bilgiz.org

Sayın Bakan, Sayın Başkan, Değerli Katılımcılar




Tarih29.06.2017
Büyüklüğü30.84 Kb.

Indir 30.84 Kb.


Mali Suçlar Araştırma Kurulu

Başkan Yardımcısı Hüseyin Karakum

Tarafından Yapılan Konuşma
Sayın Bakan, Sayın Başkan, Değerli Katılımcılar,
Öncelikle göstermiş olduğunuz misafirperverlikten dolayı teşekkür eder, bu toplantının faydalı olmasını dilerim.
Bir suçun işlenmesi suretiyle elde edilen malvarlığı değerleri “suç geliri” (proceeds of crime) veya “kara para” (dirty money) olarak adlandırılmaktadır.
Tüm ülke ceza kanunlarında suçtan elde edilen gelirlerin zabtedilmesi ve müsaderesi yönteminin uygulandığı görülmektedir (Ör: TCK 54,55). Suç gelirlerinin zapt ve müsaderesi yönteminin benimsenmesi, suçluları yasa dışı yollardan kazandıkları fonları kamu otoritelerinin bilgisi ve denetimi dışında tutma çabasına yöneltmiştir. Kirli para özellikle ekonomik sistem içinde değerlendirilerek kaynağından uzaklaştırılmaya, böylelikle yasalmış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır
Suçlular için suç gelirinin kaynağının gizlenmesi suretiyle bir taraftan suçtan uzaklaşılması, diğer taraftan suç gelirinin müsaderesinin önüne geçilerek yasal bir görüntü altında kolay bir şekilde kullanılabilir olması zorunlu bir ihtiyaçtır. Aklama, suçlular için zorunlu olan bu ihtiyacın ortaya çıkardığı bir üründür.
Aslında gerçek büyüklüğünü bilmenin imkansız olduğu aklamaya konu gelirlerin büyüklüğü ile ilgili olarak yapılan tahminler aklama faaliyetinin ulaştığı boyut konusunda fikir vermeye yardımcı olabilir. Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir tahmine göre bir yılda aklanan kara para miktarı 1,5 trilyon dolar civarındadır. IMF, kara para aklamanın boyutunun dünya milli gelirinin yüzde 2’si ila yüzde 5 arasında olduğunu açıklamıştır. Buna göre dünyada kara para aklamanın boyutunun yaklaşık 1 trilyon dolar ile 2.5 trilyon dolar arasında olduğunu söylenebilir.
Yasa dışı yollardan kazanılan gelirler ile suçluların ekonomik anlamda güçlenmeleri ve bu gelirlerin ülke ekonomilerini tehdit eder boyutlara gelmesi, suçluların hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılmaları şeklindeki klasik suçla mücadele anlayışının terk edilmesi sonucunu doğurmuştur.
Klasik yöntemlerle ve sadece ulusal düzeyde yapılan mücadeleler bu suçların önlenmesinde yeterli sonuçlar vermemiştir. Bunun üzerine uluslararası düzeyde etkin mücadele için bu suçlardan elde edilen gelirlerin yasal sisteme meşru bir gelir görüntüsü içinde sokulmasının önüne geçilmesi amacıyla aklama ile mücadele önlemleri gündeme gelmiştir.
Kara para aklamanın ekonomik etkilerine baktığımızda; uluslar arası piyasalarda fonlar, ülke riski, vergi avantajları ve yatırımın reel getirisi gibi faktörleri gözeterek hareket ederler ancak aklayıcılar ülke seçiminde kara paranın getireceği gelirden ziyade aklama saikiyle hareket ettiklerinden, ülke seçiminde ilgili ülkenin aklama ile mücadele denetimlerinin farklılığını gözetecek, aklama ile mücadele düzenlemelerinin bulunmadığı veya yetersiz olduğu, büyük miktarda nakdin dikkat çekmeyeceği nakit bazlı bir ekonomik sisteme sahip, banka ve müşteri sırrı ilkelerini katı bir şekilde uygulayan ülkeleri seçecektir.
Dünyada kara para aklama ile mücadele ilk olarak uyuşturucu kaynaklı suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine yönelik girişimler ile başlamıştır. Uyuşturucu az gelişmiş ekonomilerde üretilerek gelişmiş ekonomilerde pazar bulmaktadır.
Gerek uyuşturucu tüketimi dolayısıyla gerekse ülke ekonomilerini tehdit eder boyutlara ulaşan uyuşturucu kaynaklı gelirlerin gelişmiş ekonomilerde yer bulması dolayısıyla bu durumdan gelişmiş ekonomiler zarar görmüştür. Aklama ile mücadelenin uyuşturucu kaynaklı suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine yönelik girişimler ile başlaması ve gelişmiş ülkelerin bu çalışmalarda öncü olması bu nedenledir.
