bilgiz.org

TüRKİYE’de internet teknolojileri ÜretiMİ

  • Boose Allen Haneton’da
  • ÇAĞATAY ARSLAN (Süper Online Firmasının Teknolojiler Direktörü)
  • BAŞKAN



  • Sayfa1/3
    Tarih01.10.2017
    Büyüklüğü113.57 Kb.

    Indir 113.57 Kb.
      1   2   3

    TÜRKİYE’DE INTERNET TEKNOLOJİLERİ ÜRETİMİ


    ----0----
    BURAK CEDETAŞ (BAŞKAN)- Katılımcılara “hoş geldiniz” diyorum.

    İNET-TR’ın bugünkü seminerinin konusu “Türkiye Internet’inde Teknoloji Üretimi” Bu konuda katılımcılarımızı tanıtmak istiyorum. Daha sonra kısa bir giriş yapacağım. Bütün katılımcıların konu hakkında 5-6 dakika konuşmaları olacak. Daha sonra sizlerden soru almak istiyoruz ve buradaki arkadaşlarımız bu sorulara cevaplar verecekler. Amacımız birazcık fikir fırtınası yapıp, gerekçeleri ve somut projeleri ile Türkiye Internet’inde teknoloji üretimini tartışmak.

    Öncelikle katılımcıları tanıtmak isterim. Hemen yanımda Çağatay bey var. Çağatay bey 1967 doğumlu. Lisans ve yüksek lisansını 1987 yılında Hacettepe Bilgisayar Bölümünde tamamlamış. Halen Süper Online Firması’nda Yeni Teknolojiler Direktörü olarak görev yapıyor.

    Çağatay beyin yanında Haluk bey var. Haluk Bingöl bey Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayardan mezun. Daha sonra mastır ve doktorasını Ciraquss Üniversitesinde, Amerika’da tamamlamış. Internet Teknolojileri Derneğini temsil ediyor. Haluk bey, Boğaziçi Üniversitesinde 8 yıl hocalık yapmış ve meraklısına.com Firmasında aktif görevi var.

    Haluk beyin yanında Cem Çelebiler var. Cem Çelebiler 1971 doğumlu. MIT’de bilgisayar mühendisliğinde lisans ve lisansüstü derecelerini almış. Amerika’da Capiyend Şirketi’nde çalışmış. 1996’da Türkiye’ye dönüp Netone’ı kurmuş. Halen Netone’ın Genel Müdürü. Netone kurumsal odaklı bir Internet servis sağlayıcı firma.

    Cem beyin yanında İbrahim Sarıoğlu var. İbrahim Sarıoğlu da 1977 Boğaziçi Üniversitesi mezunu. Fornet’in kurucularından ve aynı zamanda Genel Müdürü. Halen Koçnet Genel Müdür Yardımcısı Danışmanı. Fornet de yine kurumsal ağırlıklı bir firma.

    İbrahim Sarıoğlu beyin yanında Gökhan Bilge var. Gökhan Globalone Firmasını temsil ediyor. Halen 1996 yılından beri Globalone’de. Hatırlarsınız Globalone üçlü bir konsorsiyumdu; Sprint, Dautche Telekom ve France Telekom. Şu an sanırım hisselerin tamamı -yanlış söylemek istemiyorum Gökhan bey- France Telekom’da değil mi; evet. Yüzde 10 Fransız Telekom olarak çalışıyor. 1996 yılından beri Türkiye’de. O zaman Sprint olarak gelmişti. Turnet altyapısında görev almış. Geriye doğru gidersek, 93-95’te Alcatel, TELETAŞ’ta bir çalışması var. 1988-1993 Boose Allen Haneton’da, ondan önce de Amerika’da ITT Firmasında çalışmış. Porde Üniversite’nide elektronik mühendisliği, Ohio State’ten de aynı konuda mastır tezini tamamlamış.

    Katılımcılarımız bunlar. Gelemeyen arkadaşlarımız var. Onların adına sizden özür diliyorum.

    Ben Burak Cedetaş. Türkiye Internet Servis Sağlayıcıları Derneğini temsil ediyorum. Ben de elektrik mühendisiyim, Teknik Üniversite mezunuyum, mastırımı da Amerika’da Michigan Tech’te yaptım. Sanırım tek elektrik mühendisi benim, genellikle ağırlık bilgisayarda.

