bilgiz.org

Türk ressamları daha sonra yeni arayışlar içine girmiş ve sürrealist, naif Renkçi-Lekeci, Pop-sanat eğilimleri ortaya çıkmıştır

  • BÖLÜM I



  • Sayfa1/18
    Tarih29.12.2017
    Büyüklüğü1.04 Mb.

    Indir 1.04 Mb.
      1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   18

    GİRİŞ


    Batının Osmanlı Devleti karşısında güçlenmesi Osmanlı’ların bazı alanlarda yenilik yapma sonucunu doğurmuştur. Batıya sanatçılar gönderilmiş, resmimizde olmayan yeni teknikler alınmış ve benimsenmeye başlanılmıştır. Türk resmi de yavaş yavaş kişilik kazanma çabasına girmiştir.

    Çağdaş resim sanatımızın dünden bugüne uzanan kesintisiz bir gelişmenin ve etkinliklerin zincirini oluşturmuşlardır. Cumhuriyet öncesine bağlanan olaylar, cumhuriyet sonrasının da kısa aralıklı dönüşümleri ve birikimleri söz konusu haline gelmiştir. Çağdaş Türk resminin gelişmesinde Batının da ne kadar çok etkili olduğunu unutmamak gerekir. Batıdan alınan etkilerle malzeme, teknik ve biçim değişmeleri, Türk resim sanatına yansıyan modern eğitimler, bu etkenin ürünü sayılmıştır. Çağdaşlaşma süreci içinde Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılarak Cumhuriyet devletinin kurulması ile Türk resminde açılma söz konusu olmuştur.

    Cumhuriyet döneminin ilk sanatçı topluluğu 1929’da kurulan Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar birliğidir. Bu ressamların da ülkeye yeni sanat biçimleri getirmiştir. 1933 yılında “D” grubu izler. Bu grup empresyonizmi reddetmek ve kompozisyonu kübist ve konstrükiuisit akımlardan esinlenerek sağlam bir desen ortaya çıkarmaktır. Yeni bu grubu “Yeniler” ve “On”lar grubu izler.

    1950’ye kadar egemen olan figürlü anlatım yani izlemci, Fovist, Kübist, Dışavurumcu sanat anlayışları ortaya çıkmıştır. Türk resminde soyutlayıcı eğilimler 1946’da başlamıştır ve geometrik soyutlamacılar, Lirik soyutlama, Geometrik non-figüratifler ve Lirik non-figüratifler izlemiştir.

    Türk ressamları daha sonra yeni arayışlar içine girmiş ve sürrealist, naif Renkçi–Lekeci, Pop–sanat eğilimleri ortaya çıkmıştır.

    Cumhuriyet dönemindeki sanatçıların batı ve Paris’e olan tutkularını yani; tutku derken Batıda ve Paris’te bulunan yabancı sanatçıların Türkiye’deki sanatçılarımızın yabancı ünlü ressamların yanında onların tekniğini öğrenmek istemelerini ve batılı sanat tekniklerini kavramaya çalışmaları, geleneksel kültürden çağdaş kültüre geçiş sorunlarını ilk adımlarını atmış olmalarıdır.

    Kültür değişiminin yarattığı sorunlar, Türkiye’deki sanatçılarımızın batılılaşma süreci ile, Batılı anlamdaki resim sanatının yeni dönemle uyumu hiç de zor olmamıştır. Cumhuriyetin öncesinin birikimleri de, bu konuda uyumlu bir ortamın biçimleşmesinde de çok faydalı ve yararlı sonuçlar doğurmuştur.

    BÖLÜM I




    I. CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK RESİM SANATI



    A. 1950’ye Kadar Sanat Gelişimi :
    Cumhuriyet döneminin kültürel yapısına baktığımız zaman Atatürkçülük anlayışının İslam düşmanlığı da olmadığını görürüz. Kültürel açıdan Atatürkçülük Türk kültürünün evrensel boyutlara ulaşmasının savaşını vermektedir. Çünkü Atatürk bir Ortaçağ imparatorluğundan, çağdaş bir ulusal devlet yaratma çabasını simgelemiştir. Atatürk’ün tarih, dil ve güzel sanatlara önem vermesinin sebebi de bunun içine girer. Bu toplumunda kültürünü oluşturan temel öğeler ise ulusal beraberliği sağlayan dili, tarihi ve sanatıdır.

    Sanat bir toplumun kültürünün ürünüdür. Kültür kelimesi “Bir toplumun yaşam düzeyini oluşturan bilgi, duygu, düşünce, dil, sanat ve yaşayış biçimlerinin tümü”dür. Kısacası tek sözcükle “Uygarlık”tır.1

    Atatürk düşünce sistemi Cumhuriyet ile birlikte yeni kültür döneminin başlamasıdır. Atatürk Türk toplumunun Batı dünyasınca kabul edilmiş kültürel değerlere kavuşmasını istiyordu. Kültürleşme süresince güzel sanatlara önem veren Atatürk, 1923 yılında Cumhuriyet ilan edilişinden 1938 tarihine kadar son nefesini verinceye dek, 15 yıl Türkiye Cumhuriyeti’ni ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda her yönü ile çağdaş bir devlet olması için çabalamıştır. 1924’de resim konusunda yetiştirilmek üzere, Güzel Sanatlar Akademisinden Avrupa sınavını kazanan beş ressam Paris’e gönderilmiştir. Bunlar Cevat Dereli (1900-1989), Mahmut Cuda (1904-1988), Refik Ekipman (1902-1974), Muhittin Sebati (1991-1935) ve Şeref Akdik (1898-1972)’dir.2

    Akademiden ayrılıp Münih’e gidenler 1922’de Mahmut Cuda ve Ali Çelebi (1904) olmuştur. 1923’de Zeki Kocamemi (1900-1959) Türk Ocağı tarafından Münih’e gönderilmiştir. 1925’de Hale Asaf (1902-1938) izlemiştir. 1924’den itibaren, her yıl Akademi Resim ve Heykel bölümü mezunlarından Avrupa sınavını kazananlar, Avrupa sanat merkezlerine gönderilmişti. İlk grup sanatçılar, 1927-1928’de Türkiye’ye döndüler.3



    1. Modern Sanat Eğilimleri :
    Bugüne kadar olan kısa zaman diliminde Türk resminin modern devresi, hareket ve mana itibari ile dikkate değerleri göstermekte ve resim tarihimizin en zengin bir kısmını teşkil eder. Bunun Niçin böyle olduğunu anlamak için resim sanatının sosyal yapımız içinde yüzyılına yakın bir zamanda göz önünde bulundurmak gerekir.4

    Türk resminde en önemli gelişme, 1928 kuşağı sanatçılarının uyguladıkları Kübizm ve Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) sanat akımlarıyla meydana gelmiştir. Türk resminde 1927’den sonra görülebilmiştir. Münih’ten dönen Zeki Kocamemi ve Ali Çelebi, Avrupa modern sanat akımlarını getiren iki öncü sanatçı olmuşlardır. Resim sanatımızda ilk düşünsel eğilim onlarla başlamıştır. Çalışmalarında görülen desen (sert, neşeli ve eğri çizgilerle geometrik kuruluş, biçim ve planların değerlendirilişi ile ortaya çıkan konstrüksiyon, Türk resmine katkıda bulunmuştur. 5

    Zeki Kocamemi Kübist anlayışında hacimlerinin geometrik düzenini aradı. Tabloda derinliği; yakın uzak planlarının ve kitlelerin birbiri ile olan ilişkisini, çizginin yönlerinde zıtlıklar ve renklerle vermeye çalışmıştır. Ali Çelebi ise Kübist düşüncede, nesneleri niteliklerini kaybettirmeden geometrik anlayışta betimlerken; kübizmin geometrik inşacı yanı ile Ekspresyonist anlayışı kişiliğine göre başarılı olarak birleştirmiştir. Ali Çelebi ve Zeki Kocamemi’nin getirdiği modern sanat akımları, bu gruptan Cemal Tollu (1899-1964), Refik Epikman, Mühittin Sebati ile 1924’de Paris’ten sonra Münih’te Hofmanın ile çalışan Hale Asaf ve daha iler ki yıllarda Cevat Dereli tarafından uygulanmaya başlanılmıştır.

