bilgiz.org

Stephen King Göz




Sayfa14/14
Tarih29.12.2017
Büyüklüğü0.74 Mb.

Indir 0.74 Mb.
1   ...   6   7   8   9   10   11   12   13   14

S: Carrie'ye rastladığınızda saatin..

Y: Bana cevap verecek misiniz?

S ...sabahın ikisi olduğunu söylemiştiniz. Bu doğru mu?

Y: Siz benim soruma cevap vermeden hiçbir sorunuzu yanıtlamayacağım.

S: Miss Snell, anayasal nedenler dışında sorularımızı cevapsız bırakırsanız, bu kurulun sizi mahkemeye verme yetkisi vardır.

Y: Neye yetkiniz olduğu umurumda değil. Sevdiğim bir insanı kaybettim. İsterseniz beni hapse atın. Hiç umurumda değil. Ben... ben... cehenneme kadar yolunuz var. Hepinizin... Beni çarmıha mı germeye çalışıyorsunuz... anlamıyorum. Bırakın yakamı artık!

(kısa bir ara)

S: Miss Snell, şu anda ifadenize devam etmek istiyor musunuz?

Y: Evet. Ama lütfen üstüme varılmasın, Sayın Başkan.

S: Elbette, Miss Snell. Şimdi... 28 Mayıs sabaha karşı saat ikide Carrie'ye bu tavernanın otoparkında rastladığınızı iddia ediyorsunuz. Doğru mu?

Y: Evet.

S: Saatin iki olduğunu biliyor muydunuz?

Y: Bileğimde şimdi görmekte olduğunuz kol saatim vardı.

S: Emin olmak istedik. Peki, bu Cavalier annenizin arabasını bıraktığınız yerden şöyle bir altı mil kadar uzakta değil midir?

Y: Karayolundan giderseniz öyle. Kestirmeden üç mil kadardır.

S : Bu mesafeyi yürüdünüz mü?

Y: Evet.

S: Önceki ifadenizde Carrie'ye yaklaştığınızı hissettiğinizi söylemiştiniz. Bunu açıklayabilir misiniz?

Y: Hayır.

S : Kokusunu mu almıştınız?

Y: Ne?

S: Burnunuzu mu izlediniz?



(Dinleyiciler arasında gülüşme sesleri)

Y: Benimle oyun mu oynuyorsunuz siz?

S: Lütfen soruma cevap verin.

Y: Hayır, burnumu izlemedim.

S: Onu görebiliyor muydunuz?

Y: Hayır.

S: İşitebiliyor muydunuz?

Y: Hayır.

S: O halde, nasıl orada olduğunu bilebildiniz?

Y: Tom Quillan nasıl biliyordu? Ya da Cora Simard? Ya da zavallı Vic Mooney? Bu saydıklarım nasıl biliyorlardı?

S: Lütfen soruma cevap verin, Miss Snell. Küstahlığın sırası ve yeri değil.

Y: Ama onlar da biliyorlardı değil mi? Bayan Simard'ın ifadesini gazetede okudum! Ya kendi kendine patlayan muslukları? Kendi kendine kilitleri kırılan benzin pompaları? Bağlı oldukları direklerden kopup aşağı düşen elektrik kabloları da var! Ayrıca...

S: Miss Snell, lütfen...

Y: Bütün bu saydıklarım kurulunuzun kayıtlarında var!

S: Ama burada konu bu değil şimdi.

Y: Nedir o zaman konu? Siz gerçeğin peşinde misiniz, yoksa kurbanlık koyun mu arıyorsunuz?

S: Carrie'nin nerede olduğunu daha önceden bildiğinizi kabul etmiyor musunuz?

Y: Elbette etmiyorum. Bu çok saçma bir fikir.

S: Öyle mi? Neden saçma buluyorsunuz?

Y: Eğer, daha önceden Carrie'yle buluşmak için anlaştığımı ima ediyorsanız, çok saçma, çünkü onu bulduğumda Carrie ölmek üzereydi. Ölmek için hiç de kolay bir yol değil.

S: Onun nerede olduğu hakkında bir ön bilginiz yok idiyse, nasıl doğruca onun bulunduğu yere gittiniz?

