bilgiz.org

Türk Kütüphaneciliğinde Siyaset Ögesi. Prof. Dr. Bülent Yılmaz

  • Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’
  • Türk Ocakları
  • Cumhuriyet Dönemi Siyaset Kurumu ve Kütüphane
  • Tevhid-i Tedrisat Kanunu
  • Toplumsal Değişme/Yapı, Siyaset ve Kütüphane İlişkisi
  • Kütüphaneler Komitesi Raporu



  • Sayfa1/7
    Tarih01.10.2017
    Büyüklüğü395.56 Kb.

    Indir 395.56 Kb.
      1   2   3   4   5   6   7

    OSMANLIDAN GÜNÜMÜZE BİLGİ MERKEZLERİ VE MEVZUAT UYGULAMALARI

    “Türk Kütüphaneciliğinde Siyaset Ögesi. Prof. Dr. Bülent Yılmaz”

    Kütüphanecilik tarihi açısından Tanzimat dönemine kadar olan süreçte siyaset öğesi ile ilişkisi bakımından dikkati çeken noktanın Fatih dönemine ait olduğu söylenebilir. İnalcık (2004) genelde, Fatih Döneminin Osmanlı klasik çağın en güçlü ve farklı dönemi olduğu ve Fatih’in imparatorluk yapısını niteliksel olarak değiştirdiğini belirtmektedir. Cunbur (1957)’ un, Fatih dönemi kütüphanelerine özel önem yükleyerek kütüphanecilik tarihi açısından “parlak bir sayfası” olmasından kaynakladığını söylemek yanlış sayılmayacaktır. İstanbul’u almış ve siyaseten gücü merkezleştirerek eline geçirmiş Fatih’in döneminde kütüphanelerin ve kütüphaneciliğini görece parlak olması siyaset-kütüphane ilişkisinin kabaca da olsa bir göstergesidir. Bu dönemi de içine alan bir başka çalışma (Erünsal 1991) bu konuda ayrıntılı bilgiler sunmaktadır.

    Osmanlı dönemi kütüphaneciliğine ilişkin asıl hareketlenmenin görüldüğü ve genelde ‘batılılaşma’ olarak adlandırılan süreç ile birlikte siyaset-kütüphane ilişkisi daha somut biçimde ortaya çıkmaktadır. Büyük ölçüde, Soysal (1998a; 1998b; 1998c) diğer bazı araştırmacılar (Cunbur 1957; 1964a; 1964s; Çavdar 1995) tarafından irdelenen bu dönemde varsayımımız açısından ele alınabilecek başlıca olaylar 1867 Fransız Notası (Layihası), 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile II. Meşrutiyet Dönemi/İttihat ve Terakki Hareketi ile Türk Ocakları’dır.

    Osmanlı toplumsal düzenindeki bozuklukları düzeltme, büyük ölçüde Batılı ülkelerin siyasi baskılarıyla 18 Şubat 1856 tarihinde yayımlanan ıslahat Fermanı (Yerasimos 198.:614-617)’nın çıkarılışının üstünden 10 yıla yakın bir sürenin geçmesine karşın köklü bir ıslahata girişilemediği gerekçesiyle 22 Şubat 1867 yılında Fransız Hükümeti bir nota verir. Nota’da eğitime yönelik maddeler Fransız milli Eğitim Bakanı tarafından hazırlanmış olup, “halk kütüphaneleri kurulması önerisi” ayrı bir madde olarak yer almaktadır (Soysal 1998a: 12). Nota sonrası, 1867’den itibaren eğitim alanında kütüphanelere de yansıyan bir hareketlenme başlamıştır. Umumi kütüphaneler (Kütüphane-i Umumiler) adıyla halk kütüphaneleri açılmaya başlanmıştır. Cunbur (1946a; 1964b;) bu hareketliliği, genelde, kişisel duyarlılık ve ilgiye bağlarken, Soysal ve aynı zamanda Nota’dan kaynaklandığına ilişkin dış yorumlara da dikkat çekmektedir. Çavdar (1995: 55) da Umumi Kütüphanelerin ortaya çıkışında aydınların siyasi iktidarı ellerinde tutma çabaları ile geneldeki milliyetçilik hareketlerinin etkisini vurgulamaktadır.

    Osmanlı dönemde halk kütüphaneci olarak nitelendirilebilecek kütüphaneler siyasi belgeler/olaylar olan Islahat Fermanı ve Fransız Notası sonucu kurulmaya başlanmıştır. Yani halk kütüphanelerinin ortaya çıkışında siyasi etki belirleyici olmuştur.



