bilgiz.org

Şikayet Edilenler : 1- hasan erbil yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 2- mehmet Beşir GÜven




Sayfa1/5
Tarih30.09.2017
Büyüklüğü219.83 Kb.

Indir 219.83 Kb.
  1   2   3   4   5

T.C.

Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’na
Suç Duyurusunda

Bulunan : (Avukat) Serdar ÖZTÜRK TCKN :18689107606

1 No’lu L Tipi C. İ.K. B Blok No:3 ÜST SİLİVRİ/ İSTANBUL


Şikayet Edilenler :

1- Hasan ERBİL Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı

2- Mehmet Beşir GÜVEN- Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
3-Sadullah Ergin, Adalet Bakanı

4- Beşir Atalay, İçişleri Bakanı(suç tarihinde)

5- Binali Yıldırım, Ulaştırma Bakanı
Bakanlıklar Ankara

6- Metin ÖZÇELİK İstanbul Hakimi 15- Turan Çolakkadı, İstanbul CBS.

7- Sedat Sami Haşıloğlu, İstanbul Hakimi 16- Rüstem ERYILMAZ İstanbul Hakimi

8- H. Hüseyin ÖZESE, İstanbul Hakimi 17- Fikret Seçen İstanbul C. Savcısı

9- Hüsnü Çalmuk İstanbul Hakimi 18- Nihat Taşkın İstanbul C. Savcısı

10- Fatih Mehmet USLU, İstanbul Hakimi 19- Ömer Diken, İstanbul Hakimi

11- Nihat Topal, İstanbul Hakimi 20- Ali Efendi Peksak İstanbul Hakimi

12- Ercan Fırat İstanbul Hakimi 21- Murat Üründü İstanbul Hakimi

13- M. Ali Pekgüzel İstanbul C. Savcısı 22- Hüseyin Kaplan, İstanbul C. Savcısı

14- Resul Çakır İstanbul Hakimi 23- Savaş Kırbaş İstanbul C. Savcısı

24- Zekeriya ÖZ, İstanbul C. Savcısı

İstanbul Adliyesi Beşiktaş/İstanbul
25- Ali Fuat Yılmazer Emniyet Görevlisi 30- Mustafa EREN Emniyet Görevlisi

26- Mutlu Ekizoğlu Emniyet Görevlisi 31- Hasan YÜKSEK Emniyet Görevlisi

27- Muzaffer SOYGÜDEN Emniyet Görevlisi 32- EMBİYA KILIÇLE Emniyet Görevlisi

28- M. Kılıçarslan Emniyet Görevlisi 33- RAMAZAN AKKAN Emniyet Görevlisi

29- A. Akça Emniyet Görevlisi

34- T 3413961- T 3418013- T 3413350 - T 3421450- T 3421000 - T 3480785- T 3411493 - T 3457715 – T 3420561 AİDİYET NOLU TEM şube teknik takip görevlileri ile 202847, 278288 ve 262224 sicil numaralı kimliği meçhul İEM.lüğü görevlileri
İEM.lüğü Vatan Cad. Fatih/İstanbul

35- Serkan ŞİMŞEK Emniyet Görevlisi 41- BİLGA MURAT Emniyet Görevlisi

36- Mehmet Yayla Emniyet Görevlisi 42- Mehmet Avni ŞAHİN Emniyet Görevlisi

37- Metin ERTEMUR Emniyet Görevlisi 43- NURHAN ÇAVUŞ Emniyet Görevlisi

38- A. ÖZER DEMİREL, Emniyet Görevlisi 44- Recep GÜVEN Emniyet Görevlisi 39- ALİ YILMAZ Emniyet Görevlisi 45- Yurt Atayün Emniyet Görevlisi

40- Ahmet KAYA
EGM.lüğü İsth. D. Bşk. lığı ve Ankara Emniyet Müdürlüğü- Ankara

46- Basri Aktepe, (suç tarihinde TİB görevlisi)



