bilgiz.org

Küresel Bir Dünya mı? BİR evriMİN Özeti

  • KİMLER İTİCİ GÜÇTÜR
  • Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerde



  • Sayfa1/6
    Tarih03.07.2017
    Büyüklüğü436.54 Kb.

    Indir 436.54 Kb.
      1   2   3   4   5   6

    Küresel


    Bir Dünya mı?


    BİR EVRİMİN ÖZETİ


    İnsan 1.4 Milyon yıl sonra iki ayağı üzerinde yürümeye başladı. 10 bin yıl önce yerleşik tarım başladı.

    1024: Çin’de ilk kağıt para kullanıldı.

    1492: Avrupa’nın genç ve küçük uluslar, macera, savaş ve ölümü göze alarak, yerküreyi fethe girişti.

    XV – XIX yy: K. Amerika ve Afrika’nın acımasız sömürülmesiyle gezegen devri başladı.

    1765: Buharlı makine keşfi ve 1850 yılına kadar süren Sanayi Devrimi Çağı. 3 belirleyici devrim: Newton ve Hareketin Yasaları, Darwin ve İnsanın Evrimi, Einstein ve Rölavitiye yaşandı.

    1863 – 1873: Altın esasıyla çok uluslu ticaret dünya ölçeğinde yayıldı. Ticaretin başkenti Londra oldu.

    1876: Bell’in telefon keşfi ve bunu izleyen 6 buluşla ABD Çağı’nın teknik habercileri (Edison, Nylon, Ford ve otomobil, bilgisayar, ilk petrol kuyusu ve 1942’de atom) geldi.

    1900’da dünya 1.6 milyar nüfusa ulaştı.

    1917: Bolşevik Devrimiyle Sovyetler Birliği kuruldu.

    1923 – 1945: Felaketler çağı içinde sadece 2. Dünya Savaşında 40 milyon insan öldü.

    1929: ABD’deki ekonomik kriz tüm kıtalara yayıldı. İki yıl içinde sanayileşmiş ülkelerde işgücünün dörtte biri işsiz kaldı.

    1933: Naziler yasal yoldan iktidara geldi. Japonya 1936’da Çin’i işgal etti.

    1939 – 1940: Almanya; Türkiye, Portekiz, İsviçre ve İsveç dışında tüm Avrupa ülkelerine saldırdı. 1941’de Japonlar ABD’nin Pearl Harbour limanına baskın düzenledi.

    1945: Küresel özellikteki 2.dünya savaşı 6 yıl sonra bitti. 15 milyon asker, 35 milyon sivil öldü. Japonya’ya atılan iki atom bombası, 200 bin sivilin ölümüyle sonuçlandı.

    1947 – 1989: Soğuk savaş ve blok düşmanlığı dönemiyle kapitalizmin altın çağı başladı. Dünya fiilen iki cephede kutuplaştı.

    1955: Bandung Konferansı’nda Hindistan, Mısır ve Yugoslavya öncülük ettiği 3.Yol girişimi başarılı olmadı.

    1968: Martin Luther King, “Benim bir hülyam var!” diyerek dünyada değişim istemini ilk kez dile getirdi.

    1989: Berlin Duvarının yıkılmasıyla sosyalist uygulaması dönemi bitti. Başkan Bush yeni bir dünya düzeninin başladığını açıkladı.

    2000: Yerküremiz 6 milyar nüfusa ulaştı.

    20.YY. OLGULARI
    Geride bıraktığımız yüzyılı 10 başlıkta değerlendiriyorum:

    1. 20 yy. imparatorlukların bittiği yüzyıldı. Sömürge imparatorluklarının yükselişiyle çöküşü sosyalizmin kurulup dağılması aynı çağa denk düştü. Yeni dönem kapitalizmin çağı olmakla birlikte, Sovyet ihtilalinin reform yapan etkisini görmeden, yüzyılı anlayamayız. Yüzyıl ABD merkezli, parçalanmış alt merkezleri olan bir dünya olarak tamamlandı. 1989 Berlin duvarı yıkımı sonrası küresel üstünlük ABD’ye geçti. ABD, 21 yy. misyonunu “küresel karar oluşturma” olarak tanımlıyor. Şimdi;




    1. Kuzey – Güney çelişkisi dünyanın görünmeyen en temel mücadele alan haline geldi. Kuzey, G-7’lerle küresel karar alma forumu oluştururken, Güney bölgesi; radikalleşen akımlar ve şiddet yoluyla siyasal değişim olanakları arıyor. Din siyasallaşıyor. 20 ülkeli Kuzey’in dünya geliri içindeki payı, 130 ülkeden daha fazla.