Aklama ile mücadele konusundaki ilk uluslar arası sözleşme 1988 tarihli Uyuşturucu ve Psikotrop Maddeler Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (Viyana Sözleşmesi) olmuştur. Bu sözleşme, uyuşturucu suçlarından elde edilen gelirlerin aklanmasını konu almaktadır.
Ulusal sınır tanımayan ve teknolojik gelişmelerden yararlanan organize suç örgütlerinin işlediği suçlar gün geçtikçe çeşitlenmiş, uyuşturucu ticaretinin yanı sıra insan ticareti, organ kaçakçılığı, gümrük kaçakçılığı, hayali ihracat, yolsuzluk ve diğer birçok suç organize suç örgütleri tarafından işlenmeye başlanmıştır.
Organize suç örgütlerinin işlediği suçlardaki bu çeşitlilik aklama ile mücadeleye de yansımış ve yalnız uyuşturucu suçlarından değil diğer örgütlü olarak işlenen ağır suçlardan elde edilen gelirlerin aklanması ile mücadele ön plana çıkmıştır.
Kara para aklama ve terörün finansmanı ile mücadele kapsamında en önemli uluslar arası kuruluş FATF’dir. FATF, kara para aklama ve terörün finansmanı ile mücadele kapsamında ulusal ve uluslar arası politika geliştiren ve uluslar arası standartlar oluşturmayı amaç edinmiş hükümetler arası bir kuruluştur.
G-7 Ülkeleri Devlet ve Hükümet Başkanlarının Paris Temmuz 1989 toplantısında uyuşturucu üretimi, ticareti ve tüketimi ile bu suçlardan elde edilen gelirlerin aklanması ile etkili mücadele için acil ve etkili adımların atılması ihtiyacı bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu ihtiyaca cevap olması amacıyla eylem gücü (task force) oluşturulmasına karar verilmiştir. FATF bu kararın neticesinde oluşturulmuştur. 1989 zirvesine katılan ABD, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve Avrupa Toplulukları Komisyonu dışında Avusturya, Avustralya, Belçika, Lüksemburg, Hollanda, İspanya, İsveç ve İsviçre de bu oluşuma katılmaya davet edilmişlerdir.
1990 yılında aklama ile mücadele için 40 tavsiye (Recommendation) hazırlanmıştır.
Aynı zamanda tüm OECD ve finansal merkez özelliğindeki ülkelerin bu oluşuma üye olabilecekleri yönünde mutabakata varılmıştır. Bu karar sonrasında içinde Turkiye’nin de bulunduğu diğer 8 OECD ülkesi ile Hong Kong ve Körfez İşbirliği Konseyi de üye listesine eklenmiştir. Türkiye’nin üyelik tarihi 24 Eylül 1991’dir.
Günümüzde FATF’ın üye sayısı Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği dahil 34’tür. Türkiye’nin üye olduğu dönemde FATF’a üye olmak için sadece Viyana Konvansiyonu’na imza koymuş olmak yeterli görülüyorken bugün yeni üye kabulünde ağır kriterlerin karşılanması gerekmektedir. Genişleme yerine FATF benzeri bölgesel organların (FATF Style Regional Bodies- FSRBs) oluşturulmasını teşvik etmektedir.
1990 yılında hazırlanan 40 tavsiye, daha sonra 1996 ve 2003 yıllarında aklama konusunda ortaya çıkan yeni gelişmeleri ve iyi uygulama örneklerini dikkate alarak revize edilmiştir.
Aklamayı önleme kapsamında öne çıkan tedbirler, müşterinin tanınması, kayıt tutulması ve kayıtların saklanması, şüpheli işlem bildirim yükümlülükleridir. 11 Eylül 2001 olayları öncesinde terörizmin finansmanı konusu FATF’ın gündeminde bulunmamakta idi. Ancak 11 Eylül saldırısı sonrasında 15 Avrupa Birliği üyesi ülke FATF’ın yetki alanının terörizmin finansmanını da kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısında bulunmuşlardır. Benzer şekilde G-7 Maliye Bakanları FATF’a terörün finansmanı konusunda özel tavsiyeler oluşturma çağrısında yapmıştır. Bunun üzerine 40 tavsiyeye ilaveten “Özel Tavsiye” (Special Recommendation) ilave edilmiştir. Bugün için özel tavsiye sayısı 9 olup tüm tavsiyeler için 40+9 tavsiye ifadesi kullanılmaktadır.
FATF, suç gelirlerin aklanması ve terörün finansmanı konusunda standart koyucu bir organ haline gelmiştir. Gerek FATF üyesi ülkeler gerekse FSRBs, IMF ve Dünya Bankası FATF tarafından hazırlanan 40+9 tavsiye ve metodolojiyi aklama ve terörün finansmanı ile mücadele konusunda temel referans ve değerlendirme aracı olarak dikkate almaktadırlar.