    Sözü edilen dönemde bu hareketliliğin en önemli sonucu 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’dir. Soysal 1998: 13) yasa niteliğindeki bu Nizamname’yi çağdaşlaşma girişimi gereği ve özde “siyasal” bir eğitimin ürünü olduğunu belirti. Yasa ile ilk kez eğitim hizmeti kamu görevi olarak kabul edilir. Böylece, yüzyıllar boyu vakıf yoluyla oluşan ve varlığını koruyan kütüphane hizmeti, bireysel etkinlik konusu olmaktan çıkıp, devlet örgütünün çalışma ve yükümlülük alanına girer. (Soysal 1998a:18) Bu devletin kütüphane kurumuna yönelik bakış açısının değişmesi anlamına gelir ki, değişikliğin kaynağında siyasal nitelikli bir eğilim derece güçlü siyasi kişiliğini de göz ardı etmemek gerekmektedir. (Cunbur 1964a.) Münif Paşa’nın Sadrazam Ali Paşa’ya sunduğu “Millet Kütüphanesi” adıyla bir kütüphanenin kurulması önerisi yer alan ve yukarıda sözü edilen Nota’ya göndermeler içeren “Layina” (1870), Maarif Nezareti tarafından umumi kütüphanelerin Yönetimini kurallara bağlayan "Talimatname" (1881), Bayezit Umumi Kütüphanesi'nin Kurulması Kanunun çıkarılması (1884-1896) gibi kütüphanecilik açısından önem taşıyan adımların Nizamname kaynaklı oluşu (Soysal 1998b: 36; Baysal 1983: 1308) ve Nizamname'nin de siyasal bir sürecin ürünü niteliği taşıması siyaset- kütüphane ilişkisine yönelik ipuçları vermektedir. Kısaca, Maarif-i Umumiye Nizamnamesi (1869)'nin kendisi Nizamnameyi hazırlayan, bazı layihalar ve talimatnamelerle değişimi güçlendiren ve bu dönemde kaynaklı değişimler Osmanlı kütüphane gelişimini son derece yakından etkileyen siyasal nitelikli bir sürecin parçalarıdır ve dolayısıyla, kütüphanelere ilişkin bu gelişmeler özünde siyasidir. Tuncay (1990: 27, çağdaş Türkiye’nin tarihinin üç döneme ayrılabileceğini belirterek,. II. Meşrutiyet’in başından Cumhuriyet’in ilanına kadar geçen onbeş yıllık süreyi Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkması ve yeni bir devletin kuruluşuna geçiş dönemi saymanın doğru olacağını dile getirmektedir. Meşrutiyet ile özdeşleşen kuruluş ise İttihat ve Terakki Cemiyeti’dir. Tam anlamıyla siyasal bir örgüt olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin amacı Abdülhamit yönetimini yıkmak olup, temel ideolojileri meşrutiyetçilik idi. Ayrıca, Panislamizm ile Osmanlıcılık da ideolojilerinin bileşenleriydi (Yerasimos 198.: 568-569). Tunaya (1989:308) da İttihat ve Terakki’nin Osmanlıcı, İslamcı ve Türkçü yüzü olduğunu ancak asıl yüzünün Türkçülük olduğunu belirtmektedir. Benzer biçimde, İttihat ve Terakki'nin başlangıçta Osmancılık olan ideolojisini, özellikle 1911'den sonra büyük ölçüde ulusçuluğa (milliyetçiliğe) dönüştürdüğü, 1913 ortalarından itibaren Ziya Gökalp ideolojisine (Türkçülük) uygun önlemler aldığı söylenebilir (Soysal 1998a: 13; Tuncay 1990:38). Kısaca belirtmek gerekirse, II. Meşrutiyet Dönemi ve o dönemin siyasal egemeni olarak İttihat ve Terakki Cemiyeti Türk tarihi açısından uluslaşma bilincinin ve dolayısıyla uluslaşma sürecinin başlangıcını ifade etmektedir. Son derece anlamlı bir radikal siyasal dönüşüm aşaması olduğunu belirtmeliyiz. II. Meşrutiyet ve dönemin temsilcisi/egemeni olarak İttihat ve terakki olgusu Türk kütüphaneciliğini ıslahat önlemlerinden eğitim-kültür sorununa ilişkin olanlar aracılığıyla etkilemiştir. Bu dönemde yönelik olarak şu belirleme siyaset-kütüphane ilişkisi açısından son derece önemli görünmektedir.

