikaye) ……………………………………………………….……76

    23 Nisan Şiirleri ………………………………………………………………………77



    1. BÖLÜM (AYŞENUR YAKIŞIR 7/F )

    4. Sınıfta Geçirdiğim Göz Kazası ( Anı) ………………………………….………….83

    1. BÖLÜM ( EYLÜL GÖYDEMİR 7/F )

    Bu Da Benim Hayatım ( Hikaye ) …………………………………..….….………….85

    1. BÖLÜM (SILANUR ÇEVİK 7/F )

    Hüzün ve Mutluluk ( Hikaye) …………….…………………………………….……..90

    ÖNSÖZ


    Hayatta en zorlandığımız anlar bir işe başladığımız zamanlardır. Bir tohumun ekilmesi gibi uygun şartları, uygun zamanları bekleriz. Ve en önemlisi bizim hazır olmamızı. Bir yerden başlamak lazım deriz ama nereden başlamalı. En büyük engel iç sesimiz olur çoğu zaman. Sen ne anlarsın der, sana mı kalmış der, sana ne der… Onu sustursak elalem dediğimiz bilmiş çıkar karşımıza. Bu mu yani der. Bir türlü beğenemeyiz yaptıklarımızı, yazdıklarımızı… En önemlisi kim ne derse desin başlamaktır, her şeye rağmen. İlk önce kendimizin inanmasıdır aslolan.

    Yahya Kemal, çok beğendiğim bir sözünde şöyle der: ‘’Doğulu konuşur, Batılı yazar.’’ Bizi ne de güzel anlatır. Biz çok konuşuruz ancak yazmak söz konusu olduğunda önyargılarımızın esiri oluruz. Sanki sadece yazmak yazarlara, şairlere has bir davranışmış gibi gelir bize. Çok azımız günlük tutar, anılarını yazar, içinden geçenleri yazar. Onlar da bu yazdıklarını saklamak zorunda hissederler kendilerini.

    Bu kitabın bir başlangıç olmasını ve artık bizim de yazanlar olarak anılmamızı diliyorum. Öğrencilerime bu önyargı düşmanını yenerek yazdıkları ve bu değerli yazılarını, gönlünden geçenleri bizimle paylaştıkları için çok teşekkür ediyorum ve öğrencilerimle gurur duyuyorum. Hepimiz için güzel bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.

    Türkçe Öğretmeni Hicran Bali

    MELDA İREM YÜCE



    “Tutulmayacak sözler verilmemelidir.”

    ÖN SÖZ


    Küçük bir yazar olarak küçük bir ön söz yazmak istedim. Bazen gerçekten de kitap yazdığımı ve çıktığını hayal ediyordum. Hayallerim gerçekleşmişti. Bu fırsat elden kaçmazdı. Elimden geleni yazdım. Öneri, hikâye, söz ve şiirlerimi ortaya koyduğum bir kitap oluşturdum. Okulumuz böyle bir şey düzenlediği için teşekkür ediyorum. Normalde yazma süremizin daha uzun olduğunu sanıyorduk. Ama bazı okulların yazdıklarını verdiğini görünce bu süreyi kısalttık. Acele etmemiz gerekiyordu. Ben sakin olup elimden ne geliyorsa yazdım. Umarım ki sizler tarafından kitabım beğenilir.

    ( Bu kitaptaki yazdığım sözlerin, paragrafların ve hikâyelerin hepsi bana aittir. Sadece belli bir sayfada beğendiğim sözleri yazacağım. Hangi yazarlara ait olduğunu aşağıda belirteceğim.)



    Melda İrem YÜCE

    GÖRÜŞÜRÜZ İSTANBUL

    Bir yaz tatili günü ailemle yazlıktaydık. Ben ise heyecanla üniversite sonuçlarını bekliyordum. Ailemle İstanbul’dan Bursa’ya taşınmamız gerekmişti. İstanbul’u çok özlüyordum. Annemin işi için Bursa’ya gelmiştik. İşte üniversite sonuçları açıklanmıştı. İstanbul’ da Marmara Üniversitesi’ni kazanmıştım. Mutluluktan havalara uçtum. Artık beklediğim sonuca ulaşmıştım.

    Okulların başlamasına son üç gün kalmıştı. Ailemden ayrılacaktım ama gitmem gerekiyordu. Bavulumu hazırladım, eşyalarımı topladım, her şey tamamdı. Ertesi gün Bursa’daki arkadaşlarıma veda ettim. Benim için ne kadar zor olsa da mutluydum. Annemlerle birlikte hava alanına yol almıştık. Ailemle vedalaşıp uçağa bindim. Yolculuğumuz bir saat ile iki saat arası sürmüştü. İstanbul en sevdiğim şehirdi. İndiğimde İstanbul’un havası beni sarmıştı. Okula vardığımda öncelikle kalacağım yurda göz atmak istemiştim. Otuz bir numaralı olan kapıyı aradım ve bulup kapıyı açtım. Oda arkadaşlarım gelmişlerdi. Bana “Hoş geldin” dediler. Ben de “Hoş bulduk” diye karşılık verdim. Uzun boylu, yeşil gözlü olanın adı Neslihan; kıvırcık saçlı olanın adı ise Güneş’ti. Bu kadar tatlı arkadaşlarım olduğuna sevinmiştim. Odaya yerleştim. Bulunduğum odanın manzarası muhteşemdi. İşte İstanbul dedim. Biraz dışarıya çıkmak istedim. Kızlara sorunca: “Dur dur seni bırakacak değiliz. Hem yeniysen buraları da öğrenirsin.”dediler. Beraber dışarıya çıktık. Onlara “ Kızlar ben İstanbul’u çok seviyorum, çok harika manzaraları olan bir yer. Aslında hayalimdeki İstanbul bambaşka. Yemyeşil yerler, güneşin o denize yansımasının görüntüsü, odamın manzarası olsa da dahası da var. İyi kalpli insanlar, mavi, yeşil, pembe rengarenk evler, bunların etrafta olması. Hayalimdeki İstanbul bu benim” dedim.

    Bana “Gerçekten hayalin çok tatlı, bakalım hayalindeki gibi olacak mı?” dediler. Beraber yurda döndük. Ertesi gün okula gittim. Günüm güzel geçmişti, öğretmenlerimle çok iyi anlaşmıştım.

    Salı günü kapımız çaldı ve odaya bir kız girdi. Artık bu odada kalacağını söyledi. Ne kadar konuşturmaya çaba sarf etsek de kısa cevaplar veriyordu. Hafta sonu Güneş ile Neslihan ailelerinin yanına gitmişti. Hicran’la tek kalmıştık. Ona “ Dışarıya çıkalım mı?” dedim. Bana heyecanlı bir tavırla: “Ciddi misin?”dedi. O zaman Galata Kulesi’ne gidelim demiştim. Galata Kulesi’nin oralarına gelince macun yiyelim mi diye sordum. Bana olur dedi. Galata Kulesi için biletlerimizi alıp sırada bekledik. Sıra bayağı vardı. Merdivenlerden çıkmaya başladık. Yukarıya çıktığımızda manzara tek kelimeyle müthişti, aşağıya düşecek gibi oldum. Aslında Hicran bence deli dolu bir kızdı. Ama onu içine kapanık yapan bir şeyler vardı. Ona hayalimdeki İstanbul’u anlattım. “ Hayalimdeki İstanbul yemyeşil bir yer. Çiçekler, böcekler, iyi insanlar, bunların olması en çok istediğim şey dedim. Onunla bir yerde oturduk. Ona neden böyle içine kapanıksın dedim. Bana: “Benim için ailemden ayrılmak zor oldu; yoksa içine kapanık birisi değilim dedi. Bu arada sana bir şey söyleyeceğim. Nasıl bir binanın temeli sağlam değilse yıkılır, aile de öyledir. Anne baba da temeldir. Eğer ailemizin temeli yani annemiz ve babamız sağlam değilse ailemiz yıkılır. Bence ailenin önemi böyle ortaya konulabilir.”dedi. Yurda döndüğümüzde kendisini üzmemesini Allah’ a şükür annesinin ve babasının iyi olduğunu söyledim. Bana: “ Haklısın üzülmek yok, hayata daima pozitif” dedi.

    Zaman geçiyordu on beş tatil gelmişti. Hicran bana. “Evine de gitmiyorsun bize gelsene hem İstanbul’u da merak ediyorsun dedi.’’ Bilmem dedim. Hicran: “Aslında bizim evimiz o kadar uzak gelmiyor bana ama İstanbul’ un diğer yakasında olduğu için sık gitmiyorum. On beş günümüz var, hadi lütfen gel diye yalvardı. Ben de Peki o zaman istikamet İstanbul dedim. Evlerine gelmiştik. Annesinin adı Ayşe, babasının adı Ömer’di. Hicran beni kalacağım odaya götürmüştü. Hadi kahve içelim, dedi. Hicran, Güneş ile aynı bölümdesiniz, doktorluğu okuyorsunuz. Ben iç mimarlığı seçtim dedim. Okulla ve öğretmenlerle ilgili konuştuk. Sabah kalktığımda Ayşe teyze her şeyi hazırlamıştı. Kahvaltıda Hicran: “Sinemaya gidelim mi? Çok sevdiğim bir filmin ikisi çıktı, ona gideriz” dedi. Ben de tamam dedim. Sinemanın adı İstanbul Sineması’ydı. Filmi izlemekten hiç sıkılmamıştım, açıkçası zevk almaya başlamıştım. Film bittikten sonra eve gittiğimizde kendimi direk yatağa attım. İstanbul’ da vaktim hiç sıkıcı geçmiyordu.

    Telefonum çalmaya başladı, annem arıyordu. Açtığımda bana İstanbul’a geleceğini, beni ziyaret edeceğini söyledi. Ertesi gün annemle sahilde buluştuk, hasret giderdik. Sahilde ayrılacağımız yere kadar beraber yürüdük. Anneme veda ettikten sonra yurda döndüm. Hicran benim en iyi ve en güvenilir arkadaşım olmuştu. Sözler yazdığım defterime şunu da eklemiştim: “Arkadaşlık sadece iyi günde kötü günde yanında olmak değildir. Onu gerçekten sevip değer verenlerin kurduğu bir bağdır.” Hicran ile aramızda da böyle bir bağ vardı.