    1. Teknolojik değişimler, 19.yy’dan farklı gündelik hayatı olumlu yönde değiştirdi ve kolaylaştırdı.




    1. Ulus ötesi ekonomik yapı hız esaslı ve turbo kapitalizm ulus devletlerin (marjinal devlet) denetim fonksiyonunu ortadan kaldırdı. Global ekonomi siyaseti belirleyici hale geldi.




    1. Felaket çağı dönemini (1914 – 1945 ve 1929) büyük çöküşünü toparlayan güç, savaşlar ve savaş sanayi oldu. Altın çağ döneminde (1945 - 1973) soğuk savaş, ekonomik bunalımların aşılmasında büyük rol oynadı.




    1. Ulus – devlet süreci hızlandı. “Milletler Cemiyeti” kurucusu 1920’de 43 ülke iken, bugün İMF üyesi 183 ülke var. Devlet sayısı ise 230’a ulaştı. Bu sayının öngörülebilir bir zaman diliminde 500’ü bulması mümkün.




    1. Globalleşme, teknik anlamda hızlandı. Süper iletkenler hızlandıran etken oldu. Ulus ötesi imalat süreci başladı. Dünyamız teknik anlamda küresel köy haline geldi. Buna karşılık, gezegen ölçeğinde savaş, katliam ve işkenceler bizi “demir çağı”nda bıraktı.

    2. İnsanlarca kurulmuş Birleşmiş Milletler gibi “kollektif kurumlar” insan eyleminin “kollektif sonuçlarını” denetleyemez hale geldi.




    1. 1974 yılındaki petrol şoku sonrası dünya yön kaybına uğradı. Krizin sürekliliği yaşanır oldu. Gezegenimizde “az istikrar” geçerli hale geldi. Profesör J. Schumpeter 30’lu yıllarda böylesi durumlar için “Bademcikleri kontrol etmek yerine kalp atışlarına bakmak gerekir” diyordu.




    1. Eşitsizliklerin aşılmasında 21.yy’da kamu ekonomisi veya açık anlatımıyla devlet kaçınılmaz hale geliyor. Hint asıllı ve Nobel sahibi Profesör A. Sen “Devletin Eşitlik Yaratan Görevi” teziyle bunun öncüsü oldu.

    Herşeyden önce yaşanan savaş dehşeti, kitlesel ölümler var bu yüzyılda....


    A
    tomla öldürmeyi öğrendi insanoğlu. Ders çıkarmadı! Daha gelişmiş öldüreni hidrojen bombasını yaptı.

    Bütün bunlar: Küresel üstünlükleri değiştirmede ve “ABD Çağı”nın başlamasında etkili

    oldu.


    20. YY’DA

    KÜRESEL ÜSTÜNLÜK

    KİMLER İTİCİ GÜÇTÜR?

    Toplumsal hayatımızda iktisadi gerçek kuşkusuz çok karmaşık. Etki edici öğeler birbirlerine bağlı. Hiçbirinin mutlak hareket serbesttisi yok. Karşılıklı bağlılıklarına rağmen, bazılarının önemi büyük ve etkileri geniştir. Bu öğelere Profesör Yüksel Ülken “itici güçler” diyordu. Şöylesine bir sıralama yapmak mümkün:


