bilgiz.org

Uluslararasi kongre

  • 2012 ULUSLARARASI İŞYERİNDE PSIKOLOJIK TACİZ KONGRESİ
  • Editör – Hukuk Av. Gülnur Erdoğan 19-20 Nisan, İzmir Kongre Ba şkanı: Prof. Dr.
  • Davetli Konuşmacılar Prof. Dr. Pınar Tınaz
  • Prof. Dr. Şükran Ertürk
  • İŞYERİNDE DUYGUSAL ŞİDDET İZMİRDE MASAYA YATIRILDI.
  • MOBBİNG, İNSAN HAKLARI İHLALİ
  • KONGRE SONUÇ BİLDİRGESİ Değerli konuklar
  • Tüm katılımcılara ve dinleyicilere; araştırmalarını, bilgi birikimlerini, deneyimlerini paylaşmak, sorunları ve çıkış yollarını tartışmak için yaptıkları değerli katkılarından dolayı teşekkür ederiz.



  • Sayfa1/16
    Tarih26.12.2017
    Büyüklüğü1.09 Mb.

    Indir 1.09 Mb.
      1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   16



    2012 ULUSLARARASI KONGRE

    İŞYERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ”

    19-20 Nisan, İzmir

    Bilim İnsanları Derneği



    scientist.bilim@gmail.com

    http://scientists-sciences.net

    www. bilinder.org




    2012 ULUSLARARASI İŞYERİNDE PSIKOLOJIK TACİZ KONGRESİ

    Bilim İnsanları Dernegi Yayın Kurulu tarafından Yayınlanması Uygun

    Görülen

    Türkçe Sunulan Bildiriler

    Baş Editör



    Yrd. Doç. Dr Emine Sonal

    Editör – Hukuk

    Av. Gülnur Erdoğan

    19-20 Nisan, İzmir

     

    Kongre Başkanı: Prof. Dr. Gülçimen Yurtsever



    Yayın Hakları:

    Bu kitaptaki bildirilerin yayın sorumlulukları yazarlarına aittir. Yazarın izni olmadan tamamen ya da kısmen çoğaltılamaz.

     

    KONGRE DÜZENLEME KURULU
    Bilim İnsanları Derneği
    Prof. Dr. Gülçimen Yurtsever
    Prof Dr. Nilgün Morali
    Yrd. Doç Dr. Emine Sonal
    Ümit Emsal Ilhan

    Kongre Danışma Kurulu
    Prof. Dr. Asaf Savaş Akat

    Bilgi Üniversitesi, İstanbul

    Prof. Dr. Berin Yenigül

    Ege Üniversitesi, İzmir
    Prof. Dr. Pınar Tınaz,

    Mobbing-consulting, İstanbul


    Prof. Dr. Tankut Centel 

    Koç Üniversitesi, İstanbul


    Kongre Bilim Kurulu

    Aliye Mandıracıoğlu



    Ege Üniversitesi, İzmir

    Prof. Dr. Fatma SIRMATEL



    AIBU, Tıp Fakultesi

    Prof. Dr. Hüseyin GÜL

    Süleyman Demirel Üniversitesi

    Prof Dr. M. Ali Gürol

    Gazikent Üniversity, Gaziantep
    Prof Dr. Olcay Çam,

    Ege Üniversitesi, İzmir

    Prof. Dr. Songül SALLAN GÜL

    Süleyman Demirel Universitesi, Isparta

    Doç. Dr.Sibel Gök



    Marmara Universitesi, İstanbul

    Yard. Doç. Dr. Işıl Karatuna, ,

    Kırklareli Universitesi

    Yrd. Doç. Dr. Mehmet Miman

    Toros Universitesi, Mersin

    Açılış Konuşması

    Başkanı: Prof. Dr. Gülçimen Yurtsever

    Türkan Miçoğulları ( CHP, 22. Dönem İzmir Milletvekili)

    Prof. Dr. Hülya Güven (CHP İzmir Milletvekili )



    Davetli Konuşmacılar

    Prof. Dr. Pınar Tınaz

    İş Psikoloğu



    Konu: Mobbing Nedir? Ne Değildir?
    Prof. Dr. Tankut Centel

    Konu: Türk Hukukunda Psikolojik Taciz

    Koç Üniversitesi, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku



    Konu: İş yerinde Mobbing
    Prof. Dr. Şükran  Ertürk

    Dokuz Eylül Üniversitesi, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku



    Konu: İşyerinde Ayrımcılık
    Prof. Dr. Songül Sallan Gül 

    Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü



    Konu: Yönetim ve Psikolojik Taciz

    Yrd. Doç. Dr. Lütfiye Bozdağ

    İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi



    Konu: Üniversitelerde Mobbing: Yaşanmış bir Tecrübe

    BASIN NE SÖYLEDİ?



    İŞYERİNDE DUYGUSAL ŞİDDET İZMİR'DE MASAYA YATIRILDI.

    Bilim insanları Derneği, Mobbing'i masaya yatırdı. CHP'li eski ve yeni vekillerin konuştuğu konferansta, "İşyerlerindeki duygusal şiddetin yasayla cezalandırılması gerekiyor" dedi.

    BİLİNDER'in izmir Kordon Otel'de 2 gün sürecek olan "İş Yerinde Duygusal Şiddet" konulu uluslararası konferansta mobbing tartışıldı. Konferansta, mobbing’in özellikle üniversitelerde ve kadınlara karşı yoğun olduğu belirtilerek, uygulanmasında yapılması gereken duygusal ve yasal önlemler anlatıldı.