    Dersler başlamış, zaman başını almış gidiyordu. Yurttan çok sıkılmış ve bunalmıştım. Kızlara bu durumu anlatınca ortak bir daire tutsak mı demişlerdi. Ailelerimize anlatınca biraz zor olsa da birbirimize dikkat etmek şartıyla kabul etmişlerdi. Kalacağımız dairenin sokağının huzur veren bir etkisi vardı. Tam hayal ettiğim İstanbul sokağıydı. Hava almak için sokağa çıktığımda bir de gördüm ki eski ilkokul arkadaşım Emre! Oturup bir yerde sohbet etmeye başladık. Ona, Emre seni gördüğümde aklıma gelen ilk şey İlkokulda kaybettiğim başucu kitabım oldu dedim. Emre de: “Vay be hala unutmamışsın!”demişti. Emre beni eve bıraktıktan sonra duşumu alıp günlüğüme. “Sevgili günlük, Emre’nin o kitabı aldığını çok iyi biliyorum. Kendisi çok ısrar etmişti. İnat edip dokunmasına bile izin vermiyordum. O da hırs yapmış kitabı almış.” diye yazmıştım. Uyurken bir anda kapı çalmıştı, ortalıkta kimsecikler yoktu. Bir de ne göreyim. Yerde paketlenmiş küçük bir kutu vardı. Kutuyu açtığımda içinden eski başucu kitabım çıkmıştı. Hemen Emre’ye mesaj attım. Emre benim kardeşim gibiydi, çocukluğum onunla geçmişti. Sabah Emre’yle karşılaştık. Beraber okula doğru yürüdük. Ona “Sen nerede okuyorsun?”diye sordum. Bana: “Ben İstanbul’ a kitap projem için geldim. Kitap yazıyorum yani dört ay daha buradayım.”dedi. Ona okula geç kaldım ben gidiyorum artık demiştim.Bilmiyorum, kitap yazması beni etkilemişti sanırım.

    Okuldan sonra Hicran’la okulda düzenlenen Kız Kulesi gezisine katılmayı düşünüyorduk. Bunu Güneş ile Neslihan’ a da anlattık. İkisi de kabul edince gitmeye karar verdik. Bana yurttan ayrılmak iyi gelmişti sadece güzel manzaralı odamı kaybetmiştim. Emre işi gereği İstanbul’ dan ayrılmıştı. Kendime Türk kahvesi yapmak için mutfağa girdiğimde aklıma nasıl yapmayı öğrendiğim gelmişti. Büyük kuzenimi istemeye geldikleri zaman kuzenim kahveleri taşırmış, çok bekletmiş. Bu yüzden tadı çok kötü olmuştu. Halam süper babaanne gibi yardımımıza koşup bize nasıl yapıldığını öğretmişti. Bu şekilde bir anısı vardı bende. Halam aklıma geldi de onu çok özledim. Her zaman beni gördüğünde yanağımı sıkar “Sen hamur gibisin” derdi. Ben elimden geldiğince insanların beni mutlu etmesini değil kendimi mutlu etmenin yollarını bulmaya çalışırım.

    Kız Kulesi’ni gezeceğimiz gün gelip çatmıştı. Yola çıktığımızda her zaman olduğu gibi koltukta uyuyakaldım. Geldiğimizde Hicran beni dürttü. Bir anda irkildim. Kız Kulesi’nin bulunduğu yere gelmiştik. Kız Kulesi’nin içine girdiğimde çok beğenmiştim. Girişinde güzel taşlarla kaplı bir duvar vardı. Üst katta bir oda vardı. İstanbul’da bulunan bu güzel yapılar çok hoşuma gitmişti. Eve döndüğümüzde temizlik ve yemek yapma sırası bendeydi. Dipten köşeye temizlik yaptıktan sonra fırında makarna yaptım. Yorgun argın dışarıya biraz hava almaya çıktım. İstanbul harikaydı. İstanbul’da yaşadıklarım hayalimdeki gibiydi. Çok eğleniyordum. Sınavlardan dolayı çok yorulmuştum. Rahatlamak için başucu kitabımın bölümlerini okuyordum. Okulların kapanmasına az bir süre kalmıştı. Yatağa uzanıp düşünmeye başladım. Bu şehirden çok şeyler öğrenmiştim ve bu şehir bana güzel alışkanlıklar da kazandırmıştı. Böyle tarih mirası şehri gezip tanıyıp ülkemizin diğer şehirlerini ve tarihini de öğrenmek için heyecanlanıyordum. Kız Kulesi’nin efsanelerini okuyordum. O efsanelerden bir tanesi şöyleydi: Kehanete göre krala kızının on sekizine bastığında bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin orta yerine bu kuleyi inşa ederek çaresizce kızını buraya kapatır. Hatta ve hatta yılan tehlikesine karşı birçok önlem alınır. Bir gün Kral’ın kızı hastalanır, ateşlenir ve yataklara düşer. Bunun üzerine tüm hekimler seferber olur ancak bir çare bulunamaz. En sonunda bir hekim Kral’ın kızını iyileştirir ve Kral o günü bayram ilan eder, kutlamalar törenler, ardı arkası kesilmez. Kuleye gönderilen üzüm sepeti hesaba katılmamıştır. Bu sepetin içinde küçük bir yılan vardır. Kral’ın kızını sokar ve söylenenler çıkar ve Kral’ın kızı ölür. Böyle bir efsane okumuştum. Galata Kulesi’ne baktığımda ise beş yüz yirmi sekiz yılında fener kulesi olarak inşa edildiğini öğrenmiştim. İstanbul bana çok güzel bilgiler öğretmişti. Burada unutmayacağım anılar yaşamıştım. Okulların kapanmasına bir gün kala kızlarla plan yapıp İstanbul Boğazı turuna gitmeye karar verdik. Gittiğimizde martılara simit atıyorduk. Boğaz turu hepimize iyi gelmişti, temiz havaya ihtiyacımız vardı. Turda bazı sokak çalgıcıları gelmiş, türküler söylüyorlardı. Okulların kapanacağı gün annem ve babam beni almaya gelmişti. Hazırlanıp dışarıya çıktım. Arkadaşlarıma sımsıkı sarılıp mutlaka yazın onları ziyarete geleceğimi söylemiştim. Arabaya binip arkadan hepsine el sallamıştım. Çok eğlenceli vakitler geçirmiştim, eve dönme vaktim de gelmişti. Şimdi eve dönüyorum. Görüşürüz İstanbul…

    KONUŞAN HAYVANLAR

    Biraz hava almak için ormana gitmiştim. İlerlerken birkaç ses duyunca ağacın arkasından ses gelen yöne doğru baktım. Bir de ne göreyim? Aslan Kral hayvanları toplamış. Hayvanlarla konuşuyordu. Köpekler:


    • Tavuklara zarar veriyoruz diye bizi vuruyorlar. Çocuklarımız annesiz ortada kalıyor. Kısacası bizi acımasızca öldürüyorlar.

    Tavuklar:

    • Oysa bize bazı köpek kardeşler zarar vermiyor. İnsanlar bize hiç saygı göstermiyorlar ellerine alıp çat diye kesiyorlar. Öncelikle bir bismillah deyin.

    Kurtlar:

    • Biz ne kadar saldırgan oluyorsak da olalım, kendi özel doğal çevremizde yaşamaya hakkımız var.

    Kediler:

    • İnsanlar bizi kovalayıp, korkutuyor. Biz bundan çok rahatsız oluyoruz. Oysa bizim rahat bir şekilde yaşamaya hakkımız var. Biraz tembellik yapmak istiyoruz. İnsanlar bizi kovaladıkları için koşup koşup yoruluyoruz. Bi’ deri bi’ kemik kaldık yahu…

    Kuşlar:

    • İnsanlar bizi acı bir şekilde avlıyorlar. Ya da keyiflerine göre öldürüyorlar. Kuşlar yani hayvanlar zorunlu olmadıkça öldürülmemeli, acımasız ve korkutucu bir şekilde de öldürülmemelidir. Oh insanların keyiflerine diyecek yok. Ancak üşengeçlik yapıp tüfeği eline alır almaz oturduğunuz yerden bizi vurun. Ayıptır, yazıktır, günahtır yani.

    Yılanlar:

    • Yapımız gereği tıss diyoruz bize taş atıyorlar. Zorunluluk olmaksızın hayvanların öldürülmesi yaşama karşı bir suçtur.

    Filler:

    • Bizi hep sirkler için dövüyorlar. Zarar veriyorlar. Bunlar bizim canımızı çok acıtıyor. Bizim de bir canımız var. Gösteri yapan hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz. Hayvanların seyredilmesi ve dostlarımızdan yararlanılan gösteriler bizlerin onuruna aykırıdır.

    Timsahlar:

    • Ne kadar geyik gibi kardeşlerimizin canını yakarak avlansak da bu bizim doğamızın gereği olan bir şey. Yoksa bizler de keyfimizden avlanmıyoruz. Şöyle bir şeye de hakkımız var: yaşam önünde eşit doğmaya ve yani var olma hakkına sahibiz. Teessüf ediyoruz insanlara!

    Tüm hayvanlar bu gibi nedenlerden şikâyetçiydi. Bu olaydan sonra hayatım boyunca hayvan haklarını korumuş ve savunmuşumdur.

    KÜÇÜK PARAGRAFLAR

    Bazen insanlara yaşadığı acıyı kağıda yazmak daha zor, ama bir insana anlatmak daha kolay gelir. Aslında şüphesiz sana cevap veremeyen kağıda derdini anlatmak daha kolaydır. Bir insana üstü kapalı anlatmaktansa, kağıda açık açık yazmak daha kolaydır.

    Zamanımı boşuna harcadığım zaman yakınırım, oflayıp poflarım ama bir neticeye varamam. Yine aynı şeyi yaparım. Benim için zaman altın değerindedir. Ama o altını kullanmayı bilememek benim için büyük bir kayıp.

    Ön yargılı olmak bizleri insanlıktan uzaklaştırır. Bilmeden etmeden hareketlerden insanları yargılarız. Bilmeden yaptığımız yargılarla belki bulduğumuz dünyadaki en iyi dostu kaybederiz. Bu da büyük bir kayıptır, hem de çok büyük bir kayıptır.

    SÖZLER

    “Tutulmayacak sözler verilmemelidir.”



    “Mavi renk capcanlıdır, insana acayip bir duygu verir. Siyah ise asildir, kendini taşıyacak birini arar.”

    “Kişinin değeri onu kaybedince anlaşılır.”

    “Doğruyu söylene kadar neden bu kadar zordur? Oysa yalan söylemek ne kadar kolay gelir.”

