bilgiz.org

Los Angeles’ın kilometrelerce uzağında, Paris’in kalbinde bir sır yatıyor

  • Andrew Z. Davis SENARYO Jeff Nathanson OYUNCULAR Chris Tucker, Jackie Chan, Hiroyuki Sanada, Yuki Kudoh
  • YAPIM HAKKINDA



  • Sayfa1/3
    Tarih01.10.2017
    Büyüklüğü186.87 Kb.

    Indir 186.87 Kb.
      1   2   3





    YÖNETMEN Brett Ratner

    YAPIMCI Arthur Sarkissian,

    Roger Birnbaum,

    Jay Stern,

    Jonathan Glickman,

    Andrew Z. Davis

    SENARYO Jeff Nathanson
    OYUNCULAR Chris Tucker,

    Jackie Chan,

    Hiroyuki Sanada,

    Yuki Kudoh,

    Max von Sydow

    SÜRESİ: 90 dakika

    TÜRÜ: AKSİYON / KOMEDİ

    05 EKİM 2007’DE SİNEMALARDA




    GİRİŞ
    Los Angeles’ın kilometrelerce uzağında, Paris’in kalbinde bir sır yatıyor. Sırrı öğrenen Büyükelçi Han ise bunu açığa çıkarmak üzere. Dünyaca ünlü organize terör örgütü Triad’ın bilgilerine ulaşan Han, örgütün zirvesi Shy Shen’in gerçek kimliğini Dünya Suç Mahkemesine’ne açıklamasına kısa bir süre kala bir suikast kurşunuyla susturuluyor.
    Triad sırlarının ortaya çıkmasını engellemek için her şeyi yapabilir ve onları durdurmanın sadece bir yolu var…
    Los Angeles Polis Departmanından Dedektif Carter ve Çinli meslektaşı Müfettiş Lee geri döndü…Ama bu sefer ikisinin de bilmedikleribir yerde, Paris’teler. Bitirim İkili 3’te görevleri, büyük çaplı bir suç örgütünü durdurmak ve eski dost Büyükelçi Han’ın kızı Soo Yung’u kurtarmak.
    Şehri, konuşulan dili ve neyi nerede arayacaklarını bilmiyorlar. Fakat zaman geçtikçe Paris’in banliyölerinden Eiffel Kulesi’nin görkemli ışıltılarına uzanan mekânda Triad’la büyük bir mücadeleye girişecekler.
    Bitirim İkili’nin en sıkı macerasına hazır olun.
    Jackie Chan ve Chris Tucker serinin ilk iki filminin yönetmeni Brett Ratner’la yeni bir macera için tekrar birlikteler. Paris’te geçen Bitirim İkili 3, Triad çetesi, güzel kadınlar, arıza bir taksi şoförü ve Triad’ın kirli işlerini ortaya çıkarmak isteyen veteran bir Fransız dedektif etrafında dönüyor.
    İkiliye bu yeni macerada bir dizi yetenekli oyuncu da eşlik ediyor. Müfettiş Lee’yle gizemli bir bağlantısı olan Triadlı suikastçı Kenji’yi Hiroyuki Sanada, güzel olduğu kadar tehlikeli gece kulübü sahibi Jasmine’i, Youki Kudoh, Dünya Suç Mahkemesi’nin Başkanı Reynard’ı ise usta aktör Max Von Sydow canlandırıyor. Hikayeye renk katan geçimsiz taksi şoförünü Fransız aktör ve yapımcı Yvann Attal beyaz perdeye yansıtırken, efsanevi yönetmen Roman Polanski de kendine göre yöntemleri olan Fransız dedektif Revi’yi oynuyor. Fransızların yeni nesil aktrislerinden Noémie Lenoir, Triad’ın karanlık işlerini gün ışığına çıkarabilecek Genevieve rolünü üstleniyor. Diğer yardımcı rollerde ise Zhang Jingchu, Tzi Ma, dana Ivey ve Henry Q yer alıyor.
    Bir Arthur Sarkissian ve Roger Birnbaum yapımı olan Bitirim İkili 3’ü Brett Ratner (Bitirim İkili, Bitirim İkili II, X-Men: The Last Stand) yönetti. Senaryo Jeff Nathanson’a, karakterler ise Ross LaManna’ya ait.
    Filmin yapımcıları arasında Arthur Sarkissian, Roger Birnbaum, Jay Stern, Jonathan Glickman ve Andrew Z. Davis bulunuyor. Bitirim İkili 3’ün idari yapımcısı Toby Emmerich, ortak yapımcılarıysa James M. Freitag ve Leon Dudevoir.
    Kamera arkası ekip, görüntü yönetmeni J. Michael Muro, yapım tasarımcısı Edward Verreaux, kostüm tasarımcısı Betsy Heimann, kurgu ekibi Don Zimmerman, Dean Zimmerman ve Mark Helfrich’ten oluşuyor (A.C.E.). Filmin müziği efsanevi Lalo Shifrin’e ait. Bitirim İkili 3’e diğer alanlarda katkıda bulunanlar, stunt koordinatörleri Conrad E. Palmisano ve Eddie Braun, görsel efektlerde ise tasarımcı John Bruno.
    Medyavizyon tarafından dağıtılan Bitirim İkili 3, 05 Ekim’de vizyona girecek.

    YAPIM HAKKINDA
    1998’deki serinin ilk filminde Jackie Chan ve Chris Tucker, belki de sinema tarihinin en neşeli “uyumsuz” ikililerinden birini oluşturdular. Bitirim İkili, X-Men: The Last Stand ve Red Dragon filmlerinin yönetmeni Brett Ratner, Chris Tucker için “O tam bir komedi dehası. Son derece yetenekli, insanlar onun her dediğine gülebilir. Ayrıca mimikleri de olağanüstü. Sözcüklerle anlatılamayacak şeyleri, o yüzüyle anlatma yeteneğine sahip” diyor.
    “Jackie ise başlı başına bir deha” diyerek devam ediyor Ratner. “Jackie’yle çalışmak, sinema tarihine geçmek gibi bir duygu benim için. O, Buster Keaton, Charlie Chaplin ve Harold Lloyd’un tek bir vücutta toplanmış hali. Çalıştığım oyuncular arasında, en inanılmaz ve en iyi akrobatik yeteneklere sahip aktör kendisi. Chan ve Tucker’ın uyumu ise büyüleyici” diyor Ratner. “Onlardan gözlerinizi alamıyorsunuz. Her sahneyi merakla izliyorsunuz. Tabii, bu benim yarattığım bir şey değil. Kimyaları çok iyi tuttu.”

    Serinin ilk iki filminin başarısını belirleyen dinamikler sadece dil, kültür ve kişilik farklarının yarattığı eğlenceli durum değil, aynı zamanda bu ikilinin birbirleriyle olan mükemmel uyumdu. “Chris ve Jackie apayrı kültürlerden geldikleri için anlaşmakta zorluk çekiyorlar” diye sözlerine devam ediyor Ratner. Mesela ilk filmde biri odadan çıktığında, öbürü arkasından ‘Ne dediğini, ne yapmak istediğini’ anlamadım diyordu. Ama bu tür olaylar onlara eğlence oluyordu. Müthiş bir ikililer ve birbirlerini tamamlıyorlar. Onları izlemek de bana büyük keyif veriyor. Seriyi izlediğinizde ‘Vay canına amma eğlenmişlerdir’ diyeceksiniz. İnanın hakikaten öyle oldu.”


