bilgiz.org

Ulusal deprem konseyi raporu

  • 1.2. Kapsam
  • ULUSAL DEPREM POLİTİKASI ZARAR AZALTMA SİSTEMİ
  • 1.3. Deprem Zararlarını Azaltma Sistemi
  • 2. DEPREM BİLGİ ALTYAPISI 2.1. Genel
  • 2.2. Ulusal Sismik Ağ, Verilere Ulaşım ve İşbirliği
  • 2.2.1. Ulusal Sismik Ağın İşlevi ve Nitelikleri



  • Sayfa1/7
    Tarih14.10.2017
    Büyüklüğü312.89 Kb.

    Indir 312.89 Kb.
      1   2   3   4   5   6   7

    ULUSAL DEPREM KONSEYİ RAPORU
    "Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi"

    6 Mayıs 2002



    Ulusal Deprem Konseyi tarafından hazırlanan "Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi", 6 Mayıs 2002'de kamuoyuna açıklandı.

    ÖNSÖZ
    Ulusal Deprem Konseyi, 21 Mart 2000 gün ve 2000/9 sayılı Başbakanlık Genelgesi uyarınca oluşturulmuş ve ilk toplantısını 18 Mayıs 2000 günü yaparak çalışmalarına başlamıştır. Deprem konusuyla ilgili çeşitli alanlardan seçilen yirmi uzmandan oluşan ve bağımsız bir yapıya sahip olan Ulusal Deprem Konseyi’nin başlıca görevleri, Başbakanlık Genelgesinde, depremle ilgili konularda (i) kamuoyuna güvenilir bilgi vermek, (ii) öncelikli araştırma alanları belirlemek, (iii) kamu yetkililerine danışmanlık yapmak ve (iv) etik konularıyla ilgili başvuruları değerlendirmek olarak tanımlanmıştır. Konsey bu görevleri doğrultusunda çeşitli etkinliklerde bulunmakla birlikte, yerine getirilmesi gereken önemli bir görevin deprem zararlarının azaltılmasına yönelik önlemlerin ve çeşitli alanlarda yapılması gereken çalışmaların derlenip sistematik bir düzen içinde sunulması olduğu düşüncesiyle, bunu gerçekleştirmeyi kendisine düşen önemli bir ödev saymıştır.
    ‘Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi’, Konseyin bir yılı aşan süredir yürütmekte olduğu çalışmaların ürünüdür. Bilindiği gibi, depreme hazırlıklı olma stratejileri, (i) ‘Risk Yönetimi’ (deprem öncesi hazırlık çalışmaları) ve (ii) ‘Afet Yönetimi’ (deprem sonrası çalışmaları) olarak iki genel başlık altında toplanmaktadır. Deprem sonrasına ilişkin hazırlık çalışmaları günümüzde ilgili kuruluşlarca yürütülmektedir. Bu rapor, ağırlıklı olarak, birinci grupta yer alan ve deprem öncesinde yapılması gereken geniş kapsamlı, orta ve uzun dönemli deprem zararı azaltma çalışmaları üzerinde yoğunlaşmaktadır. ‘Deprem’ özelinde düzenlenmiş olmasına karşın, raporun diğer ‘afet’ türleri için de önemli ölçüde geçerli olduğu düşünülmektedir.
    Deprem öncesinde yapılması gereken ve Türkiye’de sahipsiz kalmış görünen zarar azaltma çalışmaları, geniş kapsamlı olup çok sayıda alanı ilgilendirmekte ve yoğun etkileşimli birçok işlemin gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. Raporda, bunlar ele alınıp irdelenmekle birlikte, ilgili tüm konuların derinlemesine incelendiği söylenemez. Konsey üyesi uzmanlarınyakından bildikleri konulara raporda, doğal olarak, daha fazla ağırlık verilmekte, çok yakından bilinmeyen konularda ise, yanıltıcı olabilecek görüşler belirtilmesinden kaçınmaya özen gösterilmektedir.
    Ülkenin deprem sorunuyla ilgili bir konu ele alındığında. önce bir durum saptaması ile bugün görülen aksaklık ve eksiklikler özetlenmekte, bunların nedenleri kısaca irdelenmektedir. Daha sonra, o konuda başarı sağlayabilmek için yapılması gerektiği düşünülen uygulamalarla ilgili Öneriler gerekçeleriyle birlikte sunulmaktadır. Bu önerilerin gerçekleştirilmesinde hangi kuruluşların katkılar verebileceğine ilişkin düşüncelere de yer verilmektedir. Bu çalışmanın bir eylem ya da uygulama planı değil, bir strateji raporu olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Rapor bu anlayış içinde düzenlenirken, önerilerin ilke düzeyinde tanımlanmasıyla yetinilmiş, uygulama ayrıntılarına girilmemiş, daha doğrusu, Konsey’in uygulama ayrıntılarını düzenleme konusunda yetkili ve bilgili olmadığı göz önünde tutulmuştur.
    Ulusal savunma gibi, siyaset üstü bir konumda olması gereken Ulusal Deprem Stratejisi’ ile ilgili olan bu raporda ilke düzeyinde sunulan önerilerin hayata geçirilebilmesine yönelik bir ‘Uygulama Planı’ çalışması yapılmasının gerekli olduğu düşünülmektedir. İlgili kurum ve kuruluşların katılımıyla gerçekleştirilebilecek geniş kapsamlı bir çalışmada, konunun çeşitli boyutları birer panel tarafından ele alınarak tartışılmalı ve ayrıntılı uygulama yöntemleri içeren somut öneriler geliştirilmelidir. Panel çalışmaları arasında etkileşim ve eşgüdüm sağlanmalı, panel raporları birbiriyle uyumlu duruma getirilerek tutarlı bir ‘Uygulama Planı’ oluşturulmalıdır.
    Deprem zararlarının azaltılması doğrultusunda, çeşitli kamu kuruluşlarına, yerel yönetimlere, sivil toplum örgütlerine, üniversitelere ve diğer eğitim kuruluşlarına önemli görevler düşmekte, yurttaşlar da bireyler olarak çeşitli sorumluluklar taşımaktadırlar. Bu görev ve sorumlulukların aydınlatılması ve netleştirilmesine yardımcı olabileceği umuduyla, Ulusal Deprem Konseyi’nin bir kolektif çalışması ürünü olan ‘Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi’ raporunu saygılarımla bilgilerinize sunuyorum.
    Nisan 2002, Ankara
    Prof. Dr. Tuğrul Tankut

