bilgiz.org

Satrancin çocuk eğİTİMİndeki rolü ve önemi

  • Önce düşün sonra oyna.
  • Plan yap.
  • Satranca Başlama Yaşı
  • Aşağıda ünlü oyuncular satranç öğrenme yaşları: Kaynaklar: Wikipedia, ChessVille
  • Dr. Olgun Kulaç



  • Tarih13.10.2017
    Büyüklüğü46.67 Kb.

    Indir 46.67 Kb.

    SATRANCIN ÇOCUK EĞİTİMİNDEKİ ROLÜ VE ÖNEMİ
    Her anne ve baba çocuğunun bedensel, zihinsel ve duygusal olarak gelişmesini ister. Bu

    nedenle pek çok anne baba çocuğunu sportif bir aktiviteye veya sosyal bir etkinliğe gönderir.

    Bunda amaç çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimi yanında, çevresini daha iyi tanıması, daha iyi

    iletişim kurması ve sosyal yönünü daha fazla geliştirmesidir. Sportif faaliyetler ve sosyal

    etkinlikler bunun bir aracıdır. Satranç sporunun da bu alanda farklı ve özel bir önemi vardır.

    Satranç sporunun bu konudaki yeri farklıdır. Bunun böyle olması da doğaldır. Çünkü

    satranç ile yaşam arasında hiçbir oyuna nasip olmayan bir benzerlik vardır. Diğer sporlar ile

    yaşam arasında da benzerlikler kurulmaya çalışılmış, bu konuda kitaplar hatta filmler de

    çekilmiştir. Ama hiç birinin yaşamla benzerliği satranç kadar olamamıştır. Çünkü satranç, pek

    çok spor gibi hayattan kopuk, yapay bir oyun olmayıp, bizzat hayatın gerçeklerinden esinlenerek

    ortaya çıkmış bir oyundur. Yaşamda var olan ve hep var olacak mücadelenin tahta üzerinde

    anlatımıdır. Amerika Birleşik Devletleri eski başkanlarından Benjamin Franklin “Satranç bir

    tür yaşam, yaşam bir tür satrançtır.” diyerek bu benzerliği dile getirmiş. Satranç milli

    takımımızın eski çalıştırıcısı Vasukov ise bu benzerliği “Büyük hayatın küçük bir modeli”

    olarak tanımlamıştır.

    Akla şu soru gelebilir. Satranç ile yaşam arasında benzerlik olmasının satranç

    oyuncularına, çocuklarımıza faydası nedir? Satrancın çocuk eğitiminde katkısının önemi burada

    yatmaktadır. Madem ki yaşam ile satranç arasında bu kadar benzerlik vardır; madem ki satranç

    hayatın küçük bir modelidir, bu modeli iyi kavramak, hayatı tanımaktır. O halde gerçek

    yaşamda uygulamak istediklerimiz için bu modelden yararlanabiliriz; öğrenmeyi öğretme aracı

    olarak kullanabiliriz.

    Çocuk eğitiminde satrancı bir araç olarak kullanıp, hayata yönelik mesajlarımızı satranç

    modeli üzerinden verebiliriz.

    Önce düşün sonra oyna.

    Bu satranç derslerinde öğrencilere yaptığımız bir uyarıdır. Ama bunun hayata dönük bir mesaj

    olabileceğini de bilmeliyiz.

    Piyonlar geri gitmez.

    Satranç dersinde verdiğimiz bir bilgi, ancak içinde hayata dönük pek çok mesajı sakladığını da

    bilmeliyiz.

    Zamanı iyi kullan.

    Satrançta sık kullandığımız diğer bir uyarı sadece satranç için değil hayatın her alanı için geçerli

    bir uyarı.

    Plan yap.

    Öğrencilere yaptığımız bu uyarıda hayata yönelik çok önemli mesaj var.

    Bunlara benzer şekilde :
    Durumu değerlendir.

    Kurallara uy.

    Rakibine karşı saygılı ol.
    Satranç derslerinde yapılan bu uyarılar sadece satranca yönelik değil içinde hayata

    dönük önemli mesajlar var. Biz bunu yapmasak bile bu mesaj oyunun yapısında zaten var.