47- Fethi Şimşek, (suç tarihinde TİB Başkanı)
TİB Başkanlığı – İncek- Ankara
48- Altay Tokat

49- SELİM ERÇELİK Sivil Şahıs 53- Ayşegül Hüma Babuna Sivil Şahıs

50- MÜSLÜM NALBANT Sivil Şahıs 54- Aylin Atmaca Sivil Şahıs

51- Mahmut HAZIROĞLU Sivil Şahıs 55- Adem Arslan Sivil Şahıs

52- Kemal GERGİN Sivil Şahıs


(sivil şahısların adresleri ektedir)
56- Zaman Gazetesi Tüzel Kişiliği 63- Şamil Tayyar

57- Taraf Gazetesi Tüzel kişiliği, 64- Nazlı Ilıcak

58- STV Televizyonu tüzel kişiliği 65- Rasim Ozan Kütahyalı

59- Mehmet Baransu 66- Faruk Mercan

60-Emrullah USLU 67- Hüseyin Gülerce

61- Önder Aytaç 68- Nagehan Alçı

62- Mümtaz’er Türköne

69- Suç işleyen Beşiktaş’ta ki İstanbul Adliyesinde görevli özel yetkili Hakimler ve Savcılar hakkında soruşturma izni vermeyen ve suçluları koruyan HSYK Başkan ve üyeleri (kimliklerinin teker teker şikayet dosyalarından tespit edilmesi gerekmektedir)

70- C. Haluk İNCE

71- Hacı Mehmet AKIN

72- Hüseyin BÜLENT ÜNER

73- Lokman Başer
ATK Yeni Bosna - İstanbul

74- Halit Kıvrıl

75- İbrahim Ataman
Suç Tarihinde Adalet Bakanlığı Müfettişi – Halen Yargıtay üyesi Yargıtay Bakanlıklar /Ankara
76- John Kunstadter Bebek/İstanbul

77- Jason White TTIC Görevlisi

78- Mehmet Eymür Princess Otel Beşiktaş/İstanbul

79- Kimlikleri bilinen gizli tanıklar

80- Kimliği Meçhul ihbarcılar

81- Kimliği meçhul diğer şüpheliler
Suçlar : 1- Siyasi Ve Dini Saiklerle Birden Fazla Kişiyi Hürriyetinden Yoksun

Kılmak Sureti İle İnsanlığa Karşı Suç İşlemek, TCK.md. 77 ve 78

2- Askeri Casusluk ve Askeri Casusluğa İştirak, TCK. Md.328

3- Birden fazla Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma, TCK. 109/1- 2 (d) ve 4

4- Yasa Dışı Telefon Dinlemesi Yapılması Suçuna İştirak,

5- Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etmek, TCK. md 327

6- Sahte Resmi Evrakı Kullanmak, TCK. md 204

7- Sahte Resmi Belge Düzenlemek

8- Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek, AY. md 20, TCK. Md 134/1