    Jackie Chan, Amerikan izleyicisiyle tanışmadan önce Hong Kong’ta saygıdeğer bir film kariyeri vardı ki Amerika’ya geldikten sonra da Hong Kong’ta filmler yapmaya devam etti. Asyalı hayranları yeni bir Police Story beklerken, diğer tarafta Jackie nereye gitse kendisine aynı soru soruluyor: ‘Bitirim İkili’nin yenisi ne zaman çıkacak?’ “Bitirim İkili’yi bu kadar popüler yapan ve gündemde kalmasını sağlayanlar izleyiciler. Serinin ilk ve ikinci filmini sürekli izliyorlar, özellikle de Amerikan televizyon kanallarında. Bitirim İkili serisi sanki aile bireylerinin bir araya gelmesi gibi. Biz de bu durumdan gayet memnunuz” diyor Jackie Chan.
    “Hiç sıkılmıyoruz” diyor altı yıldır beyaz perdeden uzak kalan Chris Tucker. (Tucker, Bitirim İkili serisinin yanı sıra Jackie Brown, The Fifth Element ve Friday gibi filmlerde rol aldı) “Jackie’yle bir araya geldiğimizde çok gülüyoruz ve eğleniyoruz. Set dışında da yakın arkadaşız. Filmde içine düştüğümüz komik durumlar o anda oluveriyor. Bitirim İkili serisine başlamadan önce Jackie’nin büyük hayranıydım. Sette onu görünce hâlâ heyecanlanıyorum. İyi bir ekibiz, sürekli yeni şeyler katıyoruz. Bitirim İkili serisini özel kılan da bu bence.”
    “Bitirim İkili’nin birincisini çekerken aynı senaryodaki gibi birbirimizi tanımıyorduk” diyor Chan. “Ben Hong Kong, Chris ise Los Angeles’tan. Şimdi ise sıkı birer dostuz. Beraber çalışırken çok eğleniyoruz.”
    Chris ve Jackie’nin filmdeki karakterleri de seri ilerledikçe, tıpkı gerçek hayattaki gibi birbirlerine yakınlaştı. “İlk filmde ortak, ikincisinde arkadaş, bu üçüncüsünde ise kardeş oldular” diyor Brett Ratner.
    1998 ve 2001’de gişede başarı gösteren Bitirim İkili ve Bitirim İkili 2’den sonra yapımcılar, Carter ve Lee’nin maceralarını devam ettirmek üzere ilk iki filmin senaristi Jeff Nathanson’la yeniden anlaştılar. “Bitirim İkili serisi çok iyi arkadaş olan iki kişinin hikâyesini anlatıyor” diye özetliyor durumu Nathanson. “Devam filmi klişelerine uymak istemedik. Karakterlerin özüne ve dostluklarının gelişmesine önem verdik. Ama yine bu son film tek başına ayakta durabilecek nitelikte.”
    Yapımcı Arthur Sarkissian da aynı fikirde. “Bitirim İkili serisine, devam filmleri olarak bakmıyorum. Bence önemli olan bu ikilinin zamanla gelişen dostlukları, hayata bakışları. İster bir hafta ister altı yıl ayrı kalsınlar. Hikâyenin gelişmesini karakterlere bırakıyorsunuz. Onlar anlatıyorlar. Birbirlerini birkaç yıldır tanıyorlar ve Brett de onların ne yapabileceklerini çok iyi kestiriyor. Brett’e inancım sonsuz. Bitirim İkili’nin üçüncüsü bence serinin şu ana kadar ki en iyi filmi olacak.”
    “Jackie ve Chris olmadan bu filmler de olmazdı. Tabii bir de Brett” diye anlatıyor yapımcı Roger Birnbaum. “Bitirim İkili serisine sihir katan önemli bir faktör Brett. Hikayenin akışı tamamen kontrolü altında. Bazen biraz çılgın, bazen tehlikeli ve yürek hoplatan bir film; ama her zaman komik. Jeff Nathanson da bu projenin görünmeyen kahramanı. Çok iyi bir mizahçı ve Jackie’yle Chris’i çok iyi tanıyor. Karakterlerin ve Brett’in ne istediğini biliyor.”
    Tucker ve Chan doğaçlama konusunda son derece yetenekli olsalar da, Ratner oyuncularını dizginleyerek, ikilinin bu özelliklerini can alıcı anlarda ortaya çıkararak kontrollü bir kaos ortamı yaratıyor. “Filmin atmosferi beni çok heyecanlandırıyor” diyor Tucker. “Brett sanki Muhammed Ali’nin antrenörü gibi. Sürekli sizi daha iyisini yapmanız için zorluyor. Ekip halinde çok iyi çalışıyoruz. Hepimiz arkadaşız ve birbirimize yakınız, istediğimizi söylüyoruz ve Brett de her zaman bizi dinliyor. Ortaklaşa iyi iş çıkarıyoruz.”
    Bitirim İkili’nin üçüncüsünde sadece aktörler ve yönetmen değil, tüm yapımcılar ve kamera arkası ekibi de ilk iki filmde olduğu gibi mevcut. Settekiler adeta büyük bir aileyi andırıyor. “Setteki enerjiye bayılıyorum” diyor Ratner. “Filmdeki gırgır ve şamata çekim sırasında da vardı. İnsanların gerçekten çabaladığını görüyorsunuz. İlk filmden beri beraber olduğum yapımcılarımla çalışmaktan oldukça rahatım. İyi bir film ortaya çıkarmak için neler yapılması gerektiğini çok iyi biliyorlar ve beni sonuna kadar destekliyorlar. Bu çaptaki bir filmin müthiş bir ekibe sahip olması gerekli. Asistanım Jamie Freitag (henüz onsuz hiç film çekmedim) şu ana kadar gördüğüm en çalışkan insan. Çevremdeki herkes yaptıkları işi seviyor.”
    “Sete girmek için can atıyordum” diye anlatıyor Chan. “Tatile çıkmak istemiyor, hep sette olmak istiyordum çünkü ilk iki filmden bir sürü eski dostu görüyorsunuz. Tüm ekip aynı. Bir aile gibiyiz.”
    Bitirim İkili 3, ikinci filmin altı yıl sonrasından devam ediyor. Carter, Los Angeles Polis Departmanı’ndaki görevine yine devam ediyor. Fakat bu sefer trafik polisi olarak. “Bu adamı üniforma içinde trafikte görevini yaparken görüyorsunuz ve ‘Acaba ne tür bir belaya bulaştı da bu duruma düştü?’” diyor Brett Ratner. “Ama o, halinden memnun. Kulaklıktan şarkı dinliyor ve dans ediyor.”
    “Ne iş yaptığı umurunda değil” diye ekliyor Chris Tucker. “O, etrafında kazalar olurken, müziğini dinliyor.”
    Carter yoğun trafiğin ortasındayken, burnunun dibinde Büyükelçi Han’ın da katıldığı Dünya Suç Mahkemesi’nin ilk toplantısı gerçekleşmek üzere. Serinin ilk filminden hatırladığımız Han’ı, Tzi Ma (Silent American, “24”) canlandırıyor. Triad suç örgütünün faaliyetlerini araştırmak üzere göreve getirilen Han, bu ilk toplantıda kolları neredeyse her yere uzanan meşhur Çin suç örgütünün en önemli dişlilerinden birini, esrarengiz Shy Shen’in gerçek kimliğini açığa çıkarmak amacında.
    “Büyükelçi Han, Dünya Suç Mahkemesi’nin merak ettiği bu büyük sırrı artık açıklamaya hazır” diye anlatıyor Tzi Ma. “Fakat konuşmaya bile fırsat bulamadan öldürülüyor. Büyükelçi’yi korumakla görevli Çinli müfettiş Lee için artık bu olayı çözmek kişisel bir mesele haline geliyor.”

    “Lee, suikastçıyı dev bir gökdelene kadar takip ediyor” diyor Ratner. “Tam yakalayacakken, işin içine Carter giriyor ve tabii ki her şeyi mahvediyor.”


