bilgiz.org

Macbeth Shakespeare




Sayfa1/4
Tarih03.07.2017
Büyüklüğü277.59 Kb.

Indir 277.59 Kb.
  1   2   3   4



İ.T.Ü. Edebiyat

Macbeth - Shakespeare

----------------------
DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 51
MACBETH
Bu kitabın hazırlanmasında MACBETH'in MEB İngiliz Klasikleri dizisinde yayınlanan ikinci baskısı temel alınmış ve çeviri dili günümüz Türkçesine uyarlanmıştır.
Yayına hazırlayan : Egemen Berköz

Dizgi : Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

Baskı : Çağdaş Matbaacılık Yayıncılık Ltd. Şti.

Haziran 1999




SHAKESPEARE


MACBETH


İngilizce'den çeviren:

Orhan BURİAN

Not: Satır sonlarında görülen ** işaretleri orada düzeltmeler yapıldığı anlamına gelir. Kimi İngilizce deyimlerin de Türkçe karşılığı * ile sahne sonlarında belirtilmiştir. (İTÜ Edebiyat)
Hümanizma ruhunu anlama ve duymada ilk aşama, insan varlığının en somut anlatımı olan sanat yapıtlarının benimsenmesidir. Sanat dalları içinde edebiyat, bu anlatımın düşünce öğeleri en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir ulusun, diğer ulusların edebiyatlarını kendi dilinde, daha doğrusu kendi düşüncesinde yinelemesi; zekâ ve anlama gücünü o yapıtlar oranında artırması, canlandırması ve yeniden yaratması demektir. İşte çeviri etkinliğini, biz, bu bakımdan önemli ve uygarlık davamız için etkili saymaktayız. Zekâsının her yüzünü bu türlü yapıtların her türlüsüne döndürebilmiş uluslarda düşüncenin en silinmez aracı olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyatın, bütün kitlenin ruhuna kadar işleyen ve sinen bir etkisi vardır. Bu etkinin birey ve toplum üzerinde aynı olması, zamanda ve mekânda bütün sınırları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Hangi ulusun kitaplığı bu yönde zenginse o ulus, uygarlık dünyasında daha yüksek bir düşünce düzeyinde demektir. Bu bakımdan çeviri etkinliğini sistemli ve dikkatli bir biçimde yönetmek, onun genişlemesine, ilerlemesine hizmet etmektir. Bu yolda bilgi ve emeklerini esirgemeyen Türk aydınlarıa şükran duyuyorum. Onların çabalarıyla beş yıl içinde, hiç değilse, devlet eliyle yüz ciltlik, özel girişimlerin çabası ve yine devletin yardımıyla, onun dört beş katı büyük olmak üzere zengin bir çeviri kitaplığımız olacaktır. Özellikle Türk dilinin bu emeklerden elde edeceği büyük yararı düşünüp de şimdiden çeviri etkinliğine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir Türk okurunun elinde değildir.

23 Haziran 1941.

Milli Eğitim Bakanı

Hasan Âli Yücel

SUNUŞ
Cumhuriyet'le başlayan Türk Aydınlanma Devrimi'nde, dünya klasiklerinin Hasan Âli Yücel öncülüğünde dilimize çevrilmesinin, kuşkusuz önemli payı vardır.

Cumhuriyet gazetesi olarak, Cumhuriyetimizin 75. yılında, bu etkinliği yineleyerek, Türk okuruna bir "Aydınlanma Kitaplığı'' kazandırmak istedik.

Bu çerçevede, 1940'lı yıllardan başlayarak Milli Eğitim Bakanlığı'nca yayınlanan dünya klasiklerini okurlarımıza sunmaya başladık.

Büyük ilgi gören bu etkinliği Milli Eğitim Bakanlığı'nca yayınlanmamış -ancak Aydınlanma Devrimi yarıda kalmasaydı yayınlanacağına kesinlikle inandığımız- dünya klasiklerini de katarak sürdürüyoruz.


Cumhuriyet

MACBETH

KİŞİLER

DUNCAN İskoçya Kralı

MALCOLM, DONALBAIN Oğulları

MACBETH, BANQUO Kral ordusunun komutanları

MACDUFF, LENOX, ROSSE, MENTETH, ANGUS,

CATHNESS İskoçya Soyluları

FLEANCE Banquo'nun oğlu

SIWARD Northumberland beyi, İngiliz ordusunun

komutanı.