9- Suçun Maddi Unsurlarını Uydurmak Sureti İle İftira, TCK. 267/1-2 ve 4

10- TSK.ni Aşağılamak, TCK. md 301

11- Delillerin Yok edilmesi, Değiştirilmesi veya Silinmesi, TCK md 281/1-2

12- Göreve İlişkin Sırrın Açıklanması, 5237 sayılı TCK. md 258

13- Soruşturmanın Gizliliğini İhlal Etmek. 5237 sayılı TCK. md 285

14- Suç Örgütüne Bilerek Ve İsteyerek Yardım Etmek,TCK Md. 220/7

15- Görevi Kötüye Kullanmak, TCK. md 257/1

16- Anayasanın müteaddit defalar ihlal edilmesi

17- İşkence, TCK.md 94



18- Suçu Bildirmeme TCK. Md 279
Suç Tarihi : Mayıs 2006 dan bu yana (halen devam etmektedir)
L. Konusu : Kamu davası açılmasından ibarettir.
Açıklamalar : 1- Halen İstanbul 13ncü Ağır Ceza Mahkemesin de(CMK.nun 250 nci Md. İle Görevli) 2010/106 esas sayılı dosyada sanık sıfatı ile TUTUKLU olarak yargılanmaktayım.
2- Şüphelilerden Hasan ERBİL Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Mehmet Beşir GÜVEN Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Sadullah Ergin, Adalet Bakanı, Beşir Atalay Suç tarihinde sahte belgeleri düzenleyen polislerin bağlı olduğu İçişleri Bakanı, Binali Yıldırım, TİB.in bağlı olduğu Ulaştırma Bakanı, Rüstem ERYILMAZ, Metin ÖZÇELİK, Ömer Diken, Sedat Sami Haşıloğlu, Murat Üründü, Hasan Hüseyin ÖZESE, Hüsnü Çalmuk, Ali Efendi Peksak, Fatih Mehmet USLU, Nihat Topal ve Ercan Fırat İstanbul Hakimi, Turan Çolakkadı, İstanbul CBS.sı, M. Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın, Zekeriya ÖZ ve Fikret Seçen özel yetkili savcılardır. Diğer şüpheliler ise, soruşturmaya yardımcı olan TİB, polis ve MİT içindeki, sahte delilleri üreten, sanıklara ait mahallere bu delilleri koyan, e-posta ihbarlarını organize eden ve patlayıcıları gömen kişiler ile sanıklar hakkında özel olarak kurgulanmış bulunan yalanları söyleyen gizli tanıklardır.
3- Ben yıllarca ceza mahkemelerinde duruşmalara katılmış ve davalara girmiş bir avukatım. Açıkça ifade etmek zorundayım ki, avukatlık hayatımda ne böyle bir soruşturma, ne de böyle bir yargılama gördüm. Özel yetkili mahkemede görülen yargılamanın, ne çetelerle mücadele etmekle, ne de devletin bağırsaklarının temizlenmesi ile en ufak bir ilişkisi bulunmamaktadır. Keşke öyle olsaydı. Ama maalesef gelinen aşamada böyle bir amacın olmadığı ortaya çıkmıştır. Zira, benim bu dosyalara dahil edilmemin ve tutuklanmamın tek sebebi, soruşturmayı yürüten polislerin “ABD lehine askeri casusluk” yaptıklarına dair somut kanıtlara ulaşmam ve bunun yasal gereğini yapmaya tevessül etmemdir. Telefonlarım ve maillerim takip edildiği için, benim de avukatlık ofisime 3.6.2009 gecesi Ankara TEM şubede görevli bazı polislerce gizlice girilerek, belgeler ve mermiler yerleştirilmesi sonucu 7.6.2009 günü İstanbul özel yetkili 11 nci Ağır Ceza mahkemesi yedek üyesi Metin ÖZÇELİK tarafından tutuklandım. Avukatlık ofisime giren bu polislerin isimleri ile organizasyonda yer alan sivillerin adları Ankara CBS.lığına da, yargılamayı yapan mahkemeye de bildirilmiştir. “ABD hesabına askeri casusluk yapmak iyi bir şeydir” diyen çıkarsa, bugün hukuk adına yapılan her şey haklıdır. Aksi halde, bugün