     Teknik

     Nüfus


     Fikir hareketleri

     Siyasal etkiler

     Sermayenin belirleyiciliği

     Sosyal grupların gelişimi

     Sanayi ve tarım arasındaki ilişkilerin değişimi

     Gelirin dağılımı


    Teknik gelişme; 18.yüzyıldan beri buluşların sonucu teknik gelişme, sanayide, büyük ve derin değişiklikler yaptı. Toplum hayatı yeni bir görünüm kazandı. Sosyal gelişme, teknik gelişmeden çok etkilendi. Birbirini doğuran sonuçlarla; “Bilimsel gelişme – Teknik gelişme – İktisâdi gelişme – Sosyal gelişme” zinciri oluştu. Teknik olmadan iktisâdi gelişme olmayacağı görüşü kesinlik kazandı.
    Teknik etkisiyle gelişen sanayileşme olgusunu dört aşamaya bölmek mümkün; 18. Yüzyılın sonuyla 19.yüzyılın ilk yarısı, buhar makinesi buluşuyla ilk sanayi devrimini başlattı. 19. yüzyılın ikinci yarısında, 1850 – 1870 arası ikinci sanayi devrimi yaşandı. Elektrik ve benzin motorları 20.yüzyılın ilk yarısında, üçüncü sanayi devrimini gerçekleştirdi. Atom’un parçalanmasıyla elde edilen atom enerjisi, tepkili uçaklar, atom denizaltıları, elektronikler yoluyla dördüncü sanayi devrimini yarattı. Beşinci devrim enformasyon ve bilişimde oldu. Bu alanda iki sonuç göze çarpıyor:
    * Sanayi devrimleri gittikçe sıklaşan fazlarda meydana gelerek, teknik gelişmeyi de hızlandırmıştır.
    * Buluşun iktisâdi hayata uyarlanmasındaki süre gittikçe kısalmıştır. Ancak ekonomik etkinlikler teknik gelişmeye aynı duyarlılıkla tepki vermiyor! Küreselleşen liberalizm ortamında gelişimin en önemli yönü teknolojik ivmenin farklı yoğunluk derecelerinden doğmaya başladı. Teknik gelişme karşısında; birinci sektör “orta”, ikinci sektör “çok”, üçüncü sektör “az” etkileniyor.
    İşte bu teknik gelişme dünyanın ekonomik dengesini bozdu. Dünya pazarı taşkın ve çöküşler yaratan bir özellik kazandı. İstikrar yerine bir kriz yapısı egemen oldu. Teknik gelişme, düzen ve düzensizlik bütünlüğünü yarattı.
    Birinci sektör malları beslenme ile ilgili olduğundan insanlık için zorunlu. Bunlar fizyolojik ihtiyaçları giderdiğinden, en hızlı şekilde doyulan ürünler oluyor. İkinci sektör mallarında, ihtiyaçların şiddeti ikinci, fakat doygunluk hali daha sonradır. Üçüncü sektör malları hayat için zorunlu olmamakla beraber, tüketici zevklerini karşılar. 300 $’lık toplumlar üçüncü sektör mallarıyla tanışmamıştır. Teknik geliştikçe, iktisâdi hayatı kapsayan üç sektördeki aktif nüfus yüzdeleri değişmektedir. İşin ilginci 3.sektör malına talep yaratabilecek dünyalı sayısının 20.yy sonunda yüzyıl başına göre daha az olmasıdır. Gelişmemiş bir ekonomide hakim iktisâdi faaliyet tarım olup, aktif nüfusun büyük bir kısmını oluşturur (%70-80). Tarımdaki nüfus %5’e düştüğü zaman üçüncü sektör, ekonomide en önemli yeri tutar (%80). İkinci sektör eğrisi ise önce yükselen ve sonra %10’a kadar azalan bir eğilim taşır. Yazar Atilla İlhan’ın “Kurtlar Sofrası” dediği zamanımız dünyası 4 ekonomi tipi ortaya çıkardı:


    1. Az gelişmiş, 4.dünya ülkesi ekonomiler.

    2. Gelişmekte olarak nitelenen 3.dünya ülkesi ekonomiler. Pür anlamda kapitalist ve sosyalist gelişme modelinin iflası sonrası, bu ülkeler gelişme krizi yaşamaya başladı.