Y: Ne budalasınız! Burada söylenenleri hiç mi dinlemediniz? Herkes onun Carrie olduğunu biliyordu. Eğer akıllarını verselerdi, onlar da Carrie'nin yerini bulabilirlerdi.

S: Ama başka kimse değil de, bir tek siz buldunuz onu. Söyler misiniz, neden bütün o insanlar mıknatıs tarafından çekilen demir tozu gibi oraya üşüşmediler?

Y: Carrie hızla güç kaybediyordu. Sanırım... gücünün etki alanı hızla daralıyordu.

S :Sanırım siz de kabul edersiniz ki, bu söylediğiniz çok havada kalan bir varsayım.

Y: Elbette öyle. Carrie White konusunda hepimizin bilgisi havada kalıyor.

S: Nasıl isterseniz öyle deyin, Miss Snell. Şimdi, konumuza dönelim...
*
Sue, Cavalier otoparkını çeviren korkuluğu aşarken Carrie'yi uzaktan gördü ve ölmüş sandı. Carrie otoparkın yansına kadar sürünmüş, orada bir ceset gibi büzülüp kalmıştı. Bu görünüm Sue'ya 495 numaralı karayolunda taşıtlar tarafından ezilmiş hayvan leşlerini anımsattı.

Ama Carrie White'ın benliğini hiç durmadan hissettiren bir varlık, büyük bir inatla kafasının içini kemirmekteydi. Şimdi o denli güçlü bir belirtisi yoktu, fakat sabit titreşimler halinde devam ediyordu.

Baygın.

Sue otoparka girer girmez yanan Câvalier'den yayılan sıcaklık yanaklarına çarptı. Ahşap bir yapı olan bina gürültülü bir biçimde yanarken Sue arka kapısının yanında kömür haline gelmiş bir otomobil gördü. Bunu da Carrie yapmıştı. İçinde kimse var mı diye bakmaya gitmedi. Artık fark etmezdi.



Yan yatmakta olan Carrie'ye doğru yürüdü. Yangının gürültüsünden kendi ayak seslerini bile duyamıyordu. Yerde yatan iki büklüm olmuş kıza bakarken içinde büyük bir acıma duydu. Bıçağın sapı omzunun üzerinden çıkmış, yattığı yerde küçük bir kan gölü oluşmuştu. Ağzından da kan gelmekteydi. Bayıldığı zaman sanki vücudunu çevirmeye, sırtüstü yatmaya çalışıyor gibiydi. Yangınlar çıkarabilen, elektrik kablolarını söküp koparan, salt düşünerek bir insanı öldürebilen birinin kendi vücudunu çevirememesi ne tuhaftı.

Sue dizlerinin üstüne eğilip Carrie'yi yaralı olmayan kolundan tutarak yavaşça sırt üstü çevirdi.


*
Carrie boğuk bir sesle inledi ve gözlerini kırpıştırdı. Sue'nun kafasında süren varlığı, sanki bulanık bir görüntünün netleşmesi gibi güçlendi.

(kim var orada)

Ve Sue hiç düşünmeden aynı biçimde karşılık verdi.

(benim Sue Snell)

Oysa adını kullanmaya gerek yoktu. Kendisini aklından geçirmesi yetiyordu. Bunu fark eder etmez o ana dek olan her şey büyük bir gerçeklik kazandı ve Carrie'ye karşı acımayla karışık bir sevgi duymaya başladı.

Ve Carrie bundan habersiz sitem içindeydi.

(beni kandırdınız, hepiniz beni kandırdınız)

(Carrie ben ne olduğunu bile bilmiyorum, Tommy)

(beni kandırdınız kandırdınız, öyle oldu, adice kandırdınız)

Carrie'nin kafasından geçen görüntüler ve duygular tanımlanır gibi değildi. Kan. Üzüntü. Korku. Yapılan son şaka ve geçmişteki şakalann, kötü şakaların uzun çizgisinden parçalar... bütün bunlar Sue'nun da kafasının içinde flaşlar halinde geçiyordu. İkisi de aynı bilgiyi paylaşmaktaydılar.