GENÇ SIWARD Oğlu

SETON Macbeth'in zırh taşıyıcısı

ÇOCUK Macduff'un oğlu

BİR İNGİLİZ HEKİMİ

BİR ASKER

BİR KAPICI

BİR YAŞLI

LADY MACBETH

LADY MACDUFF

BİR NEDİME Lady Macbeth'in hizmetinde.

HECATE ve ÜÇ CADI

Soylu kişiler, beyler, askerler, katiller, hizmetliler, haberciler, Banquo'nun hayaleti ve daha başka hayaletler.



Sahne: Dördüncü perdenin sonu İngiltere'de; oyunun

geri kalan bölümü İskoçya'da geçer.


BİRİNCİ PERDE

SAHNE I
Açıklık bir yer.
Gök gürler, şimşek çakar. Üç cadı sahneye girer.
BİRİNCİ CADI - Üçümüz bir daha ne zaman buluşalım? Gökler gürler, şimşekler çakarken mi? Yoksa yağmurlar yağarken mi?

İKİNCİ CADI - Karışıklık sona erdiği zaman; çarpışma yitirildiği ya da kazanıldığı zaman.

ÜÇÜNCÜ CADI - Bu iş, gün batmadan belli olur.

BİRİNCİ CADI - Yer neresi olsun?

İKİNCİ CADI - Şu fundalık başı.

ÜÇÜNCÜ CADI - Orada Macbeth'i de görecektik zaten.

BİRİNCİ CADI - Karakedi, geliyorum.

İKİNCİ CADI – Kara Kurbağa* çağırıyor. **

BİRİNCİ CADI – Derhal (geliyoruz). **

HEPSİ - İyi kötüdür, kötü de iyi. Uçalım sisli havada, puslu havada.

(Sisin içerisinde yok olurlar...) **


*igrenç kimse

SAHNE II

Fores yakınlarında bir ordugâh.

İçeriden davullar çalar. Kral Duncan, Malcolm, Donalbain, Lenox ve hizmetliler girer; yaralı bir subayla karşılaşırlar.


DUNCAN - Kan içindeki bu adam kim? Ayaklanmayla ilgili en yeni haberleri verebilecek gibi gözüküyor.
MALCOLM - Benim tutsak düşmemem için yiğitçe çarpışan çavuş bu. Merhaba yiğit arkadaş! Sen bıraktığın sırada dövüş nasıl gidiyordu, anlat krala.
SUBAY - Ne olacağı belli değildi. Sarılıp, birbirinin kımıldamasını önleyen, iki bitkin yüzücü gibiydiler. Acımasız Macdonwald, tam isyancı olacak bir adam, dünyada ne kadar kötülük varsa hepsi onda, batı adalarından yaya atlı pek çok asker toplamış. Talih de, asinin kahpesiymiş gibi davranıp, onun ilençlenesi kavgasına güler yüz gösteriyordu. Ama bütün bunlar yetmedi. Çünkü kahraman Macbeth, bu niteleme onun hakkıdır doğrusu, talihe aldırmadı; O, yiğitliğin gözdesi, adam öldürmekten kan tüten kılıcını çevreye savurarak yolunu açtı, o köle herifle yüz yüze gelinceye kadar. Karşılaşınca da selamlaşmaya fırsat bırakmadan onu göbeğinden çenesine kadar ikiye ayırdı. Sonra da kafasını mazgallarımızın üzerine dikti.
DUNCAN - Ah yiğit kardeşim benim! Değerli adamdır o!

SUBAY - Güneşin ilk ışıklarının geldiği yerden, korkunç fırtınalar, gök gürültüleri geldiği gibi huzurun da geleceği umulurken büyük bir huzursuzluk taştı bu kaynaktan. Dinle, İskoçya hükümdarı, dinle; yiğitlikle bezenmiş haklılığımız karşısında, İrlandalı piyadeler henüz tabana kuvvet kaçışmışlardı ki Norveç Kralı durumun kendisi için elverişli olduğunu görerek, elinde yepyeni silahlar, arkasında taze güçlerle yeniden saldırıya geçti.
DUNCAN - Bu, bizim komutanlarımız Macbeth'le Banquo'yu ürkütmedi mi?
SUBAY - Evet; serçelerin kartalları, tavşanın aslanı ürküttüğü kadar. Her şeyi olduğu gibi söylemem gerekirse, onlar üst üste çift gülleyle doldurulmuş toplar gibiydiler. Düşmana darbe üstüne darbe, darbe üstüne darbe indirdiler. Bütün bunlar yaralılardan akan kanda yıkanmak, ya da tarihe bir ikinci Golgotha (1) geçirmek için değilse ne içindi bilmiyorum... Ama yaralandım, yaralarım yardım diye bağırıyor.
DUNCAN - Yaraların gibi sözlerin de sana uygun: her ikisinde de onur tadı var... Gidin ona cerrah bulun.

