bilgiz.org

Sosyal güvenlik sistemiNİn temel özellikleri ve sorunlari

  • II. SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNDEN KAYNAKLANAN SORUNLAR
  • B. SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARININ KAYNAK SORUNU VE SİSTEMİN FİNANSMAN KRİZİ İÇİNDE BULUNMASI



  • Sayfa1/14
    Tarih05.07.2017
    Büyüklüğü1.2 Mb.

    Indir 1.2 Mb.
      1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   14

    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

    SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNİN

    TEMEL SORUNLARI
    I. GENEL BİLGİLER

    Günümüzde, Türk sosyal güvenlik sistemi hemen hemen bütün taraflar için, mutsuz bir görünüm sergilemektedir. Sigortalılar ile hak sahipleri yetersiz aylık ve gelir ödenmesi ile sosyal güvenlik hizmetlerindeki kalite düşüklüğünden, işverenler yüksek primin ve kayıtdışı istihdamın yol açtığı haksız rekabet ve yüksek işgücü maliyetlerinden ve devlet de sosyal güvenlik kurumlarının bütçe açıklarını kapatmak zorunda kalması nedeniyle sosyal güvenlik sisteminden rahatsız olmaktadırlar.

    Sosyal güvenlik alanındaki sorunların bir kısmı sosyal güvenlik sisteminden, bir kısmı da sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, Türk sosyal güvenlik sisteminin sorunları değerlendirilirken sosyal güvenlik sisteminden kaynaklanan ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan sorunların ayrı ayrı ele alınmasında yarar bulunmaktadır.
    II. SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNDEN KAYNAKLANAN SORUNLAR

    Bu çalışmada önce, sosyal güvenlik sisteminden kaynaklanan sorunlar genel olarak aşağıda açıklanmıştır.



    A. DEVLETİN TUTARLI VE İSTİKRARLI BİR SOSYAL GÜVENLİK POLİTİKASININ BULUNMAMASI


    Türk sosyal güvenlik sisteminin en önemli sorunu; tutarlı ve sağlıklı bir devlet politikasının olmayışıdır.

    Türkiye'de hiç bir dönemde sosyal güvenlik sistemi, tutarlı, aktüeryal hesaplamalara ve bilimsel veri ve esaslara dayanan bir devlet politikası haline getirilmemiştir. Yine, sosyal sigorta sistemi dışında kalan vatandaşların sosyal güvenliklerinin sosyal yardımlarla sağlanmasına yeterince önem verilmemiştir.

    Sosyal güvenlik sistemimiz, primli ve primsiz rejim olarak ikiye ayrılmıştır. Ancak primli ve primsiz rejimler iç içe geçmiş durumdadır. Primli rejimlerin yürütülmesinden sorumlu olan sosyal güvenlik kurumları hiçbir prim karşılığı olmayan hizmetleri de sağlamak zorunda kalmaktadırlar. Öte yandan primsiz rejim kapsamında, gelir düzeyleri belirli miktarların altında bulunanlara sunulması gereken sosyal yardım ve hizmetler çok dağınık ve disiplinden uzak bir yapı göstermektedir.

    Yıllardan beri izlenen sosyo-ekonomik politikalar neticesinde sosyal güvenlik kurumlarının gelir-gider dengesi bozulmuş ve bu kurumlar kendi kendine yetemez hale gelmiştir. Devletin sosyal güvenlik kurumlarına düzenli ve sürekli bir katkısı olmadığı halde, açık veren kurumların finansmanı genel bütçeden, hazine tarafından karşılanmaktadır. Sosyal güvenlik kurumlarının yaklaşık 50 yıllık bir tarihi olduğu için, bu kurumlar 1990 yılına kadar açık vermeden gelmişlerdir. Hatta sosyal güvenlik kurumlarının gelir fazlası olduğu dönemlerde hazine bu fonları ucuz kaynak olarak kullanmıştır. Uygulanan yanlış politikaların sonucunda sosyal güvenlik kurumlarının açık vereceği uzmanlar tarafından öngörülmüş ve gerekli uyarılar yapılmış olmasına rağmen yanlışlardan dönülmediği gibi sorunu daha da büyütecek politikalar izlenmiştir.