    Zeki Kocamemi Kübist anlayışında hacimlerinin geometrik düzenini aradı. Tabloda derinliği; yakın uzak planlarının ve kitlelerin birbiri ile olan ilişkisini, çizginin yönlerinde zıtlıklar ve renklerle vermeye çalışmıştır. Ali Çelebi ise Kübist düşüncede, nesneleri niteliklerini kaybettirmeden geometrik anlayışta betimlerken; kübizmin geometrik inşacı yanı ile Ekspresyonist anlayışı kişiliğine göre başarılı olarak birleştirmiştir. Ali Çelebi ve Zeki Kocamemi’nin getirdiği modern sanat akımları, bu gruptan Cemal Tollu (1899-1964), Refik Epikman, Mühittin Sebati ile 1924’de Paris’ten sonra Münih’te Hofmanın ile çalışan Hale Asaf ve daha iler ki yıllarda Cevat Dereli tarafından uygulanmaya başlanılmıştır.6



    a- Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği (1929) :
    Çağdaş Türk resim sanatının gelişmesinde sanatçı gruplarının, birlik ve desteklerinin çok önemli rolü vardır. Köklü bir resim geleneğinin olmayışı, halk kitlelerinin üretilen sanat eserlerini değerlendirilmeyişi ve sanatçıların yapıtlarını sergileyebilecekleri sergi salonları ve sanat galerilerinin bulunmayışı bu tür gruplaşmalara sebep olmuştur.7

    Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin (1908) girişimleri ile başlayan Resim Heykel sergileri ilk kez 1916 yıllında Galatasaray Lisesi’nin resim atölyesinde öğretim yapılmayan yaz aylarında açılmış ve İstanbul’un sanat yaşamına renk katan çok önemli bir etkinlik olarak sürmüştür. 1914 kuşağı sanatçıları olarak bilinen bir grup ressam ve Sanayi-i Nefise’de öğrencileri olan gençlerle birlikte düzenledikleri sergiler 1927 yılına dek her yıl tekrarlanmıştır.8

    1914 kuşağının daha önce gözden geçirdiğimiz temsilcilerinin sanatsal eylemi, özellikle Galatasaray sergileri alanında 1928’lere kadar bir karakter içinde sürerken o yıl, Paris’te 1924-1928 tarihleri arasında Ernest Laurent, Lucien Siman, Paul Albert Laruens gibi hocaların atölyelerinde çalışarak yurda dönen bir grup genç ressam sanatımıza yeni bir akım getireceklerdi ve İstanbul’daki ustalarının 1914’de gerçekleştirdikleri eğilime karşı geleceklerdi.9

    Türk resmine Empresyonist üslubu getirmiş olan İbrahim Çallı, Nazmi Ziya, Hikmet Onat, Feyhaman Duran, Avni Lifij gibi sanatçıların arkasından 1923 yıllarında sanat öğretimlerini yeni bitirmiş bazı genç ressamlar bir araya gelerek sergiler açmak istemişlerdir. Sultanahmet’te eski bir evin odasında da “Yeni Resim Cemiyeti”ni kurmuşlardır. Bu gençlerden bazıları Şeref Akdik, Refik Epikman, Elif Naci, Mahmut Cuda, Muhittin Sebati, Ali Çelebi, Zeki Kocamemi, Saim Özeren’dir.10

    Yeni Resim Cemiyeti çok fazla sürmemiştir. Çünkü grubu oluşturan sanatçılar henüz kendi yollarını belirleyememiş olduklarından sanatı geliştirmek için ne yapmaları gerektiğini bilememişlerdir. Kısa bir aradan sonra bazı sanatçılarımız Bakanlığın açtığı Avrupa yarışmasını kazanarak Paris’e gitmişlerdir. 1924 tarihinde Refik Epikman, Cevat Dereli, Mahmut Cuda, Muhittin Sebati ve Ali Karsan Paris’de Lucien Siman, Jean Pierre Laurens’in atölyelerinde resim çalışmaya başlamışlardır. Paris’in yanı sıra Münih’te Hans Hofmann’ın atölyesinde eğitim gören Zeki Kocamemi, Ali Avni Çelebi gibi gençler de vardır.11

    1928’de yurda dönen bu genç kuşak sanatçılar bir araya gelerek önce Ankara Etnografya Müzesinde bir sergi açmışlardır. İkinci sergilerini de İstanbul’da Cağaloğlu Türk Ocağı’nda gerçekleştirmişledir. 1928 tarihinde Münih ve Paris atölyelerinde çalışmış olan bir genç kuşak Türkiye’ye dönmüş ve “Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği”ni kurmuşlardır. Bu birlik de, Türkiye’ye yeni sanatı getiren ilk topluluk olarak sanat tarihimizde bulunmaktadır. Bu birliğin üyeleri de şunlardır: Muhittin Sebati, Cevat Dereli, Hale Asaf, Mahmut Cuda, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Şeref Akdik, Refik Epikman ile heykeltıraş Ali Hadi Bara, Ratip Acudoğlu, Zühtü Müridoğlu’dur. Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’ni oluşturan sanatçılar Empresyonist paleti bırakmış, desen, çizgi kuvvetine, kompozisyon sağlamlığına önem vermişlerdir.12

    1929’da kuruları birliğin sergilerinde Refik Epikman, Cevat Dereli, Mahmut Cuda, Şeref Akdi, heykeltıraş Hadi Bara’nın eserleri çok dikkat çekmiştir. Birliğin amaçları, Türk resminin gelişmesine katkıda bulunmak ve temel olacak yapıtlar ortaya koymaktı. Türk kültüründe belli bir sanat beğenisi oluşturmaktı.13

    1930’lardan sonra da yöresel konular uygulanan anlayış, yöresel yaşamın vurgulanmasından sanatçıya büyük olanaklar sağlanmıştır. Fakat temelde kübist eğilimlere benzerlik kurulmasına rağmen, bu eğilimlerin salt ilkeye bağlı konumu, resmimizde fazlaca etkili olmamıştır.14

    Müstakiller kendilerinden önce gelen kuşağın göstermediği “insan” kaygısını yeniden uyandırmak ve “daha klasik” bir sanatın temelini atmak istiyorlardı.15

    Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği üyelerini bir araya getiren, onların üslupsal birliklerinden çok farklı eğilimler gösteren ve çoğu zaman birbirine ters düşebilen sanatçılardır. Ürettikleri yapıtlar, portre, peyzaj, natürmort ve posadlar olarak çeşitlenirken uygulıdıkları teknikler ve üsluplarla da birbirinden farklılık göstermektedirler. Batıda öğrendikleri hemen her tür üslupları Realizmden, Ekspresyonizme, Kübizmden, Konstrüktivizme dek uygulamaktadırlar. Hatta açtıkları ilk sergilerde kendi ülkemizin görüntüleri ve konular yerine Paris ve Münih Peyzajları ve konularının resimlerinde daha çok yer almıştır. Batı’dan dönen sanatçılar kendi ülkelerinin yaşantıları ile ilgilenmeden Avrupa’da yaptıkları çalışmaları sergilemişlerdir. 16

    Ali Avni Çelebi (1904) ve Zeki Kocamemi (1902) Ankara ve İstanbul’da açtıkları sergilere verdikleri büyük boyutlu yapıtları ile dikkat çekmişlerdir. Türk resminin gelişmesine önemli katkıları olmuş sanatçılardır. Almanya’da Münih şehrinde Hans Hofmann’ın atölyesinde aldıkları eğitimle XX yy. akımlarının herhangi birine bağlanmadan kübizmden ekspresyonizme ve tüm sanat akımlarının özümsediği konstrüktif bir anlayışla güçlü bir üslup geliştirmişlerdir. Ali Avni Çelebi ve Zeki Kocamemi resme deseni yeniden getirmişlerdir. Bol bol doğadan esgizler çizerek, desene önem vermişlerdir. Desen onlara göre resmin temelidir. Sağlam kompozisyonları, plastik değerlerin olgunluğu, çizgi yapısı ve renklerin çeşitliliğindeki ustalıkları ve Türk resminde de yeni bir dönemin öncüleri olmuşlardır. Bu yeni dönemin hareketleri sanat camiasında da çarpıcı bir etki yaratmıştır. Tutucu çevrelerinde tepkilerine neden olmuştur. 17

    Hale Asaf peyzajlarında şematik, çok sade bir deseni örten ve Matisse’in ahenklerini, bazen de Şark minyatürlerinin renklerini hatırlatan armoniler resimlerinde görülmüştür. 18

    Refik Epikman (1902) kübist inşasının tesiri altında ölçülü ve çok dönüşülmüş, soğuk renklerin hakim olduğu portreler, manzara resimleri ve kompozisyonlu resimler yapmıştır. Cevat Dereli (1902) Tabiat karşısında daha şerazat bir görüş ve daha serbest bir tarzı göstermiştir. Yeşil ahenkler gri havalı manzaralı resimler yapmıştır. Şeref Akdik (1902) uzun süreli olarak Paris’te Jülian Akademisinde çalışmakla beraber kendini yabancı tesirlerden uzak tutmuştur. Sayı itibarıyla fazlaca eserler vermiştir. Eserlerinde de çoğunlukla olgun portreler ve çocuk kafaları yapmıştır.

    Mahmud Cüda (1904) bir minyatür ressamının titizliği ile gayet ince işlenmiş ve fırça izleri belli olmayan manzara ve natürmortlar yapmıştır. Hamit Görele (1900) Resim ve heykel müzesindeki “Musiki Dersi” ve son yıllarda ise portreler ve manzara resimleri onu, modern Türk resminin önemli unsurlarından biri olmuştur. Turgut Zaim (1904) bir folklor ressamıdır. Türk minyatürlerinden ilham almakla beraber kendine has bir tarz ile çalışmıştır.

    Şefik Bursalı (1902) kendi memleketi olan Bursa şehrini renkli bir paletle güzel manzara resimleri yapmıştır. 19

    Cumhuriyet döneminin ilk sanatçı topluluğu olan Müstakiller yeni sanat biçimlerini ülkeye getirme yolunda devrimci bir çaba içinde olmuşlardır. Atatürk’ün başlattığı devrimci hareketlerde bağlantılı olmuştur. Müstakillerin İstanbul’da ilk sergilerini açtıkları 1928 yılında aynı zamanda da Latin alfabesinde kabul edildiği yıldır. Sanatçılar yeni biçimleri özgürce kullanma cesaretlerini Atatürk’ün devrimlerinden almışlardır.20

    “Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği” adı altında toplanan ve dinamik bir varlık gösteren bu sanatçılar o güne dek tek sergi ve sayıları da 10’u geçmeyen isimler çevresinde Türk resmine yeni ve dinamik bir yapı kazandırmışlardır ve yeni isimlerin ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır.

    Cumhuriyet döneminin bu ilk on yılı içinde de Heykel sanatçılarının da karma sergilere küçük eserlerle katıldıklarının görüyoruz. Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliğinin kurucularından olan heykel sanatçısı Ratip Aşir Acudoğlu 1925’te Paris’e gönderilen ilk heykeltıraşçılarımızdandır. Heykel sanatçısı Ali Hadi Bara da Havva heykelini ilk kez Paris’te salon d’automne’da sergiledikten sonra yurda getirmişlerdir. Müstakillerin 1931’de düzenlediği 4. sergiye bu heykel çalışması ile katılarak tüm ilgileri üzerine toplamıştır.21

    Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliğinin çabaları birkaç yıl devam etmiştir. Hele Asaf ve Muhittin Sebati adlı ünlü sanatçılarımızın genç yaşta ölümleri birliğin dağılmasının bir başka sebeplerinden birisidir. Devlet ve özel kesimlerde birliğin çalışmalarına hiç ilgi göstermemişlerdir. Böylelikle de Müstakiller Birliğinin dağılmış, fakat bu birliği oluşturan sanatçılar sanatsal kişiliklerini gelecek yıllarda bulmuşlardır.22


    b- “D” Grubu :
    Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin dağılmasından sonra Cumhuriyet’in kuruluşunun 10. yılında rastlayan 1933 yılına “D Grubu” kurulmuştur. Atatürk’ün önderliğinde çağdaşlaşmaya başlayan Türkiye’nin düşünce ve sanat dünyasında da aynı doğrultuda gelişmeler olmuştur. 20. Yüzyılın başından itibaren Batıda plastik sanatlar alanında yeni görüşler, yeni teknikler ve farklı eğilimler birbirini izlemiştir.23

    1933’de kurulan “D” Grubu; Nurullah Berk, Abidin Dino, Z.Faik İzer, Elif Naci, Cemal Tollu ve Heykeltıraş Zühtü Müridoğlu tarafından kurulmuştur. 1933’de Narmanlı hanında bir şapkacı dükkanında düzenledikleri ilk sergiden sonra grubun dağıldığı 1947 yılına kadar her yıl aralarına katılan yeni isimlerle etkinliklerle devam ettirmişlerdir. “D” grubunun amacı; akademizmi reddetmek, modern sanat akımlarını özgürce araştırmak, izledikleri sanat akımlarını Türkiye’de tanıtmak ve toplumu belli bir sanat anlayışı düzeyinde yükseltmek; ve modern anlayışta klasikleşerek, resim ve heykel sanatlarının gelişmesine temel oluşturmaktı.24

    D grubu Türk sanatına yenilik getirmiştir. Birlikte sergi açmak amacıyla bir araya gelen beş ressam ve heykeltıraş hiçbir resmi ve siyasal niteliği olmayan bir grup kurmuşlardır.25