(Subay hizmetlinin yardımıyla çıkar. Rosse girer.)

Bu gelen kim?

MALCOLM - Değerli Rosse Beyi.

LENOX - Gözlerinden telaş okunuyor! Duyulmadık haberler verecek bir insan gibi bakıyor.



ROSSE - Tanrı hükümdarımızı korusun!

DUNCAN - Nereden geliyorsun değerli soylu?

ROSSE - Fife'tan, ulu hükümdarım, Norveç bayraklarının gökle alay ettiği, dalgalana dalgalana halkımızı üşüttüğü yerden. Norveç Kralı, hain Cawdor beyinden de yardım alarak, pek büyük sayıda askerle belalı bir savaşa girişti. Ama sonunda Tanrıça Bellona'nın sevgili Macbeth'i, silahlarını kuşanarak, onunla boy ölçüşmeye hazırlandı. Güce karşı güç, silaha karşı silah, düşmanın hızını kesti. Kısacası zafer bize düştü.

DUNCAN - Ne büyük mutluluk!

ROSSE - Öyle ki, artık Norveç Kralı Sweno barış isteğinde. Ama biz, Saint Colm Adası'nda on bin taler almadan ölülerini gömmelerine izin vermedik.

DUNCAN - Cawdor Beyi denen o hain bir daha bizi aldatamayacak. Gidin, hemen öldürülmesini söyleyin; onun unvanıyla da Macbeth'i selamlayın.

ROSSE - Buyruğunuzu yerine getiririm.

DUNCAN - Onun yitirdiğini soylu Macbeth kazandı.

(Çıkarlar.)




SAHNE III

Fundalık.

Gök gürler. Üç cadı girer.

BİRİNCİ CADI - Neredeydin kardeş?

İKİNCİ CADI - Domuz öldürüyordum.

ÜÇÜNCÜ CADI - Ya sen kardeş?

BİRİNCİ CADI - Bir gemici karısının kucağında kestaneler vardı, ağzını şapırdata şapırdata yiyip duruyordu. "Bana da ver" dedim. Çöplük yosması, "Hadi oradan cadı!" diye haykırdı. Kocası Kaplan gemisinin süvarisi, Halep'e gitmiş; ama ben de bir eleğe binip arkasından gideceğim. Hem de kuyruksuz fareler gibi. Yapacağım bu işi, yapacağım da yapacağım.

İKİNCİ CADI - Sana bir rüzgâr vereyim.

BİRİNCİ CADI - Sağ olasın.

ÜÇÜNCÜ CADI - Ben de bir tane daha.

BİRİNCİ CADI - Başka ne gerekirse hepsi bende var; estikleri bütün limanlar, gemici haritasında raslanan bütün yönler. Onu saman gibi kupkuru kurutacağım. İnik göz kapaklarına uyku, ne gece girecek, ne gündüz. Yaşamını ilençlenmiş insanlar gibi geçirecek. Dokuz kez dokuz hafta geçerken o süzülecek, eriyip canı çekilecek. Gemisi batmasa bile fırtınadan fırtınaya düşecek. Bak, bende ne var!

İKİNCİ CADI - Göster bakayım, göster bakayım!

BİRİNCİ CADI - Ülkesine dönerken batan bir kaptanın baş parmağı.

(İçerden davul çalar.)



ÜÇÜNCÜ CADI - Davul çalıyor, davul! Macbeth geliyor.

HEPSİ - Yazgı kardeşler; el ele kara aşar, deniz aşar, böyle döner dolaşırlar. Üç kez senin için, üç kez benim için, bir üç daha, dokuz etmek için. Durun! Büyü tamam oldu!

(Macbeth ile Banquo girerler.)



MACBETH - Hem bu kadar iyi, hem de bu kadar kötü bir gün yaşamamıştım ben.