    Ülkemizde sosyal güvenlik sisteminin sorunları öteden beri var olmakla birlikte, özellikle 1990’lı yılların başından itibaren ağırlaşmaya başlamıştır. Günümüzde, sosyal güvenlik sistemi, geçmişten gelen ve giderek biriken ve ağırlaşan bir takım olumsuzlukların sıkıntısını yaşamaktadır. Bu sıkıntılar, zamanında önlem alınmadığı ve birçok yaşamsal konu üzerinde yeterince durulmadığı için günümüzde bir bunalıma dönüşmüştür. Sosyal sigorta kurumlarının en önemli sıkıntılarından birisi de borçlanma yasaları ile belirli kesimlere, aktüeryal hesaplamalara uygun olmayan hizmet kazandırılmasıdır.

    Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre, sigortalıların geçmişe dönük sigorta primlerini ödeyerek bu dönemdeki hizmetlerini borçlanmalarına imkan bulunmamaktadır. Sigortalıların geçmiş hizmetlerini borçlanabilmeleri için kanunla ayrı bir düzenleme yapılması gerekmektedir.



    Özel Kanunlarla hizmet borçlanması imkanı, sanatçılar ve diğer bazı meslek grupları için çeşitli tarihlerde çıkarılmış kanunlarla sağlanmıştır. Bu konuda ilk olarak 11.7.1978 tarihinde çıkarılan 2167 sayılı Kanunla, 506 sayılı Kanuna bir eklenen Ek 10. Madde ile sanatçılar Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında sigortalı olmuşlardır. 2167 sayılı Kanunla, 506 sayılı Kanunun Geçici 8. maddesinde yapılan değişiklikle 2167 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 11.7.1978 tarihinde 30 yaşını doldurmuş bulunan ve aynı maddenin (A) bendi, a,b,c fıkralarındaki diğer şartları taşıyan 50 (kadın), 55 (erkek) yaşına ulaşmakla beraber 506 sayılı Kanunun 60. maddesindeki şartları yerine getirmemeleri nedeniyle aylık bağlanmasına hak kazanamayan kadın ve erkeklerin çalışma belgelerinde kayıtlı hizmet süreleri uyarınca kendilerine sigortalılık süresi 15 yılı doldurmuş olanlar gibi yaşlılık aylığı bağlanacağı hükme bağlanmıştır.

    19.11.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2959 sayılı Kanunla 506 sayılı Kanuna getirilen Geçici 1. madde (3520 sayılı Kanunla, Geçici madde 58) ile sanatçılardan, 11.7.1978 tarihinden 19.11.1983 tarihine kadar 506 sayılı Kanunun değişik Geçici 8. maddesinde belirtilen çalışma belgesi ile 2167 sayılı Kanuna göre borçlanmaya esas hizmet belgesi verenler veya bunların ölümü halinde hak sahipleri, bu belgelerde kayıtlı hizmetlerin tamamını borçlanabilecekleri ifade edilmiştir.

    3395 sayılı Kanunla, 09.07.1987 tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvuracak sanatçılara bir borçlanma imkanı daha tanınmıştır.

    Sanatçıların borçlanmasına yönelik olarak en son 4056 sayılı Kanunla 506 sayılı Kanuna eklenen Geçici 80. madde ile 01.08.1994 tarihinden itibaren 1 yıl içinde başvurulması şartıyla sanatçılara yeni bir hizmet borçlanması imkanı tanınmıştır.

    Sanatçılara ve bazı diğer meslek mensuplarına tanınan bu borçlanma ayrıcalığı, anayasal bir hak olan tüm vatandaşların eşitliği ilkesini zedelediği gibi, sosyal sigorta kurumlarının finansal yapılarını da bozmuştur.
    B. SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARININ KAYNAK SORUNU VE SİSTEMİN FİNANSMAN KRİZİ İÇİNDE BULUNMASI

    Türk sosyal güvenlik sisteminin 50 yıllık geçmişi olmasına rağmen bugün gelinen noktada ciddi bir finansman krizi içine girilmiştir.

    Bir toplumu oluşturan tüm bireyleri, her tehlikeye karşı koruma kapsamına alma ve insanlara yaşadıkları toplum içinde insan haysiyetine yaraşır asgari bir hayat standardı sağlama amacını taşıyan sosyal güvenlik, esasta bir gelir transferidir. Sosyal güvenlikle ilgili problemlerin temelinde, bu transfere konu olacak kaynağın bulunması yatmaktadır.