(Carrie yapma, canımı acıtıyor)

Şimdi banyoda kızlar tempo tutarak bağırıyor, pamukları üzerine atıyorlar. Sue kafasının içinde kendi görüntüsünü görüyor. Çirkin bir biçimde gülen ağzı, aynı zamanda acımasız bir güzellliği de var.

(görüyor musun yapılan şakaları, benim bütün yaşamım böyle uzun pis bir şaka)

(Carrie bak, içime bak benim)

Ve Carrie baktı.

Bu duygu dehşet verici bir şeydi. Sue'nun aklı ve sinir sistemi sanki bir kütüphane olmuştu. Telaşla bir şey arayan biri sanki rafların üstündeki kitapları parmaklarıyla yokluyor, birini çıkarıp birini koyuyor, hemen bir göz atıp yerine bırakıyor, arada bazılarını yere düşürüyor, sayfaları kendi kendine kapatırken öbürlerine bakıyordu, (aa, bu benim çocukluğum, ondan nefret ediyorum, babaannemin ne iri dudakları var, baba Bobby beni itti, dizim acıdı, arabaya binelim Cecily teyzeme gidelim mi, anne koş çişim var)

Belleğinin rüzgârıyla arama devam ederken sonunda üzerinde TOMMY yazılı BALO altbaşlıklı rafa gelindi. Kitaplar hemen açıldı, çeşitli deneyimlerden oluşan flaşlar uçuştu, duygusal yaşamın Rosetta Kitabesinden daha karmaşık hiyeroglifi belirdi.

Bakış devam etti. Sue'nun endişe ettiğinden de çok bilgi çıkıyordu. Tommy'ye olan aşkı, kıskançlık, bencillik, Carrie'yi götürme işinde Tommy'ye istediğini yaptırma gereksinimi, Carrie'ye duyduğu tiksinti,

(kendisine biraz çeki düzen verebilir, gerçekten de lanet olası bir KURBAĞAYA benziyor)

Bayan Desjardin'e duyduğu nefret, kendine duyduğu nefret. Ama Carrie'ye kişisel olarak duyulan bir nefret yoktu, herkesin içinde onu rezil etmek için yapılan bir plan da yoktu.

En gizli noktalarına kadar tecavüz edilme duygusu giderek solmaya başladı. Carrie alabildiğine bitkin bir durumda geri çekiliyordu.

(neden beni kendi halime bırakmadınız)

(Carrie ben)

(Annem şimdi sağ olurdu, annemi öldürdüm, onu istiyorum, of göğsüm, omzum acıyor, annemi istiyorum)

(Carrie ben)

Ama bu düşüncesini sonuçlandıracak bir şey bulamıyordu, tamamlanması olanaksızdı. Sue birden dehşet içinde boğulur gibi oldu; bu durum daha öncekilerden de korkunçtu, çünkü bir türlü adını koyamıyordu. Önünde kanlar içinde can çekişen bu hilkat garibesi bütün o acıklı görünüşüne karşın son derece anlamsız görünüyordu,

(anne çok korkuyorum anne ANNE)

Sue kendini çekmeye çalıştı, aklını kurtarmak istedi, hiç olmazsa Carrie'ye ölümünün mahremiyetini bırakmaya gayret etti, ama elinde değildi. Kendisini de ölüyor gibi hissediyor, fakat er geç gelecek kendi sonunun tanıtıcı bölümlerini görmek istemiyordu.

(Carrie BIRAK beni)

(Anne Anne Anne ooooooooooooooo OOOOOOOOOOOOO)

Bu zihin feryadı inanılmayacak bir güce yükseldikten sonra birden soluverdi. Bir an Sue karanlık, uzun bir tünelin içinde bir mum alevinin büyük bir hızla gözden kayboluşunu görür gibi oldu.

(Tanrım ölüyor, ben de onun ölüşünü hissediyorum)

Sonra da ışık hepten yok oldu, son bilinçli düşünce

(anne üzgünüm)

oldu ve kesiliverdi. Sue'nun kafasının içinde boşluk kalmıştı. Yalnızca sinir uçlarının daha bir saat sürebilecek anlamsız titreşimi vardı.