    “Hayatı anlayana hayat güzeldir.”

    “İnsanlar elindekinin kıymetini kaybedince anlıyor ve diyor ki keşke o ana dönebilsem ona olan hatamı düzeltirim, diye söyleniyorlar. Oysa olan olmuştur. Keşkelerle yetinilmez, yarınla yetinilir.”

    “İnsanların sizi mutlu etmesini beklemeyin. Kendinizi mutlu etmenin yollarını bulun.”

    “Arkadaşlık sadece iyi günde, kötü günde yanında olmak değildir onu gerçekten sevip değer verenlerin kurduğu bir bağdır.”

    “Önce insanları terbiye edeceğinize kendinizi terbiye edin.”

    “Birinci deneyişiniz olmadıysa pes etmeyin sürdürün inşallah olacaktır. Olmuyorsa da daima bir nedeni vardır.”

    “Biz insanlar bazen o kadar planlı konuşuyoruz ki yarın yaşayıp yaşayacağımızı düşünmeden konuşuruz, oysa bugün var yarın yokuz.”

    “Bizim ne düşündüğümüzü kimse bilemez, biliyorum diyen kendi bildiğini bilir.”

    “Küçükler büyümek isterler sadece bedenleri değil sorumlulukları da büyür, büyükler küçülme ister onlar ise sorumluluklarını küçültmek ister.”

    “Doğrular hiçbir zaman yalan olmadı. Yalanlar da hiçbir zaman doğru olmadı.”

    BENİM HAYALİM

    Yürüyorum sokaklarında

    Bu yemyeşil yerlerin

    Kokusunu alıyorum

    Bu tertemiz yerlerin

    Sarmış etrafı gül kokusu

    Kokusunu alamamak ne mümkün

    Masmavi evler sarmış sokağı

    Bakamamak ne mümkün

    Etraftaki çocuklar

    İnsana bir neşe

    İyi insanlar

    Dolaşıyor yanımda

    Hadi gül sen de

    KEDİ

    Miyav miyav sesleri

    Huzur verir gözleri

    Sıkmayın canını

    Size açar o keskin gözlerini

    Yumuşacık tüyleri

    Yerleri kaplayan

    O çamurlu patileri

    Kedim kedim kedim seni çok severim

    Sakın bırakma beni

    Seni yaramaz kedi

    Sevmediğine tırmık

    Sevenine mıncık

    Kedim kedim kedim

    Benim güzel kedim

    GÜVERCİN İLE KARINCA

    Düştüm suya cumburlop diye

    Aman aman yardım edin

    Yukarıdan geçen güvercin

    Çıkardı beni karaya

    Avcı hedef aldı kuşu

    Aman aman

    Vurdu vuracak

    Isırdım avcının topuğunu

    Güvercin uçtu uçacak.

    23 NİSAN

    Son 23 gün

    Bayrama

    Haydi coşmaya



    Bırakmayın ipi

    Düşeriz sonra

    Etrafta coşanlar

    Durmadan koşanlar

    Eğlence başlıyor

    Haydi bayrama

    Yerliyi yabancıyı bekleriz

    Bayrama


    Geldi zaman

    Hadi hadi

    Çocuklar

    Yirmi üç Nisan’da coşmaya

    “Beş yaşımdayken annem bana hayatın anahtarının mutluluk olduğunu söyledi. Okula gittiğimde büyüyünce ne olmak istediğimi sordular:

    “Mutlu olmak istediğimi yazdım.”



    Bana ödevi anlamadığımı söylediler, ben de onlara hayatı anlamadıklarını söyledim.” - John LENNON

    NESLİHAN ÖZDEMİR



    Genellikle hep bir bahane bulurlar. Bahanelerden biri de ‘ona artık bakamıyorum’ oluyor. Eğer bakamayacaksanız almayın, onların ne suçu var demek geliyor içimden ama kırılırlar diye kendimi tutuyorum.
    ÇOCUK GÖZÜNDEN İSTANBUL
    Merhaba!

    Ben Rüya, ailenin en küçük çocuğuyum. Bir abim var: adı Uğur, abim satranç oynamayı sever fakat müzik dinlemeyi sevmez. Babamın adı Osman , önceden babamın oyuncak dükkanı vardı.Ama şimdi yeni kafe açacak ve hep onunla ilgileniyor. Annemin adı Canan. Annem ise komşularıyla vakit geçirmeyi sever. Onları evimize çağırır ve muhteşem bir şekilde yaptığı çay ve kurabiyeleri sunar. Ben ise kitap okumayı çok severim ve de ailemle vakit geçirmeyi. Biz ailecek Ankara'da yaşıyoruz. Bir gün babam yeni açtığı kafesinden geldi. Ve bir çekilişin olduğunu söyledi. Çekilişte adı çıkan iki aileye İstanbul'u gezdireceklermiş. Babam bize: " Biz de katılalım mı? " dedi. Babam aile bireylerinin onayını alınca, çekilişe katıldık. Babam sonuçların bir hafta sonra açıklanacağını söyledi. Ben çok üzüldüm, hemen açıklanmasını ve eğer biz çıkarsak İstanbul'a gitmeyi planlıyordum. O bir hafta bir türlü geçmek bilmedi. Okula gidip geldim, arada sırada babamın kafesine gittim ve bir hafta geçti.

    Sonuçların açıklanacağı gün geldi ve İstanbul'u gezecek o şanslı aile biz ve Yıldırım ailesiydik. Bunu duyunca havalara uçtuk. Oysa annem bizim çıkmayacağımızı düşünüyordu. Zaten sömestr tatili yaklaşmıştı ve gidebilecektik. Gitme günü geldi, ben eşyalarımı bir gün önceden hazırlamıştım. Babam on beş günlüğüne iş yerine yardımcım bakacak, dedi. Otobüse bindik ve yolculuğumuz başladı. Annem dışarıyı seyrediyordu, babam annemin yaptığı tatlılardan yiyordu , abim telefonuyla uğraşıyordu. Ben kitap okuyordum , okuduğum kitabı bana en iyi arkadaşım Melek hediye etmişti. Verirken: "Bu kitabı yolculuk yaparken okuyabilirsin" dedi. Ben de Melek arkadaşımın dediği gibi yaptım. Kitap çok güzeldi , her zaman onun zevkini severim. Anneme daha ne kadar kaldı diye sordum , annem az kaldığını söyledi. Kısa bir süre sonra yolculuğumuz bitti , otobüsten indik. Otogarda bir aile gördük. Babam: "Bu aile İstanbul'u gezecek Yıldırım ailesi olmalı , hadi onların yanına gidelim" dedi. Ailecek yanlarına gittik. Aileleri anne , baba , benim yaşlarımda bir kız ve ondan büyük bir erkek çocuktan oluşuyordu. Kızın yanına gittim ve benim adım Rüya, peki senin adın ne ? diye sordum. Kız: "Benim adım Eylül" dedi. Daha sonra bir abi geldi: "Siz çekilişte çıkan ailelersiniz değil mi ?" dedi. Babam: "Evet" dedi. Abi "Size İstanbul'u ben gezdireceğim" dedi. Bir arabaya bindik, kısa bir yolculuk yapıp bir otelin önünde indik. Burada kalacakmışız, yarın ise gezmemize başlayacakmışız. Otele girdik, eşyalarımı yerleştirdim , üstümü giydim ve yattım. Sabah olduğunda annem: "Hadi Rüya uyan!" dedi. Hemen yataktan kalktım , üstüme en güzel elbisemi giydim. Daha sonra aşağıya indik.

