bilgiz.org

Türkiye’nin üyeliği perspektifinden kaynaklanacak hususlar

  • İÇİNDEKİLER GİRİŞ VE ÖZET 1 1. JEOPOLİTİK BOYUT 4 2. EKONOMİK BOYUT 11 3. İÇ PAZAR VE İLGİLİ POLİTİKALAR 15
  • 7. KURUMSAL VE BÜTÇESEL HÜKÜMLER 44 İSTATİSTİKSEL EK 48 GİRİŞ VE ÖZET
  • 1.1. Dış Politika Etkileri
  • 1.2. Türkiye’nin Komşu Ülkelerle İlişkileri
  • Doğu Avrupa, Rusya, Güney Kafkaslar ve Orta Asya



  • Sayfa1/7
    Tarih07.07.2017
    Büyüklüğü422.36 Kb.

    Indir 422.36 Kb.
      1   2   3   4   5   6   7


    AVRUPA TOPLULUKLARI KOMİSYONU

    Brüksel, 6.10.2004

    SEC(2004) 1202
    KOMİSYON BİRİMLERİ ÇALIŞMA BELGESİ


    TÜRKİYE’NİN ÜYELİĞİ PERSPEKTİFİNDEN KAYNAKLANAN HUSUSLAR
    {COM(2004) 656 final}

    (Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Tarafından Yapılan Gayrı Resmi Tercümedir.)

    İÇİNDEKİLER


    GİRİŞ VE ÖZET 1

    1. JEOPOLİTİK BOYUT 4

    2. EKONOMİK BOYUT 11

    3. İÇ PAZAR VE İLGİLİ POLİTİKALAR 15

    4. TARIM, VETERİNERLİK, BİTKİ SAĞLIĞI VE BALIKÇILIK 29


    5. BÖLGESEL VE YAPISAL POLİTİKA 37

    6. ADALET VE İÇİŞLERİ 40

    7. KURUMSAL VE BÜTÇESEL HÜKÜMLER 44

    İSTATİSTİKSEL EK 48


    GİRİŞ VE ÖZET
    Avrupa - Devlet ve Hükümet Başkanları - Konseyi tarafından talep edilen tavsiye ve rapor hazırlıklarına paralel olarak, Komisyon birimleri, Türkiye’nin Avrupa Birliğine muhtemel katılımının ve politikalarının etkilerinin bir değerlendirmesini yapmıştır.
    Türkiye’nin aday ülke olarak konumuna ve müzakerelerinin açılabilmesi için koşullara ilişkin olarak Avrupa Birliğinin açık tutumu Haziran 2004’te Brüksel’de yapılan Avrupa - Devlet ve Hükümet Başkanları - Konseyi toplantısında aşağıdaki şekilde yeniden teyit edilmiştir:
    “Avrupa - Devlet ve Hükümet Başkanları - Konseyi, Komisyonun raporunu ve tavsiyesini esas alarak Aralık 2004’te, Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini sağladığına karar verirse, Avrupa Birliği, Birliğin Türkiye ile gecikmeksizin katılım müzakerelerini başlatacağı yönündeki taahhüdünü yeniden teyit eder.”
    Avrupa Parlamentosunun Mart 2004’te Türkiye’nin katılımının etkisi hakkında bir çalışma yapılması yönündeki önerisi üzerine, Komisyon birimleri, Düzenli İlerleme Raporu ve Tavsiye Kararı ile birlikte sunulmak üzere bu çalışmayı hazırlamıştır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin üyeliği perspektifinden kaynaklanacak hususlara ilişkin genel bir değerlendirme yapmaktır.
    Değerlendirme öncelikle, Türkiye’nin AB politikalarına entegrasyonunun etkilerine yöneliktir. Mevcut çalışmadaki mülahazalar, Avrupa - Devlet ve Hükümet Başkanları - Konseyinin Aralık 2004’te alacağı karar açısından sağlanması gereken ilave kriter veya koşul teşkil etmemektedir. Bununla birlikte, incelenen hususlar, 1993 Kopenhag Avrupa - Devlet ve Hükümet Başkanları - Konseyinde ifade edilen Avrupa Birliğinin yeni üyeleri sindirme kapasitesine ilişkin mülahazalarla ilgilidir.
    Söz konusu değerlendirme, müzakerelerin yapılmasına ilişkin uzun vadeli projeksiyonları üstlenme güçlüğü ve belirli hususlar hakkında derinlemesine çalışma yapma ihtiyacı göstermektedir.
    Türkiye’nin muhtemel katılımından kaynaklanacak hususların değerlendirilmesinde aşağıdaki belirsizliklerle karşılaşılmıştır:


    • Avrupa Birliğinin politikalarının gelecekteki gelişmesi, muhtemel yeni politikaların oluşturulması ve entegrasyonda ilerde olabilecek ilave derinleşmenin derecesi,




    • Önümüzdeki on yıl içerisinde, özellikle enerji fiyatları ve uluslararası ekonomik ortam gibi dışsal etkenler de dahil olmak üzere, hem Türkiye’de hem de AB’de ekonomik ve yapısal gelişmeler,




    • Avrupa Birliğinin, ilave gelişme gerektirebilecek şekilde, en az 27 üyeye genişlemiş olması;




    • Gelecekteki genişleme sürecinin zamanlaması ve kapsamı – Batı Balkanlardaki ülkelere de AB üyeliği perspektifi verilmiştir.

    Bu temel bilgilere rağmen, bu hususlardaki Komisyonun tutumunu tartışmaksızın, dört adet çalışma hipotezine sadık kalınmıştır:




    • Her ne kadar önümüzdeki 10 – 15 yıl içerisinde bazı alanlarda önemli politik gelişmeler beklenebilecek olsa da, değerlendirme mevcut politikaları temel almaktadır.




    • Her ne kadar muhtemel geçiş hükümleri ve özel düzenlemelerin de ayrıca dikkate alınsa da Türkiye, en azından katılım sırasında AB müktesebatını üstlenecek ve uygulayacaktır.




    • Türkiye’nin katılım müzakereleri, yaklaşmakta olan mali perspektiften daha uzun sürecektir.




    • Batı Balkan ülkelerinden biri veya daha fazlasının muhtemel katılımının sonuçları dikkate alınmamıştır.

    Bu çalışmanın ilk bölümü; Türkiye’nin stratejik konumu temeline karşın siyasi hususlara ve Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (CFSP) ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (ESDP) alanlarında, hem fırsatlar hem sıkıntılar bakımından, olası sonuçlarının değerlendirilmesi teşebbüslerine odaklanmaktadır.


    İkinci bölüm, Türkiye’nin ekonomik ve parasal birliğe katılımının sonuçları ile birlikte, hem AB hem Türkiye üzerindeki ekonomik etkilerine atıfta bulunmaktadır.
    3 ila 6 ıncı bölümler, iç pazar ve ilgili politikalar, tarım, bölgesel politika ve adalet ve içişleri gibi, değişik politika alanlarına odaklanmakta ve Türkiye’nin katılımının muhtemel etkileri ve buna ilişkin sıkıntılar ve fırsatları incelemektedir.
    Son bölüm, AB kurumları üzerindeki muhtemel etkilerine ve bütçesel sonuçlara göz atmaktadır.
    Özet Değerlendirme
    Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılımı hem AB hem Türkiye açısından zorlu bir süreç olabilecektir. Ancak bu süreç iyi yönetilebilirse, her iki taraf için de önemli fırsatlar sunabilecektir. Katılım için gerekli hazırlıklar önümüzdeki on yıl boyunca sürebilecektir. Bu süre içerisinde AB gelişecektir ve Türkiye’nin de daha radikal bir biçimde değişmesi gerekebilecektir. AB müktesebatı daha çok gelişecek ve 27 veya daha fazla üyeli bir AB’nin ihtiyaçlarına cevap verecektir. Bu gelişme, Türkiye’nin katılımından doğacak fırsatlar ve sıkıntılara da bir çözüm getirebilir.
    Mevcut AB politikaları ve bilgisi temelinde, önümüzdeki yıllar için Komisyon aşağıdaki ana hususları belirlemiştir:


    • Türkiye’nin katılımı, kültürel ve dini özellikleri ile birlikte, nüfusu, büyüklüğü, coğrafi konumu, ekonomik, güvenlik ve askeri potansiyelinin birleşik etkisinden dolayı önceki genişlemelerden farklı olabilecektir. Bu etkenler, Türkiye’ye bölgesel ve uluslararası istikrara katkıda bulunma kapasitesi verir. Türkiye’nin komşularıyla mevcut siyasi ve ekonomik bağları dikkate alınırsa, bu bölgelere yönelik AB politikaları ile ilgili beklentiler de aynı zamanda artacaktır. Beklentilerin çoğu, Orta Doğu ve Kafkaslar da dahil olmak üzere, geleneksel olarak istikrarsız ve gerilimli olarak nitelendirilmekte olan bölgelerde AB’nin kendisinin orta vadede deneyimli bir dış politika oyuncusu haline gelmek yolunda bir mücadeleyi nasıl üstleneceğine bağlı olacaktır.




    • Türkiye, içinde bulunduğumuz dönemde, zihniyetlerin hızlı gelişimi de dahil olmak üzere, radikal bir değişim sürecinden geçmektedir. Mevcut dönüşüm sürecinin devam etmesi herkesin yararınadır. Türkiye, çoğunlukla Müslüman bir nüfusa sahip olmakla birlikte özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü gibi temel ilkelere bağlı kalan önemli bir model ülke olabilecektir.




    • Türkiye’nin AB’ye katılımının ekonomik etkisi, hem Türk ekonomisinin büyüklüğü hem de katılımdan önce zaten var olan ekonomik entegrasyonun derecesine bağlı olarak, olumlu fakat nispeten küçük olabilecektir. Beklentilerin çoğu, Türkiye’de gelecekteki ekonomik gelişmelere bağlı olacaktır. Katılım müzakerelerin başlaması, Türkiye’nin makro-ekonomik istikrar ve yatırımı teşvik, büyüme ve sosyal gelişmeyi temin etmek amaçlı devam eden çabalarına yardım etmelidir. Bu koşullar altında, Türkiye’nin GSYİH’sinin AB ortalamasından çok daha hızlı büyümesi beklenmektedir.




    • Düşük-orta gelir ülkesi olarak, Türkiye’nin katılımı, genişlemiş AB’de, en son genişlemeye benzer bir şekilde, bölgesel ve ekonomik farklılıkları artırabilecek ve uyum politikası için büyük bir sıkıntı oluşturabilecektir. Türkiye, uzun bir zaman dilimi boyunca, yapısal ve uyum fonlarından önemli destek almaya hak kazanabilecektir. Mevcut kurallar dahilinde hali hazırda yapısal fonlardan istifade eden bazı bölgeler bu niteliklerini kaybedebilirler.




    • Türkiye’nin iç pazara entegrasyonu yararlı olabilecektir. Ancak bu, sadece gümrük birliği kapsamındaki mevcut yükümlülüklerini yerine getirmesine değil, şirket yönetişimi (corporate governance) ve düzenleyici çerçeveleri güçlendirmek, yolsuzlukla mücadeleyi yoğunlaştırmak ve adli sistemin işlerliğinin artırmak gibi daha yatay reformlara da bağlıdır.