Kör biri gibi ayağa kalkıp kollarım öne uzattı ve yürümeye başladı. Otoparkın diz yüksekliğindeki korkuluğuna takılıp aşağıdaki çayıra kadar inen setten yuvarlandı. Ayağa kalkıp tökezleyerek yürümeye devam etti. Cırcır böcekleri kayıtsızca ötüşüyorlardı, o sırada bir gece kuşu

(gece kuşu birisi ölüyor)

sabahın yoğun sessizliğini deler gibi öttü...

Sue koşmaya başladı, göğsünü derin soluklarla doldurarak kaçıyordu, Tommy'den, yangınlardan ve patlamalardan, Carrie'den, ama en çok bu son yaşamış olduğu dehşetten... sonsuzluğa dek uzanan o uçsuz bucaksız tünele dalan o son ışıklı düşünceden.

Son görüntüler de istemeye istemeye aklından silinmeye başladı. Yerini sakin, rahatlatıcı bir karanlık aldı, bu karanlık içinde hiçbir bilgi yoktu. Sue biraz yavaşladı, sonra durdu. Bir şey olmaya başlamıştı. Kocaman tarlanın ortasında bunun ne olduğunu anlamak için bekledi.

Hızlı soluması da yavaşladı, yavaşladı, derken sanki bir dikene takılmış gibi kesildi...

Ve acı dolu korkunç bir çığlık attı.

Bacaklarının arasından ağır ağır akan âdet kanamasını hissetmişti.

Üçüncü Bölüm


ENKAZ
ANDOVER MERCY HASTANESİ ÖLÜM RAPORU

Adı: White Carrietta N.

Adres: 47 Carlin Caddesi Chamberlain, Maine 02249

Acil Servis Oda no: Kullanılmadı

Ambulans: No: 16

Uygulanan tedavi: Uygulanmadı

Hastaneye gelmeden önce öldü

Ölüm zamanı: 28 Mayıs, 1979 - 02:00 (tahmini)

Ölüm nedeni: Kanama, şok, koroner tıkanıklığı ve/veya trombozu (olası)

Öleni tanıtlayan kişi: Susan D. Snell

19 Back Chamberlain Yolu Chamberlain, Maine 02249

Birinci derecede yakını: Yok

Ölünün kime verileceği: Maine Belediyesi

Doktoru:


Patolog:
*
AP haber ajansının haber teleksinden alıntı, 5 Haziran Cuma 1979:
CHAMBERLAIN, MAINE (AP)

EYALET YETKİLİLERİ CHAMBERLAIN'DEKİ ÖLÜ SAYISININ, 49'U HÂLÂ KAYIP OLMAK ÜZERE, 409 KİŞİYİ BULDUĞUNU SÖYLEMEKTEDİR. CARRIETTA WHITE VE "TK" FENOMENİ DENİLEN OLAYLA İLGİLİ SORUŞTURMA SÜRERKEN ANILAN GENÇ KIZA YAPILAN OTOPSİ SONUCUNDA BEYİN VE BEYİNCİĞİN BAZI BÖLGELERİNDE BİR TAKIM OLAĞANDIŞI OLUŞUMLARIN VARLIĞINDAN SÖZ EDİLMEKTEDİR. EYALET VALİSİ BU FELAKETİN İNCELENMESİ İÇİN KASABANIN İLERİ GELENLERİNDEN BİR KOMİTE OLUŞTURMUŞTUR. SON. HAZİRAN 5 030 N AP.

The Lewiston Daily Sun gazetesinin 7 Eylül Pazar günü sayısından alıntı:
TK'nin Mirası: Kavrulmuş Toprak ve Kavrulmuş Kalpler

CHAMBERLAIN - Balo gecesi artık tarih oldu. Yüzyıllardan beri bilgeler zamanın her yarayı kapadığını söyler dururlar, ama Batı Maine'in bu küçük kasabasının almış olduğu yara öldürücü olabilir. Kasabanın Doğu Yakasındaki caddeler, her iki yanındaki zarif evler ve iki yüz yıllık meşe ağaçlarıyla hâlâ zarar görmemiş durumda. Fakat bu şirin New England kasabası kararmış ve paralanmış bir merkezin hemen bitişiğinde olup, o zarif evlerin birçoğunun bahçesinde SATILIKTIR ilanı var. İçinde hâlâ oturulan evlerin ön kapılarındaysa siyah çelenkler görmek mümkün. Parlak sarı renkleriyle nakliye kamyonları Chamberlaine sokaklarında en sık görülen araçlar arasında.