    3. Transformasyon ekonomileri olarak nitelenen 2.dünyanın eski sosyalist ülkeleri.

    4. Kalkınmış ancak dengesiz ekonomiler (Batı Avrupa ve ABD).


    Nüfus; çağımız dünyasında gerek niceliğini, gerekse de niteliğini en az etkileyebildiğimiz gelişmelerin başındadır. Dünya nüfusundaki artış göze çarpan bir özelliktir. Nüfus 1850’de 1.1 milyar, 1950’de 2.4 milyar, 2000’de 6 milyardır. Nüfus 150 yılda nerdeyse 6 kez büyümüştür. 2050’de 10 milyara ulaşması beklenmektedir. Nüfus artışı kıtalarda farklıdır. Asya’da nüfus 3.9 milyara çıkarken, Avrupa 400 milyon nüfusta kalmıştır. 1950’de bir Avrupalı’ya iki Asyalı, 50 yıl sonra ise bir Avrupa’lıya, dört Asyalı insan düşmektedir. Adam Smith; nüfus artışını iktisâdi gelişmenin hem sonucu, hem de nedeni olarak görür. Çareyi “papaz” Malthus bulur! Önemli olan nüfus artışında öngörülmezliklerdir. Değişiklikler, beklenmedik etkenlerle oluşmaya devam etmektedir. Bu yüzden nüfus artışını olumsuz olarak karşılar. Malthus yoksullara yapılacak her türlü yardımın karşısındadır. Çünkü fakirlere yardım, artışlarına neden olmaktadır. Nüfus geometrik dizilerle artarken, gıda üretimi aritmetik dizinde artış göstermektedir. Malthus’un bir teori olmaktan çok bu ekonomik açıklamasının üstünden 150 yıl geçmiştir. Artık gıda üretimi geometrik dizide, nüfusa ise aritmetik dizide artmaktadır. Yine de dünya nüfusunun 2/3’ü bir günü 2 $’la geçirmek zorundadır. Açıkçası sorun “üretim” den çok “dağıtım” da odaklanmıştır.
    Fikir Hareketleri: Ekonominin bir itici gücü olarak fikir hareketleri, büyük değişimler gösterdi. Fikir olarak salt dogmalarla buluşan ortaçağ, dünya nimetlerinden uzaktı. Bunu doğal bilimlere büyük ilgi, düşünsel sıçramalar ve Rönenans düşüncesi izledi. Rönenans kişiyi laik devletin vatandaşı olarak ele alınca özgürleşen bireyin süreci başlar. Sanayileşmenin psikolojik esaslarını araştıran Profesör Max Weber, modern kapitalizmin gizemini Protestanlıkta arar. Günlük çalışmaya önem, iş ve biriktirme bilinci, insanoğlunun ilk görevlerindendir. Böylece sermaye birikimi hızlanıp, sanayileşme gelişecektir. Bu düşünce “ABD Modeli” nin de özünü oluşturacaktır. Çalışkan protestan ABD yurttaşı, Max Weber tanımının izdüşümüdür. Çıkarın yönlendiriciliği olan pragmayla hareket etmesi, liberalizme “her türlü piyasa iyi, devletse kötüdür” görüşünü oluşturacaktır.

    XIX. VE XX. YY’LAR ARASINDA NEDİR?
    Son iki yüzyıl, damgasını vuran değişimlerle büyük farklılıklar gösterir. XIX. yüzyılda lüks malların ticaretine dayanan uluslararası ilişkiler, yerini hayatın daha temel mallarına bırakır. Kuşkusuz tek değişim malın özüyle sınırlı değildir.
    Para ve siyasette ortaya çıkan yeni kalıplar sınai kapitalizmin gelişmesini kolaylaştırır. XIX. yy’ın “hakim ekonomisi” İngiltere’dir. 1880 yılına kadar İngiliz ekonomisi, dünya genelinde tek başına ve bütün sektörlerde hakimdir. 1880’den sonra yerini önce Almanya sonra da ABD’ye bırakacaktır. Aralarındaki ortak payda hakimiyet olurken, dünya geneline yayılmacı olmalarıdır. Emperyal güç olmadan, ülke içi sınai üretim ve üretim fazlası hiçbir ülkeye global hakimiyet olanağı vermemektedir.
    XIX. yy’da yaşananlar gerçek bir ekonomik gelişmedir. XIX.yy’ın sonunda başlayan korumacılık ve gümrük tarifeleri eğilimi bile, uluslararası ticareti olumsuz etkilemez. XIX. yüzyılda sermaye ve emek hareketliliği yaşanır. Büyük çaplı sermaye yatırımları sanayi ülkelerinden denizaşırı sömürgelere giderken, işgücü yeni dünya olan ABD’ye kısıtlama yaşamadan akın eder.
    XIX. yüzyılın dünya düzeni, 1.Dünya Savaşıyla sona erer. 1919 sonrasında XX.yüzyıl dünya ekonomisinin yeni köşe taşları vardır:


    • Altın – para sisteminin istikrarı bozulmuştur. Enflasyon etkisiyle ulusal paralar değerlerini az ya da çok kaybetmiştir. Kambiyo denetimi yaygındır. Dünya ticareti ödeme sistemiyle, dolar, sterlin, ruble ve frank alanı olarak ayrılmıştır.