    1947’ye kadar gruba katılan Bedri Rahmi Eyüpoğlu (1911-1975), Turgut Zaim (1897-1984), Eren Eyüpoğlu (1913-1988), Arif Kaptan, Nusret Suman (heykeltıraş) ve Zeki Kocamemi ile üye sayısı 18'’ çıkmıştır. 15 sergi ile sanat etkinliklerini yoğun biçimde sürdürmüşlerdir. Grup üyeleri Kübist Dışavurumcu, Favist, İzlenimci, Gerçekçi anlayışta uygulamalarıyla, daima yenilik düşüncesinde olmuşlardır.26

    “D” Grubu tam bir cesaretle, Kübizm’den bu yana batıda yayılan tekniklere, görüşlere bağlılığını kesin olarak yayıyordu. “D” grubunun resim sanatımıza getirdiğini Empresyonizm yumuşaklığına sertçe bir tepki olarak 1914 kuşağının estetiği sona eriyor, yerine daha desenci, daha kitleci olarak yayılmaya başlamıştır. İlk sergi bir desen ve suluboya sergisi idi. İstiklâl Caddesi’nde, Narmanlı Yurdu’nun altındaki dükkanlardan birinde açılmıştır.27

    1918’den beri her yılda bir kez Temmuz ayında Galatasaray Lisesi’nin resim hanesinde açılan sergilerle müstakillerin sergilerine alışmış olan halk “D” Grubu’nun yenilikleri getirdiği yenilikleri birdenbire yadırgadı. Resim sanatıyla ilgilenenlerin sayısı da az olduğu gibi sergi açabilecek galeri de yoktu. Bu sanatçılar da bir araya getiren koşulları göstermişlerdir. “D” grubunu oluşturan sanatçılar ülkedeki plastik sanatları geliştirecek çözümler aramışlardır. “D” grubu sanatçıları Batıda uygulanan çağdaş sanat üsluplarını Türk sanatına taşımışlardır. Kübizm, kostrüktivizm veya soyut gibi üsluplarda ürettikleri eserlerle sergiler açmışlardır. Batıda yüzyılların birikimi olarak şekillenen üslupların bizim toplumumuzda biçimsel olarak özünü anlamadan kavramadan kopya edilmesi iki şekilde değerlendirilir. Birincisi; Batıda var olan üsluplar ülkemize taşınmış ve “D” Grubu aracılığı ile topluma tanıtılarak olumlu bir işlev görmüştür. İkincisi; Batıda uygulanan bu üslupların oluşum süreçleri Türkiye’de yaşanmadığı için kopya etmekten öteye gitmemişlerdir. 28

    Grup üyeleri 1928’de Müstakillerin başlattığı geliştirmeye çalışırken, Nurullah Berk başta olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde görüşlerini tanıtmaya, sevdirmeye çalışan yazılar yayınlamışlardır. Grubun resimde yapmak istediği, Türk “empresyonist kuşağı” denilen ressamların, Galatasaray sergilerindeki resimlerinde yansıyan renk anlayışına desenin sağlamlığını katarak biçimsel yetkinliğine ulaşmaktır. Biçimler, empresyonistlerdeki gibi atmosferin mavi ve morları içinde erimeyecek, kendi yapı ve bütünlüklerine erişebileceklerdir.29

    Türkiye’de Müstakiller’le başlatan Kübist sanat anlayışı çevresinde büyük bir sanatçı grubu toplanmıştır. 1928’den sonra Paris’e giden 40’a yakın Türk sanatçısı orada Kübizm’in kurucusu olan Andre Chote (1885-1962), Fernand Ceger (1881-1995), Jean Metzinger (1883-1956) gibi Kübist usta sanatçılarla çalışmışlardır.30

    Dönüşte Kübist etkiyi Kübizm’in kurallarına tamamen bağlı kalmadan kendi yorumlarına göre yapılarına da yansıtmışlardır. Kübizm 1928-1960 yılları arasında Türk resmini etkilemiştir. Sanatçılar Kübizm’den hareketle, kişisel eğilimlerin zamanla yarı soyut ve soyut sanatın çeşitli yorumlarına gitmişlerdir.31

    Türkiye’de Kübizm’in en önemli temsilcisi olan Nurullah Berk üslubun Türk yazma sanatı motifleri kullanarak zenginleştirerek eserlerinde, geometrik bir çizgi düzeni içinde, zaman zaman Pürizme vardığı anlatımı, yaşamının sonuna kadar geliştirmiştir. Cemal Tollu ise; Kübist etki; çizgi, form ve renk olarak yansıtmıştır. Salih Urallı, Sentetik Kübizm etkisini yansıtan bir anlatım göstermiştir.32 Sabri Berkel, Natürmort ve görüntü türü yapıtlarında, perspektif bozmalar ve biçimleri geometrik bir yapıya ulaştıran tavrıyla Cezanne etkisini yaratmıştır. Eşref Üren (1928-1938) yılları arasında yaptığı bir dizi kadın portresinde, Kübist etkiyi çağrıştırmıştır. Halil Dikmen Kübizm’in etkisini 1945’den sonra gerçekleştirdiği geometrik soyut çalışmalarında göstermiştir.33 Turgut Zaim yörüklerin yaşamını, minyatür resmi anımsatan iki boyutlu resimler yapmıştır. Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve Eren Eyüpoğlu, Fovist ve Dışavurumcu eserler vermiştir. Zeki Faik İzer Dışavurumcu; Elif Naci ve Farünnisa Zeid Gerçekçi; Adibin Dino ise halk sanatı ve Batılılaşma dönemi sanatı etkili eserlerinde, çağdaş yorumlara ulaşmıştır. Arif Kaptan izlenimci bir anlayışla çalışmıştır. 34

    1932 yılında kurulan Halkevlerinin kültür etkinlikleri programı kapsamında Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1938-1943 arasında ressamları düzenli olarak yurdun çeşitli bölgelere göndererek o bölgelerin özelliklerini yansıtan resimler yapmalarını sağlamıştır.35

    Bu kapsamda devletin desteklediği İnkılap Plastik Sanatlar Sergileri (1933-1937), Türk ressamlarını bir düşün ve ülkü altında toplayan ilk sergiler olmuştur. 1936-1939 yılları arasında “Halkevleri Resim ve Heykel Sergileri ile İnkılap Sergileri”nin devamı olan Ankara Halkevi Birleşik Resim ve Heykel sergileri 1937-1938 yılları arasında izlenmiştir.