    • Üç milyonu geçen nüfusları ile Türkler; bu günün AB’sinde yasal olarak ikamet eden üçüncü ülke milliyetine sahip en büyük grubu oluşturmaktadır. Türkiye’nin katılımının arkasından beklenen ilave göç için değişen tahminler veren çalışmalar vardır. AB işgücü piyasasında ciddi çalkalanmaları önlemek amacıyla uygun geçici hükümler ve kalıcı bir koruyucu önlem öngörülebilir. Bununla birlikte, Türkiye’deki nüfus dinamikleri, AB halklarının yaşlanması sorununa bir katkı sağlayabilir. Bu çerçevede, önümüzdeki on yıl içerisinde, Türkiye’de, eğitim ve öğretim alanlarında yapılması gereken reform ve yatırımlara yönelik olarak AB’nin güçlü bir çıkarı vardır.




    • Tarım, Türkiye’deki ekonomik ve sosyal sektörlerin en önemlilerinden birisidir ve özel dikkate ihtiyaç duyabilecektir. Ortak tarım politikasına başarılı olarak katılmak için mümkün olduğunca uygun koşullar oluşturması için Türkiye’den sürekli kırsal kalkınma çabaları ve idari kapasitenin iyileştirilmesi istenebilecektir. Bazı tarım sektörlerini daha rekabet edebilir kılmak için Türkiye’nin zamana ihtiyacı olabilecektir. Türk çiftçilerinin önemli bir gelir kaybına uğramasını önlemek amacıyla Türkiye’nin önemli bir zamana ihtiyacı olabilecektir. Mevcut politikalar dahilinde Türkiye, kayda değer bir desteğe hak kazanabilecektir. Veterinerlik alanında, katılım sırasında ciddi sorunları önlemek amacıyla hayvan sağlığı ve doğu sınırlarındaki kontrolleri iyileştirmek için büyük çabalar yapılması gerekebilecektir.




    • Türkiye’nin katılımı AB’nin daha iyi enerji arzı yollarını güvence altına almasında yardımcı olabilecektir. Bu durum, büyük olasılıkla, su kaynaklarının ve ilgili alt yapının yönetimi için AB politikalarının geliştirilmesini gerektirebilecektir. Bazı zamanlarda kayda değer sınır ötesi etkileri olduğundan, Türkiye’nin çevre, taşımacılık, enerji ve tüketicin korunması alanlarındaki diğer AB politikalarını iyi uygulaması, başka yerlerdeki AB vatandaşları için kayda değer olumlu etkileri olabilecektir.




    • AB’nin uzun yeni dış sınırlarının yönetimi, önemli bir politika sıkıntısı olabilecek ve ciddi yatırıma ihtiyaç duyabilecektir. Organize suçlar, terörizm, insan ticareti, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile mücadele ile beraber göç ve iltica yönetimi katılım öncesinde ve sonrasında sıkı işbirliği ile sağlanabilecektir.




    • Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin bütçesel etkisi, Türkiye ile yapılacak mali müzakerelerin parametrelerinin 2014 ve sonrası için mali perspektifler çerçevesinde tarif edilmesinden sonra ancak tam olarak değerlendirilebilir. Türkiye’ye yapılacak transferlerin mahiyeti ve miktarı, AB politikaları ve müzakereler sırasında Türkiye ile beraber karara varılan özel düzenlemelerle birlikte o tarihteki bütçesel hükümler ve özellikle genel bütçe tavanı gibi bazı değişen etkenlere bağlı olabilecektir. Bununla birlikte, mevcut politikalar temelindeki bütçesel etkilerin ciddi büyüklüklerde olacağı açıktır.




    • Kurumlara ilişkin olarak, Anayasa temelinde değerlendirilecek olursa, Türkiye’nin katılımı, özellikte orta ve büyük olanlar olmak üzere, mevcut Üye Devletlerin Avrupa Parlamentosundaki koltuk dağılımını önemli ölçüde etkileyebilecektir. Nüfus payının AB Konseyindeki oylama sistemine yansıtılacağı şekliyle Türkiye’nin AB Konseyinin karar alma sürecinde önemli bir sesi olabilecektir. Komisyona bakılacak olursa, 2014 ve sonrasında Komisyon üye sayısının planlı bir şekilde azaltılacağından etki nispeten daha az önemli olabilecektir.