    Konferansa konuşmacı olarak katılan CHP İzmir Milletvekili Hülya Güven, mobbing’e iş yerlerinde kadınların daha çok maruz kaldığına dikkat çekerek, "Erkek ya da kadın çalışma hayatında mutlaka psikolojik tacize uğruyor. Ancak kadınların psikolojik tacize uğrama sıklığı çok daha fazla. Bir İnsan Hakları sorunu olan mobbing’in uygulanmasının ve mobbing’e verilen tepkilerin, kişilerin yetişme tarzından, alınan eğitime kadar farklılık gösterdiği kanıtlanmıştır" dedi.

    Üniversitelerin en fazla mobbing uygulanan kurumlar olduğunu belirten Prof. Dr. Güven, akademisyenlerin ileriye gitme çabası içinde olduğu için rekabet ettiklerini ve bu nedenle bu kurumlarda mobbingin daha yoğun olduğunu vurguladı. Mobbing’in Türkiye'de yeni yeni bir sorun olarak algılandığını aktaran Prof. Dr. Güven, davaların arttığını ve bu konuda ne kadar fazla konuşulursa, sorunun çözümüne de o kadar çabuk ulaşılabileceğini söyledi.

    CHP 22. dönem İzmir Milletvekili Türkan Miçoğlu ise, mobbingin konuşulmaya başlanmasıyla bu konudaki farkındalığın arttığını kaydetti.

    MOBBİNG, İNSAN HAKLARI İHLALİ

    BİLİNDER Başkanı Prof. Dr. Gülçimen Yurtsever ise, mobbing’in bir insan hakları ihlali olduğuna vurgu yaparak, bu konudaki akademik çalışmaların artırılması gerektiğini bildirdi.

    Konuşmacılardan İş Psikoloğu Prof. Dr. Pınar Tınaz, mobbing’in, bir Anayasal çalışma hakkının kişilerin elinden alınması olduğunu savunarak, "Psikolojik, ekonomik sorunlar ile işe yaramayan insan olma endişesi mobbing’in bireysel sonuçlarıdır. Bu konuda kurumlarda eğitimler verilmeli. Kadın  akademisyenler daha çok mobbing’e maruz kalırken üretkenlikleri de törpüleniyor" diye konuştu.

    Koç Üniversitesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Profesörü Tankut Cantel, yasaların bu konuda yetersiz kaldığını, düzenlemeler gerektiğine vurguladı. Prof. Dr. Cantel, "Zeki ve çalışkan insanın önünü kesme, çalışanın kendini göstermesini engelleme, kişinin mesleki konumuna saldırma, kişinin itibarını sarsmak mobbing konularıdır. Yasal düzenlemelerin yakında yapılacağına inanıyorum" dedi.


    Konferans kapsamında Alsancak, Kordon, Asansör, Kemeraltı, Kızlarağası Hanı, Konak Saat Kulesi ve İnciraltı turları da yapılacak

    http://www.haberhurriyeti.com/HaberDetay/40937--isyerinde-duygusal-siddet-izmir-de-masaya-yatirildi-.aspx
    http://www.haberinioku.com/haberdetay/8182-guven-kadinlarin-magduriyetine-dikkat-cekti.html
    http://www.egedesonsoz.com/haber/Guven-Mobbinge-en-cok-kadinlar-maruz-kaliyor/816218
    http://www.egepostasi.com/index.php?h=18405
    http://www.egetelgraf.com/index.php?option=com_k2&view=item&id=1979:kad%C4%B1nlar%C4%B1n-ma%C4%9Fduriyetine-dikkat-%C3%A7ekti&Itemid=44
    http://www.yerelgundem.com/haberler/462767/is_yerlerinde_psikolojik_tacize_daha_cok_kadinlar_maruz_kaliyor.html
    http://www.egeninsesi.com/70281-chp_izmir_milletvekili_guven_is_yerlerinde_psikolojik_tacize_daha_cok_kadinlar_maruz_kaliyor
    http://www.haberciniz.biz/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi-1419202h.htm
    http://www.habermi.com/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi-623060h.html
    http://haberpan.com/haber/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi
    http://www.beyazgazete.com/haber/2012/4/22/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi-1161010.html
    http://www.haberekspres.com.tr/kadinlar-isyerinde-psikolojik-tacize-daha-cok-maruz-kaliyor.htm
    http://www.medya73.com/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi-haberi-921105.html
    http://www.aydin24.com/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi-32886h.htm?interstitial=true
    http://www.canakkalehedef.com/index.php/haber/yerel/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi.html
    http://www.fezahaber.com/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi-102007n.html
    http://www.haberyurdum.com/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi-86884n/
    http://haberpan.com/haber/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi
    http://www.marasgundem.com/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi-198011h.htm
    http://www.tarsusonline.com/izmir/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi--h138878.html
    http://www.habermi.com/bilim-insanlari-mobbingi-masaya-yatirdi-623060h.html

    KONGRE SONUÇ BİLDİRGESİ

    Değerli konuklar,

    Psikolojik taciz sadece bireye zarar vermez aynı zaman da kurumun çalışma iklimini ve başarısını da etkiler. Psikolojik taciz kurumda müsaade edildiği zaman meydana gelir. Bu nedenle yönetimin psikolojik tacize karşı tutumu çok önemlidir. Yasal değişim  davranış değişikliğini  teşvik  edebilir ama her zaman tavır değişikliğini garanti etmez. Sadece cezalandırma yöntemi ile psikolojik taciz mücadele örgüt iklimini daha da olumsuz yönde etkiyebilir. Psikolojik tacizin daha gizli yapılmasına neden olabilir.