Bu çerçevede kara para aklama ve terörün finansmanı ile mücadele kapsamında FATF standartlarını uygulayan 175’in üzerinde ülke ile birlikte IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar bulunmaktadır. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de 1617 (Haziran 2005) sayılı kararı ile tüm üye ülkelerin kara para aklama ve terörün finansmanı konusunda en gelişmiş uluslararası standartlar olan 40+9 tavsiyelerinin tüm üye ülkeler tarafından uygulanmasını teşvik etmektedir.


FATF’ın belirlediği standartlar durağan ve zaman içinde değişmeyen standartlar olarak düşünülmemelidir. FATF ortalama 7 yılda bir belirlemiş olduğu tavsiyeleri yaşanan gelişmelere istinaden gözden geçirmekte ve gerekli değişiklikleri yapmaktadır. Bu çerçevede 1990 yılında yayımlanan standartlar 1996 ve 2003 yıllarında revize edilmiştir.
FATF tarafından hazırlanan standartlara ve bu standartların uygulanmasına ilişkin metodolojiye uyum konusunda etkili bir takip sistemi oluşturmuştur. FATF ve FSRBs üyesi ülkeler periyodik olarak karşılıklı değerlendirme adı verilen bir değerlendirmeye tabi tutulmakta, bu değerlendirme sonucu düzenlenen karşılıklı değerlendirme raporu yılda 3 kez yapılan FATF genel kurullarında görüşülerek kabul edilmektedir.
FATF değerlendirmelerinde ülkelerin AML/CFT rejimlerini bir bütün olarak değerlendirmektedir. Bu değerlendirmede üç husus bulunmaktadır.


  • Birincisi, ilgili ülkede yeterli bir yasal ve kurumsal yapının oluşturulmasıdır. Bu kapsamda; - kara para aklama ve terörün finansmanının suç haline getirilmesi- yükümlüler belirlenerek bunlara birtakım yükümlülükler getirilmesi -uygun bir kurumsal ve idari yapının kurulması- uluslararası işbirliğine imkan sağlayan yasal altyapı.

  • İkincisi, oluşturulan yapının etkili bir şekilde çalışabilmesi.

  • Üçüncüsü de genel olarak ülkenin belli yapısal özelliklere sahip olması gerekmektedir. Bu özelliklerin bulunmaması uygulamayı olumsuz olarak etkileyebilecektir. (Ör: Ülkede saydamlığın bulunması, AML/CFT ile mücadele konusunda ülkenin yetkili birimleri arasında işbirliği olması, gibi.)