    Carter, ödünç aldığı arabasıyla olay yerine atlamadan önce Lee, suikastçının kimliğini tespit ediyor: Kenji. The Ring, The Last Samurai ve vizyona girecek olan Daylight filmlerinin yıldızı Japon aktör Hiroyuki Sanada, Kenji karakterine hayat veriyor. Lee’nin yetimhaneden arkadaşı olan Kenji, artık Triad’ın önemli bir şahsiyeti. “Kenji ve Lee Çin’deki bir yetimhanede beraber büyüyorlar” diyor Chan. “Kenji’nin ailesi Yakuza tarafından katledilince, o da Çin’de saklanıyor. Lee ile beraber kardeş gibi büyüyorlar. Ama Lee polis olmayı seçiyor, Kenji ise suç dünyasına giriyor. İkisi de birbirini hem seviyor hem de nefret ediyor.”

    Sanada ve Chan 20 yılı aşkın süredir arkadaşlar. Ama ilk defa Bitirim İkili 3’te beraber çalışıyorlar. “Kötü adam rolünü sevdim” diyor Sanada. “Jackie de harika bir rakip. Kenji, Lee’yle çatışmak istemiyor, ama Triad ve polis çatışıyor. Bu yüzden her sahnenin, her anın farklı bir manası, hissi var.”


    “Jackie ve Hiroyuki, beraber oynadıkları sahnelere çok şey katıyorlar. Aralarında bir bağ olduğunu anlıyorsunuz” diyor Ratner. “Bu da hikâyenin ana temasını oluşturuyor. İkisinin olduğu sahneler Jackie için son derece önemli. Hiroyuki, onun üvey kardeşi ama aynı zamanda kötü adam olduğu için kendisiyle bir iç çatışma yaşıyor. İkisinin de oyunculuk yetenekleri bu denli iyi olması, bu duyguyu beyaz perdeye taşımayı kolaylaştırıyor.”
    Yeniden bir araya gelen Carter ve Lee, Büyükelçi Han’ı ziyaret etmek için hastaneye gittiklerinde bir başka eski dostla karşılaşırlar. Han’ın kızı Soo Yung. Bitirim İkili serisinin ilk filminde kaçırılan Yung artık büyümüş genç bir kız olmuştur. Yung’u, Çinli aktris Jingchu Zhang (Peacock, Jade Warrior) canlandırıyor. “Babası ona bu olaylarla ilgili önceden bir e-posta göndermişti. Belki de başına gelecekleri biliyordu” diyor Amerika’da ilk filmini çeviren Jingchu Zhang. “Ama o, tıpkı ilk filmde olduğu gibi cesur ve güçlü bir kız ve babası da ona güvenebileceğini biliyor.”

    Shy Shen’in kimliğini öğrenmek çok önemli çünkü onun varlığı Lee’nin ailesi gibi gördüğü Büyükelçi’nin ve kızının hayatını tehlikeye sokuyor. “Büyükelçi Han, Lee’nin yakın dostu” diye ekliyor Chan. “Lee onu her zaman koruyor. Kızına ise yaşı ilerledikçe dövüşmeyi öğretiyor. Onları korumak ve bu işin arkasındakileri bulmak istiyor.”



    “Han, Çin’den gelen Büyükelçi, o ve kızı Lee’nin eski arkadaşları. Carter ise Soo Yung’la ilk filmden tanışıyor” diye ekliyor yapımcı Jay Stern. “Onları korumanın yegane yolu bu suç örgütünü çökertmek. Lee’nin yardım etmekten başka seçeneği yok, kendini artık Lee’nin kardeşi gibi gören Carter da işin içine giriveriyor.”
    Lee ve Carter’ın araştırmaları onları Soo Yung’un dövüş sanatları okuluna yönlendiriyor. Burada en sıkı dövüşçülerle dövüşüyorlar. Bir tanesi ise Maryland Nighthawks takımında oynayan 2,40 lık Çinli basketbolcu Sun Ming Ming. “Şu ana kadar gördüğüm en sevimli ve uzun boylu insan” diyor Ming Ming’den bahsederken Chris Tucker. “Tüm basketbolculardan daha uzun, ama hepsinden daha kibar ve sevimli.” Chan ve Sun Ming Ming arasında geçen kavga sahnesi için Chris Tucker “Bruce Lee ve Kareem Abdul-Jabbar’ın Game of Death filmindeki dövüşmeleri gibi, nefes kesici” tabirini kullanıyor.
    “İşin aslı her şey beklediğimiz gibi gitti. Sun Ming Ming’i bulmamız da buna dahil” diyor Brett Ratner. “Komik bir sahne. Aksiyon ve komedinin dozu harika. Her anı eğlenceli, tıpkı filmin kendisi gibi – komedi, dram, aksiyon, uzak doğu dövüş sanatları ve müthiş karakterler bir arada.”
    Carter ayrıca dojodaki ustalar Yu ve Mi ile yanlış anlaşılmadan dolayı laf dalaşına giriyor. “Aslında Abbott ve Costello’nun Who’s on First parodisini canlandırıyorlar ve inanılmaz komikler” diyor yapımcı Jonathan Glickman. “Bir aksiyon filminin kalıplarına böyle bir şey sığdıramazsınız, ama Bitirim İkili 3’te bu mükemmel işliyor.”
    Jackie Chan ve stunt ekibi, Sun Ming Ming’i eğitmek ve ona bir uzak doğu dövüş sanatçısı gibi hareket etmesini göstermek için iki hafta uğraştı. “Oturduk ve neden dövüştüğümüz anlattık, çünkü dövüşeceksen ve bir koreografi hazırlıyorsan, bir nedenin olması gerekiyor” diyor Chan. “O bir basketbolcu. Basket topuyla çok çabuk. Ama konu uzak doğu dövüş sanatlarına gelince ne yapacağını bilmiyor. 135 kilo ve sizi bir anda yere indirebilir. Fakat akıllı ve çabuk öğreniyor. 20li yaşlarda ve benim iki katım. O sahne muhteşem oldu.”
    İkili sonradan farkına varıyor ki Triad’ın son derece gizli kalmasını istediği hiyerarşiyi belirleyen bir harita. “Uzun zaman önce Triadlar Asya’daki mafyaydı” diyor Ratnerr. “Her eyalette başa geçecek lideri açıklamak için böyle dâhice bir yöntem kullanıyorlar.”
    Büyükelçi Han’ı öldürmekle görevli Çinli suikastçıyla zorlu bir mücadeleden sonra bir sır perdesi daha kalkıyor: “Genevieve” ismi ve bir adres ortaya çıkıyor. “Bu Triad’ın varlığını tehdit eden bir durum” diyor senarist Jeff Nathanson. “Bu bilginin Paris’te bir yerde olduğunu öğrenen Lee ve Carter’a oraya gitmekten başka çare kalmıyor. Hem de peşlerinde onları öldürmek isteyenler varken. Hem bu olayı çözmelerini hem de Paris’ten canlı çıkıp çıkamayacaklarını merak ediyorsunuz.”
    Bitirim İkili’nin ilkinde, Hong Konglu polis Lee bilmediği bir yerdeydi. İkinci filmde Carter, Hong Kong’a alışmaya çalıştı. Serinin üçüncü filminde ise ikisinin de yabancı oldukları bir şehir, Paris’teler. “İkisini alıp hiç bilmedikleri bir yere koyduk” diyor yapımcı Arthur Sarkissian. “İkisinin de karakterlerini zıt bir şehir Paris. Aynı zamanda popüler kültüre yakınlar. Onları eski bir kültürün – biraz da insanlarının züppeliğiyle bilinen – eski bir şehrin içine sokmak, bir komedi filmi için harika.”
    Paris’te Lee ve Carter esrarengiz karakterlerle karşılaşıyorlar ki bu yan roller için yapımcılar kendini ispatlamış yetenekleri devreye sokuyorlar. “Chris ve Jackie rol çalan oyuncular. O yüzden onları dikkat çeken oyuncularla çevrelemek istedim, yoksa bu rollerdeki isimler kayboluyorlar” diyor Ratner. “Chan ve Tucker’ın yanına bu olağanüstü oyuncuları eklediğinizde, onların da performansı yükseliyor.”
    Pelle the Conqueror filmiyle Oscar’a aday gösterilen, The Exorcist filmindeki performansıyla ismi filmle özdeşleşen, Three Days of Condor ve Ingmar Bergman’ın başyapıt olarak nitelendirilen filmlerinde rol alan Max von Sydow, Bitirim İkili 3’te Fransız Dış İşleri Bakanı’nı ve Dünya Suç Mahkemesi Başkanı Varden Reynard’ı canlandırıyor. “Kabul edeceğini pek ummadığım halde senaryoyu yolladım, çünkü çok seçici biri” diyor Ratner. “Kabul ettiğinde çok heyecanlandım. Oldukça cana yakın ve profesyonel biri. Onunla çalışmak hayallerinizin gerçekleşmesi gibi. Filmlerini izleyerek büyüdüm ve bu filmde oynamayı kabul ettiği için onur duyuyorum.”
    Aksiyon-komedi tarzı filmlerde pek görünmeyen Von Syndow, Chan, Tucker ve Ratner’la çalışmanın zevkini yaşıyor. “Özel efektler olsun ya da olmasın, bu hızlı aksiyon sahnelerinin çekimini izlemek gayet ilginç” diyor usta aktör. “Brett enerji dolu, harika bir espri anlayışı var ve zamanlaması müthiş. Tüm bu neşesini ve enerjisin her gün sete taşıyor. Bu da tabii bir oyuncu için son derece motive edici. Aynı zamanda mükemmeliyetçi de. İstediği olan dek denemekten vazgeçmiyor. Ben buna saygı duyarım.”
    Tıpkı yönetmen gibi, Von Syndow’un sete gelmesi diğer oyuncuları motive ediyor. “Sete geldiğinde sanki Kral Arthur geldi sanırsınız” diyor Chris Tucker. “Onunla konuşmaktan çekiniyor, yanıma geldiğinde ona ‘Bayım’ diye hitap ediyordum. O da ‘Bana Max de’ dedi. Ondan sonra ‘Hey Max, n’aber?’ oluverdim. Harika biri.”
    Ils se marierent et eurent beacoup d’enfants, Ma Femme est une actrice filmlerini yöneten, Munich ve The Interpreter filmlerinde ise oyuncu olarak yer alan Fransız yönetmen-aktör Yvan Attal, Bitirim İkili 3’te taksici George karakterini canlandırıyor. Lee ve Carter’la olan macerası, taksisine bindiklerinde başlıyor. Öyle ki çatışma dolu, hızlı kurgulu sahneleri daha önce sadece izlediği filmlerde görmüş biri George. “O, mazlum bir taksi şoförü. Amerikalılar hakkında çok şey okuyan ve onların insanları vuran ve savaş çıkaran kişiler olduğunu düşünen biri” diyor yapımcı Arthur Sarkissian. “Taksiye bindiklerinde aralarında ağız dalaşı başlıyor. Ama zaman ilerledikçe George onları sevmeye başlıyor.”
    “Bu film Amerika – Fransa ilişkileriyle hafiften dalga geçiyor” diyor Attal. “Huysuz, Amerikalılar’dan nefret eden Fransız bir taksiciyi oynuyorum. Lee ve Carter havaalanından taksime biniyorlar. Sudan çıkmış balık gibiler. Biri Amerikalı, diğeri Çinli, ama hepsinden önemlisi tamamen yabancısı oldukları bir yerdeler.”