BANQUO - Fores'e ne kadar yol var! Bunlar da ne? Böyle kupkuru, üstleri başları acayip, dünyalılara hiç benzemiyorlar. Canlı mısınız? İnsan soru sorarsa yanıt verebilir misiniz? Her birinizin param parça olmuş parmağını kurumuş dudağına götürdüğüne bakılırsa söylediklerimi anlamışa benziyorsunuz. Kadın olsanız gerek. Ama sakallı kadın da olmaz ki.

MACBETH - Konuşabiliyorsanız söyleyin, nesiniz siz?

BİRİNCİ CADI - Selam Macbeth! Selam sana, Glamis Beyi!

İKİNCİ CADI - Selam Macbeth! Selam sana, Cawdor Beyi!

ÜÇÜNCÜ CADI - Selam Macbeth! Selam geleceğin hükümdarı!

BANQUO - Sevgili efendim, neden irkiliyor, kulağa bu kadar hoş gelen şeylerden ürkmüş gözüküyorsunuz? Söyler misiniz, sizler hayalet misiniz, yoksa gerçek mi? Soylu arkadaşımı durumuna uygun bir onurla, sonra soylu bir kısmetin ve bir de hükümdarlık umudunun müjdesiyle selamlıyorsunuz: öyle ki bunlarla kendinden geçmiş gibi. Bana bir şey söylediğiniz yok. Eğer zamanın tohumlarını seçmek, hangi tanenin büyüyüp hangisinin büyümeyeceğini haber vermek gücündeyseniz, bana da bir şeyler söyleyin; bilin ki ben, ne lütuflarınızı dilenir, ne de nefretinizden korkarım.

BİRİNCİ CADI - Selam!

İKİNCİ CADI - Selam!

ÜÇÜNCÜ CADI - Selam!

BİRİNCİ CADI - Hem Macbeth kadar değil, hem Macbeth'ten üstün.

İKİNCİ CADI - Hem onun kadar mutlu değil, hem ondan daha mutlu.

ÜÇÜNCÜ CADI - Sen hükümdar olmayacaksın, ama soyundan hükümdarlar gelecek. Selam ikinize de, Macbeth ve Banquo!

BİRİNCİ CADI - Banquo ve Macbeth, selam!

MACBETH - Durun, yarım yamalak konuşanlar sizi! Biraz daha konuşun, Sinel'in ölümüyle Glamis Beyi olduğumu biliyorum. Ama Cawdor nasıl olurum? Cawdor Beyi yaşıyor, kaygı duyulacak bir durumu da yok. Kral olmak da Cawdor olmak gibi inanılacak bir şey değil. Söyleyin, insanı şaşkına çeviren bu bilgileri nereden edindiniz? Bu kavruk fundalıkta kehanete kaçan selamlarınızla neden yolumuzu kestiniz? Söyleyin, emrediyorum!

(Cadılar kaybolur.)



BANQUO - Su gibi toprağın da kabarcıkları oluyor. Bunlar da o kabarcıklardan. Nereye yitip gittiler acaba?

MACBETH - Havaya; cisim gibi dururken, soluk gibi rüzgârda dağıldılar. Keşke biraz daha dursaydılar!

BANQUO - Sözünü ettiğimiz şeyler burada gerçekten var mıydı, yoksa insanın aklını başından alan deliotu mu yedik?

MACBETH - Çocuklarınız kral olacakmış.

BANQUO - Siz de kral olacakmışsınız.

MACBETH - Cawdor Beyi de; öyle demediler mi?

BANQUO - Öyle dediler, hem de aynı sözcüklerle. Kim bu gelen?

(Rosse'la Angus girer.)



ROSSE - Başardığın işin haberi kralı çok sevindirdi Macbeth. Asilerle çarpışmak için atıldığın tehlikeleri öğrenince, düştüğü şaşkınlık ve duyduğu hayranlık birbiriyle yarış etti. Sana hayran mı kalsın, yoksa yaptıklarına şaşsın mı kestiremez oldu. Dili tutuldu. Sonra, o savaş günü olup bitenleri gözünde canlandırmaya çalıştı: Seni, yenilmezliğiyle anılan Norveçlilerin içine dalmış, geride korkunç ölüm görünümleri bırakarak, korkusuzca yürürken gördü. Haberciler dolu gibi birbiri ardından yağıyordu. Her biri ona, krallığın büyük savunmasında senin ne değerli hizmetler gördüğünü uzun uzun anlatıyordu.