    Yıldırım ailesi aşağıdaydı.Mert Abi arabasıyla gelmişti, arabaya bindik. İlk durağımız Sultan Ahmet Camisi’ymiş. Sultan Ahmet Camisi’ne geldik. Çok güzel bir yerdi. Aslında resmini görmüştüm ve öğretmeniz Gamze Hanım biraz da olsa anlatmıştı. Sultan Ahmet Camisi'nin çevresi çok güzeldi ve birçok turist vardı. İçeride bazı kişiler namaz kılıyor , bazı kişiler ise Sultan Ahmet'in güzelliğini fotoğraf çekiyordu. Abi bana adının Mert olduğunu söyledi. Mert abi bize Sultan Ahmet'i tanıtmaya başladı,dışarıya çıktık. Abim: "Neden Sultan Ahmet Camisi'nin altı minaresi ve on dört de şerefesi vardır?" diye sordu. Mert Abi: "Altı minare,Sultan Ahmet'in İstanbul'da hüküm süren altıncı padişah olduğunu gösterir. Şerefeler ise Osmanlı İmparatorluğu’nun on dördüncü padişahı olduğunu gösterir" dedi .Onun biraz uzağında olan Ayasofya Müzesi’ne geçtik. Mert Abi: " Ayasofya Müzesi çok eskiden kiliseymiş , sonra cami olarak kullanılmış , şimdi ise ikisi de değil ; müze" dedi. İçini biraz gezdik ve Ayasofya Müzesi’nden çıktıktan sonra Topkapı Sarayı’na geçtik . Mert Abi: "Topkapı Saray'ı günümüze gelebilmiş sarayların en eskisidir. İstanbul’da Sarayburnu surlarında yaklaşık 400 yıl Osmanlı Devleti'nin idare merkezi olan saraydır. Sultan Ahmet ile Haliç ve boğaz sahilini kaplıyordu. Asıl alanı 700.000 m2 kadardı . İnşaatına Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) zamanında 1465 yılında başlandı. Osmanlı teşrifatında ilk adı "Saray-ı Cedid-i Amire " olup , " Yeni Saray" demektir."dedi. Topkapı Sarayı çok güzeldi .Oradan çıktık ve Kapalıçarşı'ya gittik. Abim "Mert Abi, Kapalıçarşı'yla ilgili küçük bir bildiğim bir şey var söyleyebilir miyim."dedi. Mert Abi "tabi ki de,söyleyebilirsin." dedi. Abim " Kapalıçarşı dünyanın en büyük çarşısıdır ve dünyanın en eski çarşılarındandır."dedi. Mert Abi " verdiğin bilgi için teşekkürler Uğur,şimdi istersen ben anlatmaya başlayayım" dedi. Mert Abi" Kapalıçarşı'da yaklaşık 4.000 dükkan bulunmaktadır ve bu dükkanlarda çalışan sayısı yaklaşık 25.000'dir. Gün içerisindeki en yoğun zamanlarında içinde yarım milyona yakın insan barındırdığı söylenir. Yılda 91 milyon turisti ağırlayan çarşı, dünyanın en fazla ziyaret edilen turistik mekanıdır." dedi. Eylül babasına: " Baba Kapalıçarşı'dan alışveriş yapabilir miyiz? " diye sordu. Babası Hasan Bey:’’ Olur, kızım" dedi. Hasan Bey: " Biraz alışveriş yapalım, ne dersiniz?"dedi. Biz " olur " dedik. Annem salonun en güzel köşesine koymak için bir süs eşyası aldı. Abim ise hatıra amaçlı odasına asmak için üstünde doğa resmi olan güzel bir tablo aldı. Babam gümüşten bir tesbih aldı, ben de Oltu taşıyla işlenmiş kolye ve bileklik aldım. Kapalı çarşıda alışverişimiz bittikte sonra yorgunluğumuzdan dolayı karnımız acıkmıştı Mert Abi de isterseniz şimdi Eminönü'ne gidip orada bir şeyler atıştırabiliriz dedi. Bunun üzerine hep beraber Eminönü'ne gittik orada güzel bir manzara eşliğinde sahile karşı balık ekmek yedik. Eylül sahilde gezen tekneleri işaret ederek ben de o teknenin içerisinde olmak isterdim dedi. Mert Abi , Eylül'ün bu hayalini gerçekleştirmek istedi ve bir tekneyi kiraladı. Ailenin buna izin vermesiyle Mert Abi , beni, abimi ve arkadaşlarımı tekneye doğru götürdü. Ben ve Eylül simitçiden simit aldık . Abim " Balık ekmeği yeni yediniz , simiti ne yapacaksınız " dedi. Ben ve Eylül simiti martılara atacağımızı söyledik ve tekneye bindik. Tekneyle dolaşmaya başladık . Denizin serin sularında biraz ilerledikten sonra teknenin üzerinde martılar uçuşmaya başladı . Ben ve Eylül heyecanla beklediğimiz bu anı martılara simit atarak gerçekleştirdik. Abim ise çevrenin güzelliğini telefonu ile ölümsüzleştiriyordu. Mert Abi ve Eylül'ün abisi Boğaz Köprüsü’nü seyrediyorlardı. Eylül ve ben martılara simit atmayı bitirdikten sonra biz de Boğaz Köprüsü’nü seyretmeye başladık. Mert abi artık geri dönmemiz gerektiğini söyledi. Dönüşte tarihi bir yer dikkatimi çekti ve Mert Abiye oranın neresi olduğunu sordum. Mert Abi ise oranın Dolmabahçe Saray'ı olduğunu ve oranın padişah I.Abdülmecid tarafında yaptıldığını ve Atatürk'ün bu Sarayda hayata gözlerini yumduğunu söyledi. Mert Abi’ye orayı çok görmek istediğimi ve gitmek isteğimi söyledim. Mert abi ise zamanımızın olmadığını belirtti ve bir başka zaman uğrarız dedi. Tekne turumuzun başladığı noktaya geldik ve Ailemizin yanına doğru gittik.

    Mert Abi İstanbul’daki gezintimizin sona erdiğini ve artık Otele gitmemiz gerektiğini söyledi. Ben ve arkadaşım turun bitmesinden dolayı çok üzüldük, kaldığımız Otele doğru gitmeye başladık. Nihayet otele vardık. Çok yorulmuştum ve hemen eşyalarımla birlikte odama çıktım üstümü değiştikten sonra yatağıma geçtim. Aklıma bugün gezdiğim yerler geliyordu ve o anları tekrardan hayal ediyordum ve bu hayal eşliğinde uyudum. Sabah erken saatlerde uyandım ve eşyalarımı hazırladım . Hazırlıklarımız bittikten sonra hep beraber aşağıya kahvaltı yapmaya gittik . Kahvaltımız bittikten sonra eşyalarımızı Mert Abi'nin arabasına koyduk ve otogara gittik. Antalya otobüsü gelmişti. Eylül ve ailesiyle vedalaştık. Kapalıçarşı’da almış olduğum bilekliği Eylül'e hatıra amaçlı hediye ettim ve ona sarıldım. Daha sonra otobüslerine binerek yola çıktılar. Kısa bir süre sonra da bizim otobüsümüz geldi. Mert Abi’ye bizi İstanbul'u gezdirdiği ve verdiği bilgiler için teşekkür ettik. Otobüse binip yolculuğu başladık ve yolculuk boyunca arkadaşım Melek’in bana vermiş olduğu kitabı okudum. Nihayet Ankara'ya evimize varmıştık. Ve bu tatil hayatım boyunca unutamayacağım bir tatil olarak kalacaktır.Yeniden İstanbul'a gitmek dileğiyle…

    BEN VE KARDEŞİM



    Bugün beni sabahın altısında kaldıran kardeşime saygılar… Anlamıyorum hafta içi geç kalkar ve genellikle okula geç gider ama hafta sonu erkenden kalkar ve en kötüsü de beni uyandırır. Hem de en sevmediğim bir müzikle, şu an müziğin adını verip de şarkıcıyı rezil etmek istemem. Belki size o müzik hoş veya müthiş gelebilir. Belki de benim gibi düşünebilirsiniz.

    Her neyse uyandığımda saatin 6 olduğunu görünce baya sinirlendim. Haftasonumu bile rahat geçiremiyorum. Annemle babam da müzikle uyandıklarında artık “ bu müzikte ne sabah sabah” demiyorlar çünkü onlar da alıştı. Kardeşim günlük görevini bitirdi ve odasına gitti. Ben de mutfağa gittim, annem kahvaltı hazırlıyordu. Yanağına bir öpücük kondurdum ve “günaydın” dedim. O da aynısından dedi. Kelimeyi kısalttığını sanıyor oysa uzatıyor g-ü-n-a-y-d-ı-n 8 harf ancak a-y-n-ı-s-ı-n-d-a-n 10 harf. Herkes masaya oturdu ve kahvaltımızı yaptık. Odama gidip üstümü giyindim. Annemden arkadaşlarımla kafeye gitmek için izin aldım ama bir şartlaymış. Kardeşim Yaren’i de götürecekmişim. Annemden bu isteğimi geri alabileceğimi söyledim, gülümsedi ve “kızım kardeşini yaramaz çocuklarla karıştırmıyorsun de mi?” dedi. Kardeşim gerçekten yaramaz ve sözlere hep atılan biri. Holden koşarak geldi “ Ablacım hazırım” deyince gideceğime karar verdim. “Haydi! O zaman ne bekliyoruz” dedim ve çıktık. Kafeye gittiğimizde herkes oradaydı. Sırma “Kimler gelmiş, kimler” deyince Yaren “Görmüyor musun?” demez mi? Sırma ile Burcu güldüler. Ben de zor da olsa sırıttım. Saçma sapan espriler yaparak beni rezil etmesinden korkuyordum. Çünkü bu bir kez başıma gelmişti. Nil’in evine gitmiştik. Film seçiyorduk izlemek için, kardeşim “Ablam korku filmlerinden korkar bu yüzden korku filmi izlemeyelim” dedi. Ben de şaka falan dedim ama kız çaktırmadan gülüyordu. Bayağı utanmıştım o gün. Bu yüzden kafede korku içinde kahvemi yudumluyordum. Burcu pazartesi günü okula gelemeyeceğim dedi. Yaren “Gelmeyeceksen gelme, bize ne” dedi. Burcu biraz üzüldü ama belli etmemeye çalışıyordum. İçimden keşke gelmeseydim de evde boş boş otursaydım diye ah çekiyordum. Yaren’den özür dilemesini söyledim (özür dilemeği hiç mi hiç sevmez ve asla özür dilemez ancak Burcu’ya iyi bir kız havası vermek için). Yaren omuzlarını silkti. Onu fazla zorlamadım çünkü asla özür dilemeyecekti. Burcu’dan Yaren’in yerine özür diledim(Ben de Yaren gibi özür dilememe huyu yok.) O da özrümü kabul etti. Eve gittiğimde annem televizyon izliyordu. Yaren hemen annemin yanına gidip sarıldı ve “Annecim seni çok özledim.” dedi. Ben de “Eğer özlüyorsan anneni, niye geldin o zaman gelmeseydin” dedim. Dediğime de pişman oldum, keşke demeseydim. Annem sinirlendi “Kızım sen Yaren’i yaramaz, şımarık, her zaman büyüklerin sözlerine atlayan kızlara benzetiyorsun ve kardeşini yanında götürmek istemiyorsun, itiraz yok.” Ben ağzımı açamadım tabi ki de. 1 saat sonra annemle barıştık, o benimle fazla küs duramaz ve hemencecik barışır, ben de hemen barışırım. Babam işten geldi, akşam yemeği için masaya oturduk. Yemek yerken içimden tam zamanı deyip soracağım soruyu sordum. “Baba senden bir şey isteyebilir miyim? ” “Tabi ki de”. “ Baba ben senden şey istiyorum”. Yaren işin ciddiyetini bozup “Şey ne?” dedi. Bu kıza sinir oluyorum ben şurada babama bir şey söylemeye çalışıyorum, o da şey ne diyor, olacak şey mi? Neyse “Baba ben senden tatile gitmek için izin istiyorum.” Annem o ara bana bakıp gülümsedi çünkü ona bu olayı anlatmıştım ve babamdan izin isteyeceğimi biliyordu. Babam, kızım bu ne tatili ayrıntılı anlat şu olayı, dedi. Ben de “Baba biliyorsun yaz tatili yaklaşıyor, ben ve annem tatil için bir yerlere gitmeyi planladık.” “O zaman ailecek tatil yapalım, tek siz olur mu?” “Baba ben de öyle düşündüm ancak senin işin var, Yaren de kursa gidiyor. Tek boş olan annemle ben olduğum için ikimiz gitmeye karar verdik.” “Kızım benim 1 aylık izin alma şansım var, kardeşin de bu yaz gitmese bir şey olmaz. Yaren bu yaz kursa gitmesen bir şey olmaz de mi?” Yaren “hayır hiçbir şey olmaz”. Annem de “O zaman hepimiz yazın tatile gidiyoruz” dedi. Ve konuşmaya son noktasını koydu. Odama gidip uyku pijamalarımı giydim. Elime son günlerde çok moda olan bir kitabı alıp yatağıma girdim ve okumaya başladım.