    “Yvan bu rolü önemsedi” diyor Ratner. “Başta Amerikalılardan nefret ediyor, ama filmin sonuna doğru Lee ve Carter için birilerini öldürmek istiyor. Yvan, karakterine o kadar şefkat ve mizah katıyor ki, sürekli Jeff’e, ona daha fazla sahne yazması için gidiyordum. Karakterine bayıldım. O da her seferinde mükemmel oyunculuğuyla karşılık verdi.”


    Attal için en büyük zorluk, Chan ve Tucker’la çalışırken, gülmeden durabilmekti. “Takside şarkı söyledikleri sahneyi çekerken gülmem geldi” diyor Attal. “Tabii böyle kendimi tuttuğum bir sürü sahne vardı. Sanki seyircilerden biri gibiydim. Taksideyken dikiz aynasından bakıyordum ve gülmem geliyordu.”
    Güzel kadınlar, Bitirim İkili serisinin vazgeçilmezleri arasında. Bu gelenek üçüncü filmde de sürüyor. Memoirs of a Geisha filminden tanıdığımız Youki Kudoh, Bitirim İkili 3’te, Club Chandelle adlı gece kulübünün sahibi tehlikeli Jasmine’i oynuyor. “Jasmine oldukça titiz ve zarif çalışıyor” diyor Kudoh. “Öldürürken de bu zarafetini koruyor. Bu şekilde Kenji’ye saygısını gösteriyor. Böyle soğukkanlı oluşu, ona olan aşkının da göstergesi. Biraz üzücü ama aynı zamanda kendisini mükâfatlandırıyor.
    Jackie Chan, Kudoh’yu, Lee ve Jasmine arasındaki dövüş sahneleri için hazırladı. “Youki’yi eskiden beri tanıyorum” diyor Chan. “Dövüş sanatlarını bilmiyor, ama tıpkı Zhang Ziyi’nin Bitirim İkili 2’de olduğu gibi onu da bir katile çevirmeliyiz. İyi bir öğrenci oldu ve çabuk öğrendi.”
    Genç Fransız aktris Noémie Lenoir da Carter ve Lee’nin Paris’e gelmesine sebep olan Genevieve karakterine hayat veriyor. Triad’la olan bağlantısı ikiliyi buralara getirirken, Carter için Genevieve bundan daha fazlası. “Âşık olabileceğim birini istedim” diyor Chris Tucker. “Filmden önce Brett’e ‘Kızlar hep Jackie’ye kalıyor. Artık sıra bana gelsin’ dedim. Böylece güzeller güzeli Noémie Lenoir’yı kadroya eklediler. Müthiş bir kız.”
    “Noémie, Genevieve karakteri için çok iyi bir seçim, çünkü karizmatik biri ve umursamaz bir havası var” diyor yapımcı Arthur Sarkissian. “Bu nefes kesici, çekici kadını görüyorsunuz ama Triad’la bir bağı olduğunu da seziyorsunuz.”
    The Pianist filmiyle Oscar kazana usta yönetmen Roman Polanski de Bitirim İkili 3’te Lee ve Carter’ı Paris’te karşılayan Fransız Müfettiş Revi karakteriyle seyirci karşısına çıkıyor. “Bazen insanların havaalanında karşılaştıkları sevimsiz Fransızlardan biri işte” diyor çocuklarıyla birlikte ilk iki filmin hayranı olan yönetmen. Chris Tucker ve Jackie Chan’den güzel bir dayak yedim. Çabucacık ama çok komikti. Çekimlerde oldukça eğlendik.”
    “Roman, harika bir yönetmen olmasının yanında, en beğendiğim aktörlerden biri” diyor Ratner. “Tenant en sevdiğim filmlerden, ama onun filmdeki performansı inanılmaz. Hayatımdaki en güzel anlardan biri, beni yanına çağırıp ‘Görüşebilir miyiz?’ demesiydi. Otelin lobisinde buluştuk ve ‘Replikleri bir gözden geçirebilir miyiz?’ dedi. Ben de ‘Biri beni uyandırsın, Roman Polanski benimle otelin lobisinde repliklere bakıyor’ dedim kendi kendime. Roman hep kendi karakteri için türlü muzipliklerle çıka geliyordu. Onun Jackie ve Chris’le aynı odada bulunması bu filmin en önemli anlarından biri ve o sahne de favorilerim arasında.”
    Lee, Carter ve isteksiz yeni ortakları George Triadların peşinde Paris’i arşınlıyorlar. “Bu üçlü mümkün olduğunca en tuhaf durumların ortasında bırakılıyor” diyor yapımcı Roger Birnbaum. “Neşeli tüpler olduklarından, onları şehrin altında lağımda yüzerken, Paris’te dans ederken ve tepelerde dövüşürken buluyoruz. Yapmak istediğimiz seyirciye olabildiğince farklı lezzetler tattırmak, bu filmde bunu ve daha fazlasını gerçekleştiriyor.”
    Carter ve Lee, onları öldürmek isteyenlere yaklaşırken, bu yolculuk onları Paris’te muazzam ama kaçışı olmayan bir yere götürüyor. Eiffel Kulesi’ne.
    “Eiffel Kulesi’nin tepesinde Jackie kötü adamlardan biriyle dövüşüyor” diyor Chris Tucker. “Benim de bir sürü kötü adamla böyle büyük dövüş sahnelerim var. Bu Eiffel’in tepesindeki ihtişamlı bir dövüş sahnesi ki bildiğiniz gibi yerden oldukça yüksek. Başımıza bir sürü olay geliyor ve kaçacak yer yok. Çok heyecanlı.”
    Bu bölümde patlama, silah sesleri yok. Yalnızca dövüş sahneleri ve akrobatik hareket sergileyen mükemmel bir stunt ekibi mevcut. Bu, ekibin hayatları boyunca unutmayacakları bir an. Özellikle de Jackie Chan’in. “Kulenin tepesinde tek başımaydım” diyor Chan. ‘Ne zaman ineceksin diye soruyorlar? Sahneyi çekelim.’ Ama o geceyi torunlarıma anlatacağım. ‘İşte bu sizin dedeniz. Eiffel Kulesi’nden uçarak gelen - üstelik rüzgârın saatteki hızı 160 km.yi bulurken – dublör değil.’ Herkes asansörü kullandı. Ben asansörün dışındaydım. Çoğu insanın yapamayacağı harika şeyleri ben bu filmde yapma şansına eriştim.”
    Paris’teki çekimler 15 gün sürdü. “Paris, filmde başlı başına bir karakter” diyor Brett Ratner. “İnsanlar, yapılar, şehrin silueti, şehir, fıskiyeler – tüm bunlar hikâyenin bir parçası. Paris’in her tarafını göstermek istedim. Kanalizasyonlardan Eiffel Kulesi’nin tepesine, en lüks otellerden, sokaklara ve restoranlarına kadar her yeri. Gerçekten göz alıcı. Paris’i mükemmel bir ışıkla gösterdik.”