    Ulusal Deprem Konseyi Başkanı





    1. GİRİŞ

    Günümüzde yaşamın hemen her yönünde, gerek doğal afetlerin, gerekse insanların yol açtığı, sanayi ve teknolojinin getirdiği tehlikelerin giderek artış gösterdiği gözlenmektedir. Bu durum, doğal afetlerin şiddetinin ya da sayısının artması nedeniyle değil, öncelikle nüfusun çoğalıp belirli bölgelerde toplanması, marjinal ve tehlikeli alanların daha yoğun biçimlerde kullanıma açılması, sakıncalı etkileşim bağlantılarının daha fazla sayıda ve beklenmedik yönlerde oluşması, mevcut denetim ve güvenlik önlemlerinin giderek yetersiz kalması gibi nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Bunlara modern toplumun teknoloji, sanayi ve bilimsel uygulamalarının getirdiği kimi yan etkiler, bilinmezlikler, yetersiz ürünler, kazalar ve kötü amaçlı uygulamaların da önemli katkılar yaptığı ve kimi koşullarda toplum, çevre ve doğada olumsuz sonuçlara yol açıldığı bilinmektedir. Öyle ki, kimi açıklamalara göre günümüzde modern toplum giderek hızlanan bir ‘risk yoğunlaşması’ girdabına kapılmış durumdadır. Doğa, insan yaşamı ve sürdürülebilir verimliliğin ciddi ölçülerde nesnel çıkmaz ve tehlikelere itildiği bu tarihi dönem, ‘Risk Toplumu’ olarak da tanımlanmaktadır. Bunun bir geçiş dönemini temsil etmekte olduğu, yakın gelecekte ise bilim, üretim ve teknoloji uygulamalarını yürütenlerin topluma karşı doğrudan sorumluluklar taşıdığı yeni siyasal yapılanmalara geçilmesinin kaçınılmazlığı ileri sürülmektedir. İnsanlık tarihinin ‘İkinci Aydınlanma’ dönemi olarak öngörülen bu aşama, çevre, sanayi ve yönetimde üst düzeyde ‘akıllı’ düzenlemelerin yürürlüğe girdiği toplumsal kurumlaşmalar getirecektir.