    “Kütüphane kurumu siyasal güç eliyle belli bir amaç için ve stratejik anlayışla ilk kez meşrutiyet döneminde kullanılmak istenmiştir” (Soysal 1998: 21)

    İttihat ve Terakki, toplumda ulus bilincini ve bu bilince dayalı toplumsal örgütlenmeyi/değişimi yaratmak için oluşturduğu plan ve programlarında kütüphane kurumuna da önemli işlev yüklemiştir. Böylece, kütüphane siyasal bir amacın aracı niteliğine bürünmüştür. Bu yaklaşımın somut sonuçlarından birisi ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin programlarında 1911’den başlayarak yinelenen “milli kütüphane kurma” önerisi üzerine 192–1918 yılları arasında çeşitli illerde milli kütüphane adıyla halk kütüphaneleri niteliğinde kütüphaneler açılmaya başlanmasıdır. (Soysal 1998a.) Bu kütüphaneler Türk Kütüphanecilik tarihinde siyasal bir programın uzantısı olarak kurulmaları açısından özgün bir gelişimi ifade ederler.

    Siyasal bir dönem olarak II. Meşrutiyet ile siyasal bir hareket olan İttihat ve Terakki’nin Türk kütüphaneciliği açısından incelemeye değer bir etkisi de Türk Ocakları aracılığıyla olmuştur. 1911 yılından itibaren kurulmaya başlanan Türk Ocakları, genelde, Türklerde milliyetçilik düşüncesinin örgütlü biçimde geliştirilmesini amaçlayan siyasal bir girişim olarak değerlendirilmektedir. (Keseroğlu 1989: 101). Türk Ocakları’nın İttihat ve Terakki’nin amaçları açısından “siyasal bir zorunluluğunun sonuncunda kurulduğu” (Çavdar 1983: 878) belirlemesi bu kurumların siyasal niteliklerini açıkça ortaya koymaktadır. Türk Ocakları İttihat ve Terakki ile açık yasal ilişkileri olmasa bile aydınlar ve gençler arasında Cemiyet’in düşüncelerini yaymada büyük bir rol oynamışlar, 1913’ten sonra etkin bir dil ve dünya görüşünün oluşturulduğu örgütler haline gelmişlerdir (Çavdar 1983: 878). Burada söz edilen dünya görüşü siyasal bir ideoloji olan milliyetçilik (Türkçülük) tür. Türk Ocaklarının siyasal etkinlik kazanmaları Soysal (1998c: 43) tarafından da vurgulanmaktadır.

    Türk Ocakları sözü edilen işlevlerini gerçekleştirmede kurdukları kütüphaneleri de kullanmışlardır. Diğer bir deyişle, Türk Ocağı kütüphaneleri, Ocakların siyasal amaçlarının gerçekleşmesinde önemli işlevler yüklenmişlerdir. Ancak, bunun da ötesinde, Ocak kütüphaneleri milli kütüphanelerle birlikte Anadolu’da bir kütüphane hareketi başlatmışlardır (Soysal 1998c: 43). Keseroğlu (1989: 100), Türk Ocakları kütüphanelerini TC’nin ilk çocuk kütüphanesini (Akhisar) ve yine TC’nin en büyük kütüphanelerinden birisi olan Türk Ocakları Genel Merkezi Kütüphanesini (Ankara) kurmaları ile, kendilerinden sonra gelen Halkevleri kütüphanelerine maddi-manevi miras bırakmalarını kütüphanecilik tarihi açısından önemli görmektedir.

    Türk kütüphaneciliği açısından özel öneme sahip olduğu söylenebilecek bu dönemin özünde siyasal nitelikli bir sürecin ürünü olması, çalışmanın, daha önce dile getirilen varsayımını güçlendirmektedir. Ancak, bunun da ötesinde, siyasal sürecin Osmanlı Dönemi Türk kütüphaneciliğine yansımalarının belirleme” düzeyinde olduğunu söylemek olanaklı görünmektedir.



    Cumhuriyet Dönemi Siyaset Kurumu ve Kütüphane

    Cumhuriyet Dönemi’nde, değerlendirilmesi bu çalışılmanın açısından anlamlı görünen ve bu nedenle ele alınacak olaylar Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretimin Birliği Yasası), Harf Devrimi, Halkevleri deneyimi ve Kütüphaneler Komitesi Raporudur.

    Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte batı uygarlığı tercihini yeni ve güçlü bir aşamaya getiren Türkiye’de bu yönelimin gereği olarak, siyasal nitelikleri belirgin olan çeşitli devrimler gerçekleştirmişlerdir. Böylesine köklü bir dönüşüm sürecinin daha başlarında, 1924 yılında, ilk düşünülen değişikliklerden birisi Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Tevhid-i …1924) ile eğitimde birliğin sağlanması olmuştur. Batılılaşmanın eğitim boyutunu ifade eden bu değişim, o döneme kadar farklı türde okullarda, farklı amaçlarla ve farklı düşünce yapılarında insanlar yetiştiriliyordu. (Akyüz 1989: 363–364). Uluslaşma sürecine girmiş bir toplumda bütün eğitim türlerinin ve okulların ulusallık amacını, yani vatandaş yetiştirmeyi amaç edinmesi gerekliydi. Çıkarılan yasanın temel hedefi eğitimde birlik ve bütünlüğü sağlamak, eğitimin temel amacını bütün okullar için tekleştirmekti. Ulusallaşma süreci açısından bu çaba zorunlu ve anlaşılır bir şeydir. Bir kez daha vurgulanması gereken nokta ise o dönemdeki her devrim gibi Tevhid-i Tedrisat da siyasal bir devrim/süreç olmasıdır.

    Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kütüphanelere ve kütüphaneciliğe yansımaları anlamlı olmuştur. Tevhid-i Tedrisat ile kütüphaneler devletin koruyuculuğu altına alınmış, eğitim-öğretim ile ilgili devlet politikasının parçası olmuşlardır. Bununda ötesinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu geleneksel kütüphaneliğimize kimliğini veren tinsel ve nesnel öğeleri kökten etkilemiş, kütüphaneyi vakıf tüzel kişiliğinin malı olmaktan çıkarıp devlet malına dönüştürülmüştür. Bu yasa ile kütüphaneler ulusal-laik bir nitelik kazanmışlardı. Kütüphanecilikte bir eğitim simgesi olarak değerlendirilebilecek Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Türk kütüphaneciliğine yüzyıllar boyu egemen olmuş başlıca tüzel-ekonomik özellikler artık ortadan kalkmış, kurumsal yapı yeni bir nitelik almıştır (Soysal 1998b: 53.54).

    Eğitimi ulusallaştırma ve laikleştirme yönünde etkin bir siyasal atılım olarak Eğitimi ulusallaştırma ve laikleştirme yönünde etkin bir siyasal atılım olarak Tevhid-i Tehrisat Kanunu Türk kütüphaneciliğine yansıma niteliğiyle siyaset-kütüphane ilişkisi açısın Cumhuriyet Dönemi kaynaklı bir örnek oluşturmaktadır.

    Cumhuriyet’in en önemli kültür devrimlerinden birinin, belki başta gelenin dilde yapıldığı Cumhuriyet'te dil sorununun aynı zamanda bir uygarlık değiştirme simgesi ve sorunu olarak değerlendirildiği söylenebilir (Katoğlu 1990:413 1928 yılında gerçekleştirilen Harf Devrimi Kanunu Türk kütüphaneciliğine yansıma niteliğiyle siyaset-kütüphane ilişkisi açısın Cumhuriyet Dönemi kaynaklı bir örnek oluşturmaktadır.

    Cumhuriyet’in en önemli kültür devrimlerinden birinin, belki başta gelenin dilde yapıldığı Cumhuriyet'te dil sorununun aynı zamanda bir uygarlık değiştirme simgesi ve sorunu olarak değerlendirildiği söylenebilir (Katoğlu 1990:413). 1928 yılında gerçekleştirilen Harf Devrimi, (Türk harflerinin… 1928) çağdaş dünya koşulları içinde kolay kolay cesaret edilip yürütülmeyecek bir işti. Ancak, Türk Harf Devrimi başarıya ulaşmıştır; yayın yaşamı canlanmış, okul ve öğrenci sayısı artmış, dilde yazım sorunu en aza inmiş ve bölgesel ağız farkları büyük ölçüde ortadan kalkmıştır (Ortaylı 1983: 1926-1927).

    Kütüphanelerin hizmet ufuklarını genişleten Harf Devrimi (Sefercioğlu 1999; 18)’nin, Türk kütüphaneciliğine yansıması genel olarak şu noktalarda toplanabilir.



    • Kütüphaneler açılan okuryazarlık kursları ve kampanyaları ile genel eğitim seferberliğinin parçaları olmuşlardır.