    Derneğimizin birtakım görüşlerini, çok kısaca açıklamak istiyorum. Sonra bahsettiğim gibi arkadaşlara söz vereceğim. İlk gündeme gelecek olan neden Türkiye’de Internet teknolojisi üretimi gerekiyor. Sizler burada olduğunuza göre -aslında bunu çok fazla da taştırmak gerekmiyor- kısaca bizim için en öne çıkan noktaları vurgulamak istiyoruz. Biz geleceğin burada olduğuna inanıyoruz. Hatta gelecek bazı ülkeler için geldi. Internet altyapısını etkin kullanan firmalar, kurumlar ve ülkeler -bunu ayırarak söylemek istiyorum- etkin haberleşiyorlar, ucuza haberleşiyorlar. Bilgi kaynaklarına etkin ulaşıp, paylaşıp, hızlı kararlar üretip, hızlı üretim süreçlerini yaşıyorlar, verimlilikleri artıyor. Tüm bunların sonucunda da kurum, ülke ve kuruluşlar dünyada rakiplerine karşı birer avantaj elde etmeye başlıyorlar, daha iyi şartlar elde ediyorlar. Konuşmalarla çok fazla detayına gireceğiz. Sizden de sorular alacağız ümidini taşıyorum.

    Ülkemiz nerede; ülkemiz 90’lı yıllarda ODTÜ ile başlayan, daha önce Earn’le başlayan serüveninde, son 5 yılda halka inen bir çalışmalar zinciri içinde. Türkiye’nin bugün yüzde 3 Internet penetrasyonu var “5 yılda yüzde 3 iyi” denilebilir; fakat dünyada bunun yüzde 40 olduğunu biliyoruz. Dünyadan kastımız, hedef aldığımız ileri seviyedeki ülkeler. Demek ki bizim kapatmamız gereken bir açık var. Bu açığı kapatmak için neleri yapmak gerekiyor; altyapı sorunlarının hızla çözülmesi gerekiyor. Ben altyapı sorunlarını ikiye böldüm. Burada bir kurumsal taraf var, bir de son kullanıcılar ve “sohoo” denilen (small office, home office) küçük ve orta ölçekli kullanıcılar var. Altyapı sorunlarında 2 Megavat ve 2 Megabit ve katı gibi yüksek hızlı hatların hızlı tesis edilebilmesi gerekiyor. Karasal hatlara alternatif, mikrodalga esasına dayanan telsiz haberleşmenin artık kanunlaşması ve bunun önünün açılması gerekiyor; çünkü her yere bu altyapıyı götürmek feasiable değil, teknik olarak mantıklı değil.

    Ev kullanıcıları, küçük ve orta ölçekli kullanıcılar için ise ISTN servisinin yaygınlaşması gerekiyor, DSL servisi başladı; ama ISTN çok geçerli; çünkü arama esaslı bir servis. Mikrodalga esasına dayanan iletişim servilerinin de burada çok etkin rolü var.

    Son kullanıcıları Internet’e çekmek için birtakım özendirmelerin olması gerekiyor. En temel araç olan bilgisayarda birtakım özendirmeler olmalı. Halen bilgisayar fiyatları ortalama gelir seviyesine göre pahalı. Burada çok somut önerilerde bulunmaya çalışıyorum. KDV Yüzde 10’a inebilir. Bu bir ara Necdet Menzir zamanında konuşuluyor, kaldı; şimdi yüzde 17’lere fırladı. Devlet kurumlarının Internet üzerinden verdikleri servisler arttırılabilir, tanıtılabilir; çünkü bu servislerin bilinmesi de gerekiyor. Örneğin, pasaport başvuruları Internet üzerinden yapılabiliyor; bence bu çok önemli bir hizmet. Bu konuda hizmet üretmek üzere kullanılan ISS ve katma değerli servis üreticileri desteklenmeli.

    Teknoloji üretiminin bir ayağı da teknik elemanla oluyor, belki de hepsi insanla oluyor. İnsan kaynaklarımızı gözden geçirmemiz lazım. Okullarımızdan, üniversitelerimizden mühendisler mezun oluyor; ama bu sektörle direkt bilgileri yok. Çalışma ortamında eğitilmeye çalışılıyorlar, bu da bir standart olamıyor. Üniversite eğitiminden sonra 6 veya 8 aylık hızlandırılmış Internet teknolojileri sertifika programlarının çok faydalı olacağını düşünüyoruz. Buradan geçen insanların, hakikaten belli bir standardı sektöre empoze edeceklerine inanıyoruz.