    Günümüzde, olası tehlikelerin zarar ve risklerinin azaltılması için yeni güvenlik standartları ve güvenli işleyiş modelleri geliştirilmekte, diğer yandan bu tehlikelerin afete dönüşmesi karşısında hızlı uyarı, müdahale ve kurtarma yöntemleri uygulama bulmaktadır. Haberleşme ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, bu iki alanda da önemli uygulamalar bulmuş, deneyim ve bilgi birikiminin, yeni uzmanlıkların, yeni kurumlaşmaların ve performans atılımlarının gerçekleştirilmesine yol açmıştır.
    Türkiye’de, her zaman en önemli tehlike kaynaklarından biri olmaya devam edecek olan deprem konusunun da, bu çağdaş yaklaşım ve olanaklardan yararlanmak üzere değerlendirilerek, bu tür doğa olaylarını en az zararla atlatmak üzere yapılabileceklerin belirlenmesi, çağdaş yaklaşım ve olanaklardan yararlanılması, bir sistem bütünlüğü içinde önlemlerin hayata geçirilmesi yollarının araştırılması günümüzde bir temel gereksinme olmuştur. Bilimsel açıdan yapılması gerekenlerin açıklanması görevi, günümüz yönetsel işbölümü yapısı içinde Ulusal Deprem Konseyi’nin etkinlik alanı olarak tanımlanmış bulunmaktadır.
    1.1. Amaç
    T.C. Başbakanlık 2000/9 sayılı ve 21.03.2000 tarihli Genelgesi ile kurulan Ulusal Deprem Konseyi’nin görevleri arasında, ‘ülkemizin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak, deprem zararlarının en aza indirilmesine yönelik araştırma çalışmaları için öncelikli alanları belirlemek’ ödevi tanımlanmıştır. Deprem zararlarını en aza indirme hedefi, kuşkusuz geniş bir kapsam ve uzun dönemli entegre bir çalışma çabası gerektirmektedir. Ancak, Türkiye’de bu kapsamın sınırları ve bu hedefe erişmede hangi organlara, ne gibi görevler düşebileceği konuları, bugünden belirlenip başlanması ve ısrarla sürdürülmesi gereken önceliklerdir.
    Türkiye’de bir ‘Ulusal Deprem Stratejisi’ geliştirilmesi, yukarıdaki nedenlerle bu çalışmanın ana amacıdır. Deprem ve afetlerle ilgili olarak yürürlükte bulunan mevzuatın bütünlük ve tutarlılık gösteren bir politika ya da strateji oluşturmadığı bir gerçektir. Ayrıca, bunları yürütmekle yükümlü organ ve kurumların da bir sistem oluşturmak şöyle dursun, kimi durumlarda karşıt işleyişler gösteren çok başlı bir yapılanma gösterdiği, üzerinde görüş birliği bulunan bir olgudur.
    Öte yandan, 1999 sonrasında Türkiye’de deprem zararlarını azaltma konularına yönelmiş bulunan merkezi yönetim tarafından ilk kez ‘yapı denetimi’, ‘zorunlu deprem sigortası’, ‘mesleki uzmanlık’ konularında Kanun Hükmünde Kararnameler ile yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bunların, kısmi olduğu ve kendi içlerinde yetersizlikleri bulunduğu tartışmaları sürmektedir. Ancak geleneksel olarak, afet sonrası ‘yara sarma’ etkinliklerine ağırlık verilen Türkiye’de, ilk kez ‘zarar azaltma’ çabalarına ön planda yer verilmiş olması, gelecek için umutlar yaratmıştır. Bu anlayışın artık yerel yönetim düzeyinde ele alınması yöntemlerinin geliştirilmesi beklenirken, günümüzde bu önlemlerin bir bölümünün asıl amaçlarına ters düşecek biçimlerde değişikliklere konu edilmeleri ise, geri adımlar olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenlerle, mevcut sistemde yapılacak iyileştirmelerin, başvurulacak yeni düzenleme alanlarının, yasal önlem ve kurumlaşmaların neler olması gerektiği ve bunların hangi kuruluşlarca nasıl yerine getirileceğinin bilimsel açıdan belirlenmesi bir temel ödev olarak durmaktadır.