Kasabanın en önemli sanayisi olan Chamberlain Tekstil ve Dokuma Fabrikası o iki mayıs günü kasabanın büyük bir bölümünü yok eden yangından zarar görmemiştir, ancak 4 Temmuzdan bu yana yalnızca tek vardiye çalışmakta ve fabrika müdürü William A. Chamblis'e göre işin daha da yavaşlaması bekleniyor. "Elimizde siparişler var," diyor Chamblis. "Ama çalışacak işçi olmayınca fabrika yürümez ki. Yeterli işçimiz yok. 15 Ağustostan bu yana otuz dört işçi ayrıldı. Boyama bölümünü kapatmaktan başka çaremiz kalmıyor. O bölümde çalışan işçileri bırakmaya gönlümüz hiç razı değil, ama iş artık mali bir ölüm kalım sorunu oldu."

Roger Fearon yirmi iki yıldan beri Chamberlain'de yaşıyor, bunun on sekiz yılını da fabrikada çalışarak geçirmiş. İşe başladığında saatte yetmiş üç sent kazanan bir ambalaj işçisiyken şimdi boyama bölümü ustabaşısı; buna karşın işini kaybetme olasılığı onu hiç rahatsız etmiyor. "Çok iyi bir ücretten yoksun olacağım," diyor Fearon. "Bu hafife alınacak bir şey değil. Karımla oturup konuştuk: Evi satabiliriz... suda yirmi bin dolar eder... ve bu miktarın yarısına bile satamayacağımızı bile bile yine de satılık ilanını koyacağız. Fark etmez artık. İkimiz de artık Chamberlain'de yaşamak istemiyoruz. Kim ne derse desin, Chamberlain artık bize yaramıyor."

Fearon bu görüşünde yalnız değil. Balo gecesi yerle bir olana dek tütün, hafif içkiler ve sandviç satan Kelly Fruit adlı kuruluşun sahibi Henry Kelly de yıkılan binasını yeniden kurtarmak niyetinde değil. "Çocuklar öldü," diyor. "Yeniden açacak olursam her köşede bir hayalet görmeye başlarım. Sigortadan paramı alıp St. Petersburg'a gideceğim."

1954 yılındaki kasırga Worcester'e ölüm ve yıkım yağdırdıktan sonra çevrede çekiç sesleri, taze kesilmiş kütük kokusu ve yeniden yaşamaya başlamanın kararlı bir iyimserliği vardı. Bu sonbahar Chamberlain'de bunların hiçbiri yok. Ana caddedeki molozlar ve enkaz kaldırılmış; hepsi bu işte. Karşılaştığınız yüzlerde uyuşmuş bir umutsuzluk ifadesi görülüyor. Frank'in Barı'na gidenler hiç konuşmadan biralarını yudumluyorlar, arka bahçelerinde çamaşır asan kadınlarsa birbirlerinin kayıplarını ve üzüntülerini kederli seslerle paylaşıyorlar. Chamberlain bir felaket bölgesi olarak kabul edilip kasabayı eski haline getirmek için gerekli bütçe sağlandı. Özellikle iş merkezinin yeniden yapılması öngörülüyor.

Ancak son dört aydan bu yana Chamberlain'in en yoğun işi cenazeler oldu.

Bilinen ölü sayısı dört yüz kırk, on sekiz kişi hâlâ kayıp listesinde. Ölenlerin altmış yedisi Ewen Lisesinin mezun olacak öğrencileri. Chamberlain'in yaşama isteğini en çok yaralayan da, her şeyden çok bu olsa gerek.