    1. JEOPOLİTİK BOYUT
    Türkiye AB açısından stratejik öneme haiz bölgesel bir kavşak noktasında yer almaktadır: Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz. Toprakları, Asya ile kara ve hava ulaşımı, Rusya ve Ukrayna ile deniz ulaşımı için transit bir konumda bulunmaktadır. Kayda değer su kaynaklarına sahip olan Türkiye’nin komşuları, Avrupa için hayatî enerji arzı sağlamaktadır. Ekonomi ve nüfus açısından, Türkiye önemli bir aktördür; büyüklük olarak dünyanın 21. ekonomisidir ve AB üyesi olarak nüfus açısından en büyük üye devlet olacaktır. İşler bir demokrasiye sahip Laik bir Müslüman ülke olarak, bölgede istikrar için bir unsurdur. Batı ittifakıyla olan bütünleşmesi ve birçok ekonomik ve bölgesel kuruluşa üyeliği vasıtasıyla, Avrupa’nın ve komşu bölgelerinin güvenliğine katkı sağlamaktadır.
    1.1. Dış Politika Etkileri
    Türkiye’nin üyeliğinin AB’nin dış politikaları üzerinde yapacağı etkiyi değerlendirmek için, birkaç faktörü hesaba katmak gereklidir:

    • Türkiye’nin komşu bölgelerle ilişkileri;

    • Uluslararası kuruluşlara üyeliği;

    • AB’nin güvenlik ve savunma politikasına potansiyel katkıları;

    • Türk dış politikasını etkileyen iç faktörler


    1.2. Türkiye’nin Komşu Ülkelerle İlişkileri
    Dış politika alanında, Türkiye’nin çıkarları, önemli bir role talip olmadığı küresel dış politikadan ziyade esas olarak komşu bölgelerine yöneliktir. Türkiye’nin katılımıyla, Birliğin sınırları Güney Kafkaslara (Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan) ile Suriye, İran ve Irak’a kadar genişleyecektir. Bu durum, önceleri Türkiye ve komşuları arasında ikili ilişkiler olarak tanımlanabilecek pek çok konuya, Birliğin dış politika bakımından müdahil olmasını artıracaktır.

     