    Bu öngörüşlerle Ulusal Deprem Konseyi, ‘Türkiye Deprem Stratejisi‘nin belirlenmesi amacıyla başlatmış olduğu çalışmalarda, bir genel strateji bütününün parçaları olarak ilgi alanlarını tanımlamış ve bir işbölümü içinde alt çalışma birimleri oluşturmuştur. Konsey, böylece bir genel strateji kapsamını belirlemek yanı sıra, bu stratejinin bileşenlerini yaptığı ayrı çalışmalarla görüşmeye açarak son duruma getirmiştir. Çalışmanın asıl konusu ‘deprem’ olmakla birlikte, bu kapsamda belirlenenlerin birçoğu, diğer tehlike ve afet türleri için de geçerli görülmektedir. Yapılan değerlendirme ve belirlemelerin, ilgili görülen kuruluş ve birimlere bilgi için iletilmesi ve alınacak görüş ve öneriler doğrultusunda geliştirilebileceği öngörülmektedir. Bu kuruluşların Ulusal Deprem Konseyi ile ortak çalışma programları geliştirmek ve yürütmek istemeleri durumunda Strateji belgesinin, hedefleri ve seçenekleri gösteren bir kılavuz ya da program kimliği kazanması olasıdır. Talep etmeleri durumunda bu kuruluşlara, yine Kuruluş Genelgesi‘nde belirlendiği üzere, Konsey tarafından danışmanlık hizmetleri verilmesi olanaklıdır.
    1.2. Kapsam
    Türkiye için geçerli bir ‘Ulusal Deprem Stratejisi’nin oluşturulmasında, yalnızca deprem sonrası dönemlerde yapılacak kurtarma ve yardım, yani ‘yara sarma’ işleri ile yetinilemeyeceği, bugün artık üzerinde görüş birliği olan bir konudur. Günümüzde Ulusal ölçekte kurgulanan herhangi bir deprem politikasının genelde iki ayrı bileşeni bulunduğu kabul edilmektedir. Genelde ‘Afet Zararlarım Azaltma Sistemi’ ve ‘Afet Müdahale Sistemi’ olarak tanımlanabilen ve birbirini tamamlayan bu iki sistemin, özellikle hedefler, kapsam ve kurumlaşma biçimleri açısından farklılıklar taşıdığı göz önünde tutulmaktadır. Afet müdahale sistemi kapsamında yürütülen, ‘afet yönetimi’ ve ‘kriz planlaması’ çalışmalarıdır. Ulusal ölçekte deprem zararlarını en aza indirme, yani ‘yara almama’ amaçlı önlemlere öncelik ve geçerlik kazandırmak için ise, ‘risk yönetimi’ ve ‘sakınım planlaması’ (Contingency Planning) çalışmalarına ağırlık verilmesi gerekmektedir. Risk yönetiminin ön bilgilenme aşamasında, ‘deprem tehlikesi’ni ve ‘kentsel kusurları’ belirleyecek araştırmalar zorunlu olmaktadır. Ulusal Deprem Stratejisi’ni bütüncül bir kapsama kavuşturabilmek için, deprem öncesi ve sonrasında, kısa ve uzun dönemlerde yerine getirilmesi gerekenlerin hepsinin ayrıntılı biçimde tanımlanması zorunludur. ‘Ulusal Deprem Politikası’nın tamamını oluşturan bu kavramsal sistem aşağıda şematik olarak özetlenmektedir. ‘Strateji’ ise, önceliğin bu sistemin hangi kısımlarına, ya da ağırlıkların bu seçeneklerden hangilerine verileceği ile ilgili bir tercihler bütünüdür.
    ULUSAL DEPREM POLİTİKASI