yapılanlar TCK.nun 94 ve 77 nci maddesinde “işkence ve insanlığa karşı suç işlemek” olarak tanımlanır. Hiçbir zaman suç işlenerek temiz bir toplum yaratılamaz. Dünyada böyle bir örnek bulunmamaktadır. Suç işleyerek ancak daha farklı kirliliklere sahip bir toplum yaratılır. Masum insanların evlerine ve ofislerine delil koyup, onları terörist ilan etmek, bu kişileri terörist ve birbirlerini tanımayan bu insanların tümünü bir örgüt yapmaz. Ancak bu delilleri yaratanların bir çete ve bir örgüt olduğunu gösterir.
Üzülerek ifade etmek isterim ki, bugün gelinen aşamada, suç işleyen polislerin yalnız olmadığı şüphesi doğuran, bazı savcıların ve hâkimlerin de soruşturma/kovuşturma aşamalarında bahse konu suçlara iştirak ettiğini ve bu hakimlerin şikayet edilmelerine rağmen Adalet Bakanı ve bazı HSYK üyeleri tarafından açıkça korunduğunu gösteren güçlü olgular mevcuttur. Bu durum, bireylerin hukuki güvenliğini, Anayasal hukuk devleti ilkesini ve yargının saygınlığını yok eden endişe verici bir durumdur. Hiç kimse bu ülkenin kirlenmişlikten temizlenmesine, rejimin daha sağlıklı işletilmesine ve çetelerle mücadele edilmesine karşı çıkamaz. Ancak bugün yapılan işlerin çetelerle mücadele olmadığı artık net olarak ortaya çıkmıştır.
Bu nedenle şüpheliler arasında bakanların, HSYK üyelerinin ve halen Yargıtay üyesi olan iki şüphelinin de bulunması, birlikte ve birbiri ile irtibatlı olarak suç işledikleri yönünde aleyhlerinde kuvvetli suç şüphesi bulunması nedeni ile, tüm şahıslar hakkında yetkili olduğunu düşündüğümüz Yargıtay CBS.lığına 16.4.2012 tarihinde, 2012/35052 numarasına kayıtlı olarak suç duyurusunda bulunulmuş ise de, Yargıtay CBS.lığı tarafından 4.5.2012 ve Muh.No 2012/35 sayılı, “şikayet edilenlerden hiç birisinin 4483 sayılı kanunun 12 nci maddesinde geçen kişilerden olmaması nedeni ile, şikayetinize ilişkin herhangi bir işlem yapılamamıştır.” Şeklinde cevabi yazıdan, suç duyurusunun hiç işleme konulmadığı anlaşılmıştır. Oysa ki CMK.nun “(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.” Şeklindeki 160/1 nci maddesi çok açıktır ve bu madde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında görevli Cumhuriyet Savcılarını da bağlamaktadır. Yargıtay CBS.lığının, işlendiği iddia edilen ağır cezalık nevaddan suçlarla ilgili somut olgular sunulmasına delilleri açıklanmasına karşın hiçbir işlem yapmaması, suç duyurusunu kendisi yetkili değilse bile, CMK.nun 160/1 nci maddesi gereği yetkili makamlara göndermemesi hatalı olmaktan öte, bizatihi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ve diğer ilgililerin TCK.nun 279 ncu maddesi bağlamında cezai sorumluluğunu gerektiren bir durumdur.
Şu anda, Ortaçağ da yaşamıyoruz. Bu karanlık çağı geride bırakalı, 400 yıl olmuştur. 21nci yüz yılda, akıl ve ruh sağlığı yerinde, normal bir idrak seviyesine sahip, Allah inancı veya temiz bir ahlak anlayışı olan hiç kimse, insanların sahte belgelerle yıllarca cezaevinde tutulmasını, yaşam hakkından sonra en kutsal hakkı olan hürriyetinden yoksun bırakılmasını kutsayamaz. Böyle insanlık dışı bir vaziyeti, ulvi gerekçelerle de açıklayamaz.