    1937’de Atatürk’ün emriyle Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’nde açılan Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Atatürk döneminde plastik sanatlar alanındaki diğer önemli bir gelişme olmuştur. Devlet Resim ve Heykel Sergilerinin düzenli ve sürekli açılmaya başlandığı tarih ise 1939’dur.36

    1933’den 1947’ye dek 15 grup sergisi düzenleye “D” grubu sanatçılarının yapıtları arasında bir üslup birliğinden söz edilmemiştir. Açılacak sergileri de önceden planlanmadan 15 gün içerisinde karar verilip hazırlamışlardır. Sergiye katılan Arif Kaptan, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Eşref Üren, Fahrünnisa, Zeyd, Hakkı Anlı, Nusren Suman, Salih Urallı, Sabri Berkel, Halil Dikmen, Ercüment Kalmık, Malik Aksel, Zeki Kocamemi gibi yeni sanatçılarla “D” Grubunun üye sayısı 10 yıl sonra 15 sanatçıya ulaşmıştır.37

    Türk resmine hem batılı akımları getirmeleri, çağdaş yenilikleri taşıyan resimler yapmak hem de geçmişteki batı taklitçiliğine ve kopyacılığa karşı çıkmak gibi amaçların da çelişkiler taşıdıklarını fark eden “D” Grubu özellikle kurucuları 1940 yılında ikinci yarısında her biri kendi çözümünü bulmak için çalışmalar yapmışlardır.38

    “D” Grubu sanatçıları özellikle grubun dağılışından sonraki çalışmalarıyla Türk resminde ulusal ve özgün alana ulaşmayı amaçlamıştır. Tek tek başarılı olup olmadıkları tartışılması bir yana yaratma ve ortamı hazırlama grup deneyiminin yararı olmuş, kendilerinden sonra gelen ressamlara da bakış açısı kazandırmıştır.39

    “D” Grubu sanatçıları 1947 sergisinden sora dağılmışlardır. Bu dağılmanın sebebi sanatçıların anlaşmazlıkları değildir. Grubun üyeleri modern sanatın çeşitli üsluplarını savunmak ve benimsemekle beraber, tek bir çizgi üstünde birleşerek bir üslup birliği oluşturmamışlardır. 15 yıllık yoğun bir etkinlikler döneminden sonra artık sanatçılar bireysel olarak çalışma isteği ile gruptan uzaklaşmışlardır. Doğru ve yanlışlarına rağmen Türk resim sanatında modern dönemin başlamasına “D” Grubu sebep olmuştur.40
    2. Toplumsal-Gerçekçi Eğilimi :
    Ulusallaşmanın getirdiği toplumsal gelişen ve yarattığı sorunları, Türk edebiyatında 1936’da toplumsal içerikli öykü ve romanların yayınlanmasına neden olmuştur. 1939’larda Edip Hakkı Köseoğlu (1904-1990), günlük yaşantıdan aldığı konuları yapıtlarında işleyerek, Toplumsal Gerçekçi anlayışta çalışmalar yapmıştır.

    Köseoğlu, detaya inmeyen, bir sis gerisinden yansıttığı figürlü düzenlemelerinde; toplumun her kesitinden ele aldığı insanları, yaşantı içinde Turgut Zaim ise Yörüklerin yaşamını işleyerek yöresel nitelikleri yapıtlar ortaya koymuştur.41



    1. Yeniler Grubu (1941) :

    “D” Grubu ressamlarının Batı üsluplarının arkasından giden anlayışlarına karşı bir tepki olarak 1940 yıllarında bazı sanatçılarda yöresel ve yerel bir sanat akımı yaratmışlardır. “Yeniler” Grubu bir araya gelen grup “D” Grubundan ayrılan Abidin Dino, Haşmet Akal, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Mümtaz Yenen, Nejat Devrim, Ferruh Başağa, Faruk Morel, Agop Arad, Avni Arbaş, Selim Turan, Kemal Sönmezler, Fethi Karakaş’dan oluşmuşlardır.42

    İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde Leopold Levy’nin atölyesinde yetişen genç ressamlar, ülkenin sorunlarına eğilmek ve batı izlenimciliğinden kurtulmak gibi belirli bir çizgi çevresinde toplanmışlardı. 43

    “Yeniler” Türk Sanat sahnesinde, sanatsal kaygıları da aşan bir toplumsallık iddiasıyla çıkan grupların ilki ve en önemlisidir. Getirdiği içerik nedeniyle değilse bile, en az tarihsel açıdan böyledir.44

    “Yeniler” ilk sergilerini 28 Mart 1940 yılında, Gazeteciler Cemiyeti’nin Beyoğlu’ndaki lokalinde açmışlardır. Modern anlayışlarını izleyerek, Batılı etkileri resmimize aşılayarak bir yere varılmayacağını savunan bu sanatçılar toplumcu ve toplumcu gerçekçi bir görüş etrafında birleşmişlerdir. Bir liman kenti olan İstanbul’da yoksul deniz ve liman işçilerinin yaşam mücadelelerini konu alan sanatçılar ilk sergilerinde bu konuyu işleyen toplumsal içerikli bir sergi düzenlemişlerdir. Bu ilk sergiye katılanlar Liman Ressamları olarak da anılmışlardır.45 Bu sergide görülen resimler, modern resmin estetiğinden uzak gerçekçi bir anlayışın izlerini belirtiyordu.46

    “D” Grubunun biçimi yaklaşımına karşın toplumsal içeriğin önemini vurgulamak grubun amacı olmuştur. “Yeniler” Grubunun 2. sergilerinin konusu “Kadın” olarak belirlenmiştir (1942). İkinci sergiden sonra gruba katılmak istemeyen sanatçılar çoğaldığı gibi, Hilmi Ziya Ülken gibi bir sosyolog da grubun çalışmalarını yazıları ile desteklemiştir. Grup Akademi çevresi dışındaki yazar ve sanatçılardan da büyük destek almıştır. Hilmi Ziya Ülken “Liman” sergisi için yazdığı bir yazıda “Ulusal resmin can damarına parmak bastıklarını” vurgulamıştır. Soyut biçimlere yöresel içerik katmakla sorunun çözümlenmeyeceği görülmüştür. “Yeniler” Grubunu oluşturan sanatçılar da her biri kendi anlayışları doğrultusunda yöresel konuları Batılı tekniklerden de yararlanmışladır.47

    “Yeniler Grubu”, “D Grubu”na tepki olmak isteyen düşünüşlerle açtığı sergilerde, kısaca bir süre, yeni bir eğilimi açıkladı. Gerçekçi, toplumcu olan bu eğilim, sosyal meseleleri, halkın acı ve isteklerini ele alıyordu. Yenilerin açtıkları sergilerde Nuri İyem’in Avni Arbaş’ın, Selim Turan&ın, Ferruh Başağa’nın resimleri dikkati çekiyordu. Abidin Dino da bir süre Yenilerin sergilerine katılmış ve onları etkilemiştir.48

    “Yeniler” Grubu ilk 4 yıl geniş bir etkinlik göstermişlerdir. Yeniler Grubundan Nejat Devrim ve Avni Arbaş’ın 1946’da; Selim Turan’ın 1947’de Paris’e gitmesi ve orada soyut sanata yönelmesi sonucu, geri kalan üyelerinin 1951’de Türk Ressamlar Birliği’ne (1950) katılmaları ile “Yeniler Grubu” dağılmıştır. Toplumsal sanat düşüncesi, ilk yıllardaki etkinliğini devam ettirememiş ve bu yeni hareketin gelişmesi mümkün olmamıştır. Nuri İyem, Mümtaz Yenen ve Avni Arbaş başlangıçtaki eğilimlerini sürdürmüşlerdir.49


    3. Doğu-Batı Sentezi Eğilimi :


    1. On’lar Grubu” :

    1947 yılında, henüz akademide Bedri Rahmi Eyüpoğlu atölyesinde öğrencilik yıllarını sürdüren on genç “10”lar grubu adıyla yeni bir topluluk oluşturdular.50

    Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Batı resminin çağdaş eğilimlerine açık bir sanatçı olmakla birlikte, çalışmalarında halk kültür öğesini daima kullanmıştır. Batı ve Doğu sanatlarının sentezine açık bir uttum izlemiştir. Öğreticiliğinde, Batı resminin temeli üzerinde yeteri derecede durduktan sonra, halk nakış sanatlarına geçilmesini önermiştir.51