    Bundan sonra kim, ne yapmalıya geleceğim. Bizim görüşümüz devlet, özel sektör ve Türk Telekom olarak üçe bölünmüş durumda. Telekom hizmetlerinde hizmet serbestisiyle özelleştirmenin çok acil yapılması gerekiyor; çünkü ileri giden ülkelerde ilk yapılan bu, bunun üzerine birtakım şeyleri kurabiliyorsunuz. Bu sayede hizmet çeşitliliği ve dinamizm sağlayabiliyorsunuz. Bu maalesef tekelle olamıyor. Ülkenin Internet stratejisinin belirlenmesi lazım. Bir yol haritası çizilmeli; bu belki Internet Üst Kuruluna düşen bir görev. Çok somut bir proje “ilkokullara Internet’i nasıl sokarız”ın bence cevabını verilmesi lazım; çok somut, hiç değilse bunun yapılmasında büyük fayda var.

    Özel sektörün yapması gerekenler, bizler kamuoyuna inen projeler üretip bunların ihtiyaçlara cevap vermesini sağlamalıyız. Hizmet kalitemizi yükseltmeliyiz, daha iyiye gitmeliyiz. Kullanıcı eğitimine önem vermeliyiz. Bu online olabilir ya da offline olabilir; ama kullanıcı eğitimi ve bu işi paylaşmak çok önemli. Türk Telekomdan beklentilerimiz altyapı hizmetlerine ağırlık verilmesi, omurganın daha da büyümesi gerekiyor ve sağlıklı işletilmesinin mutlaka sağlanması gerekiyor; çünkü büyüdükçe kontrol mekanizmalarını da aynı şekilde büyümesi ve ihtiyaca cevap vermesi lazım. Bunlar çok içinden çıkılmaz konular değil, çözümleri var; ama bu omurganın çalışması lazım, yoksa birtakım konular havada kalıyor. Hizmet almak isteyen özellikle de kurumlara makul ücret, yüksek kapasiteli bantların verilebilmesi lazım.

    Sonuçları isterseniz bu konuşmaların sonucuna bırakıp sözü hemen Çağatay beye vermek istiyorum.

    ÇAĞATAY ARSLAN (Süper Online Firmasının Teknolojiler Direktörü)- Biz, bu masanın üzerinde konuşmak için oturan insanların tamamı servis sektöründeyiz. Aslında teknoloji üretimini direkt yapacak kuruluşları direkt temsil etmiyoruz; ancak şu anda biz, Burak beyin özetlediği Internet sektörünün gelişmesi nasıl olmalı, bunun için neler yapılmalı konusunda belki daha rahat konuşuyor olabiliriz. Konunun asıl zemininde, Burak beyin özetlediği çerçeveye oturtmakta yarar var; ancak toplantımızın ana başlığı teknoloji üretimi olunca “teknoloji üretimini gerçekten yapmak için neler yapmalı”ya çok kısa değinip, aslında gerçekten teknoloji üretimine gelinceye kadar, Burak beyin özetlediği konuları sağlıklı yaparak, teknoloji üretmek yerine bu teknolojiyi rekabet edebileceğimiz üretim alanlarında kullanmak belki de daha yakın bir hedefimiz. Bunun üzerinde de biraz tartışmakta yarar var.

    Geçtiğimiz dönemde, sanıyorum geçen ay Sun’ın CO’su edzendirimli prezantasyonunu izleme fırsatım oldu. Tüm dünyada sektörü üçe ayırıyor. Sahnede şöyle bir üçgen çizdi. Gerçekten key tecnology provider’lar bunun bir bacağı. Burada Cisco, Sun, Microsoft, Intel vesaire giriyor. Gerçek anlamda teknoloji üretiminden kastedilen firmalar bu firmalar. Bunlar, bakınız ülkeleri dünyada bir elin parmaklarıyla sayılabilecek 3-5 tane firma.

    Bir de katma değerli satış yapan şirketleri bir köşeye koyuyor; Compact, Del vesaire gerçekten teknoloji üretmiyorlar; ama key teknolojileri alıp, bir şekilde bir kanalla bir araya getirip satıyorlar.

    Bizlerin de içinde bulunduğu bir üçüncü grup da servis sağlayıcılar ya da entegrasyon yapan firmalar. EDS, Anderson Consulting, America Online, belki Yahoo’yu da burada saymak lazım.