Dolayısı ile, masum insanların ofislerine sahte delil bırakarak onu tutuklatmak çetelerle mücadele değildir. Toplumu yargı yolu ile hizaya getirmek ve tek tip insan üretmek ise, bugün herkesin lanetle andığı Hitler döneminde vardı. Keza kutsal kitabımızda da, “Ey o bütün iman edenler, siyasi olarak sizden farklı düşünen Müslümanları sahte belgelerle yıllarca özgürlüğünden alıkoyabilirsiniz. Bu da size haktır.” diye bir hükümde yoktur.


Bu nedenle, özel görevli mahkemelerde “hukuki süreç” maskesi ile, bazı polis savcı ve hakimlerce, yargı faaliyetiymiş gibi yapılan işlerin, hukukla adaletle, ileri demokrasiyle veya Müslümanlıkla en ufak bir illiyet rabıtası olamaz. Hiç kimse, başka insanların hayatlarını yok etmek şeklindeki sağlıksız ütopyalarını ve ruh hallerini, insani bir gerekçe ile de açıklayamaz.
Yargıtay CBS.lığının ise, bazı polis, MİT görevlisi, savcı ve hakimler tarafından birlikte işlendiği yönünde kuvvetli şüphe yaratan olguların varlığına ve somut delillere rağmen, bu eylemleri görmezden gelmesi ve bu insanlık suçuna sessiz kalması, mevcut hukuk cinayetine iştirak etmesi anlamına gelir. Bunun hukukilikle izahı ise mümkün değildir. Açıklanan bu durum, bugün ABD lanetle anılan Mc Carthy döneminde işlenen suçların, yapılan cadı avları sonucu masum insanların yıllarca hapiste yatırılmasını o dönemki ABD savcılarının hoş görmesi yada yine bugün Almanya’da lanetle anılan Hitler döneminde Hitlerin savcı ve hakimleri ile, toplama kampı sorumlularının insanlığa karşı suç teşkil eden eylemlerini, dönemin Alman yüksek yargısının görmezden gelmesi kadar ağır ve kabul edilemez bir uygulamadır. Bu tip insanlık ve hukuk dışı eylemlerin sonuçları ise, bugün tüm insanlık tarafından bilinmekte ve lanetle anılmaktadır..

4- SORUŞTURMAYI YÜRÜTEN BEŞİKTAŞ’TAKİ İSTANBUL ADLİYESİNDE GÖREVLİ ÖZEL YETKİLİ BAZI C. SAVCILARIN, MAHKEME HAKİMLERİNİN VE BAZI HSYK ÜYELERİNİN İŞBİRLİĞİ HALİNDE TCK BAĞLAMINDA SUÇ İŞLEDİKLERİ ŞÜPHESİ YARATAN OLGULAR ve YARGITAY CBS.LIĞININ YASAL OLMAYAN TUTUMU :

a - Gerek soruşturma esnasında, gerekse kovuşturma başladıktan sonra, BEŞİKTAŞ’TA Kİ İstanbul Adliyesinde görevli özel yetkili hakim ve savcılar hakkında HSYK.na 300 ü aşkın suç duyurusu yapılmıştır. Bu durum, hiçbir adliyede görülmemiş bir vakadır. Beşiktaş’ taki İstanbul Adliyesi’ nde görevli özel yetkili hakim ve savcılar hakkındaki bu soruşturmaların dört yıldır tamamlanamamış olması doğal bir durum değildir. Dolayısı ile, suç işleyen özel yetkili hakim ve savcılar hakkında yapılan tüm şikayetlerin, bazı HSYK üyeleri tarafından örtbas edildiği yönünde güçlü olgular mevcuttur.

b- Soruşturma ve kovuşturma aşamasında, yazılı taleplere rağmen, C. Savcıları ve hakimler tarafından lehe olan delillerin hemen hemen hiç birisi toplanmadığı gibi, dosyaya intikal eden ve lehe olan deliller dosyadan çıkartılmış, iddianame eklerine konulmamıştır. Bu nedenle ilgili savcılar ve hakimler hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Özellikle ABD.lilerin bu operasyonun bizzat içinde olduğunu kanıtlayacak somut deliller ısrarla toplanmamaktadır.

c - Islak imzalı belgenin sahte olduğunu ortaya çıkartacak olan mürekkep analizi talebime rağmen yapılmamış, gelinen aşamada, İTÜ tarafından mahkemeye gönderilen yazıdan bu incelemenin belgenin ilk ele geçmesini müteakip 1,5 yıl içinde yapılabileceği ve belgenin düzenlendiği tarihin tespit edilebileceği ortaya çıkmıştır.