    “Amerikalı ekibin hepsi Paris’e hayran kaldı” diyor Fransız aktris Noémie Lenoir. “Benim için önemli çünkü burası benim şehrim.”


    “Filmin Paris’te çekileceğini öğrendiğimde çok sevindim. Çünkü diğer iki film belirli alanlarda çekilmişti, o yüzden bu filmin ilginç ve eğlenceli olacağını biliyordum” diyor daha önce X-Men: The Last Stand, Monster House, Starsky & Hutch ve Jurassic Park 3’te çalışan yapım tasarımcısı Edward Verreaux.
    Verreaux, Parisli sanat yönetmeni Anne Seibel’le çalışmaya başlamadan önce Paris’in altını üstüne getirdi. Paris’te çekilen sahnelere daha sonradan kusursuzca çekilmiş Güney Kaliforniya’daki Culver Studyoları’nda ve yine Paris’te çekilmiş sahnelerle ek yapıldı. Mekân aramaların çoğu uyumlu dokuları bulmaktı. “Bir sürü fotoğraf çektik ve Los Angeles’ta Fransız tarzı mekânlar aramaya başladık” diyor Verreaux. “Paris’in yapısı çok belirgin. Fransızların tarzı da Los Angeles’tan çok farklı. Ama bizim yapmak istediğimiz Los Angeles’ta çekilen bazı setlere Paris’te çekilmiş havası vermekti.”
    Paris’teyken dünyaca ünlü Champ Elysee ve Eiffel Kulesi’nde çekimler yapıldı. “Paris’teki çekimlerin amacı oranın havasını yansıtmaktı” diyor Verreaux. “Eiffel Kulesi’ndeki gece çekim yapmak inanılmazdı.”
    Filmin en kritik yerinde, kulenin tepesindeki çekim için ekibe, Eiffel’in zemin kat, bir ikinci katlar ve gözlem masası tahsis edildi.

    Eiffel Kulesi Paris’teki en fazla turist çeken yerlerden biri olduğundan akşam 23:00’e kadar ekibin çekim yapması yasaktı. Ekip önceden gelip eşyaları bırakıyor, sonrada belirtilen saatten gündoğumuna kadar çekim yapıyordu.