    Psikolojik taciz, kişisel bir sorun olarak nitelendirilmeyip örgütün yapısal bir problemi olarak algılanması önemlidir. Psikolojik tacizin önlenmesi için olumlu örgüt iklimi, adaletli çalışma ortamı ve çatışma yönetimini kurulması gerekir. İletişim sisteminin açık, karar verme mekanizmasının şeffaf ve her türlü ayrımcılığa müsaade etmeyen bir liderlik tarzının olması gerekir. Örgütlerde böyle bir yönetim ve liderlik şekli kurulmadığı sürece psikolojik tacize karşı yapılan mücadeleler sadece etkiye tepki olarak kalacaktır. Bir başka deyişle, psikolojik taciz mücadele çağdaş ve demokratik örgüt yönetimi ile mümkündür.

    Tüm katılımcılara ve dinleyicilere; araştırmalarını, bilgi birikimlerini, deneyimlerini paylaşmak, sorunları ve çıkış yollarını tartışmak için yaptıkları değerli katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

    Prof. Dr. Gülçimen Yurtsever

    Bilim İnsanları Yönetim Kurulu Adına

    Sunuş

    Sayın Milletvekillerim, Meslektaşlarım, Kamu Kuruluşları ve Sivil Toplum Örgütlerinin yöneticileri, değerli Basın Mensupları, sevgili Öğrenciler ve Misafirler

    Hepinizi, Bilim İnsanları Derneği (BİLİNDER) Yönetim Kurulu adına saygıyla ve içtenlikle selamlıyorum, Hoş geldiniz!

    Sivil toplum örgütleri kuruluşların sadece demokratikleşme sürecini kolaylaştırmaz aynı zamanda bu sürece danışmanlık yapar. Dernek olarak, ülkemizdeki devlet ve vakıf üniversitelerinin, kamu ve özel araştırma kurumlarının ve çeşitli organizasyonların daha demokratik bir yönetim sistemi uygulamasına katkı sağlamayı amaçlıyoruz ve aynı zamanda yön gösteremeye çalışıyoruz. Dünyanın çoğu ülkelerinde hükümet, bilimsel kuruşlar ve bilim insanları tarafından İnsan Hakları yeterince önemsenmemektedir. Yaptığımız araştırmalara göre, Özellikle, ülkemiz Avrupa’daki ülkeler ile karşılaştırıldığında insan hakları ile ilgili bilimsel kongrelerin ve toplantıların en az yapıldığı ülkelerden biridir. Kadın örgütleri ve kadın araştırma birimlerinin büyük çaba ile düzenlediği kadın hakları ile bilimsel faaliyetlerin dışında Türkiye’de insan hakları ile ilgili uluslararası veya ulusal bilimsel kongre düzenleyen üniversite yok denilecek kadar azdır. BİLİNDER, insan haklarını özellikle bilim insanlarının haklarını korunması için network kurmak ve bilimsel araştırma yapmak için çaba vermektedir. Bu kongremiz de bu amaçla düzenlenmiştir. Psikolojik taciz insan haklarının ihlalidir.

    Üniversitelerde çalışan görevliye uygulanan yıldırma, bezdirme, dünyasını dar etme, aşağılama, çalışma isteğini yok etme, mutsuz olmasını sağlama kısacası psikolojik taciz ise demokratikleşme sürecini olumsuz yönde etkilemektedir. Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, özgüveni yüksek, yaratıcı, üretken, toplumsal sorumluluk sahibi, onurlu, mutlu ve sağlıklı bireyler yetiştirmeyi misyon edinmiş bilim insanları Türk Üniversitelerinde yaşanan mobbing’e objektif olarak çözüm getirilmemesi nedeni bu konuyu yılmadan tartışmaya devam edecektir. Yapılan araştırmalarda üniversitelerdeki psikolojik tacizin çalışan oranın % 70 ine ulaştığını ortaya koymaktadır. Konferans süresince bunun nedenleri tartışılacaktır. Ancak iki önemli etkenden söz etmek isterim.

    Birincisi, Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinde görev yapan 120 Rektörün CV’sini (özgeçmiş ve yayın listesini) inceledim. Çok acı bir gerçekle karşılaştım. Rektörlerimizin % 77’sinin uluslararası bir araştırması ve yayını yok, % 52si ise son 7 yılda hakemli dergilerde yayın yapmamış. Ayrıca, söz konusu araştırmaya dahil olan üniversitelerin sadece İİBF dekanlarının CV’lerini inceledim. % 75 ‘sinin uluslararası yayını yok ve % 44ünün son 7 yılda hakemli dergilerde yayını yer almamıştır. Bu istatiksel sonuçlardan yola çıkarak şu sözleri söylemek istiyorum: Araştırma yapmayan rektör araştırmaya yapmayan arkadaş takımı ile üniversiteyi yönetiyor. Daha açık bir ifade ile belirtmek gerekirse, Türkiye’deki üniversitelerin çoğu bilimsel araştırma yapmayan kişiler tarafımdan yönetiliyor. Yönetimin bu kişilerin elinde olması, bilim için attığınız her adımın olumsuz olarak karşılanacağı anlamını taşımaktadır. Susturmanın en kolay yolu ise psikolojik tacizdir çünkü bunun ispatı zordur. Ümit ederim, YÖK, üniversitelere atanacak rektörlerden daha farklı kriterleri gerekli kılacak şekilde yeni bir düzenlemeye gider.