    Grubun kurucu üyeleri arasında, Mustafa Esirkuş, Nedim Günsür, Leyla ve Hulusi Sarptrük, Fahrünisa Sönmez, İvy Stangali52 Fikret Alpe, Saynur Kıyıcı, Mehmet Pesen, Meryem Özacul’dur. Ancak grup sürekli değişik isimleri içinde barındıran bir yapıya sahip olmuştur. Bu grup içinde değişik sürelerde yer alan ve bugün tanınmış barındıran ve bugün tanınmış belli balı sanatçılar; Turan Erol, Orhan Peker, Fikret Otyam, Osman Oral, Leyla Gamsız, Mehmet Pesen, Mustafa Esirkuş, Nedim Günsür, İhsan İncesu, Remzi Paşa, Adnan Varınca’dır.53

    On’lar Grubu içinde yer alan bu sanatçılar arasında Turan Erol, dokunaksız, hafif pentür üslubu yaklaşımının tema özenişleri içinde varılabileceği noktayı hesaplayan bir içtenlik açmazısını sergilemektedir. Nedim Günsür’ün Paris’teki burslu eğilim döneminde Maya Galerisi’nde açtığı sergi, galeri için iftihar vesilesi Nedim Günsür’ün Paris çalışmaları ile Türkiye’ye döndükten sora görevlendirildiği Zonguldak’daki öğretmenliği sırasında savaş ve maden işçisi temalarına ağırlık veren dramatik bir simgeciliğe bağlanması dikkat çekici olmuştur. Nedim Günsür’ün sosyal içeriğe ağırlık veren simgesel figüratif çalışmaları küçük figür düzenlerinin geniş doğa dekorları içinde yer aldığı çalışmalara dönüşmüştür. Sanatçı bu tür çalışmalarında gecekondu yıkımlarını, cenaze taşıyanları, lunapark alanlarına dağılan hüznü duyarlı ifadelerle yansıtabilmeyi başarmıştır.

    Mustafa Esirkuş da resimlerinde köylü dansları oynayan grup düzenlemeleri ve benzerlerinde hocası Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun folklor düşkünlüğüne bağlı olduğu görülmüştür.54

    Grubun kuruluş amacı; Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun kişiliğinde toplanan Doğu-Batı birleşimini Türk resminde yaratmak, yeni mezun olan öğrencilerin kendilerini sanat ortamına tanıtmalarına olanak sağlamaktı. Her iki konuda da Bedri Rahmi gruba destek vermiştir. 1954’den sonra düzenli olarak sergi etkinliği gösteremeyen sanatçılar, grup oluşturmanın artık işlevinin kalmaması üzerine dağılmışlardır. On’lar Grubu’na katılan sanatçıların üsluplarındaki ortak nitelikler; halk sanatı kaynaklarına eğilmeleri ile teknik olarak renkçi ve lekeci anlatımı benimsemişlerdir. Bugün Türk resminde lekeciği en iyi değerlendiren sanatçılar;Turan Erol, Orhan Peker, Avni Arbaş ve Fikret Oytam’dır.55
    4. 1950’ye Kadar Genel Değerlendirme :
    Türk resminde başlangıçtan beri genel eğilim figüratif resimdir. Türk kültüründe Batı sanat kavramlarının benimsenip anlaşılmasının güçlüğü, Türk resmini 1950’ye kadar figüratif eğilim çevresinde bırakmıştır. Bu tarihe kadar figüratif anlatım Natüralist, Geleneksel Gerçekçi, İzlenimci, Kübist, Fovist, Dışavurumcu, Toplumsal-Gerçekçi anlayışlarla devam etmiştir.

    Güzel Sanatlar Birliği (1926) 1914’e kadar Akademik Gerçekçi, bu tarihten sonra da izlenimci anlayışta çalışan sanatçılar toplanmıştır. Cumhuriyet’ten sonra Nazlı Ecevit, Afife Ecevit , Seyfi Toray, Bedia Güleryüz, Ali Karsan, İvon Karsan birliğin üyesi olarak sergilere katılmışlardır. 1950 öncesinde İzlenimci anlayışta; İhsan Çanakkaleli, İzlenimci ve Doğalcı anlayışın sentezine giren İbrahim Safi, Nurettin Ergüven, Saip Tuna, Nusret Karaca; Geleneksel-Gerçekçi Anlayışta Sefik Bursalı, Ayetullah Sümer, Toplumsal-Gerçekçi anlayışta Edip Hakkı Köseoğlu; Dışavurumcu anlayışta olmakla birlikte Hamit Görele, Fikret Mualla ve Malik Aksel bağımsız sanatçılar olarak sürdürmüşlerdir.56


    B. 1950’den Sonra Sanat Gelişimi :
    1950 sonraki grup hareketlerinin Türk Resmi içinde bir yeri yoktur. 1959’da kurulan “Yeni Dal” grubunun toplumsal içerikli çıkışı, uğradığı kavuşturmalar ve baskılardan dolayı etkili olamamıştır. İhsan Cemal Karaburçak, Gazi Eğitim çıkışlı İsmail Altınok ve Cemal Bingöl’ün sanat anlayışları, kurdukları “Siyah Kalem” grubunun bir grup olarak ele alınmasına izin vermeyecek kadar büyük farklılıklar içermiştir.57

    1950 sonrası Çağdaş Türk Resim Sanatı, Figüratif sanat ve soyut sanat üzerine yoğunlaşmıştır.58

    Batı sanatının 2. Dünya Savaşı’nın sonrası gelişimi, Türk Plastik Sanatları açısından büyük önem taşır. Türk sanatı yönünden bir önceki dönemle farkı belirleyecek gerçek etmen 1950’lerde başlayan demokrasi etkinlikleri ve bunun toplumsal yapıda meydana getirdiği değişiklikleri oluşturur. 1959-1960 yılları arası yapılan kültürel antlaşmalar, batıya giden sanatçıların sayısındaki artış, batı kaynaklı sanat yayınlarının ve röprodüksiyonlarının Türkiye’ye gelmesi, bir yandan batı dünyasıyla yeni bir yakınlaşma sürecini başlatırken, aynı dönemde de siyasal ve toplumsal bilincin güçlenmesi, sanatsal sorunların ülke gerçekleri doğrultusunda değerlendirilmesi görüşünü getirmiştir.59

    1950’den başlayarak 1965’e kadar resim sanatındaki genel, soyut sanat akımları çerçevesinde olmuştur. 1960’larda Yeni Figürasyon Eğilimi ile figüratif anlayışı yeniden çok çeşitli anlatım biçimleriyle ortaya çıkarak günümüze kadar etkili olmuştur.60

    1960’larda Türk resminde “Mavi Grup” adıyla yeni bir topluluk ortaya çıkar. Üyeleri Adnan Çoker, Sarkis, Tülay Tura, Devrim Erbil ve Altan Gürman’dır. Yine bu dönemde görünen sanatçılar arasında da Özdemir Altan, Ömer Uluç, Erol Akyavaş, Fethi Arda ve Burhan Uygur vardır.61


    1. Soyut Sanat Eğilimi :

    1923’de Avrupa’ya giden Türk sanatçıları ve onları izleyenler, Batı soyut sanat akımlarına ilgi duymuşlardır. Fakat 1946’da, Türk resminde soyut resme doğru bir eğilim görülmüştür. “D” Grubu sanatçılarından, Halil Dikmen aynı yıl Devlet Resim ve Heykel sergisine verdiği bu yapıtı ile. Geometrik-Soyut anlayışta ilk denemelerini gerçekleştirmiştir.