    Eiffel Kulesi’ni ışıklandırmak görüntü yönetmeni J. Michael Muro için başlı başına bir macera oldu. “Eiffel Kulesi’nde çekim yapmak zordu çünkü insanların şehir görebilmesi için kulede az ışık olması gerekiyor” diyor Muro. “Brett ilk iki filmi geniş açılı lensle çektiğinden, üçlemeyi de böyle bitirmek istedi. Gneiş açı için çok fazla ışığa ihtiyacımız vardı.”
    Dünyadaki sayılı SteadiCam operatörlerinden biri kabul edilen ve serinin ilk iki filminde çalışan Muro, görüntü yönetmeni olarak Crash ve Son Mimzy’de görev aldı. “Jimmy Muro müthiş bir görüntü yönetmeni” diyor Ratner. “Görüntü yönetmenliğine geçmeden önce en iyi yönetmenlerle çalıştı. İnanılmaz bir sezgisi var. X-Men’de benim yerime yarım saatlik bir çekim yapmıştı. Çok iyi bir işbirliğiydi. Bitirim İkili serisinin karakterlerini, enerjisini ve temposunu biliyor.”
    Seine Nehri’nin karşısında, Trocadero’da macera doruğa çıkıyor. “O yüzden buraları aydınlatmamız gerekiyordu” diye sözlerine devam ediyor Muro. Kuleyi, fıskiyeleri ve çevresini aydınlatmak için Muro ve ışık ekibi Eiffel Kulesi yönetimiyle ortak çalıştı. “Sadece Eiffel’de bulunan Philips bulb light bu. Geleneksel ışık yerine biz de bunu kullandık.”
    Eiffel Kulesi’nin tepesindeki ışığa ek olarak, biri içerde biri de dışarıda olmak üzere iki çeşit ışık kullanıldı. Dışarıyı aydınlatan ışık 10 dakika boyunca yanıyordu. Her iki ışık da günbatımından gece 01:00’e kadar kullanıldı. Her gece çekiminde özel ayar yapılması gerekiyordu. Genelde Eiffel Kulesi’ni ve Trocadero’yu aydınlatmak için.
    Eiifel Kulesi çalışanları prodüksiyon ekibine istedikleri yerde çalışma imkanı sundular. Ek ışıkları, parametreleri kullanmalarını ve özellikle kulede çekim yaparken özgürce hareket etmelerine izin verdiler.
    Mesela bir seferinde gece 01:00’de kulenin ışıkları otomatik olarak söndüğünde Parisli prodüksiyon elemanları bir telefonla ışıkları tekrar açtırdılar.
    “Fransızlarla çalışmak harikaydı çünkü ne yapmak istesek tama diyorlardı” diyor Verreaux. “Filmin sonu Eiffel Kulesi’nin ikinci katındaki Jules Verne restoranında geçiyor. O da kuledeki tek gerçek dört yıldızlı restoran. Los Angeles’ta ona benzer bir set yaptık. Eiffel Kulesi bize tek kullanımlık ışık verdi ve bazı sahneleri sette çeksek bile sonuç kusursuz oldu.”
    Paris’teki diğer çekim yapılan mekânlar, Quai D’orsay’deki Dış İşleri Bakanlığı, Carousel Köprüsü’nün altındaki nehrin kenraı, Hotel Plaza Athenee, Montaigne’de Le Grand Hotel’deki Café de la Paix, L’Opera ve bir Çin lokantası olan Aux Gouts d'Asie.
    Paris’in ihtişamı Carter ve Lee’nin Genevieve’in hayatını kurtarmak için girdikleri Folies-Bergere’de tekrar ortaya çıkıyor. “Carter ve Lee’nin olduğu oldukça görkemli bir dans sahnemiz var” diyor Ratner. “Carter bir anda kendini seyircinin karşısında buluveriyor ve ne yapacağını bilmiyor. Derken şarkı söylemeye başlıyor.”
    Bu sahnenin dış çekimleri Champs-Elysees Tiyatrosu’nda çekildi.”Brett bu sahneyi Paris’te çekmek istiyordu, fakat Folies-Bergere tadilata girmek üzereydi, bu yüzden planı değişikliği yaptık” diyor Edward Verreaux. “Ama bu bize Los Angeles’ta çekim yapmak için olanak sağladı.”
    Verreaux, Los Angeles’ın güneyinde Santa Ana’daki Galaxy Theatre’da uygun bir yer buldu. “Bir sahne istiyorduk ama detaylı olması gerekiyordu” diyor yapım tasarımcısı. “Galaxy Theatre bizim için tamamdı ve yeniden dekore ettik, böylece kendinizi bir Paris gece kulübündeymiş gibi hissediyorsunuz.”
    Carter ve Lee’nin Müfettiş Revi ile karşılaştığı Charles de Gaulle havaalanında geçen sahneler gerçekten orada çekildi. O sekansın diğer bölümleri ise Fransa’daki Studio Transpasest’te tamamlandı.
    Carter ve Lee’nin tek kanıtlarının peşinden giderken başlarının belaya girdiği Club Chandelle için Verreaux Los Angeles’ta, Paris’in dış mekânlarıyla uyum sağlayacak iç mekânlar aradı. “Brett bu seçkin, kendine özgü, şık gece kulübünde sahneyi çekmek istedi” diye anlatıyor Verreaux. “Los Angeles’ta ona benzeyen birçok yere baktık. Bir tanesi şehir merkezindeki Los Angeles Theater’dı. 1920lerde popüler olan şık bir yerdi ve bodrum katında salona açılan kocaman oval bir odası vardı O tarafta iki odası daha mevcuttu. Paris’te Le Rive Gauche adlı ufak bir kulüpte giriş ve çıkışlarını çektik, içerisini ise Los Angeles’taki sette tamamladık. . Le Rive Gauche’takiler bize kendi eşyalarından bile verdiler.”
    Film Paris’te çekildiğinden kostümlerin de hem Paris’in dokusunu yansıtması hem de Bitirim İkili serisinin kendine özgü stilini ortaya koyması gerekiyordu. “Kullanabileceğim kadar Fransız elementleri kullanmak istedim” diyor daha önce Ratner’la Red Dragon ve Family Man filmlerinde çalışan kostüm tasarımcısı Betsy Heimann. (Aynı zamanda Be Cool, Vanilla Sky ve Almost Famous filmlerinin de kostüm tasarımcısıydı) “Kostümler Fransa’da yapılacağı için, ABD’de olmayan fabrikalara girme şansını yakaladık. Paris’teki asistanım senaryoda belirtilen yerlerin hepsine gitti, neler olduğunu gözlemledi ve fotoğraflarını çekti – kulüplerde, otellerin lobilerinde ne giyiliyor? Otel görevlisi nasıl giyiniyor? – Bütün araştırmamızı fotoğraflara göre yaptık.”

    Kostümlerin %75’i elde dikildi. “Brett’le daha önce hiç bu kadar el yapımın kostümün olduğu bir prodüksiyonda çalışmamıştık” diyor Heimann. “Onunla çalışmak harikaydı. Böylece işleri tam istediğimiz gibi yapma fırsatını yakaladık. Taslakların üzerinden geçmek, fabrikaları gezmek gerçekten çok eğlenceliydi.”


    Jackie Chan için Heimann onun karakterine uyacak kıyafetler tasarladı. “Lee bu filmde dövüş konusunda daha eğitimli olduğu için onun kıyafetlerine astar diktim, böylece tekme ya da yumruk attığında elbisesi de ona uyum sağlıyor” diyor Heimann.
    Aynı zamanda Chan’in giydiği kıyafetlerin onu taşıyacak kadar sağlam olması gerekiyor. “Eiffel Kulesi sahnesinde kravatını çıkarıyor, bacağına bağlıyor ve kendini kulenin ucundan sarkıtıyor” diye devam ediyor sözlerine Betsy. “Jackie’yle çalışıyorsanız, ona diktiğiniz her şeyi fiziksel olarak kullanabilir ve siz de buna hazırlıklı olmalısınız.”
    Chris Tucker için ise Heimann onun önceki filme göre karakter olarak olgunlaştığını göstermek istemiş. ”İşinde tecrübe kazandı” diyor Carter için. “Kendini geliştirdi, Çince öğrendi ve Asya kültürünü daha iyi anlamaya başladı. O yüzden kıyafetlerinde Asya etkisini öne çıkarmak istedim.”
    En fazla kostümün kullanıldığı sahne ise Folies-Bergere sekansı. Folies dansçılarının da olduğu bu sahne için Brett Ratner kostümlerin gangster havası yaratmasını istemiş. “Bonnie ve Clyde’ın şarkısını kullanacaktık, işte bu bizim başlangıç noktamızdı” diyor Heimann. “Bunun için Çingene filmindeki Natalie Wood’a, Le Cercle Rouge filmine ve Jean-Paul Belmondo ve Alain Delon’lu Borsalino & Co filmine baktım.”
    Heimann filmde önemli rolleri olan iki muhteşem kadın için kostüm yaparken bunun keyfini çıkarmış: Jasmine’i oynayan Youki Kudoh ve Genevieve’i oynayan Noémie Lenoir. “Noémie çok hoş ve tam bir Fransız, ama Youki de Paris’te yaşıyor ve Asyalı olmasına rağmen onda da Fransız etkileri belli oluyor” diye anlatıyor Heimann. “Genevieve Triad’la çalışıyor ve şık giyiniyor. Jamine kendi kulübünü işletiyor ve katı bir görünümü var. Ama bir anda kostümün içinden fırlayıp Jackie Chan’i pataklamaya başlıyor. Her ikisinin de kostümlerini dikmek heyecan vericiydi.”
    Carter ve Lee’nin sonunda Eiffel Kulesi’nde karşılaşmak zorunda oldukları Traidlar için

    Heimann aynı renk kostümleri tasarlamış. “Triadların beyaz giymesin istedik, özellikle de Kenji’nin, çünkü Lee’nin cenaze töreni hazırlayacak. Çin’de beyaz renk ölüm demek. Kenji de bu filmde Lee’nin ölümünün habercisi. Triad’ın tüm üyeleri Eiffel Kulesi’ne geldiğinde beyaz giyiyorlar çünkü bu bir cenaze.”