    Adayın bilimsel nitelikleri dikkate alınması gerekir. Rektörlük seçimlerin her dört yılda bir sosyal bilimler, temel bilimler ve sağlık bilimleri gruplarından birinden seçilmelidir. Rektörlük seçimi üniversite meclisi tarafından yapılmalıdır. Rektör’ün bu meclise hesap vermesi gerekir. Rektörler makama oturduktan sonra üniversite elamanları ile iletişimi keserek kendisini erişilmez bir makam olarak sergiliyorlar. Bu durumda öğretim üyelerinin yönetime katılması söz konusu olamamaktadır. Üniversite meclisi ise öğretim elamanlarının (profesör, doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi ve öğretim görevlisi), idari personelin, öğrencilerin, mezunların temsilcileri ve dışarıdan (hükümet tarafından) atanan temsilcisinden oluşmalıdır. Üniversitedeki kurulların yetkilerinin de artırılması gerekir.

    Vakıf üniversitelerinin Rektörlük seçiminde de aynı şekilde üniversite meclislerinin kurulması gerekir. Üniversite meclisi ise öğretim elamanlarının (profesör, doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi ve öğretim görevlisi), idari personelin, öğrencilerin, mezunların temsilcileri ve dışarıdan (hükümet tarafından) atanan temsilcisinden oluşmalıdır. Bu meclis oluşturulmadıkça vakıf üniversiteleri şirket gibi yönetilmeye devam eder. Vakıf üniversitelerinde yıllık yapılan sözleşmeler mobbing için koşulları daha uygun hale getirmektedir. Öğretim elamanını işini kaybetme korkusu yaşayarak psikolojik tacize ses çıkarmamaktadırlar. Bu durum ise yapacakları bilimsel araştırmayı olumsuz etkilemektedir. Aynı üniversitede sürekli olarak iki yıldan fazla çalışmış öğretim elamanının sözleşmesine son verilmeden kendisine 12 ay önceden bu haberin verilmesi gerekir. Bu bilgi, ikinci yarıyıl başlanğıcından en az iki hafta önce yapılmalıdır. Aynı üniversite iki yıldan az çalışan öğretim elamanın sözleşmesine son verileceğini en az altı ay önceden haber verilmesi gerekmektedir. Bu bilginin ikinci yarıyılın ikinci ayından önce kendinse iletilmesi bir zorunluluk olmalıdır. Bu karar verilirken öğretim elamanın bütün akademik çalışması dikkate alınmalıdır. İşine son verilen öğretim elamanın bu standartlara uymadığı da kesin olarak ispatlanması gerekmektedir.

    İkinci konu olarak, hiyerarşik yapılanmış gruplarda ve kontrolün tek elde olması uzun ve sistematik olan psikolojik tacize uygun ortam sağlamaktadır. YÖK, denetim mekanizması sadece evraklar üzerinden yapılmamalı aynı zamanda üniversitenin duygusal iklimini de dikkate almalıdır. Her yıl bütün üniversitelerde duygusal iklim anketi (ayrımcılık, mobbing, alay etme gibi boyutları olan ) uygulaması gerekir. Yönetimle ilgili ve her türden şikâyetlerin olduğu üniversiteler için gerekli yaptırım uygulanması gerekmektedir. Bilindiği gibi, öğretim üyesi olmak uzun zaman ve çaba gerektiren bir süreçtir. Mobbing ile karşı karşıya kalan öğretim elamanı bu durumu açıklamak istemez çünkü akademik imajının olumsuz yönde etkileneceğini düşünür. Mobbing olayının saklanması ise, mobbing yapan kişi veya kişilere fırsat verir. İşlerine gelmeyen herkese mobbing yaparak susturmak isterler. Akademik mobbing  konusunda kamu bilinci ve anlayışına ihtiyaç vardır. Kamu bilincinin oluşturulması için analizlere, konferanslare, gönderilen e- postalara, örgütlenmelere ve hatta protestolara dahi ihtiyaç vardır. Böylelikle, bir öğretim üyesi mobbing ile karşılaştığı zaman daha bilinçli bir şelilde mücadele edecektir.

    Bugün, insan doğasına, hak ve özgürlüklerine aykırı, çarpık bir düzeyde ve her türlü eşitsizliği içinde barındıran -ironik bir soylemle- eğitimin en üst kademesi sayılan üniversitelerde uygulanan Psikolojik taciz konusunu farklı açılardan tartışacağız.

    Konferansımıza geldiğiniz ve bizimle birlikte olduğunuz için sizlere tekrar teşekkür ediyor, vereceğiniz destek ve sağlayacağınız katkılarınızla daha iyi çalışma koşullarına ulaşabileğimizi umuyor ve başarılar diliyorum.

    Prof. Dr. Gülçimen Yurtsever

    Düzenleme Kurulu Başkanı



    Prof. Dr. Pınar Tınaz

    Pinartinaz.com, drpinartinaz@gmail.com

    Sayın milletvekilleri, sayın vali, sayın konuklar, değerli akademisyenler,

    Bugün burada, Mobbing konusunun, Türkiye’de ilk kez bu denli kapsamlı olarak farklı disiplinler açısından ele alınacağı; yaşanmış mobbing olgularının bilimsel yaklaşımla sunulup irdeleneceği; ayrıca bilim insanları olarak, üniversitelerde akademisyenlerin kişilik ve mesleki onur ve haklarına saldırılar şeklinde sergilenen, akademik özgürlük ve üretkenliğin yara almasının hedeflendiği mobbingi konuşacağımız, bir Kongre’de biraraya gelmiş bulunuyoruz.