ANGUS - Devletli efendimiz bizi, sana teşekkürlerini bildirmek için gönderdi. Seni sadece onun huzuruna götürmekle görevliyiz, ödüllendirmeye değil.

ROSSE - Yalnız, daha büyük bir onura işaret olmak üzere, benim seni, onun adına, Cawdor Beyi diye selamlamamı istedi. Bu yeni unvanla seni selamlarım, çünkü bu unvan artık senin oldu.

BANQUO - Ne! Şeytanın söyledikleri doğru mu çıkıyor yoksa?

MACBETH - Cawdor Beyi sağ; ne diye bana eğreti giysiler giydiriyorsunuz.

ANGUS - Evet, eskiden Cawdor Beyi olan o adam hâlâ sağ; ama başını kaybedecek kadar ağır bir suç altında. Norveçlilerle birlik mi oldu, yoksa gizli gizli yardım ederek asileri mi güçlendirdi, ya da her iki yoldan da ülkenin yok olmasına mı çalıştı, bilmiyorum. Fakat hem itirafla, hem de kanıtla ortaya çıkan vatan hainliği onu yere vurdu.

MACBETH - (Kendi kendine.) Glamis, sonra Cawdor Beyi; en büyüğü en arkada.(Angus'a döner.) Zahmetlerinize teşekkür ederim. (Banquo'ya yavaşca.) Çocuklarınızın bir gün kral olacağını ummuyor musunuz? Bana Cawdor Beyliği'ni bağışlayanlar sizin için de bu sözü verdiler...

BANQUO - Bunlara sonuna kadar inanırsanız, Cawdor Beyliği'yle yetinmez, hükümdarlık ateşiyle de yanarsınız. Ama gariptir: Çok kez, başımızı belaya sokacak işler yapmamız için şeytan doğru bilgiler verip önemsiz şeylerle bizi elde eder. Sonra da en önemli yerde bize ihanet eder. (Rosse ile Angus'a.) Arkadaşlar rica ederim gelir misiniz, söyleyeceklerim var.

MACBETH- (Kendi kendine.) Hükümdarlığa giden yolun mutlu başlangıcı olarak bana iki gerçek söylendi. (Rosse ile Angus'a) Teşekkür ederim beyler! (Kendi kendine.) Bu olağanüstü haber kötü olamaz, iyi de olamaz; kötü olsa, ne diye daha başlangıçta doğru çıkarak bana başarının tadını tattırsın? İşte Cawdor Beyi oldum. İyi olsa, niçin aklıma gelen korkunç şeyler saçlarımı diken diken ediyor? Korkunç düşünceler insanın karşısında duran korkunç şeylerden daha beter. Cinayet kafamda henüz bir kurmacayken şu zayıf benliğimi öyle sarsıyor ki, iş henüz düşünce durumundayken boğuluyor, henüz gerçekleşmeden yok oluyor.

BANQUO - Bakın arkadaşımız nasıl da kendinden geçti.

MACBETH - (Kendi kendine.) Eğer bahtımda kral olmak varsa, o tac başıma ben kımıldamasam da geçer.

BANQUO - Yeni onurlar ona yeni giysiler gibi geldi. Üstüne iyice oturmuyor, ancak kullanıla kullanıla oturacak.

MACBETH- (Kendi kendine.) Ne olursa olsun, zaman en kötü günü de sona erdirir.

BANQUO - Değerli Macbeth, siz ne zaman hazırsanız biz de hazırız.

MACBETH - Kusurumu bağışlayın. Yorgun kafam unutulmuş anılara kapılıp gitmişti de! İyi yürekli, soylu dostlarım, emekleriniz öyle bir deftere yazıldı ki, onları okumak için sayfalarını her gün çevireceğim. Haydi krala gidelim. (Banquo'ya.) Olup bitenler üstünde düşünün; daha fazla bir zamanımız olunca, birbirimize içimizi açıklıkla dökeriz.

BANQUO - İyi olur.

MACBETH - O zamana kadar konuşmayalım bu işi. Gelin arkadaşlar.

(Çıkarlar.)




SAHNE IV

Fores. Sarayda bir oda.


Borazan çalar, Duncan, Malcolm, Donalbain, Lenox

ve hizmetliler girer.