    Temelde sektör bu üç başlıktan birine giren firmalardan oluşuyor “Türkiye de nereye gitmeli” sorusunu tartışırken bu hedeflerden birini çok sağlıklı belirleyip doğru yere gitmeli. Yoksa yanlış giderken çabalarımızın bize çok pahalıya mal olduğunu, geçmişte çok bariz örneklerle gördük. Burada hedef belirlerken -çok açık kişisel görüşümü söylemek istiyorum- belli konularda marka olabilmiş gerçek teknoloji üreticileriyle dünyada rekabet gerçekten çok zor. Teknolojinin beşiği Amerika’da bile x konusunda marka olmuş bir şirketle diğer Amerikalılar bile rekabet edemiyorlar. Bir firma, kendi markasını ve çözümlerini oturtturduğu zaman yüzde 80 pazar paylarına çok rahat ulaşıyor. Dolayısıyla “kaynaklarımızı gerçekten bunlarla rekabet etmeye ayırmalı mıyız”ı tartışmak gerekiyor; ama yine de bunu yapmak gerekiyorsa, geçtiğimiz dönemlerde yazılım ve donanım konusunda rekabet şansını yitirmiş İskandinav ülkeleri gibi örneğin, mobile commucation konusunu hedef olarak seçip, ülke strateji haline getirip, bu konuda 20 yılını harcayıp, ondan sonra dünyanın belli spesifik bir konusunda lider ülkeleri haline gelmek mümkün.

    Türkiye de gerçekten teknoloji üretimine gitmek istiyorsa böyle bir konuya focus olmak zorunda ve bu konuda yatırımları özendirmeli, Burak beyin söylediği kadroları geliştirmeli. Bu uzun soluklu bir yarış; bunun mutlaka farkında olmalı ve mutlaka marka yaratmak zorunda. Gerçekten böyle bir teknoloji üretmeye soyunuyorsak, marka yaratmadan maalesef hiçbir şey olmuyor. Bugün “Internet altyapısında kullanılan cihazlar neler” diye dünyaya bakıyorsunuz, aslında biri diğerinden 10 kat daha iyi değil; ama birinin diğerinden pazar payı 10 kat daha fazla.

    Türkiye’nin belki de key teknoloji üretmek yerine asıl şansı olan nokta, bu ikinci gruptaki resaler, value edit resaler; yani compact del gibi key teknolojileri, belli kalıplar içerisinde üretip bir dağıtım kanalıyla son kullanıcıya ulaştırmak; bu da dünyadaki önemli temel taş, üç bacaktan bir tanesi. Burada Türkiye’nin şansı oldukça yüksek gibi görünüyor. Burada da spesifik alanlar saptanarak rekabet edilebilir ve mutlaka marka yaratmak zorunlu.

    Çok küçük bir örnek vermek istiyorum. Bugün Internet sektörünün önünde ciddi teknolojik bir bariyer var, aslında iki bariyer var. Bir tanesi altyapı, diğeri de Internet’te erişim cihazları. Altyapı konusu, Türkiye’de çözülmese bile dünyada hemen hemen çözülmüş görünüyor. Bugünkü en büyük sorun “Internet’e erişim cihazları mobil, cep telefonlarından mı erişilsin, avuç içi cihazlardan mı erişilsin, PC mi olsun, televizyon mu olsun” tartışması halen sürüyor. Yarın Internet gerçekten çok patladığında, Internet konusunda en ciddi anahtar teknolojilerinden belki de çok iddialı birisi Internet erişim cihazı olacak. Türkiye eğer bir şey yapmak istiyorsa, bu konuda yarışa katılıyor olabilir ve bugün bizim de bildiğimiz Türkiye’deki birtakım büyük üreticiler, bu konuda bir şeyler yapıyorlar. Ülke belki de bir strateji belirleyip böyle bir konuda yarışa giriyor olabilir.

    Bilmiyorum hatırlar mısınız; 6 ay önce Microsoft bütün ekibini topladı, Sony’nin yeni geliştirdiği placetation 2’ye karşı bir strateji belirlemek için -adını hatırlamıyorum project ex mi dedi; öyle bir şey- “PC’lerin tekeli kalkıyor, Internet’e neyle erişeceğiz” diye yepyeni bir strateji geliştirdi. Dolayısıyla, gerçekten teknoloji üretmek konusunda bu iddialı bir konu olabilir gibi görünüyor.