    Bilinmezi çok, sistematiği derin ve karmaşık bu çok disiplinli konuyu fazla dağıtmadan, bu Kongre’nin de kapsamına ve amacına uygun olarak belirli hususlara değinerek ve açıklamalarda bulunarak izninizle konuşmama geçmek istiyorum.

    Mobbing, çalışma yaşamının tarihi kadar eski bir olgu olmakla birlikte insanın, çalışma yaşamıyla olan etkileşiminin temelinde yer alan ve ayrıca kendi doğasından da kaynaklanan hususlardan ötürü açıklamaktan kaçınılmış, adeta bilinmezden gelinmişse de, bugün, çalışma yaşamının en ciddi sosyal sorunlarından biri olarak karşımızda durmaktadır. Yasal düzenlemeler nedeniyle, özellikle işyerlerinde fiziksel şiddetin kabul edilemezliğinden ötürü, psikolojik şiddetin uygulanması günümüzde çok yaygınlaşmıştır. Bu sorun, asla ihmal edilmemeli; duyarlılık ve ciddiyetle ele alınıp; önlem ve çözüm mutlak surette geliştirilmelidir.

    İşyerinde yaşanan psikolojik tacize ilişkin bilimsel çalışmalar, her ne kadar 1970 li yıllarda görülse de konuya ilişkin esas ilginin, 1980’li yıllarda İsveç’te yaşayan Alman asıllı iş psikoloğu Heinz Leymann’ın çalışan insanların arasında uzun dönemli, düşmanca ve sinsi saldırgan davranışlara dair yaptığı saptamalar sonucunda “mobbing” kavramını kullanmasıyla başladığı bilinmektedir.

    Mobbing, işyerinde hedef seçilmiş bir çalışana üstleri, astları ve eşit düzeydeki iş arkadaşları tarafından veya tamamen kurumun stratejisi olarak sistematik biçimde uygulanan tehdit, aşağılama, bıktırma, yoksun bırakma, engelleme, geciktirme, alay etme, arkasından konuşma, iftira etme, konuşmama, dışlama gibi her tür kötü tutum ve davranışların sergilendiği ve gözlendiği bir olguyu tanımlayan bir kavramdır. Ancak tam olarak bu kavramdan söz edebilmek için olgunun, belirli evreler ve kriterlere uygun bir süreç içinde gelişmesi şarttır. Çalışma yaşamının ahlaka ve hukuka aykırı, sinsi ve acımasız bir gerçeğine işaret eden ve sonuçta ödenmesi gereken bedelin değer biçilemeyecek kadar ağır olduğu, kısaca ‘işyerinde psikolojik taciz’, ‘psikolojik şiddet’ veya ‘psikolojik terör’ diyebileceğimiz olguyu ifade etmek üzere bugün, pek çok ülkede “mobbing” kavramı kullanılmaktadır.

    Ben, konuşmamın ilerleyen dakikalarında mobbing konusuna ilişkin kendi çalışmalarımın gelişimine ve tabii ki benim çalışmalarıma paralel Türkiye’de konunun ele alınışına ve yaşanmışlıklara dair her ne kadar sizlere özet bilgi sunacaksam da, yeri gelmişken kavramın Türkçeleştirilmesi hususuna değinmek istiyorum. İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku alanında uzman iki akademisyenle birlikte yazdığım ve 2008 yılında yayınlanan “Çalışma Psikolojiisi ve Hukuki Boyutlarıyla İşyerinde Psikolojik Taciz” adlı kitabımda konuya ilişkin gerçekleştirdiğim bilimsel terminoloji çalışması sonrasında Türkçe’de mobbing yerine kullanılması gereken yeni bir kavram türettim ve bu kavramın kullanılmasının uygunluğunu gerekçeleriyle açıkladım. Türkçe’de mobbing yerine kullanılmasını önerdiğim bu kavram, “yıldırkaçır” dır. Bu kavramı oluşturmaktaki gerekçeme gelince, mobbing süreci içinde sergilenen eylem, kişiyi “yıldırmak”; nihai amaç ise, kişiyi o işyerinden ama kendi isteğiyle ama başka bir şekilde “kaçırmak”tır.

    Mobbing, tüm kültürlerde ve tüm ülkelerde, cinsiyet, yaş, öğrenim düzeyi, dış görünüş, kıdem, hiyerarşik konum farkı gözetmeksizin çalışan herkesin başına gelebilecek bir işyeri sorunudur. Mobbing, sadece temel insan hakları ve özgürlüklerine ilişkin kuralların ihlali değil, aynı zamanda çalışan insanın onurunun, kişilik değerlerinin ve Anayasal çalışma hakkının ihlalini de ifade eden bir kavramdır.

    Süreç içerisinde üç çeşit rol ayırt edilir.

    Kurban kişi rolü,

    Zorba kişi rolü,

    Tanık kişi rolü.

    Her bir rolü üstlenen kişilerin sayısı, bir ya da birden fazla olabilir. Bazen başlangıçta belli bir rolü oynayan bir kişi varken sürecin ilerleyen evrelerinde aniden aynı rolü oynayan iki, üç ya da daha fazla kişi ortaya çıkabilir.