    İstemesek te bu mesaj bir ölçüde alınacaktır. Ama öğretmenlerin derinlerde duran amaçları

    açığa çıkarmak, onları daha anlaşılır bir şekilde çocuklara sunmak, satrançtaki uyarıları hayata

    yansıtmak gibi görevleri vardır. Biz bunu yapmasak bile oyunun felsefesini kavramaya başlayan

    çocuk, satranç için değerli olanın hayat için de geçerli olacağını anlayacaktır.


    Bu konuda satranç öğretmenlerine de büyük görev düşmektedir. Satranç sadece bir oyun

    olarak düşünülmemeli, ardındaki düşünce birikimi, felsefesi uygun dozlarda çocuğa

    verilmelidir. Bu şekilde bu oyundan arzu ettiğimiz maksimum faydayı sağlamış oluruz. Satranç

    düzgün insan yetiştirmeye katkı sağlamayı amaçlıyorsa; satranç öğretmenleri bu uyarıları

    duyuşsal kazanımların sağlanmasının bir yolu olarak değerlendirilmesi gerekir.
    Çocuklarımıza iyiyi kötüyü, neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğini didaktik bir

    anlayış içinde öğretmeye çalıştığımızda bunun pek yarar sağlamadığı gibi, itici de geldiği bir

    gerçektir. Oysa satranç, oyun içinde yapılacak bir hamlenin oyunu nasıl şekillendireceğini,

    oluşan yeni durumun ne gibi sonuçlar doğurabileceğini bir neden-sonuç ilişkisi içinde ortaya

    koyar. Bunun sonucunda çocuk günlük hayatta yapacağı davranışların satrançta olduğu gibi bazı

    sonuçları olduğu gerçeğini kavrar. Onları çevrelerine karşı daha sorumlu olmaya yöneltir.


    Yaşamda da satranç oyununda da esas olan mücadeledir. Satranç bir mücadele

    yönetimidir; yönetim becerisidir; yönetim sanatıdır. Hatta bazen bir kriz yönetimidir. Satranç

    bizlere oyunda olduğu gibi yaşamda da kısa ve uzun vadeli hedeflerin olması gerektiğini, amacı

    olmayan oyunun da yaşamın da bir şey ifade etmeyeceğini anlatır. Hedefe ulaşmak için bir plan

    yapılması bu plan doğrultusunda eldeki olanakların en akılcı, en ekonomik kullanımını öğretir.

    Hedefe ulaşan yolda, gelebilecek tüm olumsuzluklara karşın tedbirli olmayı ayrıntılar

    hesaplansa bile yapılan tüm hamlelerin asıl amaca hizmet etmesi gerektiğini ortaya koyar.
    Çocuklarımıza anlatmamız gereken bir olgu da başarıdır. Başarı kavramını anlatmaya

    çalışırken yine satrançtan yararlanabiliriz. Başarı hemen herkesin ulaşmak istediği bir hedeftir.

    Çocuklar da başarıya hemen ve kolay yoldan ulaşmak isterler; oysa başarı insanlara sunulan bir

    lütuf değildir. Ardında azim, fedakarlık, sabır, planlı çalışma ve tüm bunların yapıldığı bir süreç

    vardır. Kısacası bir bedel vardır. Adeta bir bedel karşılığında alınmıştır. Başarının bedeli

    önceden ödenmiştir. Başarısızlığın bedeli ise sonradan ödenir. Başarısızlığı bazıları için cazip

    kılan da budur. Yaşamın cilveleri denebilen şansın, rastlantıların önemli etkilerine rağmen bedel

    ile başarı arasında doğru orantı olduğunu söylemek mümkündür. Bu satrançta da böyledir.


    Hiçbir oyun satrançta olduğu gibi başarıyı dünya ölçeğinde kıyaslamalı olarak rakamlarla ifade

    edemez. Çocuk çalışıp oyunculuğunu ilerlettikçe gerek ulusal(UKD) gerek uluslararası(ELO)

    kuvvet dereceleri artar. Çocuk bedelini ödediği sürece başarı merdivenlerine tırmandığını

    görecek ve tüm başarı öykülerinin ardında bir bedel olduğu gerçeğini öğrenecektir.


    Hayatın bir izdüşümü, bir simülasyonu olarak düşünülen satranç sporunun çocuk

    eğitiminde olumlu ve kalıcı etkileri olduğu yaygın kabul görmüştür. Dünya eski satranç

    şampiyonlarından Alekhin “Ben satranç sayesinde kendimi eğittim.” diyerek bunun önemini

    vurgulamıştır.