    ZARAR AZALTMA SİSTEMİ
    Risk Yönetimi MÜDAHALE SİSTEMİ

    Afet Yönetimi

    * Bilgi Altyapısı (Ulusal Ağ, Bilgi Bankası, İletişim, Deprem Tehlikesi ve Kentsel Kusur Araştırmaları ve Mikro-Bölgeleme Haritaları)

    * Yer Seçimi, İmar İşleri ve Yapılaşma Denetimi bakım, ivedi barınma,


    * Kentsel İyileştirme ve Yapı Güçlendirme Çalışmaları
    * Kamuoyu Oluşturma, Eğitim-Araştırma ve Mesleki Yetkinlik Geliştirme İşleri

    * Hazırlık Çalışmaları (acil hizmetler eğitimi, programlama, işbölümü, stok yönetimi. tatbikatlar)

    * Acil Müdahale ve Yardım Gücü Kurma (kurtarma, sağlık hizmetleri, geçici iskan)
    * Hak Sahibi Belirleme, Zarar Karşılama, Kentsel İyileştirme, Yapı Güçlendirme, Yeniden Yapım Çalışmaları

    Söz konusu sistemler, kendi içlerinde seçeneklere sahip oldukları gibi, yetkili/sorumlu kurumlar açısından da çeşitlilikler sergilemekte ve göreli olarak bağımsız işleyişler göstermektedirler. Başlıca sorun, bu alt işleyişlerdeki eksiklik ve çakışmaların giderilmesi ve bunların bir sistem bütünlüğü ve tekilliği içinde sürdürülebilir kılınmasıdır.