    Özellikle zorba kişi rolü ve tanık kişi rolünü oynayanların sayısı, ilişkiler, çıkarlar, gizli zevkler, kompleksler, hesaplar, yararlar ya da yaranmaların sebebiyle farklılaşır. Tanık kişi, birden bire zorba kişi rolünü öylesine sever ve benimser ki, kurbana yönelik sinsi saldırıların gerçekleştirilmesinde esas zorba ile yarışır hale gelebilir.

    Kurban ise, kurallarını başkalarının belirlediği oyun içerisindeki rolünü, maddi manevi acı çekmesine rağmen tüm iyi niyetiyle oynamak zorundadır.

    Süreç, hep aynı şekilde gelişir. Zorba ya da zorbalar, kurbanı yıldırmaya, canından bezdirmeye, onun ruhsal ve fiziksel sağlığını yıpratmaya yönelik, kişilik ve meslek hak ve onuruna saldırı niteliğindeki davranışları acımasızca birbiri ardına sergiler. Sürecin sonunda amaçlanan, kurbanın, kendi rızasıyla olsun veya olmasın bir şekilde o iş yerinden kaçırtılması, yok edilmesidir.

    Mobbingin sonuçlarını, hem bireysel hem kurumsal düzeyde ele almak gerekir. Yaşanan fiziksel ve psikolojik sağlık sorunları, ekonomik sorunlar, özgüven ve özsaygının yitirilmesiyle birlikte genel saygınlığın kaybı ve işe yaramayan insan olma endişesi; ileri ve ağır olgularda ise intihar eğilimi, mobbingin bireysel sonuçlarıdır. Sağlık harcamalarının artması, işe gelmeme ve işten ayrılma oranlarında yükselme; iş doyumu ve çalışma huzurunda azalma; verimde düşüş; kurumun isim ve saygınlığının zarar görmesi ise, belli başlı kurumsal sonuçlardır.

    Ülkemizde işyerinde psikolojik taciz konusuna ilgi, 2000’li yılların ortalarında başlamıştır. Bu konuda yazmış olduğum “İşyerinde Psikolojik Taciz” (Mobbing) adlı kitabımın yayınlanma tarihi de 2006 yılına denk gelmektedir. O dönemde bu kitabı yazmamdaki amaç, “mobbing” kavramının, sürecinin ve sonuçlarının bilimsel olarak ayrıntılı bir şekilde açıklanması yanında; başta akademik çevre olmak üzere kamuoyu ve medyanın dikkatini çekmek, bir başka deyişle bir bilim insanı olarak konuya ilişkin bireysel ve kurumsal farkındalığın arttırılmasına hizmet vermekti.

    Kitabın ilk basımından bugüne kadar geçen süre içinde ülkemizde tanığı ve parçası olduğum bazı ilkler yaşandı. Bu ilklerin bir kısmını, huzurlarınızda özetle belirtmekte yarar görüyorum.

    2006 Mart ayında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim tarafından düzenlenen “İşyerinde Psikolojik Taciz ve Cinsel Taciz” konulu panelde mobbing, Türkiye’de ilk kez iş psikolojisi ve ceza hukuku bilimleri kapsamında ayrıntılarıyla tartışıldı.

    2006-2007 Öğretim yılında “Çalışma Yaşamında Taciz” adlı ders, ilk kez üniversitede bir doktora programında tarafımdan okutulmaya başlandı. Yine aynı dönemde çalışma psikolojisi dersi kapsamında mobbing konusu, tarafımdan yüksek lisans ve lisans öğrencilerine sunuldu. Dolayısıyla bu dersi alan öğrenciler, belki o zaman kendileri de farkında değildi ama onlar da, ülkemizde mobbingle ilgili yaşanmışlıklar arasında mobbing konusunun üniversitede ders olarak eğitimini alan öğrenciler olarak bir “ilk” özelliğini taşımaktadırlar. Bugün bu dersler, halen aynı üniversitede aynı fakültede ilgili bölümün lisans, yüksek lisans ve doktora programlarında yönetim ve çalışma psikolojisinde uzmanlaşmış akademisyen arkadaşlarım tarafından yürütülmektedir.

    2007 Haziran ayında İstanbul Barosu Çalışma Hukuku Komisyonu tarafından düzenlenen “İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukukuna İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri” adlı iki gün süren toplantının bir oturumunda “Avrupa Birliği Hukuku ve Karşılaştırmalı Hukukta Psikolojik Taciz; Türk Hukukunda Psikolojik Taciz” konuları ayrıntılı olarak ele alındı.

    2008 Ocak ayında İstanbul ili Kadıköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, ilk ve orta dereceli okulların yöneticilerine yönelik olarak düzenlediği seminer programının bir gününü, “Mobbing” konusuna ayırdı. Bu seminer, dört yıl öncesini de düşündüğümüzde, ülkemizde eğitim sektöründe görevli profesyonellerin mobbing konusunda bilgilendirilmeleri açısından fevkalade önemli bir girişimdir. Bu girişim, Türkiye için bir ilk olmakla birlikte ne yazık ki alanda bildiğim kadarıyla devamı getirilememiştir.