    Çocuklarımızın bir konu üzerinde konsantre olamamaları en fazla şikayet ettiğimiz

    sorunlardan biridir. Sanılanın aksine, çocukların dikkatlerini bir konu üzerinde toplamasıyla

    konsantrasyon artmaz. Konsantrasyonu sağlayan en önemli unsur motivasyondur. Çocuk

    gerçekten sevdiği, istediği şeylere karşı konsantre olur. Satranç bir oyun havası içinde çocuğu

    zorlamadan, kendi arzusuyla düşüncesini bir konu üzerinde yoğunlaştırmasını sağlar.

    Konsantrasyon öğrenilebilir bir özelliğe sahiptir. Satranç sayesinde konsantre olmayı öğrenen

    çocuk burada kazandığı bu özelliği diğer alanlara da taşır. Bu çocukların daha sonra derslerine

    ve diğer konulara konsantre olmaları daha kolay olur. Satranç oynayan çocuklarda dikkat

    dağılması sorununun önemli ölçüde azaldığı zamanla görülecektir.
    Satranç oyununda değişik varyantlar sonucunda oluşacak pek çok konum önce zihinde canlanır.

    Tahtada olmayan ama zihinde beliren bu konumlardan hangisinin daha iyi olacağına karar

    verildikten sonra bunu tahta üzerinde gerçekleştirmeye yönelik hamleler yapılır. Çocukların

    gerçekleştirmek istediklerini önceden zihinlerinde yaşatmaları onlarda yaratıcı düşüncenin

    filizlenmesine zemin hazırladığı gibi düşündüklerinin gerçekleştiğini görmek kendilerine olan

    güveni artırır.


    Bir satranç oyuncusunun oynadığı oyunu üzerinden bir süre geçmiş olsa bile, hiçbir yere

    bakmadan tahta üzerinde yeniden oynayabildiği, satranç oyuncularının sık sık şahit oldukları bir

    olaydır. Bu, yeni başlayan oyuncularda görülmeyen, oyun pratiğinin ilerlemesine paralel olarak

    gelişen bir özelliktir. Hafıza bilginin depo edilmesi ve gerektiği anda kullanılabilir hale

    getirilmesidir. Bilginin depo edilip gerektiğinde bilinç seviyesine çıkartılma mekanizması ne

    kadar iyi çalışıyorsa o denli güçlü hafızadan bahsedilebilir. Bilindiği gibi hafızanın pek çok dalı

    vardır. Satranç özellikle fotografik (konumsal) hafıza üzerine etkilidir.
    Oyuncunun onlarca hamleyi sırasıyla aklında tutabilmesi gelişmiş bir hafızanın sonucudur.

    Hafızayı artıran temel unsur belleği zorlamaktır. Satranç hafızayı sürekli zinde tutarak, unutma

    problemini önemli ölçüde azaltır. Gelişmiş bir hafızanın sadece satranç oyunu ile sınırlı

    kalmayıp, diğer alanlarda da etkisini göstereceğini söylemek mümkündür.


    Satrancın çocuklarımıza kazandırdığı önemli bir özellikte zamanı kullanma becerisidir.

    Modern insanın tanımının zamanı ve mekanı en iyi kullanan insan olarak yapıldığı bir dünyada

    çocuklarımıza öğretmek zorunda olduğumuz diğer bir kavram da zamandır. Yaşamın hızlanması

    zamanın önemini artırmıştır. Yaşamın daha da hızlanacağını düşünürsek gelecekte zaman

    kavramının öneminin daha da artacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zaman sadece bir kavram

    olmanın ötesinde, artık pek çok kavramın da belirleyicisidir. Doğru bile ancak kendi zamanında

    yapılırsa doğrudur.
    Satranç zamana karşı oynanan bir sürat oyunu değildir. Ama belirli bir zaman dilimi

    içinde oynanması gereken bir düşünce sporudur. Dolayısıyla sadece hızlı oynamak ya da sadece

    doğru oynamak yeterli değildir. Esas olan her ikisini de birlikte yapabilmektir. Yani doğru kararı

    belirli süre içinde verebilmektir. Hayatın da bizden istediği budur.