    Uyandığımda kitap yanıma düşmüş bir haldeydi. Meğer okurken uyuyakalmışım, bu bende çok olur. Pazar günü olduğundan hemen uyku pijamalarımı çıkarmadım. Kahvaltımı yaptıktan sonra çıkardım. Üstümü giyindim, saçımı taradım ve topuz yaparken bir mesaj sesi geldi. Çalışma masasının üzerinde duran telefonu alıp mesaja baktım. Mesaj Sırma’dan gelmişti:

    “Parka gelsene, Burcu da gelecek.”

    “Bilmem ki!”

    “Hadi ama!”

    “Tamam.”

    “:)”

    Dağınık yatağımı az da olsa toplayıp dışarıya çıktım. Parka yaklaşmaya başladım 3 kişinin banktaki oturmuş siluetini gördüm. Bir dakika. Niye 3 kişi var? Sırma Burcu... Üçüncü kişi kimdi? Kafa karıştırıcı sorular içinde parka doğru ilerledim. Tam olarak göremememin sebebi güneş ışığının tam olarak gözüme vurmasıydı. Biraz daha ilerleyince 3. şahısın bir kız olduğunu anladım. Parka girdiğimde nedenini bilmediğim bir şekilde heyecanlandım. Burcu:



    “Nasılsın?”

    “İyi. Siz?”

    “İyi. Biz de seni Ayça’yla tanıştıracaktık. Ayça…”

    Devamında ne dedi hiç bilmiyorum, sanki o an dünyayla bağlantım kesildi.

    “Hazal, Hazal, Hazal”

    Sırma bana bakarak adımı tekrarlıyordu, kendime geldim. Ayça bana elini uzatmış “Merhaba!” dedi. Ben isteksiz bir şekilde “Merhaba!” dedim. Büssürü şey konuştuk ama hatırlamıyorum. Eve gittim, üstümü giyindim ve kendimi yatağa bıraktım…

    CANER AMCA’NIN BAHÇESİ

    Hayvanat bahçesine benzerdi ama orası küçük, şirin bir evin bahçesiydi. Çocuklar oraya evin sahibinin adını vermişlerdi, Caner Amca’nın Bahçesi. Hayvanat bahçesine çok benzerdi ancak bir şey farklıydı hayvanlar kafeste ya da demir parmaklıkların arkasında durmuyordu. Aksine serbest bir şekilde koşuşturuyorlardı. Hangi hayvan yoktu ki? Kediler, köpekler, kuşlar, tavuklar, horozlar…

    Caner Amca bir gün kedisi Yumak’a süt verirken mahallenin çocukları Caner Amca’nın yanına geldi. Çocuklar meraklı bir tavırla “Caner Amca sen bu hayvanları nasıl nereden buluyorsun” dediler. Caner Amca gülerek “çoğunu sokaklarda görüp sahiplendim. Bazıları ise arkadaşlarımın bana verdiği hayvanlar. Genellikle hep bir bahane bulurlar. Bahanelerden biri de ‘ona artık bakamıyorum’ oluyor. Eğer bakamayacaksanız almayın, onların ne suçu var demek geliyor içimden ama kırılırlar diye kendimi tutuyorum. Çocuklar isterseniz size Yumak’ı buluş hikâyemi anlatayım.” Caner amcanın ağzı kurumasına rağmen anlatmak istiyordu. Çocuklar pür dikkat Caner Amca’yı dinliyordu. “Bir gün ekmek almak için dışarıya çıkmıştım, kaldırımda ilerlerken yolda yaralı bir kedi yani Yumak’ı gördüm. Herkes kediye bakıyordu, ne olduğunu sordum. Zavallının üzerinden araba geçmiş. Hemen aralarına girip Yumak’ı kucağıma aldım. Koşarak onu en yakınımızdaki veterinere götürdüm. Veteriner onu iyileştirdi ancak bir bacağı sakat. Yan yan yürümesinin sebebi de bu. Artık tek başına sakat bacakla hayatını sürdüremeyeceğine karar verdim ve onu ben sahiplendim.” dedi, Caner Amca. “Bugünlük bu kadar çocuklar ilerleyen günlerde gelin size diğer hayvanlarımı nasıl bulduğumu anlatırım.” diye ekledi. Çocuklar teşekkür edip oradan ayrıldılar. Caner Amca çocukları güzel bir şekilde bilinçlendirdiği için sevinmişti. Sonra şirin ve küçük evine girdi. Çocuklar evlerine gidince bugün yaptıkları şeyleri anlattılar, anne babalarından evcil hayvan almalarını istediler. Aileleri onların bu isteklerini geri çeviremediler.

    HAZAL VE ARKADAŞLARI

    Daha 9 yaşındayken başlamıştı hayatımdaki zorluk. Babamın evimizin balkonundan düşmesiyle, benim canım babam tekerlekli sandalyeye maruz kalmıştı. Annemle ben bu olayın etkisinden resmen 1 yıl çıkamadık. Belki annem hala bu olayın etkisindedir, sonuçta bu olay onun gözlerinin önünde gerçekleşti. Ama ben bu olayın etkisinden çıktım ya da çıkamadım ama kendimi kandırıyorum. Hep mutlu olmaya çalışıyorum, eğleniyorum, geziyorum ve en önemlisi arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. Kardeşimin bu olay hakkında hiçbir bilgisi yok. Annem şuan kardeşimin öğrenmesinin ona ağır geleceğini düşünüyor. Ama biraz daha büyüyünce onu karşısına alıp anlatacağını söylüyor. Kardeşim Güneş, hep babamın yanına gidip “Babacım sen neden hep bu arabayla geziyorsun” diyor. Annem ise “Büyüyünce öğreneceksin” diyor ve yatıştırıyor. Ama bu yatıştırma yöntemi bir zaman sonra etkili olacak mıydı acaba?

    Bu gün biraz geç kalktım çünkü annemle dün akşam küçük bir tartışma yaptık. Annemden para istedim, hem de boş bir şey almak için değil kitap almak için. Dünyalar kadar kitabım varmış, onları tekrar okuyacakmışım. Evet, dünyalar kadar kitabım var ancak onları tekrar okumak sıkıcı… Çünkü olayları bildiğim için heyecan katmıyor oysa bir kitabı okurken heyecanla okumalısın. Tartışmayı uzatmadım. Sonuçta sadece evde o çalışıyordu. Babam iş yapamıyordu, aslında yapabilirdi ama annem ona izin vermiyordu. Bu yüzden annemin işi zordu. Gece de bir türlü uyuyamadım. Bu nedenle sabah uyandığımda saat 11.30’tu. Hemen üstümü giyindim. Üstünde benekleri olan küçük ancak güzel olan çantamı omuzuma astım. Çıkarken annem salonda kahvesini yudumluyordu. Hiçbir şey demedi ama ben solana girip “özür dilerim” dedim. Karşılık beklemiyordum ancak belki dedim ama hayır, hiçbir şey demedi. Kapının önüne indiğimde Nil ve Selin’i gördüm. Ne diyeceklerini çok iyi biliyordum. Selin “Nerede kaldın ?”dedi. “Boşverin siz beni. Yaren nerede ?”dedim. Sonra birden birisi gözlerimi kapattı. Gözlerimi kapatan kişi “Ben kimim ?”dedi. Kim olduğunu anlamıştım Yaren’di. Çünkü her zaman sıktığı favori bir parfümü vardır, bu yüzden onun olduğunu anlamak çok kolay bir şey. İşte dostluk budur! Gözlerimi açtı. Sıkıca sarıldık. Nil kıskanmış bir yüz ifadesiyle “Özleminiz bittiyse artık gidebilir miyiz ?” dedi. Kıskanmasaydı sarılmaya devam edecektik. Bu yüzden sarılmaya son verdik. Kitapçıya doğru yol aldık. İçeri girdik Nil ve Selin gidip kitap almaya başladılar. Ben kitapları alacakmış gibi inceliyordum ama almayacaktım (daha doğrusu alamayacaktım). Yaren yanıma gelip “Elindeki kitabı çok beğendin herhâlde. Hadi kasaya parayı ödeyip gidelim” dedi. “Bir şeyin mi var?” diye ekledi. “Evet, param yok çünkü annemle…” “Üzülme benim paramı paylaşırız, şansına babam bugün maaşını aldı ve daha çok param var. Ne dersin?” “Çok iyi olur. Biliyor musun sen dünyanın en iyi arkadaşısın.” dedim. Gülümsedi. Bana almayı çok istediğim ama bir türlü alamadığım bir kitabı aldı. Sadece bir kitap değil başka kitaplar da aldı. Kitapçıda işimiz bittikten sonra kafeye gittik. “Siz gidin, ben eve gideceğim. Çok fazla ödevim var matematik öğretmeni yine çok fazla ödev verdi” dedim. Aslında ödev falan verdiği yoktu. Sadece onlar konuşurken biraz sıkıldığım için gitmek istiyordum. Kabul etmediler. Kafeden çıktığımızda saat geç olmuştu, direk evin yolunu tuttum. Eve gittim. Evin içinden ağlama sesleri geliyordu. Aklıma bir şey geliyordu ama o olmaması için dua ediyordum, elim titriyordu, kapıyı zorla açtım, annem babamın adını tekrarlıyor ve ağlıyordu, ağlıyordu, ağlıyordu… Kendimi soğuk zeminin üstüne attım artık ben de ağlıyordum, hıçkıra hıçkıra AĞLIYORDUM…

    BEKLENEN BAYRAM

    En güzel bayramlardan biridir o,

    Uyutmaz geceleri,

    Heyecanlandırır seni.

    Sabah erken uyandırır o güzel şenlikleri!

    Şenlik başlar başlamaz,

    Hemen heyecana kapılınmaz.

    Ama sıra size gelince,

    Kalpte yavaşlama olmaz.

    Anneleri izler onları,

    Alkışlarlar sonları.

    Öğretmenler gurur duyar.

    O mutlu çocukları

    Bu bayramı hepimiz biliriz.

    Coşkusuyla, şenliğiyle.

    Bu bayram 23 Nisan,

    Bu bayram mutluluk bayramı

    HAYALİMDEKİ YER

    Hayalimdir benim,

    Pembe panjurlu evim.

    Bahçesinde çiçekler, böcekler,

    Rengârenk menekşeler.

    Büyük bir orman olsun arkasında

    Şirin bir araba olsun kapısında

    Kırmızı olsun arabamın rengi

    Dünyayı gezerim belki

    Güzel evimin bahçesinde

    Kedi, köpek olsun köşesinde

    Büyük ağaçların altında,

    Yatsam gökkuşağının kollarında.