d- Avukatlık ofisime girilmesi organizasyonunda emniyet içindeki suç örgütü tarafından kullanıldığını deşifre ettiğimiz Aylin Atmaca ve Ayşegül Hüma Babuna adlı kadınlar hakkında yazılı taleplerimize rağmen, CMK.na aykırı olarak hiçbir araştırma yapılmamıştır. Gelinen aşamada, adı geçen kişilerin iddia ettiğimiz eylemlerin içinde olduğu ortaya çıkmıştır. Şöyle ki;

I- Ayşegül Hüma Babuna Ve Aylin Atmaca’nın, Ceza Soruşturması Ve Kovuşturması Esnasında İtham Edilmelerine Neden Olan Somut Olgular
Ofisimde ki şüpheli hareketleri dışında, Ayşegül Hüma Babuna ve Aylin Atmaca’yı, Ceza Soruşturması ve Kovuşturması esnasında İtham etmeme ve aleyhlerinde bir kısım delillerin toplanmasını talep etmeme neden olan somut olguları izah etmek gerekirse;


  1. Ayşegül Hüma Babuna ve Aylin Atmaca’nın Ziyaret Ettiği tüm avukatların ofisine girilip, delil yerleştirilerek tutuklanmaları sağlanmıştır. Bu durum, hayatın doğal akışına uygun değildir.

Aylin Atmaca ve Ayşegül Hüma Babuna’nın benim dışımda ziyaret ettiği diğer avukatlar, Mustafa Levent Göktaş, Hüseyin Buzoğlu (Ankara Barosu) enteresan bir şekilde, ofislerimize CD-DVD- flaş disk veya sair deliller yerleştirilmek sureti ile “Ergenekon Soruşturmasına/ davasına” dahil edilmişlerdir. Diğer avukat Vural Ergül ise, kadınlardan şüphelendiği için ofisinde randevu vermemiş ve kendi ifadesine göre, bu görüşmeden sonra başına bir şey geleceğinden şüphelenerek ofisini kapatmıştır. Avukat Hüseyin Buzoğlu ise, kadınlardan şüphelendiği için, ziyareti sonlandırmak isteyemeyen bu hanımları adeta ofisinden kovmuştur. Bu kadınların avukat ofislerine girdiklerinde sordukları ilk soru ise, “ofiste gizli kamera veya ortam dinlemesi var mı?”Olmuştur. Bu ziyaretlerin, sıradan bir avukat - müvekkil görüşmesi olmadığı çok açıktır. Keza, aklı başında olan ve yasal sınırlar içerisinde hareket eden hiç kimsede, kendisini başkası gibi tanıtarak avukatlardan randevu istemezler.

Benim gözaltına alınmamı müteakip, biz bu hanımlardan şüphelendiğimiz için, 5.6.2009 günü saat 18.20 de avukatlarım bu hanımları ofis telefonundan aramış iseler de, hukuki danışma için avukat aradıklarını beyan eden bu hanımlar, avukatlarımla görüşmekten kaçınmışlar ve görüşme talebini anlamsız bir şekilde ret etmişlerdir.

Benim tutuklanmamdan sonra da, ofisine polis tarafından gece girilerek, gizli kamera yerleştirilen bu şekilde takibe alınan ve daha sonrada tutuklanan Avukat sayın Necdet Okçu’ yu da ziyaret edip etmediklerini öğrenmek için müdafilerimden rica ettim. Bu kadınların aynı şekilde avukat sayın Necdet Okçu’ yu da Çankaya’da bir alışveriş merkezin de rastlaşmış gibi yaparak, çok acil bir durum olduğu iddiası ile hemen evlerinde görüşme talep ettiklerini ve zorla evlerine gitmek istediklerini, Avukat sayın Okçu ile ofisinde görüştüklerini öğrendim ve hiç şaşırmadım.