    1946’da Paris’e göden ve “Paris Ekolü Türk Sanatçıları” olarak nitelendirilen Nejat Devrim (1923) Selim Turan (1922) ve daha önceki yıllarda Avrupa’ya gidip gelen Fahrünnisa Zeid (Nejat Devrim’in Annesi), Lirik-Soyut sanat akımından etkilenmişlerdir.62 Türkiye’de ise Lirik-Soyut Eğilim, 1951’de “Tavanarası” Grubu sanatçıları ile görülmüştür. Türk süsleme sanatlarıyla biçim benzerliği nedeniyle, sanat çevresinde kısa sürede benimsenmiştir. “Saf Sanat” olarak nitelendirilerek, Türk resminin buradan yaratılacağı umudu ortaya çıkmıştır.63

    1960’lardan sonra da, soyut resim çalışmaları da eski Türk geleneklerini canlandıran yapıtlar oluşturulmuştur. Abidin Elderoğlu, Elif Naci, Ferruh Başağa, Sabri Berkel, bu dönemde sözü edilmesi gereken sanatçılarımızdır. Sabri Berkel 1952’de resimlerinde incelendiğinde doğa çözümlenmesi de düzen ilkeleri ve figür boşluk ilişkilerinde tutarlı düşünsel yaklaşımlar gözlenmektedir. Berkel, giderek tümüyle soyut bir dil oluşturmuş ve çeşitli dönemlerinde kendi kişisel ve kültürel özünü yansıtan bir kişilik ortaya koymuştur. Çizgi, leke ve sert – kenar biçimlerle farklı dönemlerinde ürettiği yapıtların bütünü tutarlı ilgilerin kararlılığını ortaya koymaktadır ki yapıtların bütünü Türk resminde belli başlı “Ekol” niteliği taşır.64

    1950 – 1960 arası, bazı genç sanatçıların resimlerinde, yarı Batı, yarı yerli kaynaklara dayanarak gerçek üstü fantezisine bağlandıkları dikkat çekmiştir. Bu alanda başarılı olan bir sanatçı teknik yönden tuval ve yağlı boya kullanımı gibi zorlukları aşarak kendine özgü malzeme ile çizgi ve boya uygulamalarını gerçekleştiren Yüksel Arslan’dır.

    Yüksel Arslan’ın 1959 yılında açılan sergisi, sanat yazarlarının geniş ilgisine yol açmıştır. Dünya gazetesinde yer alan yazısında Adnan Turani, Yüksel Arslan’ı dünya çapında bir sanatçı olarak nitelendirmiştir. 1961 sonundan beri Paris’te yaşayan Yüksel Arslan’ın sanatı ile bir yandan Andre Breton gerçek üstücülerle Belçikalı ünlü psikolog Jean Bobon ilgilenmiştir.65

    Ülkemizde soyutla ilgili gelişim çizgisi üzerinde 1952’lere değin yapılan çalışmalar giderek Batı’dakine paralel olarak artan bir ilgi meydana getirmişlerdir. 1959’lardan sonra devlet sergilerinde bu anlayışa ait çalışmaların büyük önem taşımıştır. Bu duruma karşılık İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin çatısı altında iki ressamın izi vardır. Bunlar Zeki Faik İzer ve Sabri Berkel’dir. 1959 ve 1960’larda Zeki Faik İzer, Sabri Berkel, Halil Dikmen, Şemsi Arel, Ercüment Kalmık Ferruh başağa, Nuri İyem, Adnan Çoker, Cemal Bingöl, Adnan Turani, Lütfi Günay ve Cemil Eren soyutun çeşitli anlayışlarını temsil etmişlerdir. Soyut anlayış 1960’larda büyük bir etkinlik ve yayılma gücü göstermiştir.

    Soyut sanat üzerine incelemeleri bulunan Adnan Turani, bizdeki soyut grafiğini şu şekilde özetlemiştir:




    1. Geometrik soyut sanat eğilimi

    2. Lirik soyut sanat eğilimi

    3. Geometrik Non-figüratifçiler

    4. Lirik Non-figüratifçiler66




    1. Geometrik–soyut sanat eğilimi :

    1947’lerde “Aşk” adlı yapıtı ile Ferruh Başağa, modleyi resminde terk etmesine rağmen, figürü, resminin ana konusu olarak muhafaza ediyordu. Hamit Görele de, büyük, düz yüzeyler haline getirdiği sembolik nesne biçimlerini tuval yüzeyine dağıtarak bir çeşit düzenleme yapıyordu. Figüre bağımlı soyutlama eğilimi ile, bizde modleden ilk vazgeçenler arasında, sanırım Salih Urallı’da yer almıştır. Onun çalışmaları ağırlıklı olarak daha 1945’lerde yaptığı çizgisel bir kübizmin üzerine oturtulmuştur. Bu çalışmalar, inşacı, kesin konturlu, hesaplı bir yüzey ve çizgiler kompozisyonu olup, renklerin neden olduğu bir doğasal biçimi parçalama girişimini yansıtmamaktadır.67

    1950’den sonra Geometrik – Soyut araştırmaları; Sabri Berkel’in “Kubbeler I-II”, Adnan Çoker’in “1951” Düşünceleri” adlı yapıtlarında görülür. Bu uygulamalarda, Avrupa Soyut Sanat örneklerini benimseyen bir yaklaşım izlenmektedir.

    1953’de Adnan Çoker (1928) ve Lütfü Günay (1928) Geometrik – Soyut, Siyah – Beyaz ağırlıklı ortak bir sergi açmışlardır. “Sergi Öncesi” adıyla, nitelendirdikleri bu sergiyi, resmin bir düşünce işi, olduğunu vurgulayan yazılı açıklamalarıyla halka sunmuşlardır. Cemal Bingöl (1912)’de tümüyle Geometrik – Soyut anlayıştaki yapıtlarını sergilemiştir. Sanatçı birkaç yıldır kolej çalışmaları yapıyordu.

    Paris’te bulunduğu 1949 yılında, soyut sanatı benimseyen Cemal Bingöl, Türk hat sanatçısı Ahmet Karahisari’nin çalışmalarını uzun süre incelemiş ve günümüze kadar Geometrik – Soyut anlayışını sürdürmüştür. Özgün Baskı dalında, 1960’dan sonra Süleyman Saim Tekcan (1940), Geometrik – Soyut anlayışta çalışmış ve gravür tekniğindeki yapıtlarında, çok renklilik sorununu başarılı biçimde çözümlemiştir. Türk resminde Geometrik – Soyut anlayış, 1946-1960 yılları arasında, birkaç yıllık araştırma döneminde yeterli sanat eğitimi almış sanatçılar ortaya çıkmıştır.