    Sosyal güvenlik sistemini kurma ve herkesi kapsama alma konusunda tam bir fikir birliği ve siyasi irade oluşsa bile, bu konuda karşılaşılan en büyük engel transfere konu olacak kaynağın varlığıdır.

    Yüksek standartta sosyal güvenlik garantisinin sağlanabilmesi, bu amaca ayrılan kaynakların oranı ile yakından ilgilidir. Bu amaçla tahsis edilen kaynakların genişliğini belirleyen, o ülkenin ekonomik gelişmişlik düzeyidir. Türkiye'de bu anlamda tahsis edilen kaynakların düşüklüğü, sosyal güvenlik hizmetlerindeki yetersizliğin en önemli göstergesidir.

    Ülkemizde, sosyal güvenlik sistemine yönelik ciddi eleştiriler bulunmaktadır. Bu eleştirilerin temelinde, sistemin işlemesi ve fonksiyonlarını yerine getirmesi için gerekli olan mali kaynakların bulunamaması endişeleri yatmaktadır.

    Türk sosyal sigorta sisteminin kriz içinde olması, akla sigortalıların ilerde aylık alamayabilecekleri düşüncesini getirmektedir. Bu düşünce yersizdir. Hiçbir ülkede sosyal güvenlik sisteminden vazgeçilmesi ve sosyal güvenlik sisteminin iflası söz konusu değildir. En kötü durumda bile, sistem, devlet garantisi ile yaşatılır.

    Sosyal güvenlik sistemlerinin iki ana fonksiyonu vardır; birincisi, yeniden dağıtım yolu ile yoksulluğun giderilmesi; ikinci fonksiyonu ise, emeklilik güvencesidir.

    Ülkemizde sistem ile ilgili tartışma, bu fonksiyonların ne kadar yerine getirildiği ile ilgili olarak başlatılmamıştır. Sistem bu fonksiyonları yerine getiremez duruma geldiğinde tartışmaya açılmıştır.

    Konuya sosyal sigorta kurumlarının açıklarının kamu açıklarını artırdığı yönünden bakıldığı için, sosyal sigorta sisteminin yeniden yapılandırılması tartışmalarında yeniden dağıtım ve sigortalama işlevlerinin önemi ikinci plana itilmektedir. Yani sorunun, sadece kamu kesimindeki dengesizliğe dayalı olarak ele alınması, tartışma platformunu sığlaştırmakta ve seçenekleri daraltmaktadır.

    Ülkemizde sosyal güvenlik harcamalarına tahsis edilen kaynakların oranı gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında çok düşük olduğu görülmektedir. Ancak, oransal olarak baktığımızda gelişmiş ülkelerin 1/3’ü kadar sosyal güvenlik harcaması yaptığımız anlaşılmaktadır. Fakat bunu oransal açıdan değerlendirmenin yanıltıcı bir tarafı bulunmaktadır. Fert başına düşen sosyal güvenlik harcamasına bakarak gelişmiş ülkeler ile kıyaslama yaptığımızda; gelişmiş ülkelerde fert başına sosyal güvenlik harcaması yılda 2500-6000 dolar arasındadır. Oysa Türkiye’de fert başına düşen milli gelir bile 2001 yılında 2143 dolardır.

    Türkiye, mevcut kaynakları ile sosyal güvenliğe ayırdığı kaynağı iki hatta üç katına çıkarmış olsa bile çağdaş bir sosyal güvenlik hizmeti vermekte zorlanacaktır. Ancak, sorun sadece sosyal güvenliğe ayrılan mali kaynakların düşüklüğü değildir. Ayrıca, eldeki kaynaklar da etkin olarak kullanılmamaktadır.

    Sosyal güvenlik sistemimizin içine düştüğü finansman krizi sorunu, her geçen gün hızla artan oranda büyümektedir. 1995 yılında GSYİH’nın %1.8’ine denk olan üç sosyal güvenlik kurumunun açığı, 1998 yılında 2,79’a, 1999’da 3,76’ya, 2000’de 2,57’ye, 2001’de 3,08’e ve 2002 yılında ise (tahmini) 3,40’a ulaşmıştır. Ancak, açıkların GSMH’ya oranının 2020 yılında %4.3’e ve 2050 yılında %10.1’e çıkacağı öngörülmektedir.

      1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   14






        Ana sayfa


    Sosyal güvenlik sistemiNİn temel özellikleri ve sorunlari

    Indir 1.2 Mb.