DUNCAN - Cawdor idam edilmiş mi? Bu işle görevlendirilenler daha dönmediler mi?

MALCOLM - Daha dönmediler, hükümdarım; ama, onu ölürken gören biriyle görüştüm; anlattığına göre, yaptığı hainlikleri açıkça itiraf etmiş, siz efendimizin onu bağışlaması için yalvarmış, çok pişmanlık duyduğu görülüyormuş. Yaşamda hiçbir şey ona bu yaşamdan ayrılışı kadar yakışmamış. Ölümüne uzun uzun hazırlanmış bir insan gibi ölmüş. Sahip olduğu en değerli şeyi sanki değersiz bir oyuncakmış gibi atıp gitmiş.

DUNCAN - Zihnin neler kurduğunu insanın yüzünden anlayacak hiçbir sanat yok. Kendisine sarsılmaz bir güvenle dayandığım bir beydi...

(Macbeth, Banquo, Rosse ve Angus girerler).

Ah benim çok değerli amca oğlum! Daha az önce, iyilik bilmezlik günahının ağır yükü altında eziliyordum. Sen o kadar yükseklerdesin ki armağanlar kanat bile taksalar sana erişemiyor. Ne olurdu daha az şeyi hak etseydin de seninle ödeşebilecek güçte olsaydım. Ama şimdi bana bir şunu söylemek kalıyor: Ne verilirse verilsin yine sen alacaklısın. Sana borcumuzu ödeyemeyiz.

MACBETH - Size bağlılık benim boynumun borcudur. Yerine getirilmekle kendini öder. Siz efendimiz bizden bağlılığımızı kabul edin, yeter. Bizler tahtınızın, devletinizin çocukları, hizmetlileriyiz; yaptığımız, yapmak zorunda olduklarımızdır; bunlar size duyduğumuz sevgi ve saygıyla yapılmıştır.

DUNCAN - Hoş geldin, yerin yüreğimdedir: Orada seni daha da büyütmeye çalışacağım. Soylu Banquo, senin hak ettiğin değerin de, hak ettiğin armağan da daha az değil. Gel seni kucaklayıp bağrıma basayım.

BANQUO - Orada kök salarsam meyvesi sizindir.

DUNCAN - Coşup taşan, gemlenemez sevincim kendini göz yaşlarıyla saklamaya çalışıyor. Oğullar, yakınlar, İskoç soyluları! Yeri tahtımızın yanı başı olanlar! Hepiniz de bilin ki devleti en büyük oğlumuz Malcolm'a bırakacağız; kendisine bundan böyle Cumberland Prensi adını veriyoruz. Bu onur yalnızca ona verilip yoldaşsız kalmayacak; hak edenlerin hepsinin üstünde soyluluk nişanı yıldızlar gibi parlayacak. Buradan Inverness'e gidelim, daha yakından bağlanalım birbirimize.

MACBETH - Sizin için hizmet etmiyorsak, dinlenmek yorulmak demektir. Ben kendim habercilik edip karıma gelişinizi müjdeleyeceğim. Bunun için, saygıyla izninizi istiyorum.

DUNCAN - Benim değerli Cawdorum!

MACBETH- (Kendi kendine.) Cumberland Prensi ha! Bu basamağın ya önünde kapaklanmam, yahut üstünden aşmam gerek çünkü yolumu kapıyor. Yıldızlar ateşinizi gizleyin! Işık benim o kapkara isteklerimi görmesin. Göz, eli görmezlikten gelsin, ama yine de, gözün bakmaya korkacağı o iş gerçekleşsin.

(Çıkar.)


DUNCAN - Haklısın, değerli Banquo, o çok yiğit bir adam. Ona yapılan övgüler beni mutluluğa boğuyor. Bizi karşılamak için bizden önce yola çıktı. Peşinden gidelim. Eşi bulunmaz bir akraba!

(Borazanlar çalar, çıkarlar.)



SAHNE V

Inverness, Macbeth'in şatosunda bir oda.