    Bütün bunlardan Burak beyin söylediklerine gelmeye çalışıyorum. Internet öyle bir konu ki, teknoloji üretmeseniz de teknolojiyi başka konulardaki üretimlerinizde kullandığınız zaman inanılmaz yararlar sağlıyor. Aldığım notları çok kısaca listeleyeyim. Zaten Burak bey de anlattı. Teknoloji üretmek yerine Internet’i gerçekten, hani son kullanıcı olmaktan hep şikâyet ederiz; ama bu öyle bir konu ki gerçekten iyi son kullanıcı olsak, eğitim sorununu, bugün yaşayamadığımız devletteki şeffaflaşmayı, çeteleşmeleri vesaire. Vergi dairesinin, mahkemelerin, adalet sisteminin verimli çalışması, her yerdeki işlem kalitesinin -bankalar bu işe biraz başladılar; ama kamuda da olabilir- artmasını, üretimde mal teminin ucuzlatılmasını, bu B to B marketler “market place” denilen kavramlarla herkes artık topluca alım yapıyor, ortalıkta Internet’te pazarlıklar yürüyor. Satış kanallarının marjlarının düşürülmesi, son kullanıcıya ucuz fiyatların gitmesi, turizm için inanılmaz bir medya; görsel, sesli her şeyiyle turizm anlamında bu ülkeyi tüm dünyaya satmak mümkün.

    Teknoloji üretmek elbette yapılabilecek bir şey; ama sadece çok iyi kullansak -ki biz belki de biraz bunu tartışmalıyız. Burak beyin çizdiği başlıklar da zaten bu “Internet” denilen teknoloji ülkemizde nasıl iyi çalışır ve hayatımıza nasıl yansıtırız konusunda hoş başlıklardı- bu bile bize dünyada çok ciddi rekabet şansı tanıyacak, diye düşünüyorum.

    Teşekkür ediyorum.



    BAŞKAN- Teşekkür ederim. Haluk bey.

    HALUK BİNGÖL (Internet Teknolojileri Derneği Temsilcisi)- İlk önce şunu soralım: Hakikaten teknolojiyi üretmemiz gerekiyor mu? Birileri yapıyor, biz de gayet güzel bunları kullanıyoruz. Niye yapmak zorundayız, yapmamız gerekiyor mu? Eğer yapmazsak, dünyada bir ayrım var, o ayrımda biz en aşağı sınıflarda bir ülke olmayı kabul etmiş olacağız. Eğer teknoloji üretmeye kalkarsak da becerebilecek miyiz gibi sorularımız var. Bence en temel soruyu burada soralım. Eğer biz halimizden memnunsak hiç bu cins konularla uğraşmayalım, eğer değilsek bunun çok ciddi, ulusal seviyede yapılması gereken sonuçları var. Sadece özel sektörün değil, kamunun ve bütün ülke olarak hepimizin bu işe soyunması gerekiyor.

    Şöyle düşünün: Siz bir tane teknoloji ürettiniz. Nasıl ürettiğinizi sorgulamayalım, ürettiniz. Gittiniz, birilerine satmaya çalışıyorsunuz. Türkiye pazarı olarak düşünürsek biz, daha önce hiç denenmemiş bir şeyi denemeye alışkın bir toplum değiliz. Yeni teknolojileri de sonuçta bir ilk deneyi oluyor “Türkiye içinde ilk deneyen bulabilir misiniz” sorusu bana çok olumlu bir soru gibi gelmiyor; bulamazsınız gibi geliyor. Bunları yavaş yavaş kırmamız gerekiyor. Eğer bunları kıramazsak olmayan bir pazar için teknoloji üretmeye başlıyor olacağız “Türkiye pazar değil, yurtdışı pazar var” diyebiliriz; o başka bir iş. Yurtdışı pazarında da daha büyük bir rekabeti yapabilir, karşılayabilir durumda olmanız gerekiyor.

    Şöyle düşünelim: Yeni bir teknoloji için bir fikir gerekiyor. Bu fikir olabilir; daha önce bahsedildiği gibi değişik kategorilerde fikirler var. Bunlardan bir tanesi hakikaten ana oyuncular olmak. O pazara girmek biraz zor gibi görünüyor. En azından sıfırdan birdenbire oraya girmek zor; ama daha aşağı, daha orta yerlerde bir yerde de oturabiliriz. Örneğin, şu anda konuşulan şeylerden bir tanesi Internet üzerinde servisler sağlamak (application service provider işi) Biz bu konularda çalışmalar yapabiliriz. Ben, Türkiye’nin şansının daha çok yazılım tarafında olduğunu düşünenlerdenim.