    • Ortaya yeni kütüphane türleri (Milli Kütüphane, araştırma kütüphaneleri) çıkmıştır.

    • Kütüphanelerin alt yapı öğelerinden dermenin niteliği değişmiş, bunun sonucu olarak da kütüphanelere çağdaş anlamda hizmet üretimi ya da toplumsal etkinlik kazanma yolunda güçlü bir olanak yaratılmıştır.

    • Kütüphanelerin, kaynakları "koruma" biçimindeki işlevleri nitelik değiştirerek "kullandırma" yönünde oluşmaya başlamıştır (Alpay 1990:202; Soysal 1998c: 65,116).

    Görüldüğü gibi, güçlü bir siyasal kişilik olarak Atatürk'ün belirleyiciliğinde gerçekleşen ve Cumhuriyet'in en etkili siyasal dönüşümlerden birisi olan Harf Devrimi'nin Türk kütüphaneciliği tarihinde de köklü dönüşümlere neden olduğu söylenebilir. Bu etki, siyaset-kütüphane ilişkisinin bir başka örneği olarak değerlendirilebilir.

    Genç Cumhuriyet'in kültür atılımları, laikleşme ve batılılaşma politikaları içinde özgün yapılarıyla başlı başına bir yer tutan Halkevleri, Cumhuriyet tarihinde etkin izler bir kurum olmuştur (Katoğlu 1990: 410, 412). 1929 Dünya Ekonomik Bunalımın da etkisiyle muhalefetin temsilcisi Serbest Fırka'nın ülkede ciddi siyasal başarı kazanması Cumhuriyet rejiminin toplum tarafından henüz tam anlamıyla özümsenmediğini ortaya koymuştur (Koçak 1990:16). Cumhuriyet ilkelerinin halka anlatılması, ayrıca, halkın yeni bir ideoloji ile kazanılmaya çalışılması gerekmekteydi. Halkevleri, Türk Ocakları’nın tarihsel işlevlerini tamamlamalarıyla Türkçülük düşüncesinin yerini halkçılık düşüncesinin alması gerektiği inancıyla 1932 yılında kurulmuştu. Halkevleri, üretilen bu ideolojinin halka aktarılma görevini üstlenmişlerdir. Halkevleri bu anlamda siyasal kurumlar olarak değerlendirilebilir. Ancak, bunun da ötesinde, halkevlerinin, Cumhuriyet Halk Fırkası'na bağlı, partinin ilke ve politikalarım izleyen bir örgüt olması siyasal niteliklerini belirginleştirmektedir. Devletin ve partinin kültür politikaları bu dönemde halkevleri aracılığıyla yürütülür (Keseroğlu 1989: 112). Çavdar (1983:879), halkevlerinin halkın politik ve ideolojik eğitimini sağlamak için zorunlu olarak kurulduğunu belirtmektedir ki, bu, onların siyasal nitelikli kuruluşlar olduğu yaklaşımını desteklemektedir. Kuşkusuz, Cumhuriyet Halk Fırkası'na bağlı olmaları, onun bir örgütü, parçası niteliği taşımaları tek parti rejiminin doğal sonucudur.

    Kısaca, halkevlerinin ve halkevleri amaçlarının son derece belirgin siyasal niteliklere sahip oldukları söylenebilir.

    Bir Halkevinde okuma odası ve kütüphanenin bulunması açılma koşulu sayılmaktaydı. (Çavdar 1983:880). Halkevlerinin 9 şubesinden dördüncüsü Kitapsaray ve Yayın Şubesi idi. Büyük ölçüde döneminin halk kütüphanesi niteliği taşıyan Halkevi kütüphaneleri kütüphanecilik tarihimiz açısından özgün bir denemedir. Cumhuriyet Döneminin ilk yaygın kütüphanecilik hizmetlerinin Halkevlerinde verildiği yorumu (Katoğlu 1990: 466) abartı sayılmamalıdır. Hizmet verdikleri dönem boyunca (19 yıl) gerek kütüphane sayıları gerekse, derme ve kullanıcı sayıları açısından çok anlamlı bir canlılığı yansıtırlar (Yılmaz 1991; Karayalçın 1952). Bu nedenle, Keseroğlu (1989: 131,117), Halkevi kütüphanelerinin o dönemde Türk kültür yaşamına canlılık kazandıracaklarının altını çizmekte, kazandırdıklarının altını çizmekte, Halkevi açmak için kütüphane kurmanın koşul olması gerçeğini geleneksel kütüphanecilik anlayışının dışına çıkılması olarak yorumlamaktadır. Özgün hizmet anlayışları, dinamik derme politikaları, somut hizmet hedefleri, harf devrimine katkıları, toplumsal etkileri, yüksek kullanım düzeyleri, canlı bir toplumsal kuruluş olmaları ve toplumsal işlevleri açısından halkevi kütüphaneleri Türk kütüphaneciliği içinde bir "parlama" dönemi olarak değerlendirilebilir. Bu "parlama"nın siyasal nitelikli bir sürecin ve kurumun ürünü olması çalışmamız açısından son derece anlamlı görünmektedir. Halkevi kütüphaneleri Türk kütüphaneciliğinde siyaset kütüphane ilişkisini oldukça somut bir biçimde yansıtan kuruluşlardır.