    Ankara 8. İş Mahkemesi’nin, 20/12/2006 tarihli ve E.2006/19,K. 2006/625 no’lu kararında, Türkiye’de “mobbing” kavramı, ilk kez bir yargı kararında “İşyerinde Psikolojik Taciz” (Mobbing) adlı kitabımdan alınan bir ifadeyle tanımlanmış ve karar temyiz edilmiştir. Ancak bu karar daha sonra, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 30/05/2008 tarihli ve E.2007/9154, K.2008/13307 sayılı Kararı’nca oybirliği ile onanmıştır. Bu şekilde kavram, ilk kez Yargıtay kararında da yerini almıştır. Yine bu davaya ilişkin delil dilekçesinde, adı geçen kitaba atıfta bulunulmuş ve önsözünden alıntılar yapılmıştır. Böylelikle ilk kez bir delil dilekçesi, bu tarzda zenginleştirilmiştir.

    Ekim 2009’da XI Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Toplantısı kapsamında düzenlenmiş olan ve akademisyenler, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve bürokratlarının katıldığı Kapalı İstişare Toplantısı’nda ben, "Mobbingin Önlenmesi ve Çözümü için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na Bağlı Bir Araştırma ve Eğitim Birimi Kurulması Önerisi" hakkında kısa bir açıklama yaptıktan sonra, dönemin Bakanına, ilgili "Öneri Dosya"sını taktim ettim. 2009 Yılı sonbaharında gerçekleştirilen bu toplantıya katılan pek çok kişinin, o dönemde "mobbing" kavramının ne olduğuna dair henüz bilgisi dahi olmadığını, size rahatlıkla söyleyebilirim. Mobbing konusunda -hele ki bundan 3 yıl kadar önce- daha henüz ulusça bilinçlendirilme düzeyinde olduğumuzu da düşünürsek, sunduğum öneride, üzerlerine vurgu yaptığım kavramlar, önerinin adından da anlaşılacağı üzere, mobbing hakkında “araştırma” ve “eğitim” kavramlarıdır.

    20 Mart 2011’de ülkemizde Başbakanlık Mobbing Genelgesi yayınlandı. Genelge’de her ne kadar tarafımdan gözlemlenen bazı hata ve eksiklikler söz konusuysa da, Devlet’in mobbing konusuna gösterdiği ilgi ve hassasiyeti sergilemesi açısından bu, çok önemli bir adımdır. Nitekim Genelge’nin 8. maddesinde belirtilen “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve sosyal taraflar, işyerlerinde psikolojik tacize yönelik farkındalık yaratmak amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları ile seminerler düzenleyeceklerdir” hususuna ilişkin olarak, ilk kez 23 Mayıs 2012 tarihinde, Ankara’da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Eğitim Merkezi (ÇASGEM) Başkanlığı’nca, “Çalışma Hayatında Psikolojik Taciz (Mobbing)” adlı bir Panel ve Çalıştay yapılacaktır.

    Konuşmamın başında da belirttiğim gibi bugün burada birarada bulunmamıza vesile olan Bilim İnsanları Derneği’nin düzenlediği bu Kongre, farklı yönleriyle Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Ancak kapsamında, “üniversitelerde yaşanan ve akademisyenlerin, daha da çok kadın akademisyenlerin hedef alındığı, üretkenliklerinin törpülendiği mobbingin” tartışılmasının hedeflenmiş olması sonucunda bu Kongre, büyük bir tesadüfle ülkemizdeki bir başka ilkle örtüşmüş ve eşzamanlı gerçekleşmiştir. Yeni yayınlanan “Mobbing: Bugün Bana, Yarın Sana” adlı son kitabım, adeta bu Kongre’nin amacına hizmet eder niteliktedir. Zira bir mobbing vakasının, öykü akıcılığıyla ilk kez bir edebiyat denemesi olarak sunulduğu bu kitapta sahne, bir üniversite; hedef ise bir kadın akademisyendir.

    Bir üniversitede yaşanan uzun ve karmaşık mobbing vakasının olağanüstü zenginli­ği, bir mobbing araştırmacısı ve mücadelecisi olarak beni, üniversitelerde yaşananları, mobbing çerçevesi içinde anlatabileceğim tamamen farklı formatta bir kitap yazmaya sevk etti. Hukuka, ahlaka, kural ve yönetmelik­lere aykırı bu işyaşamı öyküsünün bir vaka analizi şeklinde dü­zenlenerek kitap halinde yayınlanmasının, ileride benzer olayların yaşanmasına bir miktar da olsa engel oluşturacağına inancım ise, kitabı yazmamda bana, adeta itici bir güç vazifesi gördü.

    Son olarak bugün ülkemizde mobbing konusuyla ilgili olarak varılan noktada birkaç söz söylemek istiyorum. Bazı hususlara ilişkin gözlemlerimi sunarken, izninizle endişelerimi de dile getireceğim.

    Bugün ülkemizde Mobbing konusu, hiçbir ülkede olmadığı kadar magazinleştirilmiş; adeta frapan bir magazin malzemesi haline getirilmiştir. Dolayısıyla karşımıza çıkan tabloda iki çeşit mobbingden söz etmek mümkün gözüküyor: “Bilimsel mobbing” ve “magazinleştirilmiş mobbing”.

    Disiplin içinde tanımlanmış mobbingle magazinleştirilmiş mobbing söylemlerinin karıştırılmaması gerekir. Uygulanması, sistematiği, tanısı, önlenmesi, mücadele yöntemleri, bireysel ve kurumsal boyutta psikolojik ve hukuksal müdahale ve çözümleri çok karmaşık olan; insanlık onuru, sağlığı ve kişilik haklarını tehdit eden bir insan hakları suçu, kapsam ve arz ettiği önem açısından çok basite indirgenmektedir. Konu, basitleştirilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Dolayısıyla burada vurgulamam gereken husus, “magazinleştirilmiş mobbingin, bilimsel mobbingin en büyük düşmanı olduğu”dur. Sonuçta ortaya çıkması kaçınılmaz olan kurallar kirlenmesi ise, konuyu, hem mobbing mağduru hem mobbing suçlusu açısından gri, göreceli ve belirsiz bir alan haline getirecektir. Konu, esnek hale getirildiğinde ise sistemin, bunu dışlaması kaçınılmazdır.