    SEMANUR GÜNER



    Onlar doğayı kirleten, ağaçları kesen, birbirlerine zarar verebilen bizim gibi yaşamayan canlılardır.

    UZAYLI MİMİ

    Uzayda yaşayan bir aile varmış. Bu aile dört kişilik küçük bir aile imiş, Baba Tami, anne Sami, abla Sumi en küçüğü olan erkek kardeş ise Mimi’ydi. Mimi dünyanın nasıl bir yer olduğunu çok merak ediyordu. Babası dünyayı gördüğü için devamlı ona anlatırdı. Bunları dinlerken Mimi anlatılanları zihninde canlandırırdı. Ablası Sumi ve annesi Sami de devamlı Mimi’ye dünyayı anlatırlar ama ona devamlı şu öğütte bulunurlardı.

    Onlar doğayı kirleten, ağaçları kesen, birbirlerine zarar verebilen bizim gibi yaşamayan canlılardır.

    Ama anne onlar zararlı değiller ki !

    Annesi ; Tami ,sen öyle sanabilirsin ama öyle değiller.

    Mimi annesi böyle konuştukça bilgi sahibi oluyormuş. Mimi’ nin iki tane arkadaşı varmış, kız arkadaşının adi Lana, erkek arkadaşının adı ise Saymın’ mış. Mimi arkadaşları ile iyi geçinirmiş, Saymın’ı pek sevmezmiş nedeni ise çok cimri, bilmişlik taslayan, her şeye karışan birisiymiş. Lana ise aksine çok nazik, cömert, yardımlaşmayı seven, sevdiklerine değer veren bir kızmış. Lana ve Saymın da en az Mimi kadar dünyayı merak ediyorlarmış. Dünyaya gitmek görmek istiyorlarmış fakat daha çok küçük oldukları için gitmek için zamanın gelmesini beklemeleri gerekiyormuş. Çünkü 100 yaşına girmeyen bir uzaylı dünyaya gidemiyormuş. Bu üç arkadaşın dünyaya gidebilmeleri için biraz daha beklemeleri gerekiyormuş. Fakat dünyayı çok görmek istedikleri için, büyükleri onları kıramamışlar ve onları dünyaya göndermeye karar vermişler.

    Mimi ve iki arkadaşı dünyaya inmişler, gezmişler dolaşmışlar, merak ettikleri her şeyin resmini çekmişler. Dünyada bir de arkadaş edinmişler. Fazla zamanları olmadığını biliyorlarmış, ve istemeseler de dünyadan ayrılmışlar. Eve döndüklerinde annelerine ve babalarına çok teşekkür edip dünyada neler gördüklerini ve ne yaptıklarını büyük bir heyecanla anlatmışlar.

    YETİM VE ÖKSÜZ ÇOCUKLAR

    Yetim ve öksüz bir çocuk varmış, yemek ve giyecek bir şey bulamıyormuş. Adı Can olan bu çocuğun barınacak bir barınağı varmış. Ailesini bir yıl önce kaybetmiş. Küçük ve soğuk barınağında kendi başına yaşıyormuş. Sadece ekmekle karnını doyuran yerine göre onu da bulamayan birisiymiş. Bir gün sokakta peçete satarken yanından geçen iki çocuk ;

    Şuna bak, kimsesi yok, peçete satıyor, diye alay etmişler.

    Can :


    Evet ben yetimim annem babam yok, dua edin Allah’a, anneniz babanız var.

    Çocuklar ise dalga geçerek ve gülerek gitmişler. Can bu durum karşısında göz yaşlarını tutamamış ve ağlamaya başlamış. Çok üzülmüş, annesinin babasının ölmesi onun şuçu değilmiş ki. Can ağlarken yanına bir abla gelmiş; ağlama her şeyi duydum, üzülme sen. Annesi babası olmayan, sokakta kalmış kişilere yardım eden bir yetimhanede çalışan ablaymış bu kişi. Can’ ın elinden tutup onu yetimhaneye götürmüş.

    Ve sonra burası artık senin evin, burada çok mutlu olacaksın, yeni arkadaşlar edinecek ve okuma yazma öğreneceksin ve kimse seni bir daha üzemeyecek demiş.

    Can ,kendisine yardım eden ablaya sıkıca sarılıp teşekkür etmiş. Ve ona söz vermiş, çok çalışıcam okuycam diye. Ve öyle de olmuş, çok çalışmış çabalamış ve okumuş büyük bir adam olmuş. Kendi işi olan ve kimseye muhtaç olmayan birisi oluvermiş ve kendisi gibi olanlara yardım etmeye başlamış.



    ARKADAŞLIK

    Çok yakın iki arkadaş varmış. Mete ve Ali her şeylerini aynı yaparlarmış, yaz tatiliymiş, Mete başka bir yere taşınacakmış. Ali’nin ise bundan haberi yomuş. Annesi, Mete’nin annesi ile konuşurken taşınacaklarını duymuş. O kadar çok üzülmüş ki ağlamaya başlamış, annesi odaya girdiğinde durumu anlatmış. Ali oyuncaklarını toplayıp dışarıya oyun oynamaya çıkmış. Mete de Ali’nin yanına gelip biz artık taşınıyoruz dediğinde Ali biliyorum demiş ve üzülerek oradan koşarak uzaklaşmış. Mete de peşinden koşup Ali’yi yakalamış. Mete :

    Ben buradan taşınsam da uzaklara gitsem de seni hiç unutmayacağım, sen benim her zaman en iyi arkadaşım, dostum olarak kalacaksın, ben seni çok seviyorum arkadaşım demiş.

    Ali :


    _Ben de seni unutmayacağım, sen de benim en iyi arkadaşımsın, her zaman sana mektup yazacağım demiş.

    Mete’nin gitme saati gelmiş eşyaları arabaya yüklenmiş, birbirlerine sıkıca sarılıp vedalaşmışlar. Mete uzaklara gitmiş ama her zaman birbirlerine mektup yazarak , haberleşiyorlar ve arkadaşlıkları dostlukları daha da büyüyormuş.



    ÇEVRE KİRLİLİĞİ

    Öğretmenimiz bize bir derste çevre kirliliğini anlatıyordu. Öğretmen :

    _Arkadaşlar bir çok çevre kirliliği vardır. Mesela hava kirliliği, su kirliliği, çevre kirliliği, toprak kirliliği… Bu kirlenmelerin hepsinin nedeni insanlardır.

    Mesela hava kirliliği fabrikaların yüzünden, su kirliliği bilinçşiz insanların suya attıkları atıklar ve pislikler yüzünden, toprak kirliliği ise doğaya atılan çöpler naylonlar pislikler yüzünden oluyor. Bir piknik alanına gittiğinizde bunu çok açık görebiliriz, herkes pikniğini yapıp çöpünü bırakıyor, çok az kişiler çöplerini topluyor.

    Öğretmen ,peki çocuklar sizin soracağınız soru var mı ?

    Osman :


    _Peki öğretmenim insanlar çevreyi kirletince canlılar ölüyor mu ?

    Tabiki de balıklar, ormanda yaşayan canlılar, hepsi de zarar görebilir.

    Ahmet :

    _ O zaman afişler hazırlayalım, slogan hazırlayalım olur mu ?



    Öğretmen :

    _ İyi fikir hadi hep birlikte yapalım.

    Herkes poster ve slogan hazırlamaya başlamıştı, herkes bir şeyler yaptı. Hatta bazıları kompozisyon ve resim yaptılar. Diğer sınıflardan da destek alarak büyük bir topluluk oluşturdular. Belediyenin de yardımı ile en yakın ormana gidip temizlik yaptılar, çöpleri topladılar, fidan diktiler.

    Böylece bütün herkes çok mutlu oldu ve çevre kirliliğini önlemek için hepsi canla başla çalıştı.



    İKİ ÇOCUK VE ŞEKERLERİ

    Cemre ve İlayda okul çıkışı bütün paralarıyla şeker almışlar ve yemişler. Eve geldiklerinde annelerinin yaptıkları sebzeli ve vitaminli yemekler önlerine gelince canları istememiş. Cemre tabağındaki yemekle oyun oynuyormuş, kaşıkla tabağın bir o tarafına bir bu tarafına yemeği dolaştırıyormuş. Annesi çantasındaki şekerleri fark etmiş.

    _Cemre bütün harçlığınla şeker alıp yemişsin, şimdi de sana faydalı olacak yemeğini yemiyor, oyun oynuyorsun.

    Cemre :


    _Evet anneciğim, özür dilerim.

    Ertesi gün İlayda okula gelmemişti. Okul çıkışı Cemre, İlaydalara gitti. Kapıyı İlayda ‘nın annesi açtı, ilayda’nın hasta olduğunu, dün okuldan geldiğinden beri karnının ağrıdığını söyledi. O anda Cemre’nin de karnı ağrımaya başladı. İlayda nın annesi Cemile Hanım, onu da içeri aldı. İkisine de güzel ve sıcak bir çorba yaptı. Cemre ve İlayda’ya içirirken de artık annenizin sözünden çıkmazsınız dedi. Cemre ve İlayda annelerinden özür dilediler ve bir daha abur cubur yemeyip faydalı yemekler yiyeceklerine söz verdiler.



    SİHİRLİ KÜP

    Yoksul bir adam küçük tarlasında çalışırken sihirli bir küp buldu. Sihirli küpün kapağını açtığında bir tane kağıt buldu. Kâğıtta her ne istiyorsan isteğin gerçek olacak yazıyordu.

    Adam çok sevinip şöyle dedi :

    _Ben şu sofrada türlü türlü çeşit çeşit yemekler istiyorum.

    O anda tavuğundan, sebzesinden, meyvesinden, türlü türlü yiyecekler sofranın üzerinde oluverdi. Bu yoksul adam bir anda zengin olmuştu, günleri böyle gelip geçti. Bir gün tarlasında çalışırken arkadaşı sihirli küpü çalmış. Eve gelen adam küpünü göremeyince çok üzülmüş ve birisinin çaldığını anlamıştı. Aramış taramış ama kimin çaldığını bulamamış. Çalan kişi ise sihirli küpü bir süre kullandıktan sonra satmaya karar vermiş; fakat küpün sihirli olduğu duyulunca herkes sihirli küpün peşine düşmüş.

    En sonunda küpün benimdi, senindi diye kavga ederlerken sihirli küpü yere düşürüp kırmışlar. Böylelikle sihirli küp kimseye faydalı olamadan kırlıp sihrini kaybetmiş.