Bu öğrenciler haziranın birinci ve ikinci günleri üç ayrı toplu törenle gömüldüler. Kasaba alanında 3 Haziran günü onların anısına bir tören yapıldı. Bu tören bu haberi yazan muhabirin ömründe gördüğü en acıklı olaydı. Katılan binlerce insan, sayısı elli altıdan kırk kişiye düşmüş okul bandosunun okul marşını çalışı sırasında saygı duruşu yaptı.

Ertesi hafta komşu Motton Akademisinde hüzünlü bir mezuniyet töreni yapıldı, ama mezun olacak yalnızca elli iki öğrenci kalmıştı. Okul birincisi Henry Stampel konuşmasının ortasında hüngür hüngür ağlamaya başladı ve devam edemedi. Törenin ardından mezuniyet gecesi partileri yapılmadı; mezun öğrenciler diplomalarını alıp evlerine gittiler.

Yaz ilerledikçe, yeni cesetler bulundukça yeni çelenkler de beliriyordu. Sanki yara kapanmasın, her gün taze kan aksın diye üzerinde bağlayan kabuk koparılır gibiydi.

Eğer geçen hafta Chamberlain'de bulunmuşsanız, öldürücü bir ruhsal kansere yakalanmış bir kasaba görmüşsünüzdür. Sokaklarda kaybolmuş gibi bomboş dolaşan insanlar görünüyor. Carlin Caddesindeki kilise yangında kül olmuş, fakat tuğla yapılı Katolik Kilisesi ve Main Caddesindeki Metodist Kilisesi sağlam duruyor. Ancak kiliselere giden insan sayısı pek az. Yaşlı erkekler hâlâ Courthouse Alanında otururken görülebiliyor, ama ne sohbetlerinde bir heyecan var, ne de artık dama oynuyorlar.

Genel bir bakıştan sonra varılan izlenim, bu kasabanın ölümü bekler bir durumda olduğudur. Chamberlain bir daha hiç eskisi gibi olmayacak, demek artık yeterli değil. Chamberlain bir daha var olmayacak demek, gerçeğe daha yakın olur.
*
Okul Müdürü Henry Grayle'in Okullar Başmüdürü Peter Philpott'a yazmış olduğu 9 Haziran tarihli mektuptan alıntı:

... biraz daha önsezili davransaydım bütün bu felaket olmayacaktı, diye düşünebildikçe bu görevime devam etmem mümkün değil. 1 Temmuzdan itibaren geçerli olmak üzere istifamın kabulünü rica eder, saygılarımı...


*
Beden Eğitimi Öğretmeni Rita Desjardin'in Okul Müdürü Henry Grayle'e yazmış olduğu 11 Haziran tarihli mektuptan alıntı:

... size sözleşmemi iade ediyorum. Bir daha öğretmenlik yapmaktansa ölmeyi yeğlerim. Geceleri gözüme uyku girmiyor ve şunu düşünüyorum: Şu kıza elimi uzatmış olsaydım, keşke ona ulaşmaya çalışsaydım, keşke...


*
White ailesi evinin eskiden bulunduğu bahçede boyayla yazılmış bir yazı:

CARRIE WHITE GÜNAHLARI İÇİN YANIYOR

İSA'NIN ADALETİNDEN KAÇILMAZ
*
"Telekinetik; Analiz ve Sonuçları" (Bilim Yıllığı, 1981) adlı makaleden alıntı (Yazan Dean D.L: McGuffin):

Sonuç olarak şunu belirtmek isterim ki, Carrie White olayını bürokratik bir halının altına süpürmekle yetkililer büyük bir riske girmektedirler. Bununla da özellikle White Komisyonu adı verilen kurulu kastediyorum. Politikacılar arasında TK'yı binde bir olacak bir fenomen gibi görme isteği çok güçlü ve bunun nedeni anlaşılır olmakla birlikte asla kabul edilemez. Genetik bakımdan bunun tekrarlama olasılığı yüzde doksan dokuzdur. Artık ilerde böyle bir durumda neler yapmamız gerektiğini şimdiden...