    Giydirdiği tüm oyuncular arasında en keyid aldığı an Roman Polanski’yle çalıştığı zamandı. “Beni evine davet etti, belki karakteri için uygun bulacağım bir şey olur diye dolabındaki her şeyi çıkardı” diyor Heimann. “Ama Fransız kostüm evinde Müfettiş Revi karakteri için pejmürde bir ceket buldum ve her ihtimale karşı yanıma aldım. Cekete bayıldı ve gözlerimin önünde Müfettiş Revi oluverdi. Kostümü üstündeyken repliklerini okudu ve kıyafetine göre bir karaktere büründü. Roman Polanski’yle çalışmak insanın başına bir kez gelir.”
    Paris’te işin büyük kısmı bittiğinde ekip kalan sahneleri çekmek için Güney Kaliforniya’nın yolunu tuttu. Carter’ın trafik polisi olduğu, Lee’nin de Arco kulelerinde Büyükelçi Han’a yapılacak suikastı engellemeye çalıştığı Los Angeles şehir merkezi, açılış sahnesinin çekildiği yer oldu. Divinity Hastanesi sekansı için ekip şu anda kullanılmayan Pasadena’daki St. Luke Hastanesi’ne gitti. Bazı iç ve dış mekân çekimleri için ise kalabalık olan St. Mary’deki Long Beach Hastanesi’nde yapıldı.
    Tüm ekip St. Mary’s deki hastanenin faal durumdaki morgunda bile biraz kaldı. Bulundukları yer tamamen gerçek morgdu. Yakınlardaki başka bir hastanede çıkan yangın sonrası cesetler buraya taşınmıştı. Tam o sırada da filmin çekimleri yapılıyordu. Yani şans eseri her şey istendiği gibi oldu. Her iki defa cesetler geldiğinde hastabakıcıların morga girip çıkması için setin kaldırılması gerekiyordu.
    “Hepimiz saygılı davrandık, ama morgda çalışmak tuhaf bir deneyim oldu” diyor Chris Tucker.
    Çekimler Alexandria Hotel’de, Canyon Country’deki Sable Ranch’ta, Pasadena’daki Red Cross’ta ve Santa Monica havaalanında tamamlandı.
    Soo-Yung’un Kung Fu/Karate okulundaki sahneler Culver stüdyolarında hazırlanan setlerde çekildi. “Los Angeles’taki bütüm Karate ve Kung Fu okullarına baktılar ama hiç biri istediğim gibi değildi” diyor Brett Ratner. “Ed, kafamdaki Kung Fu stüdyosunu inşa etti. Giriş kapısını ufak düşünmüştük, böylece dev adam içeri girmek için eğilecekti. Dekorun hepsi şahaneydi.”
    X-Men: The Last Stand filminden hemen sonra Bitirim İkili 3’ü çeken Ratner, bu bilim kurgu macera filminin görsek efekt takımından da yardım aldı. X-Men’de beraber çalıştığı süpervizör John Bruno’yu ekibine kattı. “Serinin diğer filmlerine nazaran bu filmde daha fazla özel efekt var” diyor Ratner. “X-Men’de harika bir iş çıkaran John Bruno’yu yardımcı olması için getirdim. O ve ILM’deki ekibi hikâyenin olumlu yönde ilerlemesini sağlayan mükemmel efektler yarattılar.”
    The Abyss’deki çalışmasıyla Oscar’a aday olan Bruno ve Pirates of The Caribbean: Dead Man’a Chest, Star Wars Episode III – Revenge of The Sith filmlerinde yardımcı süpervizörlük yapan Adam Howard, Ratner’ın isteği üzerine daha gerçekçi efektler yarattılar. “John’un yaratıcılığı ve tasarımı tam benim sevdiğim gibi eski stil” diyor Ratner. “Gerçek bir olayı daha da büyütüyor – hikâyeyi, tehlikeyi, dramayı ileri taşıyor. CGI’da sanal bir dünya yaratmak değil bu. ILM’deki görsel efekt ekibi de son derece inanılmaz.”
    Bruno için esas zorluk yaptıklarını mümkün oldukça gerçekçi göstermekti. Eiffel Kulesi’ndeki, Chan’in önceden kestirilemeyen ve karmaşık koreografili dövüş sahnesi demek “Efekt olmayan bir filmde, bunu biz yaratıyoruz” diyor Bruno. “Efekt yaratmak için180 derece açı sağlayan üç kameralı bir sistem kuruyoruz.”
    Bruno ve ekibi daha büyük negatifi olan ve daha fazla detay çeken üç VistaVision kamerasını ve 90 metrelik bir vinci şehri ve Eiffel Kulesi’ni olabildiğince geniş açılı çekmek için kurdular. Tüm bunlar daha sonra Culver stüdyolarında yeşil ekran önünde çekilecek sahneler için lazım olacaktı.
    Verreaux’un başını çektiği ekip Culver stüdyolarında kulenin bir kopyasını inşa etti. Dekoru, ışıklandırması, stunt ekibi ve görselliğiyle bire bir aynısı oldu. “O bölgenin aynısını sette yapmalıydık” diyor Bruno. “Gerçek kulenin her açıdan çekimini yaptık, böylece sette çektiğimiz görüntülerle birleştirebilecektik. Tüm bu görsellik oldukça gerçekçiydi, bu yüzden yeşil ekran da mükemmel olmalıydı.”
    Carter ve Lee’nin Eiffel’in tepesinden kocaman bir bayrağın üzerine atladığı sahne için süpervizör Clay Pinney, onların çevresinde dönen ve tepeden aşağıya kadar takip eden bir donanım hazırladı. “Kötü adamlar bayrağa ateş edip delik açarken onlar da birbirlerine bakıp çığlık atıyorlar” diyor Bruno. “Bayraktan düşerken iyice dalgalanıyorlar. Oldukça gerçekçi ve bir o kadar da komik”
    Hemen bitişiğinde Verreaux, Jules Verne restoranının beş buçuk metrelik bir kopyasını yaptı. Etrafında ise translight ile 270 derecelik Paris’in görüntüsü vardı. Bunu yapmak için Eiffel Kulesi’nin tepesine 8” X 10” negatif çeken beş tane sabit kamera yerleştirildi. Tüm bunlar daha sonra bilgisayarda tek bir dijital dosya altında birleştirildi. Paris’in bu açılardan çekimi daha önce hiçbir filmde bu denli görkemli kullanılmamıştı.
    “John ve Adam görsel efekt işinde harikalar yarattılar ki daha önce çektiğim Bitirim İkili filmlerinde böyle gösterişli efektler yapmamıştık” diyor Ratner. “Eiffel Kulesi’nde helikopter kullanmadan yapılamayacak çekimler vardı ve kulenin etrafında da helikopterle uçmanıza izin vermiyorlardı.”
    Ratner’a göre Bitirim İkili üçlemesinin an teması aksiyon ve komedinin ustaca bir harmanlanması. Bu uyumun en önemli dişlisi ise Jackie Chan. Portföyünde 200 film bulunan efsanevi stunt koordinatörü Conrad Palmisano (aynı zamanda bu filmin ikinci ünite yönetmeni) Jackie için “Aksiyonun efendisi Jackie Chan’le çalışıyorsanız, onun yaratıcılığına ayak uydurmak zorundasınız. Fikirleriniz onunkilerle aynı düzlemde olmalı. O türünün tek örneği” diyor.
    “Jackie yarattığı aksiyon sahneleri son derece yaratıcı ve bu onun tecrübesinden kaynaklanıyor” diyor yapımcı Jay Stern. “Stunt çekimlerinin hepsinde ayrı bir hava var ve sürekli kendini daha iyisini yapmaya zorluyor. Çok tecrübeli biri. Onu izlemek sanki

    her seferinde orijinal bir şey yaratan ve kendinden önceki yapılan işleri eksiksiz etüt etmiş usta bir ressamı seyretmek gibi.”