    KİRLİ DENİZ

    Ali ve ailesi vapura binmişti. Simit ve çikolata almışlardı, çöplerini ise denize atmışlardı. Halbuki yanlarında çöp kovası vardı. Oradan geçen bir adam :

    _Denize çöp atarsanız deniz kirlenir, içindeki canlılar zarar görür ve çoğu ölür, bizler de bu balıklardan faydalanamayız. Biliyorsunuz ki balıkta bol miktarda vitamin var, eğer onlara zarar verirsek öldürür ve nesillerini tüketirsek onlardan yararlanamayız, dedi ve gitti !

    Ali :


    _Abi yaşlı amca doğru söylüyor, bir daha böyle yapmayalım ve yapanlara da engel olmaya çalışalım, dedi.

    Ali’nin annesi haklısın oğlum, dedi.

    Gemi yolculuğu bitmişti, gemiden indiler. Eve döndüklerinde akşam olmuştu. Bir televizyon programında deniz kirliliğinden bahsediyordu. Denize atılan çöpler yüzünden yüzlerce balık ölmüş ve suyun kenarına ve suyun üstünde cansız bir şekilde dalgayla birlikte oraya buraya vuruyorlardı. Ali ve abisi bu duruma çok üzüldüler. Bir şeyler yapmaya karar verdiler, kendilerince afişler hazırlayıp arkadaşlarınıda davet edip, deniz kenarına geldiler ve afişleri deniz kenarlarına astılar. Denizin kirletilmemesi temiz tutulması için ellerinden geleni yaptılar. Ve başarılı da olmuşlardı. Çocukların bu çabasını gören herkes daha dikkatli oldu ve kimse denize ve yerlere çöp atmamaya başladı.

    HAVA KİRLİLİĞİ

    Ormanda yaşayan bir yaşlı amca ve tonton nine varmış.Bunlar yıllardır ormanda yaşıyor hiç şehire inmiyorlarmış. Burada sebzeler ekip meyveler yetiştiriyorlarmış ve böylece geçinip gidiyorlarmış. Bir gün Ali ve arkadaşları okuldan çıkınca ailelerinden izin alıp ormana pikniğe gitmeye karar vermişler. Her şeylerini alıp ormana gitmişler, yemek yiyip oyun oynadıktan sonra ormanda gezmeye başlamışlar. Bir de bakmışlar ki ileride bir kulübe hemen oraya gitmişler. Bir yaşlı amca, bir de tonton bir nine varmış. Ali ve arkadaşları önce çekinmişler fakat tonton nine, Ali ve arkadaşlarını yanına çağırmış, onlara ayran ikram etmiş. Ormanda ne yaptıklarını sormuş.

    Ali, biz buraya pikniğe geldik, sizi görünce de yanınıza uğramak istedik, demiş. Peki tonton nine siz burada ne yapıyorsunuz tek başınıza, kimseniz yok mu diye sormuş.

    Yaşlı amca bizim çocuklarımız var, torunlarımız da var; ama bizler yaşlıyız, hastalıklarımız var, temiz havaya ihtiyacımız olduğu için burada yaşıyoruz, demiş . Şehirde hava kirliliğinden nefesim daralıyor, uyuyamıyorum, dinlenemiyorum ve devamlı hasta oluyorum, demiş.

    Ali , amca peki neden hava bu kadar çok kirleniyor biliyor musun diye sormuş.

    Yaşlı amca:

    _ Bak evladım şehirde binalar çoğaldı, fabrikalar çoğaldı, evler çoğaldı ve herkes kendi derdine düştüğü için çevreyi doğayı düşünen yok. Fabrikaların bacalarından çıkan dumanlar, evlerin bacalarından çıkan dumanlar ve şehirdeki arabaların ekzoz dumanları havayı çok kirletiyor. Hiç kimse nefes aldığı, soluduğu havayı düşünmüyor. Hava kirliliği olunca da insanlar çok çabuk hasta oluyor, bu kirlilikten hayvanlar sebzeler ve bitkiler de etkileniyor. Biz de burada hava kirliliğinden uzakta yaşamaya çalışıyoruz, demiş.

    Ali ve arkadaşları yaşlı amcayı ve tonton nineyi ormanda bırakıp piknik yaptıkları yerdeki çöplerini toplayıp çöpe atmışlar ve evlerine gitmişler. Gitmeden öncede birbirlerine havayı, doğayı kirletmemek ve kirletenleri uyaracaklarına dair söz vermişler.



    SAĞLIKLI YETİŞKİNLER

    Öğlen vaktiydi. Güneş pırıl pırıl parlıyordu, Öğretmenimiz hırkalarınızı giyin, dışarı çıkacağız dedi. Hepimiz giyindik ve dışarı çıktık. Oyun oynayacağız, kim ebe olmak ister, dedi öğretmenimiz. Melis parmak kaldırdı. Öğretmenimiz Melis’i ebe yaptı ve gözlerini mendille kapattı. Melis arkadaşlarımızın gülüşleri arasında Ahmet’i yakaladı, ebe Ahmet olmuştu, güzelce oyunumuzu oynadık.

    Öğretmenimiz :

    _ Arkadaşlar, biz dışarıya temiz hava almak ve güneşten yararlanmak için çıktık dedi.

    Melis neden öğretmenim, diye sordu.

    Öğretmenimiz :

    _ Çünkü sağlıklı bir vücuda sahip olmak için temiz hava, güneş ve iyi beslenmek gerek. Spor yapmak, vitaminli besinler tüketmek gerekir.

    Sınıfa girdiğimizde Melis, öğretmenimize sağlıklı yetişkinler olmak için başka neler yapmalıyız, neler yemeliyiz diye sordu.

    Öğretmenimiz, çocuklar sağlıklı bir yetişkin olabilmek için, öncelikle iyi beslenmek gerekir. Hiçbir yemeği seçmeden yememiz gerek. Özellikle sebze ve meyveyi bol yememiz gerekir. Meyve ve sebzede olan vitamin başka bir şeyde o kadar fazla yoktur. Mesela balık da yiyebiliriz çünkü balık protein bakımından çok zengin bir besin kaynağıdır. Tabiki sadece yemek yemekle sağlıklı yetişkin olunmaz. Temiz hava, bol oksijen, güneşten de faydalanmak gerekir. Bol bol egzersiz ve spor da yapmamız gerekiyor. Mesela sabahları koşu yapmak gibi.

    Melis : Öğretmenim ben sizin annattıklarınızdan şunları anladım. Sağlıklı yetişkin olmak için sağlıklı beslenmemiz gerekiyor, sebze meyveyi bol yemek abur cuburdan uzak durmak, temiz hava, güneş ve egsersiz yapmamız gerekiyor. Spor yapıp dinç kalmamız gerekiyor.

    Öğretmeni, anlattıkları için Melis’e teşekkür etti.

    Bu sırada Ahmet parmak kaldırdı. Öğretmenim madem bizler sağlıklı yetişkin olmak istiyoruz, o zaman her sabah okulumuzda koşu yapabiliriz, spor yapabiliriz, dedi.

    Öğretmen Ahmet’in bu teklifine çok sevindi ve Ahmet’ i tebrik etti. O günden sonra her sabah okulda koşu ve spor etkinlikleri yaptılar.

    FIRAT BAŞ



    Emre para ödülünü aldı ve bunu fakir çocuklara bağışladı. Arkadaşı Elyase’ye ziyarete gitti. Parayı buldukları için gazeteciler de geldi ve haberlere çıktılar. Onları tanımayan, isimlerini duymayan kalmadı.

    İNANILMAZ İSTANBUL

    Emre tam on yaşındaydı ve İstanbul’u gezmeyi çok istiyordu. İstanbul’daki gizemli olaylarıda merak ediyor ve bunları çözmeyi istiyordu.Bu isteği gerçekleştirmek için babaannesinin yayına gidecekti ve tam üç ay kalacaktı. Zaten yaz tatili yaklaşmıştı.

    O gün geldi ve uzun bir yolculuktan sonra İstanbul’a vardı. Babaannesinin boynuna sarıldı. Babaannesi de onu çok özlemişti. Sarıldılar ve bahçeye çıktılar. Dışarıda çocuklar top oynuyorlardı.Emre merhaba dedi ve onlarla tanıştı. Emre’nin ilgisini bir şey çekmişti.Okuduğu gazetede bir haberde 1.5 milyar para çalınmış ve hırsız sırlara karışmıştı. Emre arkadaşlarına harakete geçme zamanı dedi. Arkadaşları hiçbir şey anlamadılar, ne harakete geçme zamanı demişlerdi. Emre onlara bu soygunu kimin yaptığını bulacağız, dedi. Bilal:

    “ Biz daha küçüğüz”dedi. Emre, peki bu paranın çalınmasına razı oluyor musun diye sordu. Emre’nin teklifini Ömer,Bilal,Nazmi Mustafa ve Elyase kabul etti ama Şaban kabul etmemekte ısrar etti. Ancak arkadaşları ısrar ettikten sonra kabul etti. 7 arkadaş akşam vakti buluştular ve gazeteye bakıp haberi değerlendirdiler. Para, Sultanahmet Camisi’nin yakınında bir bankadan çalınmıştı. Elyase, peki Sultanahmet nerede diye sordu. Emre 2.Boğaz Köprüsü’nde dedi. Aslında Sultanahmet evlerine yakındı.

    Altı arkadaş Emre’nin evine gittiler ve bir plan yaptılar. Önce bankanın içine girdiler. Bankadakiler üzgündü ve polis mobese kamerelarını izliyordu. Emre de izlemeye başladı, soyguncunun yüzünde maske vardı. Elinde silah vardı, güvenlik görevlisi yaralanmıştı. Emre yerde cüzdan bulmuştu ve içinden kimlik çıkmıştı.Soyguncunun olmalıydı.Fotoğraf ona benziyordu. Adı, soyadı, ana adı, baba adı, tc kimlik no yazıyordu. Emre cüzdanı polise verdi. Nazmi niye cüzdanı polise verdin, dedi. Emre ise bütün bilgileri aldım dedi. Suçlu eldiven takmıştı, camlarda parmak izi yoktu. Buna şaşıran Emre, arkadaşlarına işimiz daha zor dedi ve o kimlikteki yüzü aramaya başladılar. Ama Mustafa Emre’ye akşam olmak üzere, evlerimize dağılalım dedi.Emre de tamam dağılalım, dedi.