    Boratav (1990), 1962 yılı sonrasını hem bir önceki dönemden hem de Cumhuriyet tarihinin bütün diğer dönemlerinden niteliksel olarak ayıran belirleyici özelliklerinin olduğunu belirtirken, bu farklılığı özellikle ekonomik kalkınmada "ithal ikameci" bir modele geçiş ve yine kalkınmanın "planlama" tabanına oturtulması olarak yorumlar. Ayrıca, bu dönemin Türk tarihinde demokrasi ve özgürlükler açılımı açısından en ilerici dönem olduğu söylenebilir/Siyasal niteliği son derece açık, olan 1960 İhtilali ile başlayan dönem Cumhuriyet tarihinde Planlı Kalkınma Dönemi olarak adlandırılır. Planlama kavramı, başta ekonomi olmak üzere, toplumsal kalkınmanın eğitim, kültür vb. bütün alanlarına yayılmış, diğer bir deyişle, bütün toplumsal alanlar için, bir anlamda, planlama zorunluluğu getirilmiştir.

    Planlama olgusunun damgasını vurduğu alanlar içinde kuşkusuz kütüphaneler de vardı. Cumhuriyet Dönemi kütüphaneciliğimizde, özellikle, Halkevlerinin yarattığı yeni bir canlanma ile 1940'lardan itibaren çok güçlü olmasa da belli bir gelişmenin varlığı göze çarpmaktadır. Milli kütüphanenin kurulması, kütüphanecilik eğitiminde alman yol, halk kütüphanelerine karşı artan duyarlılık, kütüphaneler ayrılan ödeneklerdeki artışlar bu dönemde kütüphaneciliğimizde bir farklılaşmaya. İşaret eder. Ancak kütüphanecilikte görülen bu gelişme Özerdim (1960: 2)'in de belirttiği üzere Türk kütüphaneciliği ile sınırlanmak üzere ve ağırlıkla halk kütüphanesi türü göz önüne alınarak, bir toplumsal kurum olan siyaset ile ilişkisi içinde değerlendirilmeye çalışılacaktır. Kuşkusuz, böylesine uzun bir dönemin her biri ayrı ve kapsamlı çalışma konuları olan olaylarını ayrıntıları ile irdelemek bir bildiri sınırları içinde olanaklı değildir. Çalışmamızda, ele alacağımız ve Türk kütüphanecilik tarihi açısından önemli görünen olaylara ilişkin durum, büyük ölçüde, yapılmış çalışmalara dayanarak genelde ortaya konacak ve böylece siyaset-kütüphane ilişkisine yönelik sosyolojik varsayımımız sınanmaya çalışılacaktır.



    Toplumsal Değişme/Yapı, Siyaset ve Kütüphane İlişkisi

    Toplumsal sistem olarak da adlandırılabilen ve toplumsal değişime kaynaklık eden toplumsal yapı kavramı toplumsal ilişki ve toplumsal kurum alt kavramlarını içermektedir. Kongar (1985: 41-45.46)’ın sosyo-kültürel bir olay, kendi kendini sürdüren, kendi kendine yeten bir varlık ve bir etkileşim süreci olarak ele aldığı toplum “aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için işbirliği yapan insanların tümü, cemiyet” (TDK 1992: 1484) biçiminde tanımlanabilmektedir. Toplum denilen insan topluluğunu oluşturan bireyler birbirleri ile sürekli ilişki içindedirler. Bireylerin kendi aralarında etkileşime dayalı bu eylemleri toplumsal ilişkiler olarak tamamlamaktadır. Bu etkileşimin, dolayısıyla “ilişkilerin kurallarını belirleyen” (Kongar 1985:33) ve toplum tarafından yaratılmış olan ekonomi hukuk, eğitim, ahlak, sanat, bilim, felsefe, din, teknoloji vb. toplumsal yapı kurumlar bulunmaktadır. Siyaset öğesi de toplumsal ilişkileri düzenleyen bu toplumsal kurumlardan birisidir. Toplumsal sistem içindeki bu ilişkilerin sözü edilen toplumsal kurumlar tarafından düzenlenmesi sonucu toplumsal yapı ortaya çıkmaktadır. Diğer bir deyişle, toplumsal Yapı, toplumsal kurumlar tarafından düzenlenmiş toplumsal ilişkilerle ortaya çıkan toplumsal sistemdir. Toplumsal değişme kavramı ise, toplumsal ilişkilerin ve toplumsal kurumların, yanı toplumsal yapının değişmesi anlamına gelmektedir.