    Her ne kadar mobbing konusuyla ilgili yerli yersiz bir haber bombardımanı sürdürülüyorsa da kavram, toplumumuz açısından yeni olduğu kadar bilinmezi de çok fazladır. Bireysel, örgütsel ve nihayet toplumsal boyutta yol açabileceği psikolojik, fiziksel, sosyal ve ekonomik zararların bilinçli bir şekilde algılanması için yapılması gereken bilgilendirmeler, duyurular ve uyarılar ne yazık ki hala çok az sayıdadır. Mobbing, işyeri ortamında yaşanan günlük çatışmalar veya iş anlaşmazlıklarıyla karıştırılabilmektedir.

    “Mobbing” konusunda çalışmış farklı bilim dallarına mensup akademisyenler ile insan ve çalışma yaşamıyla ilgili farklı mesleklerden olup mobbing konusunda eğitim formasyonuna sahip kişilerden oluşan uzman komisyonlarda ele alınması gereken bu son derece hassas ve bilinmezi çok konu, maalesef bugün ülkemizde, sayılı isimlerin çalışmış olduğu akademik bilgileri esas alarak, konunun danışmanlığını üstlenmiş ve uzman olduğunu iddia eden kişilerin açıklamalarıyla yön bulur hale gelmiştir. Bu noktada dikkatinizi çekmek istediğim husus, bir insan hakları suçu olarak mobbingin önlenmesi ve çözümü için mücadele vermek başka; tüm perspektiflerin kavrandığı iddia edilerek konunun uzmanlığını üstlenmek başkadır.

    Mobbing tanısını koymak ve müdahalede bulunmak, hassas bir konudur. Zira mobbingin normal bir çatışmadan, cinsel tacizden, bir kişilik bozukluğundan veya fazla iş yükünün getirdiği bir işyeri stresinden ayırıcı tanısının koyulması, pek kolay olmayabilir. Mağduru yönlendirmek de öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Tanı, müdahale ve çözümde başta çalışma psikoloğu olmak üzere farklı uzmanlık alanlarından hekimlere ve hukukçulara görev düşmektedir.

    Çalışma psikoloğu, çalışma sosyoloğu, hukukçu, tıp bilimci olmayan ve en önemlisi konuyla ilgili akademik uzmanlığı bulunmayan kişilerin, tüm bu perspektifleri kavradıklarını iddia ederek fikir beyan etmeleri; başkalarının çalışmalarını temel alarak yönlendirmede bulunmaları, bir hekimin yanlış tanı koyması ve tedavi önermesi gibi ağır sonuçlara sebebiyet verebilir. Bu hatanın bedelini ise, hem çalışan hem işveren çok ağır ödemek zorunda kalabilir.

    Mobbing, ülkemiz açısından yeni olduğu kadar bilinmezi çok fazla olan bir konudur. Kavram, bugün ülkemizde iş ortamında yaşanan her türlü olumsuzluğa veya baskıya verilen genel bir ad olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Böyle bir durum, bir yandan işin niteliği ve süreci; diğer yandan çalışma ortamı için büyük tehlike oluşturacaktır. Konu esnek hale getirildiğinde ise, biraz önce de vurguladığım gibi, sistemin bunu dışlaması kaçınılmazdır. Bu nedenle öncelikle Türkiye’de mobbing algısındaki eksik yönler ve mevcut problemler çok iyi değerlendirilmelidir. Kavramın yanlış kullanılması ve belirsizlik arz eden örneklerle toplumun cesaretlendirilmeye çalışılması, uzun vadede hem birey hem örgüt açısından çok tehlikelidir. İşte özellikle bu sebepten ötürü işveren, mobbing sözcüğünden korkmamalı; süreci ve zararlarını öğrenmeli; çalışanlarının da bilgilenmesini sağlamalıdır.

    Bireysel veya örgütsel danışmanlık, mutlak surette belli bir akademik alt yapı üzerine bu konuda belli kriterlere göre uzmanlaşmış, mesleki etik değerlere sahip kişilerden alınmalıdır. Aksi takdirde çalışan ve işverenin karşı karşıya geleceği bir ortama yanlış bilgilerle alt yapı yaratılması kaçınılmazdır. Çalışan bireyi koruma adına yapılan yanlış yönlendirmelerin, iş sürecine, işyerine ve bireye çok daha büyük zararlar verebileceği unutulmamalıdır.

    Sözlerimi bitirirken, “mobbing” konusuyla ilgili olarak Türkiye’de yaşanan ilkler arasında, niteliğiyle, bugün itibariyle yerini alacak olan, İşyerinde Duygusal Şiddet konulu bu Uluslar arası Kongre’nin düzenleyicisi Bilim İnsanları Derneği Yönetim Kurulu’nu Sayın Başkanları Prof. Dr. Gülçimen Yurtsever nezdinde kutluyor ve Kongrenin başarılı geçmesini diliyorum.

    Saygılarımla.

      1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   16






        Ana sayfa


    Uluslararasi kongre

    Indir 1.09 Mb.