    Günlük yaşamın pek çok anında zamanın baskısı vardır. Yapılan hataların önemli bir nedeni

    zamanın üzerimize yaptığı baskının oluşturduğu gerilimden kaynaklanmaktadır. Okula geç

    kalan çocuk zaman baskısıyla gerilim altındadır. Böyle bir çocuk hata yapma eğilimindedir.

    Derslerini zamanında yetiştiremeyen çocuk huzursuzdur. Çevresine karşı kırıcıdır. Satranç

    zamanın önemini en iyi vurgulayan ve zamanı kullanma becerisini artıran bir oyundur.
    Çocukların ilk defa saat kullanarak oynadıkları oyunlar ilginçtir. Örneğin, çocuğun bir

    saat vakti olmasına rağmen zaman baskısı ile panik içinde hızlı ve yanlış hamleler yaptığı

    gözlenir. Aynı çocuk saatle oynamaya alışırsa bir süre sonra bir dakikası kaldığı halde sakince

    doğru hamleleri bulup oynayan biri haline gelir. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi çocuğun

    zamanı daha iyi algılaması diğeri ise kendi yeteneklerini keşfetmesidir. Çocuk kendi

    kapasitesini tanıdıkça belli bir süre içinde neleri yapıp neleri yapamayacağını bilir. Örneğin

    tahtaya şah kaleye karşı, şah konumunu dizin ve 30 saniye süre verin. Çocuğun sakin bir

    şekilde verilen süre içinde matı gerçekleştirdiği görülecektir. Çünkü çocuk bu matı yapmayı

    bildiği gibi sürenin de yeterli olacağını bilmektedir. Bir saat süresi olmasına karşılık panik

    içinde hatalı oynayan çocuk bir dakika kalmasına rağmen sakin ve doğru oynayan çocuk haline

    dönüşmüştür. Başka hiçbir oyunda bu kazanımı görmek olası değildir. Zamanı kullanma becerisi

    arttıkça insanın biyolojik saati ile zamanın periyodları daha fazla örtüşür. Dolayısıyla biyolojik

    saatin gerçek zamandan daha hızlı olduğu tez canlılık ve biyolojik saatin daha yavaş kaldığı

    ağırkanlılık ve bunun sonucunda ortaya çıkan panik ataklara pek rastlanmaz.


    Satranç, çocuklarımızı daha iyi tanımamızın da bir aracı olabilir. Pek çok anne baba

    satranç sayesinde çocuklarını daha iyi tanıdıklarını, onların bilinmeyen özelliklerini

    keşfettiklerini belirtmişlerdir.
    Satranç bir beyin sporu olması nedeniyle, satranç oyuncusu kişiliğini oluşturan pek çok

    özelliğini satranç tahtasına yansıtır. Bu nedenle kişiliğini bildiğimiz birinin oyun anlayışı

    hakkında bazı ipuçları elde etmek mümkündür. Bunun tersi de doğrudur. Oyun anlayışına

    bakarak kişilik yapısı hakkında bazı ipuçları elde edebiliriz.


    Kişilik olarak temkinli, kuşkucu, risk almaktan kaçınan, düzenli kurallara aşırı bağlı

    çocuklarla; atak, risk almaktan çekinmeyen çocukların bu özelliklerini oyunlarında da görmek

    olasıdır. Sadece oyun anlayışları değil, oynayış biçimleri de onların kişilikleri hakkında bilgi

    verir. Kendinden emin bir çocuğun taşı hareket ettirmesi ile şüpheci bir çocuğun taşı oynatması

    farklıdır.
    Onlar çocuklarımız bile olsa acaba yeterince tanıyor muyuz? Çocuklarımızın standart

    tepkilerini belki çok iyi biliyor olabiliriz. Ama önemli olan duygularını en üst seviyede yaşayan

    çocuğun tepkilerinin ne olduğudur. Sevincini, mutluluğunu, kızgınlığını, öfkesini yaşayan

    çocuğumuzun tepkisini biliyor muyuz? Böyle anlarda çocuğumuzu tanımakta zorlandığımız

    oluyor mu? Çocuklarımızın normal koşullarda nasıl davrandıklarından daha önemlisi zor

    anlarda neler yaptığıdır.