    • Rusya’daki sosyalist devrim (1917) dünya ekonomisindeki en önemli yapı değişmesidir. Avrupa’nın büyük pazarlarından biri artık kapanmıştır. Dünya genelinde ağırlığı gittikçe artacak, merkezden kumandalı yeni bir ekonomik yapı meydana gelmiştir.




    • XIX. yüzyılın hakim ekonomisi olan İngiltere, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra yerini ABD’ne bırakmıştı. ABD, XX. yüzyılın hakim ekonomisiydi. ABD’nin dünya ticaretine katılma payından çok dünya ekonomisindeki mali ve siyasal egemenliği ABD’ye kaydı.




    • Savaşlar korumacı bir yapının doğmasına neden oldu. 1929 bunalım sonrasında devletlerin ekonomik korumacılığı, bunalımdan kurtulmanın en önemli aracıydı.




    • Tarımsal yapılı az gelişmiş ülkeler, sanayileşme sürecine girdiler. Bağımlı durumdan kurtulup, dünya siyaset dengesinde oynadıkları rol artmasa da ulus – devlet oldular.

    Bu şekillenme içinde XX. yüzyılda dört farklı aşama görüyoruz. İlk aşama, 1919-1929 yılları arasındadır. Savaş yaralarının sarıldığı ve dünya ticaretinin nisbi olarak geliştiği bir dönemdir. 1914 öncesi ekonomik yapılarına tekrar kavuşmak isteyen devletler, yeniden altın-para sistemine dönerek, ulusal paralarına istikrar vermek isterler.


    İkinci aşama, 1929 – 1939 arasında yaşanır. Bu devrenin en önemli niteliği, 1929 dünya ekonomik bunalımı ve dönem sonunda doğru ortaya çıkan yeniden silahlanmadır. Serbest ticaret sisteminin varolduğu 1925-1928 yıllarından sonra dünya bölüşümüyle ilintili büyük kriz, korumacı akımları yaymıştır. Dış ticareti kısıtlayıcı önlemler yürürlüğe konulur. Dünya ticareti çok taraflı özelliğini kaybeder. Yerini, iki taraflı ticari ilişkilere bırakır.
    Üçüncü aşama ise, 1945’ten Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989’a dek geçen süreyi kapsar. 2. Dünya Savaşı’nın dünya ekonomisinde yarattığı etkiler derindir. Avrupa; üretim kapasitesini büyük ölçüde kaybetmiştir. ABD ise siyasi hakimiyetini ve savaş sanayisiyle doğan üretme potansiyeliyle en yüksek düzeyine vardırmıştır. Dahası, Avrupa’yı kendisine bağımlı duruma getirir. ABD, dünya ekonomisini yeniden canlandırmak ve “iktisâdi entegrasyon”u kendi dengeleri açısından yeniden sağlanmak ister. Profesör W. Röpke’nin deyimiyle “Baş Harfli Dünya Ekonomisi” dönemi başlar. WTO, OECD, GATT, IMF, DB gibi baş harflerle betimlenen uluslararası örgüt ve birleşmeler ön plana çıkar.
    1989 yılından Berlin Duvarının yıkılması, merkezden yönlendirilen devletçi sosyalizmin yenilgisinin simgesidir. Kuralların merkezi konulduğu ve gelişmelerin küresel etkili olduğu bir dünya ekonomisi dönemi başlar. Buna 4.aşama diyebiliriz.
    Bu dönemde;

    • Adil bir küreselleşme efsanesi

    • Bölgeselleşme ile yönlendirici ekonomilerin ittifak arayışları

    • Dış ticarette liberalleşme ve korumacılığın atbaşı gelişmesi

    • Işık hızına ulaşmış mali piyasaların entegrasyonuyla içiçe bir bilardo oyunu

    • İletişim ve bilişim teknolojisinin hızla gelişmesiyle doğan küreselleşme

    • Tıpta ve genetikte devrim ve klonlanan yeni insan

    • Batılı ülkelerde korumacılık ve milliyetçiliğin yeniden doğuşu

    • Orta sınıfın kayboluşu ve radikal baştan çıkarıcılığın yükselişi gibi ana gelişmeler