    Şöyle bir fikrimiz: Varsayalım ki Türkiye değil dünyayı hedefliyorsunuz ve varsayıyorsunuz ki bir de pazar var, bu işin başka parçaları var, insan kaynağı problemimiz var. Türkiye’nin ihtiyacı belli, Türkiye’nin ürettiği insan belli. Dünyada ciddi bir açık var. Sizin elinizdeki iyi adamları hemen çekiyorlar, götürüyorlar. Yeni gelen insanlar da aslında o kadar iyi olamıyor. Eğitim sistemimizin, kayıt anlamında genel bir aşağı doğru gidişi var. Bir de sermayeye ihtiyacımız var. Sizin çok iyi fikriniz, çok iyi, minik bir ekibiniz var -bu işte başlangıçta hiçbir zaman büyük bir ekip olamıyor- ama sermaye yok veya onu destekleyecek yapılar yok. Risk sermayesinden bahsediliyor. Bugün, öğleden sonra bir toplantı daha var. Böyle bir mekanizma henüz oturmuş durumda değil. Borsamızın ne kadar sağlam olduğunu düşünün. Paranızı borsaya mı yatırırsınız ya da böyle risk sermayesi üzerine çalışan bir fona mı yatırırsınız; bunları düşünmemiz lazım.

    Bütün bunları bir kenara bırakırsak başka neler söz konusu; bazı teknolojiler için çok çok büyük olmak gerekiyor. Örneğin, bir VLSAITE teknolojisine girmeyi düşünüyorsanız bayağı büyük olmanız lazım; o Türkiye’de biraz zor görünüyor. Ama daha dişimizi geçirebileceğiz cinsten konular var. Örneğin, Vestel Internet TV üzerine ciddi yatırımlar yaptı, dünya çapında oynaya çalışıyor; bu ülke için çok olumlu. İkinci bir tane yer var mı; en azından ben bilmiyorum. O zaman işi şöyle düşünmek lazım; bizim bir şeyler yapabileceğimiz büyüklük, daha küçük ve çok özel pazarlara yapılacak teknoloji üretimi olabilir. Burada da küçük firmalar olması lazım, çok cabbar, canavar birtakım insanlar bunları destekleyecek sermaye, yönetimsel kadrolara ihtiyaç var “bunları nasıl yaratacağız, bunları nasıl motive edeceğiz” diye bir soru geliyor. Bunun en iyi yollarından bir tanesi yarışmalar açmak. Siz “en iyi müzik yarışması” diyorsunuz; insanlar katılıyorlar “en iyi hikâye yarışması” diyorsunuz; katılıyorlar “en iyi bir şey yarışması” deyip bilgisayar sektöründe de bir sürü ödüller, yarışmalar belki ilginç olabilir. Genelde bunu özel sektör yapabilir. Örneğin, Interpro’nun böyle bir ödül sistemi var. Bunların arttırılması mümkün olabilir.

    Kamu tarafını düşünürsek kamuda geneldeki yapı, her zaman çok çok büyük lokmalara soyunmak ve hiçbir zaman da onu bitirememek. Hani “MERNİS diye bir hikâye” diyelim; hepimiz onu biliyoruz, yıllardır devam ediyor. Bunun yerine kamuyu şuna yönlendirebilirsek; ama ulaşılabilir diyelim ki 6 aylık projelere, yıllarca süren projelere değil, bu taraflara doğru kaydırtabilirsek o zaman teknoloji üretiminde daha fazla şeyi yapma şansımız olabilir. Bir de tabii kamuyu şuna ikna etmemiz gerekiyor: Türkiye’de üretilen teknolojilerin kullanıcı tarafında biraz daha cesur davranmaları. Genelde kamuda bir çekingenlik var. Daima denenmiş, emin olunan konular, ki onlar da dışarıdan teknoloji transferi anlamına geliyor. Bularda kamuya biraz baskı yapmamız lazım. Örneğin, birtakım ihaleler var “bu ihalelerde Türkiye’den de yılda şu kadar ortaklık olması gerekir ya da teknoloji üretimi gerekir” demek belki olabilir. Bunda tabii hepimizin baskı oluşturmamız gerekiyor ki bu iş olabilsin.

    Askeri sektörde, savunma sanayisinde biraz kımıldanma var. Belki oralar bu işin önünü açabilecek yerlerden bir tanesi. Sonuç olarak ben olayı küçük, iyi bir fikir ve bunların destekleneceği bir mekanizmayı oluşturmaya bağlıyoruz. Eğer bunu sağlayabilirsek bir-iki filizimiz olabilir. Belki o filizler ağaç haline gelebilir.

    Benim ekleyeceklerim bu kadar.



    BAŞKAN- Teşekkürler. Buyurun Cem bey.