    Akdeniz ve Ortadoğu


    Türkiye’nin katılımı, Birliğin sınırlarını halihazırda gerilim kaynağı olan ülkelere kadar genişletecek ve bölgenin sorunlarını AB dış politikası gündeminde üst sıralara taşıyacaktır.
    Türkiye, AB’nin Akdeniz bölgesinde daha çok varlık göstermesini desteklemektedir. Arap dünyası ile uzun geçmişe dayanan ilişkileri ve ticari çıkarları olan Türkiye, İslam Konferansı Örgütündeki rolünü artırmaya çalışmaktadır. Aynı zamanda, Türkiye, İsrail ile gelişmiş bir işbirliğine ve diğer Akdeniz ülkeleriyle yakın bağlara sahiptir. Türkiye’nin Yunanistan’la ilişkileri ve Kıbrıs’a olan alakası bilhassa önemlidir. Her iki açıdan da, Türkiye’nin dış politikası ve güvenlik çıkarlarını algılaması, hala çözülmesi gereken mevcut ihtilaflara rağmen önemli ölçüde gelişmektedir.
    Türkiye ve AB arasında istikrarlı, öngörülebilir ve demokratik bir Irak’a duyulan ihtiyaç konusunda geniş bir görüş yakınlığı bulunmaktadır. Yakın dönemde, Türkiye, terörizmle mücadele ile etnik çatışmaların ve huzursuzluğun sona ermesine ilişkin ortak endişeler hakkında Irak’a komşu ülkelerle birçok diplomatik girişim başlatarak, yapıcı bir rol oynamıştır. Türkiye’nin, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması konusunda süregelen bir çıkarı mevcuttur. İlave bir endişe kaynağı da, Kuzey Irak’ta, AB terör örgütleri listesinde yer alan bir Kürt örgütü olan PKK/Kongragel’in mevcudiyetidir. Irak’ın istikrarlı hale gelmesinde ve yeniden yapılanmasında Türkiye önemli bir role sahip olup, geleneksel olarak önemli bir ticari ortağı olan Irak’ta, kaydadeğer bir ekonomik çıkarı vardır.
    Suriye ile olan ilişkileri, çeşitli sebeplerden dolayı geleneksel olarak zorluklar içermektedir. 1998 yılında Suriye, Türkiye’nin baskısı altında, PKK’ya olan desteğini kesip, örgütün liderini sınırdışı edince başlayan olumlu süreç, Irak’taki gelişmelere bağlı olarak ve temelde Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına ilişkin ortak çıkarlar nedeniyle ivme kazanmıştır.
    Türkiye’nin NATO üyeliği ve ABD ile olan askeri bağlantılarına Tahran’da şüpheyle yaklaşılırken, İran’ın nükleer programı AB için olduğu gibi Türkiye için de endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. İki ülkenin din ve devlet ilişkileri konusunda görüşleri farklıyken, Kürt ayrılıkçılığı kontrol altına alma ve Irak’ta siyasi istikrar durumunun korunması konusunda ortak çıkarları mevcuttur. İki ülke de ticarette AB’ye kuvvetli bir yönelimi paylaşmaktadır. Türkiye ile İran arasında kapsamlı bir enerji ve doğalgaz işbirliği mevcuttur ve AB, İran için önemli bir doğalgaz pazarı olma potansiyeline sahiptir. Her iki ülke de, ticari liberalizasyon yolunda giderek ivme kazanan Ekonomik İşbirliği Örgütünün üyesidir.
    Türkiye’nin AB üyeliğiyle, AB ve İran arasındaki ilişkilerin, ortak sınırın bir sonucu olarak yoğunlaşması beklenebilir. İran açısından, AB’nin Müslüman bir ülkeyle bütünleşmeyi nasıl yürüttüğü konusunda yoğun bir merak olacaktır. Bununla birlikte, enerji akışı veya Güney Kafkasya ve Orta Asya’da çatışan çıkarlar sonucunda Türkiye ile İran arasında yeni hususların ortaya çıkabileceği de gözardı edilmemelidir.