    Geometrik Soyutlamacılar 1960’a kadar Cemal Bingöl, Sabri Berkel, Şemsi Arel, 1965’den sonra ise Adnan Çoker ve Ferruh Başağa olmuştur. Bu sanatçılardan Cemal Bingöl ve Şemsi Arel hat Sabri Berkel nakış, Çoker mimari sanatımızdan hareket etmekle birlikte sanat gelişim ve kültürleri geçmiş deneyim ve biçimleri ile, çağdaş sanatta özgün yorumlara ulaşmışlardır.68




    1. Dışavurumcu (Lirik)–soyut sanat eğilimi :

    Resimsel Lirizm, çağımız sanatçısının iç dünyasındaki fırtınaların, bir çeşit yazısal boya tuşlarıyla ifadesidir. Bu nedenle bu anlayışta, sanatçı çevresinin görüntüleri değil, onun iç dünyasındaki bilinçaltı evresinin orkestral çok renkliliği, ürpermeleri, munisliği, kısacası, onun iç savaşı dile gelmektedir. Ancak genellikle lirik soyutlamada doğasal bir motiften hareket edildiği görülmektedir. Bir manzara, bir çiçek, bir kadın ve elbisenin renkliliği ya da hareketli bir figür biçiminin etkisi, sanatı için bir çıkış noktası olabilmektedir.69

    Bizdeki lirik soyutlamacılar arasında Zeki Faik İzer, Abadin Elderoğlu, Ercüment Kalmık, Abidin Dino, Fahrünnisa Zeid, Arif Kaptan, Hasan Kavru, Mustafa Esirkuş, Özdemir Altan, Devrim Erbil, Ömer Uluç, Mustafa Ayaz, Zafer Günaydın, Burhan Uygur, Süleyman Velioğlu, Tamer ve Tangül Akalıncı, Güngör Taner gibi sanatçılardır.70

    Ömer Uluç (1931) ABD’ne gitmiş, orada 1948’de doruk noktasına ulaşmış olan Dışavurumcu – Soyut anlayışın etkisinde kalmıştır. Adnan Turani (1926), 1955-1956 yıllarında motifsel bir Lirik–Soyut anlatımına gitmiştir. 1958’den sonraki Non-Figüratif eğilimi 1975’e kadar sürdürmüştür. Dışavurumcu – Soyut sanatın güçlü temsilcilerinden biri de Zeki Faik İzer’dir. 1957’de “Sultan Ahmet Camii’nin Camları” adlı eseri ortaya koyan sanatçının tablosu, 1961’de New York Yauggenheim Müzesi’nde Türkiye 1.si olarak sergilenmiştir. Adnan Çoker 1957-1965 yılları arası, geniş fırça ve büyük tuşlarla gerçekleştirdiği yapıtlarında dinamik bir yüzey elde etmiştir. Abidin Elderoğlu 1960 sonrası Lirik – Soyut anlayışın önemli temsilcilerinden biridir. 1950-1960 yılları arasında eğri çizgi ve düz yüzey karşıtlığındaki doğa ve figür soyutlamalarını, çizginin kalın ve içgüdüsel kullanımıyla işlenmiştir. 1953’de Geometrik – Soyut yapıtlar veren Lütfü Günay, sonradan Dışavurumcu – Soyut anlayışa geçmiştir.

    Arif Kaptan, 1950’tden sonra nakış ve geleneksel süsleme sanatlarından hareketle soyut sanat araştırmalarına yönelmiştir. Hasan Kavruk, (1919) 1944’den başlayarak Lirik-Soyut çalışmalar yapmıştır. 1953’ten sonra Anadolu görünümlerinden Lirik-Soyut yapıtlarında dokuya önem vermiştir. Hakkı Anlı (1906), 1960’larda Lirik-Soyut anlayışta yapıtlar vermiştir. Ferruh Başağa, boyayı kalın, hızlı tuşlarla ve lekeci bir yaklaşımla kullanmıştır. 1960’larda Fethi Arda (1934), atak fırça darbeleriyle oluşturduğu yapıtlarında, psikolojik bir patlamayı yansıtmıştır. Veysel Erüstün 1945’ten sonra başladığı soyut çalışmalarını, 1959’dan itibaren yoğunlaştırmıştır. Daha sonra Bilal Erdoğan, İhsan Çakıcı, Burhan Doğançay, Mehmet Gün, Erdal Alantar, Adnan Turani bu sanatın gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.

    Dışavurumcu (Lirik) – Soyut akımı, Türk resminde Geometrik – Soyut anlayışına göre daha yoğun bir kalıtıma sahiptir. Türk sanatçılarının geleneksel sanatçılardan ve özellikle de İslam Hat sanatının plastik değere ulaşan örneklerinden etkilenmişlerdir.71




    1. Geometrik–non figüratiler :

    Geometrik – Non figüratifin içine getirdiği zemin, Batıdakinden farklı olduğu gibi; gösterdiği gelişimde, alınıp getirildiği yerden farklıdır. Batıda, Picasso – Brague kübizminin yolundan soyuta varılmamış, dolaylı olarak nesnel görüntü öğeleri, bu akımla ilgili eserlerle biçim yönünden parçalanmasına rağmen, resimde, görüntüye dayanan konu terk edilmemiştir. Bu nedenle kübizmi yaratanlar arasında, geometrik Non – Figüratif tek bir yapıt verene bile rastlanmamıştır. Ankara ve İstanbul’da salt, soyut anlatıma nesnenin renk yoluyla parçalanması anlayışın bir moda etkisi içinde, 1953’lerde Batıdaki yaygınlığına paralel olarak benimsenip ithal edilmesidir. Bu nedenle rengin, non-figüratif anlayışın oluşumunda yarattığı ilginç olaylar yaşanmadan, aniden soyut çalışmalar yapılmıştır.72

    Geometrik non-figüratif çalışma tarzını ülkemizde yaygınlaştıran sanatçılar arasında Cemal Bingöl, Şemsi Arel, Sabri Berkel, Cemil Eren, İsmail Altınok, Halil Akdeniz, Elif Naci, Gencay Kasapçıgil, Bekir Sami Çimen, Hüseyin Bilişik gibi sanatçılarımızdır.73


    1. Lirik–non figürler :

    1945’li yıllarda Selim Turan ve Nejat Devrim non-figüratif olarak ortaya çıkmışlardır. Abidin Elderoğlu, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Ferruh Başağa, Adnan Çoker, Fethi Arda, Hasan Kaptan, Muammer Bakır, Mübin Orhan, Erdal Alantar, Fethi Kayaalp, Zahit Büyükişleyen, Altan Gürman gibi sanatçılar da Lirik – Non figüratif çalışmalar yapmışlardır.

    Son yıllarda batıdan ithal ettiğimiz bir diğer eğilim daha vardır. Bu da kimi pop-art anlayışını da içeren soyut denemelerdir. 1975’lerden bu yana İstanbul ve Ankara’da açılan kimi sergilerde, son bir iki Devlet Sergisinde, non-figüratif çalışmalardan değerlendirilebilmiştir. Bu değerlendirmeyi gösteren çalışmaların örneklerini verenler arasında, Osman Dinç, Hüseyin Bilgin, Şükrü Aysan, Erol Akyavaş, Burhan Doğançay sayılabilir.

    Ülkemizde yapılan bütün bu soyuta ilişkin girişimler, sonunda, bağlandığımız Batı sanatının sorunlarını oldukça kesin sonuçlar çıkarabilmemize neden olmuştur. Resimsel yaratmanın sınır tanımayan bir anlatım alanı olduğunu dolaylı olarak da olsa soyut çalışmaları olanağı sağlamıştır.74



      1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   18






        Ana sayfa


    Türk ressamları daha sonra yeni arayışlar içine girmiş ve sürrealist, naif Renkçi-Lekeci, Pop-sanat eğilimleri ortaya çıkmıştır

    Indir 1.04 Mb.