    CEM ÇELEBİLER (Netone’ın Genel Müdürü)- Ben, bu sorunun odak noktasını biraz değiştirmek istiyorum. Şu soruyla başlamak istiyorum: Acaba Internet’in dünya çapındaki başarısı, gerçekten teknoloji üretimine mi bağlı, yoksa bir iş modelinin değişmesine mi bağlı; bence oradaki cevap daha çok iş modelleriyle ilgili. Aslında Internet’te kullanılan çoğu teknoloji 20-30 yıl önce geliştirilmiş teknolojiler; TC, PIP protokolü. Hepimiz biliyoruz bu 60-70 yıllarında geliştirilmiş bir protokol.

    Internet’te asıl değişen bir yeni iş modeli, yeni yaratıcı servisler. Bu Internet sektörünün başarılı isimler, Sisco Sun gibi gerçekten teknoloji anlamında üretim yapan şirketler; ama diğer tarafta Yahoo, Amazon, Ebay gibi çok yaratıcı fikirlerle; ama teknoloji anlamında bir yenilik getirmemiş olan şirketler. Bu açıdan biraz bu tartışma sorunun temellerini, odak noktasını değiştirmek istiyorum. Daha çok Internet ve yaratıcılığı, Internet’te yeniliği Türkiye’ye nasıl getirtiriz; bunların ilerki teknoloji üretimiyle bağlı olmaları gerekmiyor, diye düşünüyorum. Türkiye’de bir alışkanlığımız var; cihaz olsun, ağır sanayi olsun; önemli olan bu, servis önemsiz. Internet dünyasının yeni ekonomiye getirdiği rüzgâr, değişiklik bunun değişmesi. Aslında çok büyük cihazlara sahip olmak, korkunç büyük ağır sanayiyle cihazlar üretmek aslında o kadar önemli değil. Bu cihazlarla verdiğiniz yeni servisler, yeni niş pazarlarının oluşması; biraz bu yana doğru kaydırmak istiyorum. Bu açıdan “Türkiye’de şu anki durum, son 4-5 senede neler yapıldığı ve bundan sonra neler yapılıyor”a bakıldığında bence karşımıza daha iyimser bir portre çıkıyor ve daha çok ilerde pozitif, olumlu düşünceler olabiliyor.

    Türkiye’de Internet sektörünün genel olarak Türkiye’ye getirdiği faydalı hizmetler, iş modelleri vesaire olduğuna inanıyorum. Bunların arasında müşteri odaklı çalışılması, call center’ların kurulması... 5-6 sene önce Türkiye’de call center vesaire yoktu. Siz bir ürün veya servis sağladığınızda sigorta servisi olabiliyor veya bir beyaz eşya aldığınızda 7 x 24 birisini arayıp da müşteri temsilcisiyle bir konuşup, bir hizmet alamıyordunuz. Türkiye değişti. Bunun ilklerinden bir tanesi Internet servis sağlayıcı şirketlerdir. Birkaç senedir istediğiniz saatte servis sağlayıcıları arayıp “ben bağlanamıyorum, böyle bir sıkıntım var, bir merakım var” bunu soruyorum. Bunlara 7x24 destek alıyorsunuz. Hâlâ bugün beyaz eşyanızda bir sorun olduğunda, gece yarısı arayıp bunu çözemiyorsunuz.

    Müşteri odaklı çalışmak, rekabet, rekabet ortamda müşterinin bol seçimde en iyi servisi veren, en iyi fiyattan veren servis seçebilmesi Internet sektöründe, Türkiye’de çok yaygın; fakat diğer sektörlerde o kadar yaygın olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de bunlar yeni gelişiyor.

    Burada hepimiz Internet servis sağlayıcısıyız. O yüzden, biraz o açıdan konuşuyorum. Bence Türkiye’de Internet servis sağlayıcılarının getirdiği çok yenilik var. Sadece burada panelistler arasında her şirketin bence çok güzel katkıları var. Süper Online’ın çok güzel bir web sitesi var, içeriği var. Aynı zamanda şimdi yeni bir multi-access portaldan bahsediyorlar. Cep telefonundan, Internet’ten, her türlü cihazla erişebileceğiniz; bunlar dünyada pek fazla olmayan şeyler. Türkiye’de yeni çalışmalar yapılıyor. Biz Netone olarak baştan, yeni, farklı farklı sektörlerde yaratıcı çözümler oluşturduk, KOBİ sektörlerine, enter price sektörüne VPN ile ilgili güzel çalışmalar yaptık. Burada diğer katılımcıların her birinin de aslında yarattıkları, yenilik getirdikleri konular var. Bunlar illa ki teknoloji değil; ama yeni iş modeli, yeni bir servis, yaratıcı bir fikir... Sonunda buradan müşteri faydalandı. Zaten müşteri faydalanmadığı vakit bu fikir kenara konuluyor ve yeni bir fikre geçiliyor.