Bir mektup okuyarak Lady Macbeth girer.
LADY MACBETH - "Cadılar zafer günü karşıma çıktılar; ölümlülerin bilgisinden üstün bilgileri olduğunu anladım. Onlara daha başka şeyler de sormak için yanıp tutuşuyordum ama havada kaybolup gittiler. Ben şaşkınlıktan dona kalmış dururken kraldan haberciler geldi, beni Cawdor Beyi diye selamladılar. O cadılar da beni bu unvanla selamlamışlar, ilerisi için de bana 'Selam, geleceğin kralı!' demişlerdi. Şan ve şerefte benim en sevgili ortağım, bunu hemen haber vermek istedim, sana sözü verilen şerefli gelecekten habersiz olup sevinmekten yoksun kalmayasın diye. Bunu yüreğinde tut ve hoşçakal!" Hem Glamissin, hem Cawdor; sana söz verilen şey de olacaksın. Ama kişiliğinden korkuyorum: En kestirme yolu tutamayacak kadar insanlık sütüyle beslenmişsin. Yükselmek istiyorsun, içinde tutku yok değil; ama onunla birlikte bulunması gereken kötülük eksik. Gönlünün çektiği yüksekliğe günah işlemeden erişmek istiyorsun; sahtekârlık yapmak istemiyorsun, ama hakkın olmayan yere de sahip olmak istiyorsun. Büyük Glamis, gönlün sana "Dilediğine erişmek istiyorsan böyle yapmalısın; yapmaktan korktuğun, ama yapılmadan bırakılmasını istemediğin şeyi yapmalısın!" diye haykıran sesten yana. Çabuk buraya gel de bütün gücüm söz olup kulaklarına aksın. Senin yazgın olan ve olağanüstü güçlerin de başına geçirmeye yardım ettikleri altın çelenkle arana giren bütün engelleri, dilimin gözüpekliği bir bir devirsin.

(Bir haberci girer.)



HABERCİ - Kral bu gece buraya geliyor.

LADY MACBETH - Çıldırmışsın sen. Efendim onun yanında değil mi? Geliyor olsa, hazırlanalım diye haber verirdi.

HABERCİ - Doğru söylüyorum. Efendimiz geliyor; yalnızca arkadaşlarımdan biri ondan çabuk davranmış, geldiği zaman soluğu öyle kesilmişti ki, bu haberden daha fazla bir şey söyleyemedi.

LADY MACBETH - Ona iyi bakın, büyük haber getirdi.

(Haberci çıkar.)

Duncan'ın hisarlarımızdan içeri girişini, uğursuz haykırışlarıyla haber veren kuzgunun bile sesi kısılmış. Kanlı isteklere hizmet eden ruhlar! Gelin beni burada kadınlığımdan sıyırın, tepeden tırnağa, baştan aşağa kıyıcılıkların en korkuncuyla doldurun! Kanımı dondurun, acımanın yolunu tıkayın ki, geçmesin de zaman zaman göndereceği pişmanlık, korkunç kararımı sarsmasın, sonuyla onun arasına girmesin. Ey cinayet elçileri, görünmez cisimlerinizle her nerede hangi varlığa zarar vermeye bakıyorsanız bırakın da buraya, şu kadın göğsüne gelin, sütümü zehire çevirin! Gel karanlık gece, cehennemin en koyu dumanına bürünerek gel ki keskin bıçağım açtığı yarayı görmesin; gök de karanlığı aralayıp bakarak, "Dur! Dur!" diye bağırmasın.

(Macbeth girer.)

Ulu Glamis! Değerli Cawdor! Gelecekteki şanla her ikisinden de ulu olan Macbeth! Mektupların beni hiçbir şeyden habersiz yaşadığım bugünden alıp yarına götürdü. Şimdi bu anın içinde geleceği duyuyorum.

MACBETH - Benim canım sevgilim, bu gece Duncan buraya geliyor.

LADY MACBETH - Sonra ne zaman gidiyor?

MACBETH - Yarın, niyeti öyle.

LADY MACBETH - Hayır! Öyle bir yarını güneş görmeyecek! Yüzünüz, soylu efendim, bir kitap gibidir, onda insanlar garip şeyler okuyabilirler. Zamanı aldatmak için zaman gibi gözükün; gözünüz, eliniz, diliniz hoş geldin desin. Görünüşünüz günahsız bir çiçek olsun, siz onda gizlenen bir yılan. Gelenler için hazırlıklı olmalıyız. Bu gecenin büyük işini bana bırakın. Bu büyük iş, gelecekteki bütün gecelerimize, bütün günlerimize erkin gücünü kazandıracaktır.

  1   2   3   4






    Ana sayfa


Macbeth Shakespeare

Indir 277.59 Kb.