    Çocuklarımızın psikolojik sorunlar yaşamasında, istenmeyen alışkanlıklara

    kapılmasında, suça eğilimli olmasında en önemli etkenin onların içine düştükleri ruhsal boşluk

    olduğu bilinmektedir. Ruhsal boşluk içinde bulunan bir insanda umutsuzluk, karamsarlık,

    değersizlik, yalnızlık, kural tanımamazlık gibi duygu ve düşünceler egemendir. Bu tür olumsuz

    duygu ve düşünceler içindeki bir çocuğun bu boşluğu doldurmak amacıyla toplum tarafından

    pek kabul görmeyen davranışlarda bulunması ve bağımlılık yapan maddelerden yardım

    beklemesi sık rastlanan sosyal bir sorundur.
    Çocuklarımızın ruhsal gelişimine ne kadar özen göstersek de, ne kadar ruhsal

    dünyalarını doldurduğumuzu sanıyor olsak da zaman zaman ruhsal boşluğa düştüklerine tanık

    olmaktayız.
    Satranç insanların ruhsal dünyasında oluşan boşlukları doldurabilecek eşsiz bir oyundur.

    Çünkü tek başına bile çalışılabilen, problemleri çözülebilen, analizleri yapılabilen,

    monotonluktan uzak, içinde pek çok güzelliği barındıran ve hayranlık ve saygı duygusu

    uyandıran bir oyundur.

    Çocuklarımızın zaman zaman yaşadıkları yalnızlıklarını paylaşabilecekleri iyi bir arkadaştır. Satranç çocuklarımızı suçtan, suç ortamından uzak tutar. Onlar için güvenilir, hayata bağlayıcı sıcak bir ortam sunar. Pek çok anne baba satranç sayesinde rahat uyuyabildiklerini ifade etmişlerdir.
    Satranç bilgisinin ötesinde, satranç kültürü yaşama zenginlik kattığı gibi sorunları çözme

    becerisini de artırır. Günlük yaşamda karşılaşılan sorunları çözmekle satranç tahtasındaki

    sorunları çözmek arasında en azından metot açısından bir benzerlik vardır.
    Satranç tahtasında öyle konumlar olabilir ki yapılacak bir hamle, oyunun kaderini değiştirebilir. Hayatta da öyle anlar olabilir ki atılacak bir adım yaşamı değiştirebilir. Tahtada da yaşamda da başarı, bir plan doğrultusunda hareket edip uygun zamanda etkili bir atakla sonuca gitmektir.
    Satranç ile yaşam arasında bire bir ilişki kurup, satrançta başarılı olmak yaşamda da

    başarılı olmak anlamı çıkarılmamalıdır. Satranç başarının yöntemini öğreten, analitik düşünme

    yetisini kazandıran öğrenmenin öğretilmesini sağlayan bir oyundur.
    Günümüzün yaşam felsefesinde spor, kaliteli yaşamın bir parçası ve en yararlı sosyal

    etkinliktir. Çocuğun hayatı kavramasında dengeli ve sağlıklı gelişimi için son derece önemlidir.

    Entelektüel bir uğraş olan satranç sayesinde çocuğun çevresini tanıması ve iletişim kurması daha

    kolaylaşır. Ayrıca çocuğun duygusal olarak daha iyi gelişmesine yardımcı olur.


    Bu güne kadar çocuğu satranç oynadığı için pişman olan hiçbir anne babaya rastlamadım.

    Ama çocuğu satranç oynadığı için mutluluk duyan pek çok anne babayla karşılaştım. Satranç

    dünyasında beni en rahatsız eden olay aileler arasındaki çekişmenin çocuklara yansımasıdır.
    Başarıyı sadece sayılarla ifade etme, başarıyı sadece derecelerle ölçme alışkanlığı,

    insanoğlunun kendini yanlış koşullandırmasının bir sonucudur. Oysa satranç iyi bir tercihtir. Bu

    tercihi yapıp satranç oynayan her çocuk başarılıdır. Tüm bunlar göz önüne alındığında

    satrancın çocuklarımız için son derece yararlı bir aktivite olduğunu söyleyebiliriz.


    Satranca Başlama Yaşı :

    Satranç her yaştaki oyuncunun oynayabileceği bir oyun olduğu gibi her yaşta da

    öğrenilebilen bir oyundur. Ancak çocukların zihinsel gelişimi düşünüldüğünde, satranca erken

    yaşlarda başlamanın önemi açıktır.