    Bununla birlikte evet, iyimser bir durumda. Bence Türkiye’de güzel çalışmalar yapılıyor; fakat yine de sorunlar var. Bunlara da hızlıca girmek istiyorum. Çağatay bey daha önce şöyle bir hususu söyledi: “eğer Internet’i verimli kullanmaya başlarsak her şey daha güzel olacak, daha şeffaf, şöyle, böyle” bunlar biraz “bu servislere ve bu şeffaflığı getirecek olan, bu güzel servisleri verecek olan şirket var mı, yok mu” ya bağlı. Türkiye’de bu biraz girişimcilere, yeni girişimcilerin desteklenmesine bağlı, yurtdışında da böyle oldu. Yeni teknolojilerin üretimi, yeni iş modellerinin devreye girmesi ağırlıklı girişimci şirketler insanlar tarafından yapıldı. Burada engeller var -kısaca, biraz değinildi- finansman sorunu var. Türkiye’de güzel, yeni bir servis yaratıcı fikre sahip olan kişi zor finansman buluyor; bunun çözülmesi gerekiyor. Yavaş yavaş çözülüyor. Risk sermayesi yeni gündeme geldi. Teknolojik şirketler ilk kez bu sene halka açılıyorlar; ama daha çok yapılması gerekiyor.

    Eğitime değindiler. Türkiye’de hâlâ yeterli teknik anlamda eğitilmiş personel yok. Telekomun çeşitli engellemeleri var. Sonunda Internet’in platformu, altyapısı telekom altyapıya çok bağlı ve oradaki tekel durum, biraz yeni yaratıcı fikirler, farklı teknolojilerin devreye sokulması, farlı iş modellerinin devreye sokulması biraz engelliyor. Sadece bir kurumun verdiği hizmetlerle veya verdiği kararlarla yola çıkabiliyorsunuz. Tabii ki birçok şirket farklı farklı denemeler, farklı farklı teknolojiler kullanabilseler bence orada da daha yeni teknolojiler, daha yeni fikirler daha hızlı meydana gelirdi.

    Sonunda Türkiye’de bir pazar boyutu sıkıntısı var. Türkiye’de Internet kullanıcı sayısı çok tartışılan bir rakam; ama yurtdışına bakıldığında çok küçük kalıyor. Tabii böyle küçük bir pazarda girişimciler, şirketler büyük yatırım yapıp, bu kitleye hizmetler veya ürünler satacak olan yatırımları kısıtlamak zorundalar; çünkü kitle küçük. Bu da yavaş yavaş çözülüyor. Tabii, burada PC sayısı önemli. PC’lerin, bilgisayarların verimli kullanılması büyük bir sıkıntı. Internet, sizin çalışmanızı daha verimli hale getiren bir sistem. Eğer şu anda hâlâ PC’lerinizi verimli kullanmıyorsanız, şirket içi bilgi akışı, tarzı, yöntemleri verimli kullanmıyorsanız o zaman Internet’in size katkısı daha düşük olacak. Türkiye’de yazılım kullanımı çok düşük “ERP” denilen kaynak planlama sistemlerinin kullanılması; sadece çok büyük şirketler kullanıyorlar. Çoğu şirketin bilgisayar ortamında bilgi paylaşımı sadece muhasebe bilgileriyle sınırlıdır. Diğer prosedürleri, iş akışları bilgisayar ortamına hâlâ geçmiş değil. Bunlar yavaş yavaş yapılıyor. Bunlarla birlikte Internet daha faydalı olacak.

    Çok Türkiye odaklı konuştum. Tabii, Türkiye’de yeni bir servis, yeni fikir üretip sadece Türkiye pazarıyla sınırlı kalmak zorunda değiliz. Özellikle içerik sağlayıcılar, elektronik ticaret sağlayıcılar; bu bir yandan vizyon meselesi. Aynı zamanda Türkiye’deki gümrük vesaire sorunları, eğitim vesaire bağlı; ama hepimiz, yeni girişimcilerin bunu da düşünmeleri gerekiyor. Türkiye şu anda küçük bir pazar, bildiğimiz bir pazar; ama bu pazarla sınırlı kalmak zorunda değiliz. Mesela, Amazon Amerika’dan bize kitap satıyorsa, biz de buradan iyi, yeni fikirler oluşturursak bu fikirlerle dünya pazarına satış yapabiliriz.

    Benim söylemek istediğim bu kadar.


      1   2   3






        Ana sayfa


    TüRKİYE’de internet teknolojileri ÜretiMİ

    Indir 113.57 Kb.