Ceza hukukunda, hayatın doğal akışına uygun olmayan tüm hallere şüphe ile yaklaşılır ve bu şüpheli haller/kişiler daha detaylı incelenir. Bu kadınların ziyaret ettiği tüm avukatların ofislerine bir şekilde girilip, delil yerleştirilip, bu hukukçular, şüpheli/sanık haline getiriliyorsa, burada durulması ve mevcut şüpheli halin daha derin araştırılması gerekir. İşte bir ceza hukuku avukatı olarak o süreçte bizim yaptığımızda budur.


  1. Kadınların bıraktığı kartvizitlerde ki hiçbir telefon numarası kendi üzerlerine kayıtlı değildir. Hayatını yasal sınırlar içerisinde sürdüren bir kimsenin başkası adına kayıtlı telefon kullanması doğal değildir.

Bahse konu kadınların, 18.5.2009 tarihinde yaptıkları ziyarette bize verdikleri kartvizitlerde yer alan telefonların hiçbirisi kendi üzerlerine kayıtlı değildir. Aylin ATMACA’ya ait kartvizit üzerinde yazan 0539 498 27 63 numaralı telefonun Ebru TAŞAN isimli bir kişiye 0 535 293 10 92 numaralı telefonun Hasan GENÇ isimli bir kişiye ait olduğu, Ayşegül Hüma BABUNA’ ya ait kartvizit üzerinde yazan 0533 723 58 63 numaralı telefonun rehbere kayıtlı olmadığı (ancak bu telefonun da SEDA CAYMAZ adına kayıtlı olduğu sonradan ortaya çıkmıştır), 0535 292 87 59 numaralı telefonun ise Fırat YILMAZ isimli kişiye ait olduğu tespit edilmiştir. Hayatını yasal sınırlar içerisinde yaşayan bireylerin, başkaları adına kayıtlı telefonları kullanması hayatın doğal akışına aykırıdır.


Ancak soruşturma ve kovuşturma aşamasında bu kadınlar hakkında yazılı tüm taleplerimize rağmen, enteresan bir biçimde hiçbir araştırma ve inceleme yapılmadı. Sırf bu nedenle soruşturmayı yürüten savcılar hakkında, “Suç Örgütüne Bilerek Ve İsteyerek Yardım Etmek” eyleminden ötürü HSYK.na suç duyurusunda bulunmak zorunda kaldık. Diğer yandan dosyaya gelen ses kayıtlarından, Ayşegül Hüma Babuna’nın fiilen kullandığı 0533 7235863 numaralı telefona 2 Haziran 2009 da gönderdiğim ve cep telefonu görüşme kayıtlarında geçen mesajın silindiği anlaşılmaktadır. Bu normal bir durum değildir.