    Kıray (1964:15-16) ve Kongar (1985: 35) toplumsal yapının;


    1. Sistem özelliği gösterdiğini,

    2. Birbirine bağlı ve bağımlı öğelerden oluştuğunu,

    3. Sürekli değiştiğini,

    4. Süreklilik, istikrarlılık ve düzenlilik gösterdiğini dile getirmektedirler.

    Toplumsal bir kuruluş olarak kütüphane, toplumsal kurumlardan, özellikle eğitim içinde değerlendirilebilir. Kütüphane eğitimsel lbir kuruluştur ve bu nedenle de eğitim kurumu içinde ele alınması yanlış olmayacaktır. Bu çalışmanın kuramsal zemini bu noktada ortaya çıkmaktadır. Buna göre, toplumsal bir kurum olarak siyaset öğesinin kütüphane kurumuna etkileri çalışmada ele alınan zaman-mekan boyutunda ve toplumsal yapıyı oluşturan toplumsal öğeler arasındaki ilişlikler süreci temelinde değerlendirmeye çalışacaktır. Temel varsayımız, toplumsal bir öğe olarak siyaset kurumunun bir ülkede kütüphanelerinin gelişimini etkilediği/belirlediğidir. Çünkü, siyaset öğesindeki bir değişim eğitimi etkileyecek/değiştirecek, bir eğitimsel kurum olan kütüphane de bu değişmeden etkilenecektir.

    Kurumsal zemin açısından siyaset kavramının da kısaca tanımlanmasında yarar bulunmaktadır. “Politika” terimi yerine de kullanılan “siyaset” kavramı, genelde, “düzenlemek, yetiştirmek ve yönetmek” anlamına gelmektedir. (Aydın 2002; Kışlalı 2000). Buradaki yönetim, insanların, sistemsiz, dağınıktır. Yukarıda sözü edilen planlama kavramının kütüphaneler alanına girişinin 1961 Kütüphaneler Komitesi Raporu (Kütüphaneler... 1960) ile somutlaştığı söylenebilir. Soysal (1998b: 72-73), Kütüphaneler Komitesi'nce gerçekleştiren çalışmanın "kalkınma" çabasının "plan" uyarınca yürütülmesini öngören; kütüphane hizmeti ile hizmete ilişkin sorunların bütünlük içinde ve ilk kez kütüphaneciler eliyle biçimlendirilip çözüm 'yolları saptanmasına olanak sağlayan bir ortamda yapılmış olmak gibi özellikleri olduğunu vurgulamaktadır. Kütüphaneler Komitesi yaptığı çalışma ile kütüphanelerin gelecek 10 yılının planlanmasını hedeflemişti. Raporun, planlayıcılık niteliğinden uzak görünüm sergilediğine yönelik eleştiriler olmasına karşın (Soysal 1998b: 73) planlama kavramının Türk kütüphaneciliğine girişi açısından dikkate alınması gereken bir olaydır. Kuşkusuz, daha önce de belirtildiği üzere, sözü edilen dönem Türkiye'nin bütün kurum ve kuruluşlarının planlama olgusu temelinde yeniden biçimlendirilmeye çalışıldığı yıllardır ve bu genel değişim kütüphanelere de bu biçimde yansımıştır. Önemli bir durum olarak değerlendirdiğimiz planlama yaklaşımının kütüphaneler alanına girmesi olgusu siyaset-kütüphane ilişkisini belirgin bir biçimde yansıtmaktadır. Buna göre, siyasal nitelikte bir eylem olan 1960 İhtilali'nin sonucunda siyasal bir tercih olarak başlatılan Planlı Kalkınma Döneminde kütüphaneler de planlama olgusuna dahil edilmişlerdir. O döneme damgasını vuran "planlama" kavramının kendisinin, söz edilen dönem için "siyasal" bir anlayışı yansıtması siyaset-kütüphane ilişkisini ortaya koyan başlı başına bir olgudur. Kısaca, planlama anlayışının kütüphaneler alanına girmesi siyasal bir sürecin sonucu olarak gerçekleşmiştir.