    Ulusal Deprem Stratejisi içeriğinin geliştirilmesinde, günümüzde deprem önlemleri ve benzeri çalışmalar içinde bulunan kuruluşların yaklaşım ve önerilerinin veri olarak alınıp yararlanılması gerekli görülmüştür. Burada açıklanan Ulusal Deprem Stratejisi çalışmalarını yönlendirmede Konsey, aşağıdaki etken ve güncel gerçeklikleri göz önünde tutmayı gerekli bulmuştur:
    1. Depremle ilgili kurumsal! yönetsel yapılanmanın çok başlılığı;
    2. TBMM, Bakanlar Kurulu, Bakanlıklar ve diğer yönetim birimlerinin yeni düzenlemeleri ve gündemleri;
    3. 1999 depremleri sonrasında yürütülen uygulamalar;
    4. Türkiye’de yürütülen uluslararası bağlantılı girişim ve projeler;
    5. Deprem Stratejisi’ne katkıları olabilecek kimi kuruluş ve birimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının vb. önerileri, araştırma bulguları ve uygulamaları
    Türkiye’deki konvansiyonel yaklaşım ve düzenlemeler büyük oranda ‘Afet Müdahale Sistemi’ başlığı altında tanımlanan etkinlikleri kapsar. Bu alandaki çalışmalar, kimi standartlar ve koordinasyon konularında yetersizlikler gösterse de, güncel mevzuat ve kurumsal yapı içinde sürdürülebilmektedir. Ulusal Deprem Konseyi’nin bu raporda önemle üzerinde durduğu ‘Afet Zararlarının Azaltılması Sistemi’ kapsamında ise, Türkiye’de 1999 sonrasında denenmekte olanlar dışında, hemen hiçbir sistemli düzenleme bulunmamaktadır. Dahası, son gelişmelerle getirilen yenilikçi atılımların önemli ölçüde gözden çıkarıldığı da gözlenmektedir. Oysa zarar azaltma önlemlerinin, ‘Afet Müdahale Sistemi’ çaba ve harcamalarında önemli ölçülerde küçültme etkileri olduğu evrensel deneyimlerle bilinmektedir. Bu nedenle Konsey tarafından ön planda tutulmak istenen ‘Afet Zararlarının Azaltılması Sistemi’ olmuştur. Burada belirtilen çalışma alanlarının, her konuyu kapsamış olduğu söylenemez. Bu içeriğin yapılacak düzeltme ve katkılarla genişletilmesi ve yeni alanların ortaya konulması beklenmektedir.
    1.3. Deprem Zararlarını Azaltma Sistemi
    Ulusal Deprem Stratejisi’nin, Konsey tarafından üzerinde en fazla durulması ve ayrıntılandırılması gerekli görülen bölümü, deprem öncesi döneme ilişkin risk azaltma konuları olmuştur. Depremlerin yol açtığı zararlar genellikle üç ayrı alt kategoride ele alınmaktadır: ‘can kayıpları’, ‘ekonomik üretkenlik kayıpları’ ve ‘fiziki yatırım kayıpları’. Zararları azaltma stratejileri, bu kayıplardan hangisine öncelik verdiğine göre farklılaşabilir. Ulusal Deprem Konseyi açısından, zarar azaltma sisteminin doğrulukla kurulabilmesi için önce ülke depremselliğinin kapsamlı ve doğru bir biçimde algılanabilmesi, bu bilgilerle sistemli bir bellek oluşturulması ve bu bilgilerin yeterli teknik üstünlükte donanım ve araçlarla kullanıma sokulabilmesi gerekir (Bilgi Altyapısı).
    Büyük ölçeklerde kayıp ve hasarlara yol açan ikinci etken ise, yapılaşmada jeolojik ve jeoteknik verilerin gözetilmemesi, başka bir deyişle, deprem kaynaklarının ve onların heyelan, çökme, sıvılaşma gibi olası görünüm biçimlerinin ve ayrıntılı zemin koşullarının yerleşim kararlarında gereğince dikkate alınmamasıdır. Bu verilen doğru biçimde kullanma yöntemleri geliştirecek olan, yerleşim planlaması uygulama kurallarıdır. Bu işleyişin ise, ayrıca yakın izlemeye alınarak denetlenmesi zorunluluğu vardır. Yeni yerleşim ve yapılaşmanın denetimli olarak daha yüksek standartlarda üretiminin sürdürülebilir bir uygulamaya dönüştürülmesi yanında, mevcut kentsel kusurların giderilmesi ve kentsel çevrelerin ‘kentsel iyileştirme’ projeleri aracılığıyla yeterli güvenliğe kavuşturulması da zorunlu bir çalışma kapsamı belirlemektedir (İmar ve Yerleşim Güvenliği).
    Üçüncü olarak, yapı tasarım ve inşaat sürecinde gözlemlenen yetersizliklerin ve denetimsizliklerin azaltılması, mevcut özel kesim yapı stokunun ve kamu tesislerinin daha güvenli duruma getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca ülkenin tarihsel mirası olan değerli yapıların depreme karşı korunması, büyük yatırım değerleri olan bayındırlık yapılarının güvenliği, altyapı sistemleri için güvenlik ilkeleri geliştirilmesi, kentsel kaçak yapı stoku ve kırsal yapılar, üzerinde ayrı ayrı araştırmalar, uygulama denemeleri ve kararlar alınması gereken kapsamlı çalışma konularıdır (Yapı Güçlendirme).