*
Gölge Patladı''dan alıntı (s. 201):
Bu kitabın önceki sayfalarında Carrie White'ın okul defterlerinden birinde 60'lı yılların ünlü rock ozanı Bob Dylan'ın bir dizesinin defalarca yazıldığından söz edilmişti.

Bu kitabı bir başka Bob Dylan şarkısından alınan birkaç dizeyle bitirmek uygun olacaktır sanırım. Bu dizeler aynı zamanda Carrie'nin de mezar taşına yazılabilirdi:

Sana öyle bir ezgi yazmak isterdim ki, tatlı kız,

Bildiğin o yararsız şeyin acısını dindirsin,

Seni rahatlatsın ve çıldırmaktan korusun.
*
Benim Adım Susan Snell adlı kitaptan alıntı (s. 98):
Bu küçük kitap da böylece bitmiş oluyor. Umarım iyi satış yapar, ben de kimsenin beni tanımadığı bir yere gidebilirim. Oturup düşünmek istiyorum, bundan sonra benim de ışığım o uzun ve karanlık tünelde kaybolana dek ne yapacağıma karar vermek istiyorum...
*
Maine Eyaleti Soruşturma Kurulunun 27-28 Mayıs olaylarına ilişkin sonuç raporundan alıntı:

... ve şu sonuca varmak zorundayız ki, her ne kadar otopsi raporu Carrietta White'ın beyin yapısında farklılıklar ve bunun normalin üstüne bazı güçler sağlayacağını gösteriyorsa da, biz böyle bir şeyin tekrarlanamayacağını, böyle bir olasılığın söz konusu bile olamayacağını kabul ederek...


*
Royal Knob, Tenesse'den Amelie Jenks'in, Georgia'da oturan Sandra Jenks'e yazmış olduğu 3 Mayıs 1988 tarihli mektuptan alıntı:
... küçük yeğenin de büyüyüp duruyor, iki yaşında bir kız için bayağı iri yapılı. Tıpkı babası gibi mavi gözleri, benimki gibi de sarı saçları var, ama saçı herhalde ilerde koyulaşır. Yine de çok güzel bir kız, bazen onu uyurken izliyorum da, ah, nasıl da annemize benziyor, diyorum.

Geçen gün evin önündeki toprak yerde oturmuş oynayışını gizlice izlerken çok tuhaf bir şey gördüm. Annie ağabeylerinin bilyalarıyla oynuyordu, ama bilyalar kendi kendilerine dolanıp duruyorlardı. Annie katıla katıla gülüyordu, ama ben biraz korktum. Bazı bilyalar havaya yükselip yükselip yere düşüyordu. Bana büyükannemizi anımsattı, sen de bilirsin, hani şerif bizim Pete'i almak için eve gelmişti de, silahı kılıfından çıkıp havaya uçuvermişti, büyükannem de katıla katıla gülmüştü. Sonra sallanan koltuğunu içinde kimse oturmazken sallandırdı. Bunu düşününce bayağı ürperdim. Umarım küçük Annie de büyükkannemiz gibi kalp sıkışıklığı falan geçirmez. Her neyse, artık gidip çamaşır yıkamam gerek, Rich'e çok selam söyle. Annie'miz her şeye rağmen çok güzel bir kız, büyüyünce yer yerinden oynayacak.

Sevgiler,

Melia
SON

STEPHEN KING. 1947 yılında Portland'da doğdu. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında yaşadı.

Zamanla kısa hikâyelerden roman yazmaya, ardından da senaryo çalışmalarına yöneldi. Bir süre senaryosunu yazdığı filmlerde hem oyunculuk, hem yönetmenlik yaptı. 19774'te Colorado'ya taşınan King, burada Medyum adlı kitabını yazdı ve 1975 yazında yeniden Maine'e döndü. Aynı yıl içinde Mahşer adlı romanı Göz yayınlandı

Eserleriyle, birçok ödül kazanan King korku-gerilim dalında bir klasik olmuştur. Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip olan yazar tüm dünyada bestseller olmuş otuzdan fazla kitabın yazarıdır. Yazar olan karısı Tabitha King ile birlikte Bangor Maine'de yaşamaktadır.

"Ürkütücü ve korkunç!. bu romanı elinizden bırakamayacaksınız."