Kara para aklama ve terörün finansmanı ile mücadele artık uluslararası bir görünüm arz etmektedir. Ülkelerin kendilerini dünyanın diğer tüm ülkelerinden soyutlayarak bu konuda eylemsiz kalmaları pek mümkün gözükmemektedir. FATF’in bu konuda diğer ülkeleri eylemde bulunmaya zorlayabilecek tavsiyeleri de bulunmaktadır. Bu konudaki en önemli tavsiye 21. tavsiye kararıdır.


FATF’in tavsiyelerinin tamamına yakını zaman içinde değişmiş olmasına karşın 21. tavsiyenin zaman içinde çok fazla değişiklik göstermediği görülmektedir.
Söz konusu tavsiye kararına göre;
FATF tavsiyelerini uygulamayan veya yetersiz olarak uygulayan ülkelerde yer alan gerçek ve tüzel kişilerle mali kuruluşlarla girilen iş ilişkilerinde özel dikkat gösterilmesi gerektiği belirtilmektedir.

Eğer ilgili ülke bu tutumuna devam ederse uygun karşı tedbirlerin alınması gerektiği belirtilmektedir. Bu tedbirler bağlamında, iş ilişkisinin sınırlanması hatta hiç kurulmaması da düşünülebilecektir.


Bu bağlamda halihazır günümüz ekonomik yapısı ve finansal piyasaların ulaştığı nokta düşünüldüğünde hiçbir ülkenin söz konusu tavsiyeleri uygulamama gibi bir seçeneği bulunmamaktadır. Bu durum ülkenin kendini tüm dünyadan soyutlaması anlamına gelmektedir ki hiçbir ülkenin bunu yapabilmesi mümkün değildir.
Söz konusu tavsiyenin uygulanacağı ülke üye ülke olabileceği gibi üye olmayan ülkeler de olabilmektedir. Örneğin üye ülkelerin yapılan değerlendirme sonucunda eksikliklerin tespit edilmesi durumunda takip sürecine girilmektedir. Eksikliğin giderilmemesi durumunda ülkelerin işbirliği yapmayan ülke kategorisinde değerlendirilmesi 21. tavsiye hükümlerine muhatap olması söz konusudur.
FATF veya FSRBs üyesi olmayan ülke veya bölgelerin aklama ve terörün finansmanı açısından risk unsuru teşkil etmesinin önüne geçmek amacıyla bu ülke ve bölgeler de yakından izlemektedir. Bunun için uluslararası işbirliği izleme grubu (International Cooperation Rewiev Group-ICRG) oluşturulmuştur.
İşbirliği yapmayan ülke veya bölgeler (Non-Cooperative Countries or Territories-NCCT) FATF tarafından NCCT listesine eklenerek ilan edilmekte ve bu ülke veya bölgeler aklama ve terörün finansmanı ile mücadele konusunda ilerleme kaydetmeye zorlanmaktadırlar.

Bu süreç 1999 yılında başlatılmış ve şu ana kadar 23 ülke bu listeye dahil edilmiştir. En son Myanmar ve Nijerya’nın bulunduğu NCCT listesinde şu an itibariyle herhangi bir ülke veya bölge yer almamaktadır.


Son dönemde FATF NCCT listesine almadan önce uluslararası finansal sistem açısından risk unsuru taşıyabilecek ülkelere yönelik duyurular yapabilmektedir. Bu kapsamda Şubat 2008 Genel Kurul’u sonrasında İran, Pakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Sao Tome and Principe ve KKTC ile ilgili bildiri yayımlanmıştır.
Sonuç olarak şunu ifade etmeliyiz ki; suç geliri ile mücadele durağan bir mücadele olmayıp süreklilik gösteren bir mücadeledir. Bu mücadelede istenen noktaya ulaşabilmek zaman alan bir çaba gerektirmektedir. Türkiye suç geliri ve terörün finansmanı konusunda belirli bir mesafe kat etmiş olup bu konuda KKTC’ye elinden gelen yardımı yapmaya hazırdır. Bu çerçevede, son dönemde MASAK ile MABEB arasında kurulan ilişkinin artarak devam edeceğini düşünüyorum.
Tekrar bu konferansın katılan herkese faydalı olmasını diliyorum.
Teşekkür ederim.










    Ana sayfa


Sayın Bakan, Sayın Başkan, Değerli Katılımcılar

Indir 30.84 Kb.