    Bütün bunların gerçekleştirilmesi ve her alt sistemde risklerin azaltılması için uzun dönemli programlarla büyük ölçekli, düzenli ve sürekli kaynakların yaratılması gerekmektedir. Bu niteliklere sahip olacak ve günlük siyasal hesaplardan uzak tutulan ve yalnızca teknik gerekçelerle kullanılacak bir kaynağın oluşturulması önemli zorluklar göstermektedir. Ancak büyük ölçekli ve belirlenecek verimlilik esaslarına göre düzenli olarak işletilebilecek kaynakların varlığı, uzun dönemde çok yönlü zarar azaltma hedefine hizmet edecek bir temel olacaktır. Bu kaynak, daha etkin ve doğru projelerin geliştirilmesine, bireylerin ve kuruluşların daha güvenli bir çevreye katkılarda bulunmak üzere yönlendirilmesini sağlayabilecektir (Yatırım Kaynakları).
    Zarar ve risk azaltma çabalarının en önemli tamamlayıcı boyutu, bu konularda toplum bilincini yükseltmektir. Bu amaçla olağan öğretim sürecinde deprem konusuna yer verilmesi önemli bir altyapı oluşturur. Ayrıca toplumun farklı kesimlerinin farklı programlar kapsamında eğitimi sağlanabilmelidir. Yerel toplulukların kendi yaşadıkları ortamlarda daha güvenli çevreler elde etmek üzere örgütlenmelerinin özendirilmesi de bu programların önemli bir tamamlayıcısıdır. Yapılaşmayı ilgilendiren meslek sahiplerinin bireysel ve kurumsal ölçeklerde meslek içi eğitimi, kamu ve yerel yönetim yöneticilerinin ve çalışanlarının bilgi tazeleme programlarına zorunlu katılımları gibi önlemler de zarar azaltma önlemlerinin en önemsenmesi gereken halkalarındandır (Eğitim ve Mesleki Yetkinlik).
    Zarar azaltma önlemlerinin, bütün bu uygulamalar aracılığıyla yerine getirilebilmesi için kimi yeni kurumsal yapılanmaların geliştirilmesi ve yeni yaptırım araçlarına yürürlük kazandırılması gerekmektedir. Her şeyden önce, zarar azaltmaya yönelik etkinliklerin, ‘afet yönetimi’ ile ilgili yapılanmadan bağımsız olarak, kendi içinde tutarlı bir bütünlüğe kavuşturulması ve örneğin imar sistemi ve mevzuatının yeniden kurulması gereği vardır. Deprem zararlarını azaltmak üzere alınacak önlemlerin hepsinin sistemli birlikteliği için gerekli organların tanımlanması ve bunların eşgüdümünün sağlanması etkin bir yönetim için öncelikli görülmelidir. Afet zararlarını azaltma hedefine öncelik veren toplumsal yapılanma, kendine özgü mantığı ile kimi düzeltmelere ve yeni yasal düzenlemelere gereksinme duyacaktır (Yasal Düzenİeıneleı).
    Türkiye’nin deprem konusunda çok yönlü-çok disiplinli bilimsel araştırmalar yürütme potansiyelinin örgütlenmesi ve performansını üst düzeylere yükseltebilmesi amacıyla entegre edilmiş bir bilimsel araştırma programını kurgulayacak ve izleyecek özel yapılanmaya gereksinme vardır. TÜBİTAK, Yüksek Öğretim Kurumu, Üniversiteler ve uygulamacı birimlerin temsilcileri ile, kendi geleneklerini geliştirecek bir kurumsal yapılanmayı oluşturmak, sürdürülebilir bir program geliştirmek, seçkin bilim adamları ve araştırmacıların deprem konusunda çalışmalarını sağlamak, kendi içinde yaşamsal bir hedeftir (Bilimsel Araştırmalar,). Strateji raporunun farklı bölümleri, bu altbaşlıklar altında ele alınmıştır.
    2. DEPREM BİLGİ ALTYAPISI
    2.1. Genel
    Ulusal düzeyde deprem zararlarını azaltma sisteminin oluşturulabilmesi öncelikle ülkedeki deprem tehlikesinin en doğru şekilde ortaya konulması ve bu bilgilerin yeterli teknik donanım ve araçlarla planlama ve uygulama sürecinde karar vericilerin kullanımına sunulabilmesine bağlıdır. Bu süreç sürekli yenilenebilir bir ‘Deprem Bilgi Altyapısı Sistemi’ gerektirir. Bu sistemi oluşturan bilgiler sismotektonik ve deprem kuşakları haritalarının da veri tabanıdır. Şu sırada ülkenin sismotektonik haritası ve veri tabanı bulunmamaktadır. Deprem tehlikesini ortaya koyan yerbilimsel bilgi altyapısı aşağıda açıklanmaktadır.
    2.2. Ulusal Sismik Ağ, Verilere Ulaşım ve İşbirliği
    Ülkemizde toplanan analog ve sayısal türde deprem verilerinin (sismik veriler) toplanması, bir araya getirilmesi ve kullanıcılara ulaştırılması için işbirliği konusuna genel bir bakış açısı ile yaklaşmak gereklidir. ‘Ulusal Sismik Ağ’ın tanımı, ülkemizdeki durumun değerlendirilmesi ve iyileştirilmesine ilişkin görüş ve öneriler aşağıda özetlenmekte, teknik ayrıntıların ve kurum yapılarının sübjektif değerlendirmelerine girilmeksizin, temel problem ve unsurların somut bir şekilde ortaya konulması hedeflenmektedir.
    2.2.1. Ulusal Sismik Ağın İşlevi ve Nitelikleri
    Ulusal Sismik Ağı işleten bir kurumun üç temel işlevi vardır:
    1. Deprem verilerinin toplanması ve işlenmesi