    Uzun bir yolculuk bizi bekliyor dedi Emre. Saat 10.45’ te Emre’nin evinde buluştular.Altı arkadaş buluştu ama Mustafa yoktu. Sonra Ömer birinin geldiğini fark etti. Gelen Mustafa’ydı. Uyuşuk uyuşuk yürüyordu.Bütün arkadaşları Mustafa’ya güldü. Mustafa sabah sabah neden buraya geldik, dedi. Emre ise daha uykun açılmadı mı dedi. Mustafa’dan ses çıkmadı. Emre harekete geçme zamanı dedi. Dünkü bankaya gittiler. Hala bankada polisler vardı. Suçluyu bulmaya çalışıyorlardı. Uzun uzun bekledikten sonra bankadan çıktılar.

    Emre biraz yürüdükten sonra kimlikteki adamı fark etti. Üç adam daha vardı yanında. Emre adamı takip etmeye başladı. Takipten sonra yedi arkadaş boş araziye geldi. İçinde yapılmamış boş bir bina vardı.İçeriye girdiler. Bir çanta vardı. Çantanın içini açtı suçlu. Çantanın içinde paralar vardı. Yedi arkadaş plan yapmaya hazırlandı. Emre, Mustafa, Ömer burada duracaktı. Şaban ve Bilal polise gidecekti. Elyase ise hızlıca çantayı kapacaktı. Emre beş dakika sonra harekete geçeceğiz dedi. Emre çantasından fener ve kaset çıkardı. Bilal kaset ne işe yarayacak dedi. Emre kasete polis siren sesi koydum dedi. Polisin geldiğini sanacaklar.Ömer ya kaçarlarsa dedi. Oraya tuğla atacağız dedi Emre. İki adam tuğlayı almaya çalışacak, böylece suçlu adamı oyalayıp çantayı alacağız dedi.

    Plana başladılar. Şaban, Bilal polise gittiler. Emre tuğlaları koydu. Polis sirenini çalıştırdılar. Adamlar korktu. Emre, Ömer, Mustafa adamı oyaladılar. Çanta yerdeydi. Elyase çantayı yerden aldı. Düştü , bacağı kırılmıştı. Hırsızlar yaklaştı. Çantayı alırken umutlandılar. Çok sürmedi . Çünkü polis gelmişti. Hırsızları yakaladılar. Para ise bankaya teslim edildi. Elyase hastaneye kaldırıldı, durumu iyi şu anda. Emre ise ödüllendirildi. Emre para ödülünü aldı ve bunu fakir çocuklara bağışladı.Arkadaşı Elyase’ye ziyarete gitti. Parayı buldukları için gazeteciler de geldi ve haberlere çıktılar. Onları tanımayan, isimlerini duymayan kalmadı.

    Aradan zaman geçti ve Elyase de iyileşti. Artık yürüyebiliyordu. Tatilin bitmesine az kalmıştı. Ailesi de Emre’yi hem ödüllendirmek hem beraber memlekete dönmek için İstanbul’a geldiler. Emre’yi Ayasofya Müzesi’ne ve İstanbul’un ünlü yerlerini gezmeye götürdüler. Emre’nin köpek bakmak istediğini biliyorlardı ve ona hediye bir köpek aldılar. Ayrılma vakti gelmişti.Emre Tekirdağ’a dönüyordu. Babannesiyle ve arkadaşlarıyla vedalaştı. Ve yolculuk başladı.

    YAĞMUR ELİF ÖRENLİ

    Öyle ucuz değil Gül koklamak… Gül tutan ele diken batmalı… Bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı…”(Necip Fazıl)



    İKİ ÇOCUĞUN DOSTLUĞU

    Ali’nin bir sürü arkadaşı vardı fakat Ali ve ailesi oradan taşınacaklardı. Ali çok üzgündü. Şunu bilmiyordu ki o taşındıkları yerde başka dostları olacaktı. Hem de ömür boyu o taşındıkları yerde kalıp bir sürü dost edinecekti.

    Ali ve ailesi o mahalleye taşınıyorlar. Ali üzgün. O mahalleye taşınınca bir süre dışarı çıkmıyor. Ali dışarı çıktığında o koskoca mahallede sadece bir çocuk olduğunu görür, o çocuğa şunun gibi sorular sorar. Senin adın ne? Gibi sorular sorar. Ali cevap bekler çocuk cevap verir. Adım Emir.

    Ali ve Emir birlikte uzun süre oynarlar. Yarın sabah saat 12:30 ‘da birlikte oyun oynamak için buluşurlar.

    Ali ve Emir uzun süre oynarlar, birlikte dost olurlar. Ali ailesinin karşısına mutlu çıkar. Ailesi tedirgindir ama Ali hiç de öyle değil çok mutlu. Ali’nin mutlu olduğunu gören ailesi de mutlu olur.

    Liseli Sinem Ve Garip Arkadaşının Gizemi

    Bir gün kafasını testten hiç kaldırmayan bir kız, Sinem ‘ in okuluna geldi. Sinem bu kızı çok garip buluyor fakat bu düşüncesini arkadaşına söylemiyor.O kız nedense her Perşembe arkadaşları ile birlikte oyun oynuyor . Sinem de bu gizemi merak ediyor .

    Bir gün Sinem o kızın yanına giderek “Ben sana bir soru soracağım ”der.

    Kızda “Evet sor ”der. Sinem kıza:”Sen neden Pazartesi,Salı,Çarşamba ve Cuma günleri test çözüp sadece Perşembe günü arkadaşların ile oyun oynuyorsun ? ” Kız ise Sinem’e: “Aslında benim bir hikayem var , istersen anlatıyım”. Sinem de “Evet çok isterim” der. Kız anlatmaya başlar:

    “Bir gün abim ile ders çalışıyorduk. Annem abimin bana ders anlatmasından rahatsız olduğunu söyledi. Neden diye sorduk , Annem bize “Başım ağrıyor ” dedi. Abim ondan sonra bana sadece Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Cuma günleri ders çalıştırıp, Perşembe günleri de Annem ‘in başı ağrıyor diye bana dışarıda oyun oynatırdı.”

    “Bütün hikayem bu , keşke daha önce sorsaydın” der.

    Tavşan Ve Tilki

    Tavşan ile tilki ormanda yalnız dolaşıyorlarmış. Tilki hemen tavşanın yanına gelerek, şöyle söylemiş:

    TİLKİ: Tavşan kardeş sence bu güzel günde neler yapılabilir?

    TAVŞAN: Bir düşüneyim.

    TİLKİ: Peki.

    TAVŞAN: Resim çizilebilir, yakan top, voleybol, basketbol gibi oyunlar oynanabilir.

    TİLKİ: Peki hepsi iyi fikirler hepsini deneyeceğim. Teşekkürler.

    TAVŞAN: Bir şey değil tilki kardeş.

    Sınıftaki Gizem

    Bir sınıftan her gece çocuk sesleri geliyor. Acaba neden?

    Bir kız merak ediyor, bir gece okulda o sınıfa gidiyor. Bakıyor bir de ne görsün? Hemen arkadaşları da geldi. Kız çok şaşırdı ve hemen bağırdı:

    Kız: Sizin burada ne işiniz var?

    Çocuklar: Biz mi ?

    Kız: Evet siz.

    Çocuklar: Biz her gece burada hafif çocuk sesleri çıkarıyoruz.

    Kız: Neden?

    Çocuklar: Nedenini biz de bilmiyoruz ama hoşumuza gidiyor.

    Kız: Bu davranışınız çok kötü.

    Çocuklar: Neden?

    Kız: İnsanları bu şekilde rahatsız ediyorsunuz.

    Çocuklar: Pardon.

    Kız: Sadece bana mı pardon?

    Çocuklar: Hayır bütün kişilere. Rahatsız ettiğimiz bütün kişilere.

    Kız: Umarım artık bu tür davranışlar yapmazsınız.

    Çocuklar: Söz veriyoruz artık bu tür davranışlar yapmayacağız.

    Kız: Peki. Size güveniyorum.

    GÜZEL SÖZLER

    “Yola çıktıklarını, yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu.” (NECİP FAZIL)

    “DÜNYA güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık. Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık.”

    “Ayağın taşa takıldığında

    “Allah kahretsin”

    Bile dememelisin, Dua etmelisin ki taşa takılan bir ayağın var.”

    “Bu dünya da renk, nakış, lezzet ne varsa küsüm: Gözümde sen marifet Azrail’ e tebessüm.”

    “Her şeyin ilacı “ZAMAN” diyenler, bir de bu kelimeyi tersten okumayı denesinler.”(Necip Fazıl)

    “Öyle ucuz değil Gül koklamak… Gül tutan ele diken batmalı… Bir aşka gönül veren o aşkın kapısında yatmalı…”(Necip Fazıl)

    “ İki çeşit insan vardır:

    Zaman geçtikçe hatalarıyla yüzleşen, Zaman geçtikçe yüzsüzleşen.”

    (Mehmet Akif Ersoy)

    “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.”(Mehmet Akif Ersoy)

    “Hatırlar mısın? Doğduğun zaman sen ağlardın, gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki mevtin sana hande olsun, Halka matem.”(Mehmet Akif Ersoy)

    “Allah nasip ettirmeyeceği şeyi hayal ettirmez.”(Hz. Osman)

    “Kaderinizi değiştiremiyorsanız, tavrınızı değiştirin.”(Amy Ton)

    “İstediği yere konamayan kuş havada esirdir.”(Yüksel Yılmaz)

    “Her şey neye layıksa ona dönüşür.”(Hz. Mevlana)

    “Haya(t) ile haya(l) arasındaki tek fark (tl) dir.”

    Başarı


    Başarı kolay elde edilmez,

    Her zaman o kadar mutlu,

    Olacaksın diye bir şey yok,

    Eğer mutlu olmak istersen.

    Deli gibi çalışmalısın,

    Bazense dersi

    Çok iyi dinlemelisin

    Eğer 100 almak istersen.

    Çabalamadan hiçbir şey elde edilmez

    Bazen düşük not alırsın,

    Yine de pes etmezsin

    Her şey zamanla olur.

    Yeter ki sen çalış,

    Dünyalar senin ,

    Yeter ki sen 100 al,

    Hayatlar senin.

    HİLÂL MERT ve YEŞİM ROJİN ŞAHİN


      1   2   3






        Ana sayfa


    Yazı İnceleme: Hİcran bali

    Indir 277.5 Kb.