    Küçük çocuklarda öğrenme yetisi en az büyükler kadardır. Bu nedenle satranç çocuklara

    kolayca öğretilebilir. Bilimsel çalışmalar çocuklarda yetenek gelişiminin 2 ile 6 yaşlar arasında

    daha hızlı olduğunu ortaya koymaktadır. Öğrenmenin öğrenilmesi çocuğun o yaşlarda alacağı

    eğitimle ilgilidir Yani bir çocuğun bir sanat veya bir spor dalına olan yatkınlığı bu dönemde

    alacağı eğitimle ilgilidir. Bir spora yatkınlığın gelecekteki başarı için önemi göz önünde

    bulundurulduğunda, satranca başlama yaşının 4 ile 6 yaş arasında olması gerektiğini

    söyleyebiliriz.
    Burada amaç, satranç figürlerinin ve satranç temasının çocuk gözündeki cazibesinden de

    yararlanarak, çocuğu satranç ile tanıştırmaktır. Oyun anlayışı içinde başlayan eğitim, verilenler

    alındıkça, yenilerinin verilmesiyle devam eder. Ancak hiçbir zaman çocukta aşırı yükten bir

    bezginlik veya aynı şeylerin tekrarından dolayı bir bıkkınlık oluşturmamalı, dersler her zaman

    monotonluktan uzak, heyecan verici bir tempoda sürdürülmelidir.
    Aşağıda ünlü oyuncular satranç öğrenme yaşları: Kaynaklar: Wikipedia, ChessVille
    Alekhine 7 yaşındayken ağabeyinden öğrendi.

    Anand 6 yaşında annesinden öğrendi.

    Adolf Anderssen 9 yaşında babasından öğrendi.

    Blackburne satranç öğrendiğinde 19 yaşındaydı.

    Humphrey Bogart 13 de satranç öğrendi.

    Boleslavsky 9 yaşında satranç öğrendi.

    Botvinnik 12 yaşında öğrendi.

    Capablanca 4 yaşındayken babasının arkadaşlarına karşı satranç oyunlarını izleyerek

    satranç öğrendi.

    Mihail Chigorin 16 yaşında Rusya'da bir okulda öğretmeninden öğrendi.

    Max Euwe 9 yaşındayken ailesinden öğrendi.

    Larry Evans 12 yaşında kardeşleri ve babasından öğrendi.

    Reuben Fine 8 yaşında satranç öğrendi.

    Bobby Fischer 8 yaşında satranç öğrendi.

    Nona Gaprindashvili 5 yaşındayken ağabeyinden öğrendi.

    Gligoriç 12 yaşında anne ve babasından öğrendi.

    Karpov 4 yaşında satranç öğrendi.

    Kasparov 5 yaşında babasından öğrendi.

    Paul Keres 4 yaşındayken, ailesinden öğrendi.

    Bent Larsen 6 yaşında ailesinden öğrendi.

    Edward Lasker 6 yaşında babasından öğrendi.

    Emanuel Lasker yaş 11 olarak abisinden öğrendi.

    Frank Marshall 10 yaşında babasından satranç öğrendi.

    Paul Morphy 8 yaşındayken babasından öğrendi.

    Nimzovich 8 yaşında satranç öğrendi.

    Louis Paulsen 5 yaşında babasından öğrendi.

    Petrosian onun ebeveynden 8 yaşındayken satranç öğrendi.

    Philidor 10 yaşında müzisyen arkadaşlarından öğrendi.

    Pillsbury 15 yaşında öğrendi.

    Susan Polgár 4 yaşındayken anne ve babasından satranç öğrendi.

    Reshevesky 4 de satranç oynadı ve 5 yaşında simultane verdi.

    SmysIov 6 yaşındayken babasından satranç öğrendi,

    Spassky 5 yaşında satranç öğrendi.

    Steinitz 12 yaşında arkadaşlarından satranç öğrendi.

    Mikhail Tal 8 yaşında öğrendi.

    Tarrasch 15 yaşında bir satranç kitaplarından satranç öğrendi.



    Topalov 9 yaşında öğrendi.
    Dr. Olgun Kulaç






        Ana sayfa


    Satrancin çocuk eğİTİMİndeki rolü ve önemi

    Indir 46.67 Kb.