    Cumhuriyet Dönemi'nde kütüphaneler alanındaki hareketlenmelerin
    büyük ölçüde siyasal nitelikli sürecin ürünü olduğu söylenebilir.

    Sonuç

    Kuşkusuz, siyaset kurumunun kütüphanelere etkisinin her ülke ve dönem için geçerli olduğu yargısı doğal görünebilir. Ancak, bu etkinin düzeyi (niteliği) ve süresi ülkelerin toplumsal yapılarına göre değişiklik göstermektedir. Diğer bir deyişle, kütüphanelere ilişkin temel değişimlerin sürekli olarak siyasal nitelikli sürece bağlı olması ile bu etkileşimin zaman zaman görülmesi arasında anlamlı farklar bulunmaktadır. Ayrıca, siyaset-kütüphane ilişkisinin etkileme ya da belirleme düzeylerinde gerçekleşmesi de ciddi ayırımları ifade etmektedir. Doğal bir toplumsal değişim sürecinde kütüphaneler, siyasal alanın olduğu kadar, ekonominin, eğitimin, teknolojinin, hukukun vb. diğer toplumsal yapı öğelerinin de etki alanına girmektedir. Dolayısıyla, kütüphaneler alanındaki değişimler bazen ekonominin, bazen eğitimin, zaman zaman da diğer öğelerin etkisiyle gerçekleşmektedir. Örneğin, modern halk kütüphanesinin Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde ortaya çıkışı özünde ekonomik nitelikli bir sürecin (sanayileşmenin) sonucudur. Oysa, Osmanlı'da halk kütüphanesinin ortaya çıkışını Fransız Notası'na bağlamak kaba bir yaklaşım gibi görünmekle birlikte yanlış olmayacaktır. Ya da Cumhuriyet Dönemi'nin en canlı kütüphanelerinin bir partinin politik amaçlarının aracı olarak oluşturduğunu belirlemek siyaset öğesinin kütüphaneler üzerindeki etki gücünü gösterir niteliktedir. Daha önce de söylendiği üzere, siyasetin diğer kurumlar gibi kütüphaneleri etkilemesi de doğal bir durum olup, herhangi bir olumsuzluk içermemektedir. Ancak, bu etkilemenin toplumsal yapı ve toplumsal değişme olgularının doğal sınırlarını aşması bir sorun kaynağı olabilmektedir. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde kütüphanelerdeki anlamlı hareketlenmelerin genelde siyasal nitelikli süreçlerin sonucunda gerçekleşmesinin kronikleşmesi bu hareketlenmelerde diğer toplumsal öğelerin olması gereken etkilerini azaltmakta hatta yok edebilmektedir.

    Ancak, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemine ilişkin olarak belirlediğimiz siyaset öğesinin kütüphaneler üzerindeki ağırlıklı etkisi "fiili" bir durumun da kaynağı olmuş ve olmaya devam etmektedir. Bu "fiili" durumun Türkiye'de kütüphane politikası oluşturma ve bu politikaları yaşama geçirmede öncelikle dikkate almak bir zorunluluk olmaktadır. Bunun ötesinde, Türkiye'de kütüphaneler alanında gerçekleştirilecek değişimlerde siyaset kurumuna öncelik verilmesi akılcı görünmektedir. Siyasetin Türkiye'deki olumsuz görüntüsü ve sorunlu yapısı her ne kadar çekingenlik yaratsa da tarihsel gerçekler kütüphanecilik alanında siyaset öğesini "dikkate almadan" değişimin kolay olamayacağını göstermektedir. Elbette, bu “dikkate alışın” niteliği ve düzeyi “iyi” belirlenmelidir.

    “Türk Kütüphaneciliğinde Siyaset Ögesi. Prof. Dr. Bülent Yılmaz”

    Çavdar, Tuba. (1995). Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Kadar Osmanlı Kütüphanelerinin Gelişimi. (Yayımlanmamış doktora tezi). İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

      1   2   3   4   5   6   7






        Ana sayfa


    Türk Kütüphaneciliğinde Siyaset Ögesi. Prof. Dr. Bülent Yılmaz

    Indir 395.56 Kb.