    Aksiyon ve komediyi aynı ölçüde karıştırıp sunmanız gerekli diyor Chris Tucker. “Oldukça zor çünkü neredeyse tüm enerjinizi mükemmeli yakalamak için kullanıyorsunuz ve bunu her çekime eşit yansıtmalısınız. Eğer enerjiniz fazlaysa o sahne bitene kadar bunu korumalısınız. Hepsi zamanlama ve ânı yakalamakla ilgili.”
    En yaratıcı ve en ünlü uzak doğu dövüş sporları sanatçısıyla çalışmak stunt koordinatörleri Palmisano, Eddie Braun, Jackie Chan ve ekibinin (Transformers, Mr and Mrs Smith ve diğer iki Bitirim İkili filminin stunt koordinatörlüğünü yaptı) özenli işbirliğini gerektiriyor. “Birlikte çok iyi çalıştılar” diyor Ratner. “Connie ve Eddie filmlerimin çoğunda benimle çalıştı ve ikisi de farlı tarzları olan Hong Kong ekibiyle verimli çalışmayı öğrendi. Connie eski bir dublör ve Jackie’nin ne yapacağını biliyor. Aynı şekilde Eddie de öyle. Doğu ve batı tarzlarının mükemmel uyumunun örneği bu bence. Beraber harika bir iş çıkardılar ve bu filmde yansıdı.”
    “Jackie hedef olarak hep en yükseği belirliyor ve çevresindeki herkes de ona uyuyor. Çünkü o belirleyici faktör” diyor Braun. “Çok kibar biri olduğu için hemen insanlarla dost oluyor. Takım çalışmasına inanıyor. Bunu da ekibinin isminden anlayabiliyorsunuz. ‘JC Takımı’. Jackie Chan değil, Jackie’nin takımı. Etrafındaki herkesle beraber çalışıyor. Bu da insanların performansını olumlu etkiliyor.”
    “Jackie bu işin ustası ve yönetmenlik de yapabiliyor. Bu yüzden dövüş sahnelerini çekmek çok kolay. Bir, iki üç tekrar yapıyoruz ve hemen çekiyoruz” diyor Hiroyuki Sanada. “Bazen prova bile yapmıyoruz, sadece zamanlamaya ve pozisyonlar hakkında konuşuyoruz. Sahnenin koreografisini yapmanın her zaman daha ilginç bir yolunu buluyor. Bu çok heyecanlı ve neşeli bir süreç.”
    Özenle hazırlanmış yaratıcı aksiyon koreografileriyle tanınan Chan ve JC takımı, önceden sahnenin koreografisini yapıp, filmi deneme amaçlı kendi ekibiyle çekip sonra da yapımcılar ve stunt koordinatörleri için montajlıyorlar. Buradan sonra ekibin tümü katılıp üzerinde konuşuyorlar. “Brett Ratner, Jackie, Chris ve ben aramızda istediğimiz gibi tartışabiliyoruz” diyor Braun. “Bazen bu birliktelikten en çılgın ve en iyi fikirler çıkıyor. Herkes fikrini söylemekte özgür. Kiminkinin daha eğlenceli olacağını bekleyip görüyoruz.”
    “Bu bir devam filmi olduğu için daha yeni ve yaratıcı fikirler bulmak istiyorsunuz” diyor Palmisano. “Aynı zamanda karakterlerin hikaye içindeki devamlılığını da sağlamalıyız.”
    Stunt ekibi Amerikan, Fransız ve Çinlilerden oluşuyordu. Prodüksiyon ekibi aynı zamanda Paris’teki otomobilli sahneler için, Remy Julienne ailesinden usta dublör şoför Michel Julienne’den de faydalandı. Aktör ve uzak doğu dövüş sanatları ustası Simon Rhee de (serinin önceki filmlerinde de çalışmıştı) filmde gözükmesinin yanı sıra Sun Ming Ming’i de çalıştırdı.
    Stunt ekibi prodüksiyonun temek ihtiyaçlarını hazırlamak için üç ay Paris’te kaldı. “Eiffel’in tepesinden Paris’in kanalizasyonlarına kadar gireceğiniz için her yeri avucunuzun içi gibi bilmelisiniz” diyor Palmisano. “Şehrin atmosferini lehimize kullanmalıyız. Eiffel Kulesi’nde çalışmak oraya girebilmek muhteşemdi.”
    Eiffel Kulesi’ndeki sahne için ekibe stunt sahneleri için izin verildi. Bunların arasında Jackie Chan’in asansör kablolarında sarktığı sahne de var. “Jackie hareket eden asansör kablolarına atlayıp kulenin etrafında oradan oraya sallanıyor” diyor Palmisano. “Bizimkiler orada kapana kısılıyorlar. Onlara ateş ediliyor. Sırtları duvara dayalı ve olanaksızı yapmaktan başka çareleri yok.”
    “Stunt ekibi müthiş bir fikirler çıka gelince çok seviniyorum” diyor Jackie Chan. “Mesela filmin sonundaki harika aksiyon sahnesi gibi. Stunt koordinatörleriyle aksiyon koreografisi yaratmak hem çok zor hem de çok kolay. Yaptığımız şey basit, patlama yok, vahşet yok ama komik olmalı. İşte bu çok zor. Yıllardır bu işi yapıyorum, ama bu sefer seyirci oldukça heyecanlanacak. En nihayetinde komedi filmi olduğu için mutlu sonla bitecek.”
    Chris Tucker içinse Chan’in marifetlerine bir kez daha tanık olmak rüya gibiydi. “Bazen yaptığı şeylerin tekrarını izliyorum ve kendi kendime ‘Vay canına, müthiş bir şey. İyi ki bu filmde oynamışım’ diyorum. Çünkü Jackie Chan filme ayrı bir tat katıyor. Daha önce görmediğimiz şeyler. Aksiyon ve yaratıcılık. Bitirim İkili serisinin ilkini izlediğimde yaptıklarına inanamadım. Dahiyane. Jackie’nin yaptıklarını kimse yapamaz.”
    Stuntlar bir yana Bitirim İkili 3’ün komedi ve aksiyonu karakterlerinden doğuyor. “Bitirim İkili sadece Amerika’da değil, dünya çapında iş yapar, çünkü bu ikili birbirlerini anlamıyorlar. Tamamen farklı kültürlerden geliyorlar, ama kardeş gibiler” diyor Ratner. “ İşi ilginç kılan da bu dinamikler. Ama kimyalar uyuştuğu zaman, bu kaçınılmaz bir dostluğa kapı açıyor. Onları çektiğim zaman heyecanlanıyorum. Filmdeki aksiyon daha önce yaptıklarımın ötesinde. Ama her şey komedi çerçevesi içinde birleşiyor. Esas heyecan katan da bu.”
    Yapımcı Arthur Sarkissian “Diğer ülkelerde bu seriyi sevenlerin taleplerini karşılamalısınız. Karakterler samimi olmalı. Brett’in dediği gibi çıta bu sefer daha yüksekte. Chris ve Jackie’nin dostluğu etrafına kurulu daha kapsamlı, büyük bir aksiyon bu.”
    “Bu sefer filmde harika oyuncular var” diyor senarist Jeff Nathanson. “Ve bu Brett’e bir saygı duruşu ve serinin sudan bir film olmadığının, ikilinin ve onların arkadaşlığına dayalı bir aksiyon olduğunun göstergesi. Bu da az bir şey değil.”
    “Carter ve Lee, çok kötü düşmanlarla, güzel düşmanlarla karşı karşıya geliyor” diyor Ratner. “Baştan sona eğlenceli bir film. Koltuğa oturduğunuzda dur durak bilmeyen aksiyon dolu bir kahkaha şöleni başlıyor. Ama filmin özünde büyük bir gizem var. Komedi filmi ama konusu bir gerilim filmi gibi. Arkanıza yaslanın ve hazır olun!”
      1   2   3






        Ana sayfa


    Los Angeles’ın kilometrelerce uzağında, Paris’in kalbinde bir sır yatıyor

    Indir 186.87 Kb.