cc- Mahkemede Yapmış Olduğum Savunmaları İçeren İthamların Basın Organlarında Üç Defa Yer Almış, Bunların İkisine Şüpheliler Açıklama Göndermişler ve Bana Herhangi Bir Suçlama Yöneltememişlerdir.
Benim, Ayşegül Hüma Babuna ve Aylin Atmaca ile ilgili iddialarım, daha önce, savunmamı yapmamı müteakip Temmuz 2010 da değişik basın organlarında, Adnan hocacılarla ilgili, 6 Ekim 2010 tarihinde bir yazı kaleme almasını müteakip Yeni Çağ Gazetesi yazarı sayın Sabahattin Önkibar’ a avukatım aracılığı ile göndermiş olduğum faks sonrasında, 18.10.2010 tarihinde “Silivri’den gelen dehşet uyarı” şeklinde gazetedeki köşesinde yayınladığı yazı ile Yeni Çağ Gazetesinde ve 3-4-5 Mayıs 2011 tarihinde kitabımdaki bu kadınlarla ilgili bölümü yayınlamaları nedeni ile Oda TV. de de yer almıştır.
Ayşegül Hüma Babuna ve Aylin Atmaca, gerek Ekim 2010 da Yeni Çağ gazetesine, gerekse Mayıs 2011 de Oda TV.ye, benim iddialarım ile ilgili açıklama göndermişler, ancak o tarihlerde ne bu iddialarımın iftira olduğu gerekçesi ile benim hakkımda suç duyurusunda bulunmuşlar, nede aynı gerekçe ile aleyhimde tazminat davası açmışlardır.
Gerek soruşturma aşamasında, gerekse kovuşturma aşamasında, savcıların ve davayı yürüten mahkeme hakimlerinin, bu kadınlarla ilgili delilleri CMK.na açıkça aykırı bir yaklaşımla toplamamaları nedeni ile, bu savcılar ve hakimler hakkında, HSYK.na suç duyurusunda bulunmak zorunda kaldım. Ayrıca Ayşegül Hüma Babuna ve Aylin Atmaca ve sair bazı şüpheliler hakkında gerekli soruşturmanın yapılması maksadıyla suçun işlendiği mahal olan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na (CMK.nun 250 nci Md. İle Görevli) suç ihbarında bulundum ve bu kadınlar hakkında 2010/825 numarasına kayıtlı soruşturma başlatılarak ifade vermeleri için, huzurdaki davayı açmadan önce Ankara’da ki savcılığa davet edilmişlerdir. Ancak Ayşegül Hüma Babuna ve Aylin Atmaca, savcılığın bu davetine, celpte belirtilen tarihte Ankara’da olmalarına rağmen icabet etmemişler, Ankara’da ve hatta adliyede oldukları halde, savcılığa avukatlarını göndererek, İstanbul’da ifade vermek istediklerini belirtmişlerdir. Bunun aleyhlerindeki mevcut delillerin sağlamlığı nedeni ile tutuklanma korkusundan olduğu çok açıktır.
II- Daha Sonra Ortaya Çıkan Deliller
Kovuşturma aşamasında dosyaya TİB tarafından gönderilen ses kayıtlarından ve HTS dosyalarından ortaya çıkan maddi bulgularda şu şekildedir:


  1. 18.5.2009 tarihinde saat 15.55.de, benim 05327727720 numaralı cep telefonumu arayan ve TİB.de “485591344 ID numarası ile kayıtlı olan görüşmede, “Ben Ceyda ERTÜZÜN’ üm, kardeşim şu anda Ankara’da ” diyerek (kendisinin Ankara dışından aradığını dolaylı olarak belirterek) randevu isteyen kişinin, “Ceyda Ertüzün değil”, bizzat “Ayşegül Hüma Babuna” olduğu ortaya çıkmıştır.




  1. Ayşegül Hüma Babuna’nın beni, “Ceyda Ertüzün” adı ile aradığı “05337235863” nolu telefon arama esnasında Ankara’da İzmir-1 Caddesinde (Kızılay) sinyal vermektedir.

.

  1. 1.6.2009 saat 15.15 de Ayşegül adıyla (Ayşegül Hüma Babuna) görüşülen kişi ile, 18.5.2009 saat 15.55 de “Ceyda Ertüzün olarak kendisini tanıtan” kişi aynı hanımdır. Ses frekansları, parmak izi gibidir. Herkesin ses frekans aralığı farklıdır ve bu ilmi olarak tanımlanabilir.




  1. Sekreterimle 3.6.2009 saat 15.10 da yapmış olduğum ve TİB. de “497527904” ID numarası ile kayıtlı olan görüşmede, açıkça Ayşegül Hüma Babuna ‘ya 2.6.2009 tarihinde cep telefonundan mesaj gönderdiğim, Onunda mesajı geç gördüğü için arayamadığı hususu yer almasına karşın, bu mesaj kayıtlarının, TİB ve emniyet tarafından ses kayıtlarından silindiği anlaşılmaktadır.

  1   2   3   4   5






    Ana sayfa


Şikayet Edilenler : 1- hasan erbil yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 2- mehmet Beşir GÜven

Indir 219.83 Kb.