    Son yıllarda, Türkiye, İsrail’le olan ilişkilerini bir dizi stratejik anlaşma yaparak güçlendirmiştir. Bu işbirliği, Ortadoğu Barış Sürecinde ilerleme kaydedilememesinden etkilenmemiştir. Barış süreci kapsamında, Türkiye taraflarla olan yakın ikili bağlarını korumakta ve ikili siyasi diyalog kapsamında destek, eleştiri ve endişelerini taraflara belirtmektedir.
    Doğu Avrupa, Rusya, Güney Kafkaslar ve Orta Asya
    Sovyetler sonrası dönemde Türkiye ve Rusya arasındaki ikili ilişkiler, Türkiye’nin Moskova’nın güçlü tarihi çıkarlarının bulunduğu alanlara yönelik etkisini genişletme arayışlarından dolayı yeni siyasi rekabetlere yol açmıştır. Son yıllarda, kesişen çıkarlar Kafkaslar ve Orta Asya’ya odaklanmıştır.
    Bu gerilim, hacmi her yıl %15-20 artan ticari ilişkilerle, iki taraf arasında güçlü gelişme gösteren iş ilişkileri tarafından son zamanlarda gölgelenmiştir. Rusya, Türkiye’nin başlıca ticaret ortağı olarak Almanya’nın arkasından ikinci sırada gelmekte ve Türkiye’ye en çok doğalgaz ihraç eden ülke konumundadır. Buna mukabil, Türk inşaat şirketleri Rus pazarında aktiflerdir. Enerji alanında, Türkiye’nin katılımı, rekabet içindeki enerji çıkarları ve Kafkaslar ve Orta Asya’daki gelişmeler açısından, AB-Rusya ilişkilerinin önemini artıracaktır.
    Türkiye’nin katılımı, AB sınırlarını Ermenistan, Azerbaycan, ve Gürcistan’a kadar genişletecektir. Türkiye’nin, katılımından önce komşularıyla ihtilaflarını çözmek için çalışmaya istekli olması koşuluyla, AB’nin Türkiye vasıtasıyla Güney Kafkaslarda istikrar sağlayıcı bir etkisi olabilir. Özellikle Ermenistan’la olan ilişkilerinin, diplomatik ilişkilerin kurulması ve halihazırda kapalı bulunan kara sınırının açılmasıyla geliştirilmesi gerekecektir. Trajik olaylar ve özellikle 1915/16’ da bölgede yaşanılan insani ıstırap konusunda, Türkiye’nin katılım ihtimali, Ermenistan’la olan ikili ilişkilerinde iyileşmeye ve bu olaylar açısından uzlaşmaya varılmasına yol açmalıdır. Yukarı Karabağ ile ilgili ihtilaftan doğan Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki gerilimi yumuşatmaya Türkiye’nin katkıda bulunması da ayrıca önemlidir. AB’nin Azerbaycan, Gürcistan ve petrol bakımından zengin Hazar Denizini çevreleyen ülkelerle olan ilişkileri de Türkiye’nin üyeliğiyle geliştirilebilir.
    Orta Asya açısından, Türkiye, AB’nin Orta Asya’da siyasi etkisi açısından bir kanal sağlayabilir. AB’ye katılımından sonra ve güçlü tarihsel, kültürel ve ekonomik bağları kullanarak reform geçirmiş bir Türkiye, Orta Asya’nın istikrar kazanmasına yardım edebilir ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra siyasi istikrarsızlığa maruz kalan bölgede demokratik değerlerin gelişmesini teşvik edebilir. Dış politika ve güvenlik açısından, Türkiye’nin, NATO’nun bölge çapındaki “Barış için Ortaklık” programının önde gelen yardım tedarikçisi rolü, Orta Asya’nın uluslararası savunma bağlantılarını güçlendirecektir. Ancak, AB’nin sınırlarının bölgeye daha yakın hale gelecek şekilde genişlemesinin muhtemel sakıncaları da olacaktır. Örnek olarak, Türkiye ve Orta Asya’nın Türki dillerin konuşulduğu bölgeleri arasında siyasi ve kültürel bağların varlığı ve ülkelerindeki rejimlere muhalif belirli Türki grupların Türkiye’deki mevcudiyeti, bölgedeki ülkelerle olan ilişkilerde gerilimi tetikleyebilir.
    Batı Balkanlar