Chicago Tribune

"Kanınızın donduğunu hissedeceksiniz..."

New York Times

"Tüyler ürpertici ve korku dolu!"

Pittsburgh Post Gazette
9789754054217
Stephen King - Göz

Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır.

UYARI:
www.kitapsevenler.com
Kitap sevenlerin yeni buluşma noktasından herkese merhabalar...

Cehaletin yenildiği, sevginin, iyiliğin ve bilginin paylaşıldığı yer olarak gördüğümüz sitemizdeki

tüm e-kitaplar, 5846 Sayılı Kanun'un ilgili maddesine

istinaden, engellilerin faydalanabilmeleri amacıyla

ekran okuyucu, ses sentezleyici program, konuşan "Braille Not Speak", kabartma ekran

vebenzeri yardımcı araçlara, uyumluolacak şekilde, "TXT","DOC" ve "HTML" gibi formatlarda, tarayıcı ve OCR (optik

karakter tanıma) yazılımı kullanılarak, sadece görmeengelliler için, hazırlanmaktadır. Tümüyle ücretsiz olan sitemizdeki

e-kitaplar, "Engelli-engelsiz elele"düşüncesiyle, hiçbir ticari amaç gözetilmeksizin, tamamen gönüllülük

esasına dayalı olarak, engelli-engelsiz Yardımsever arkadaşlarımızın yoğun emeği sayesinde, görme engelli kitap sevenlerin

istifadesine sunulmaktadır. Bu e-kitaplar hiçbirşekilde ticari amaçla veya kanuna aykırı olarak kullanılamaz, kullandırılamaz.

Aksi kullanımdan doğabilecek tümyasalsorumluluklar kullanana aittir. Sitemizin amacı asla eser sahiplerine zarar vermek değildir.

www.kitapsevenler.com

web sitesinin amacıgörme engellilerin kitap okuma hak ve özgürlüğünü yüceltmek

ve kitap okuma alışkanlığını pekiştirmektir.

Ben de bir görme engelli olarak kitap okumayı seviyorum. Sevginin olduğu gibi, bilginin de paylaşıldıkça

pekişeceğine inanıyorum.Tüm kitap dostlarına, görme engellilerin kitap okuyabilmeleri için gösterdikleri çabalardan ve

yaptıkları katkılardan ötürü teşekkür ediyorum.

Bilgi paylaşmakla çoğalır.

Yaşar MUTLU
İLGİLİ KANUN:

5846 Sayılı Kanun'un "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler" bölümünde yeralan "EK MADDE 11" : "ders

kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa

hiçbir ticarî amaçgüdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü bir kişi tek nüsha olarak

ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi

kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri formatlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi

bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir."Bu nüshalar hiçbir

şekilde satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz.

Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin

bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur."


bu e-kitap Görme engelliler için düzenlenmiştir.

Kitap taramak gerçekten incelik ve beceri isteyen, zahmet verici bir iştir. Ne mutlu ki, bir görme

engellinin, düzgün taranmış ve hazırlanmış bir e-kitabı okuyabilmesinden duyduğu sevinci paylaşabilmek

tüm zahmete değer. Sizler de bu mutluluğu paylaşabilmek için bir kitabınızı tarayıp,

kitapsevenler@gmail.com

Adresine göndermeyi ve bu isimsiz kahramanlara katılmayı düşünebilirsiniz.

Bu Kitaplar size gelene kadar verilen emeğe ve kanunlara saygı göstererek lütfen bu açıklamaları silmeyiniz.

Siz de bir görme engelliye, okuyabileceği formatlarda, bir kitap armağan ediniz...

Teşekkürler.

Ne Mutlu Bilgi için, Bilgece yaşayanlara.

Tarayan Yaşar Mutlu

www.kitapsevenler.com

www.yasarmutlu.com

yasarmutlu@yasarmutlu.com

yasarmutlu@kitapsevenler.com

kitapsevenler@gmail.com



Stephen King - Göz
1   ...   6   7   8   9   10   11   12   13   14






    Ana sayfa


Stephen King Göz

Indir 0.74 Mb.