    2. Deprem oluşumları ile ilgili bildirimlerin yapılması

    3. Verilerin arşivlenmesi ve kullanıcıİara dağıtımı

    Ulusal Deprem Kayıt Ağı’nın temel nitelikleri şunlardır:

    1. Tüm verilerin kullanıcılara açık olması

    2. Çalışmalarda kullanıcılar tarafından yapılacak değerlendirmelerin göz önüne alınması

    3. Verilerin belirli (uluslararası) standart ve duyarlıkta üretilmesi

    2.2.2. Bugünkü Durum

    Türkiye’de depremlerin ülke kapsamında izlenmesi ve incelenmesi konusunda ulusal ve uluslararası platformda tanınmış iki kamu kuruluşu vardır:
    Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE)

    Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi (DAD)

    Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, ‘Ulusal Sismik Ağ’ işlevini geleneksel olarak yüklenerek depremlerle ilgili bilgileri yetkililere ve kamuoyuna bildirmek görevini üstlenmiş bir kuruluş niteliğini taşımaktadır. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün deprem istasyon ağı, Batı Anadolu ağırlıklı olmak üzere, tüm ülkeyi kapsamaktadır. Bu istasyonların bir bölümü bilgisayar bağlantılıdır (on-line). Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi, Kuzey Anadolu Fayı’nın orta bölümlerini ve ülkenin bazı bölgelerini kapsayan daha sınırlı bir sismik ağı ile ülkenin tümünü kapsayan ulusal nitelikli bir ‘Kuvvetli Hareket Kayıt Ağı’ çalıştırmaktadır. Bu istasyonların da bir bölümü bilgisayar bağlantılıdır.

    Her iki kurum bünyesinde ulusal ve kurumsal olarak, araştırma nitelikli gözlem ve çalışmalar bir arada yürütülmektedir. ‘Ulusal Sismik Ağ’ işleten bu iki kuruma ek olarak, İstanbul Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Devlet Su İşleri gibi kurumların da bünyesinde izleme ve araştırma için çalıştırdıkları küçük çaplı ve bölgesel yerel sismik ağlar ve istasyonlar bulunmaktadır. Bu kurumlarda ‘Ulusal Sismik Ağ’ işletimi ile uğraşan personelin verim ve başarısı tamamen kendi inisiyatif, özveri ve gayretleri ile orantılıdır. ‘Ulusal Sismik Ağ’ işletimi ile uğraşmak gerek mesleki ve gerekse akademik bir kazanç sağlamamaktadır. Bu nedenlerle 617 sayılı yasa dışında bir kurumlaşmaya gereksinme vardır.


    Bu kurumlarda, 1930’lu yıllardan beri birikmiş analog deprem kayıtları bulunmaktadır. Bilimsel ve tarihi değeri olan bu analog kayıtların bir bölümü, olumsuz koşullara rağmen muhafaza edilmeye çalışılmaktadır. Bu tür verilerin, diğer makrosismik bilgilerle birlikte derlenerek arşivlenmesi gereği vardır.
      1   2   3   4   5   6   7






        Ana sayfa


    Ulusal deprem konseyi raporu

    Indir 312.89 Kb.