    Geçtiğimiz on yıl zarfında, Türkiye Batı Balkanlarda (Hırvatistan, Sırbistan- Karadağ, Bosna-Hersek, Makedonya ve Arnavutluk) olumlu ve yapıcı bir rol oynamıştır. Türk birlikleri barışı koruma ve istikrar operasyonlarına katılmaktadır. AB üyesi olmasından bağımsız olarak, Türkiye’nin bölgedeki İstikrar ve İşbirliği Sürecini desteklemeyi sürdürmesi ve İstikrar Paktının bir üyesi olarak kalması beklenmektedir. Her durumda, Türkiye AB’ye katıldığında, bir veya daha fazla Batı Balkan ülkesi üye olabilir. Netice itibariyle, Türkiye ile olan ilişkileri bir dış politika konusu olmayacaktır.


    1.3. Ulusaşırı Konular
    Türkiye, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olup hürriyet, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı, hukukun üstünlüğü gibi temel ilkelere bağlı bir ülke olarak önemli bir model olabilecektir. Bu husus, 11 Eylül saldırıları sonrasında ortaya çıkan tartışmalar ve algılamalar ışığında özel önem taşımaktadır.
    AB’nin güvenlik çıkarları enerji, ulaşım ve sınır yönetimini kapsamaktadır. Türkiye, dünyanın enerji açısından en zengin bölgelerine sınırdaş olması nedeniyle, genişlemiş AB’nin enerji arzının güvenliği konusunda önemli işlevi olabilecektir. Türkiye’nin katılımı, AB’nin bahse konu enerji kaynaklarına erişimini ve bu kaynakların AB tek pazarına güvenli bir şekilde taşınmasını teminat altına alabilecektir. Türkiye’nin katılımı, AB’nin olası tedarik kanallarını çeşitlendirerek hem Rusya ve Ortadoğu hem Hazar çevresindeki ülkelerden alternatif ihraç güzergahları sunacaktır. Boğazlar ve Kuzey Irak-Ceyhan boru hattına ek olarak, Bakü-Ceyhan boru hattının tamamlanmasıyla birlikte Türkiye’nin önemli bir petrol transit ülkesi konumunun pekişmesi beklenmektedir. Doğalgaz konusunda ise, Türkiye genişlemiş AB ile hem Hazar hem de Ortadoğu üreticileri arasında önemi gittikçe artan bir transit ülke konumunda olacaktır.
    Türkiye’nin katılımının ulaşım konusunun birçok veçhesinde önemli etkileri olabilecektir. Bu bağlamda, Türkiye’nin Avrupa ile Avrupa’nın güney çevresi arasında karayolu, demiryolu, havayolu, deniz ve boru hattı bağlantıları içeren enerji koridoru rolü artabilecektir. Dolayısıyla, bir bütün olarak Akdeniz bölgesinin ekonomik ve ticari entegrasyonu hızlandırılabilecektir.
    Türkiye’nin tam üyeliği sınır yönetimi alanında aşılması gereken kaydadeğer zorluklara yol açacak, bununla birlikte, insan kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı ve yasadışı göç dahil örgütlü suç alanında işbirliğini geliştirecektir. Türkiye’nin komşuları ve diğer üçüncü ülkelerle ilişkileri vize uygulamalarından etkilenecektir. Türkiye Schengen alanına AB’ye katılımla birlikte veya bir müddet sonra değil ancak sınır yönetimi uygulamalarının dikkatli bir değerlendirmesi yapıldıktan sonra Konsey tarafından belirlenecek bir tarihte dahil edilecektir. Dolayısıyla, Türkiye ile diğer AB ülkeleri arasındaki sınır kontrolleri Türkiye’nin katılımıyla birlikte hemen kaldırılmayacaktır.
    Güvenlik konusunun bir başka veçhesi olan terörle mücadele alanında, Türkiye’nin katılımı halihazırda varolan işbirliğini daha da geliştirecektir. Son yıllarda Türkiye aşırı sol ve köktendinci İslamcı gruplardan kaynaklanan birçok terör eyleminin hedefi olmuştur. 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana, Türkiye terörle mücadele alanında birçok AB girişimine katılmış; Türkiye tarafından terörist olarak nitelendirilen örgütler AB terör listesine alınmıştır.
    Bölgede önemi bulunan konulardan biri kalkınma ve sulama için gerekli suya erişimdir. Ortadoğuda su konusunun stratejik önemi önümüzdeki yıllarda artacaktır. Türkiye’nin katılımıyla birlikte su kaynaklarının ve altyapı projelerinin uluslararası yönetimi (Fırat ve Dicle havzaları üzerindeki barajlar ve sulama projeleri, İsrail ve komşuları arasında su alanında sınırötesi işbirliği) AB açısından önemi bir konu haline gelebilecektir.
    Türkiye’nin katılımının bir sonucu olarak, Türkiye’de ve diğer bölge ülkelerinde bulunan kaydadeğer Kürt azınlıklar ile AB’de mevcut Kürt diyasporasının, AB’nin bu ülkelerle ilişkileri üzerinde etkileri olabilecektir.
      1   2   3   4   5   6   7






        Ana sayfa


    Türkiye’nin üyeliği perspektifinden kaynaklanacak hususlar

    Indir 422.36 Kb.