    yaşanmaya başlanır.
    Dünya salt liberalizmin küreselleştiği, silahlanmanın ve entegrasyonun her geçen gün arttığı dünya ölçeğinde yayılma tehdidi yaşattığı “tek boyutlu bir zihinsel evren” üzerinde temellenmektedir.
    “Tek dünya” veya “global köy” “yeni oyun kuralları”ndan çok, “teknik olanaklarla doğmuştur. 1975 yılında enformasyon yılına maliyeti birim başına 100’dür. 20 yıl sonra bu maliyet 0.01’idir. 1930 yılında New York’tan Londra’ya 3 dakikalık bir telefon görüşme ücreti 300 $ iken, 1996’da hemen hemen sıfırlanmıştır.
    Eklemeden geçemiyorum: Liberalizm için küreselleşen yapıda, 1980-1996 döneminde en çok artış gösteren büyüklük hisse senedi ve tahvil piyasası iken, en az artış gösteren dünya geliridir. Finansal piyasalardaki küreselleşme ise 1. Dünya Savaşı öncesi düzeyine bile henüz ulaşamamıştır.
    Yoksulluk ve insani gelişme indekslerinde de farklı bir gelişme gözlenmiyor...

    Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerde
    İnsani Gelişme Düzeyinin Karşılaştırılması







    Yaşam

    Beklentisi

    (Yıl)


    Okuma – Yazma Oranı %

    Okullaşma Oranı %

    Reel Kişi Başına GSYİH

    Yerel Geçim Maliyetlerine Uyarlanmış Reel Kişi Başına GSYİH

    İnsani Gelişme İndeksi Değeri

    1.Gelişmekte

    Olan Ülkeler


    61.8

    69.7

    56

    2.904

    2.904

    0.576

    2.Sanayileşmiş

    Ülkeler


    74.1

    98.5

    83

    15.986

    15.986

    0.911

    3. Dünya

    63.2

    77.1

    60

    5.798

    5.798

    0.764


    Kaynak: UNDP, 1997.
    Böylesi bir ortamda teknolojik bir sıçrama az gelişmiş ülkeler için çıkış olur mu? Sorunun yalın cevabı hayırdır! Bu soru Harvard Üniversitesi’nin 2 akademisyeni Profesör J.Sachs ve M.Porter’e ilginç bir buluşma yaratmıştır.

    Sachs, The Economist dergisine yazdığı makalede “Küreselleşme üstünde yeniden düşünme” davetiyesi çıkarmaktadır. Bir de savı vardır. Dünya, ideolojiler, konumundan çok teknolojiyle ilişkisiyle ayırımlanmaktadır. 1.gruptaki ülkeler “teknoloji geliştirenler”dir. Bu gruba ABD, Kanada ve Batı Avrupa’nın girdiğini söylemeye herhalde gerek yok.


    2. gruptakiler “teknoloji adaptörleri”dir. Bu grupta Brezilya, Meksika, Doğu Avrupa ülkeleriyle ile Güney Asya ülkeleri var. Türkiye’nin de yer aldığı 3. grup ülkeler ise, “teknolojiden dışlanmışlar” kümesinde yer alıyor. Profesör Sachs bu tablonun kolay değişmeyeceğine inanıyor. Prof. Porter ise ülkelerin gelişme stratejilerinde yeni teknolojilerin benimsenmesinin yetmeyeceğinin altını çiziyor. Kıssadan hisse: Az gelişmişlerin küresel bir çıkışı teknolojik merceğe yaslandırma olanakları bulunmuyor. 20.yy 3 sistem yaşadıktan sonra şimdi geleceğin adı artık belirsizliktir.


    D



    1. ABD dünyada %5 nüfus payıyla %21’ini alıyor.

    2. G-7’lerin 7 ülkesi, dünya gelirinin %44’ünü alırken, 127 gelişmekte olan ülke dünya gelirinin %40'’ ile yetinmektedir.

    3. Dünya gelirinin %55’ini 16 kişi alırken, %40’lık bölümünü 78 kişi arasında dağılıyor.

    4. Enflasyon dünya genelinde düşüyor ama bu deflasyon (durgunluk) tehdidi yaratıyor. 1950-1999 döneminin fiyat artışları yine de 1850-1900 döneminden daha yüksek gözüküyor.

    5. Hammadde fiyatları genelde geriliyor.

    6. Dünya genelinde işgücünün üçte biri işsiz gelir dağılımı ise daha da bozuluyor. Tepedeki %20’lik nüfus kesimiyle, en dipteki %20’lik nüfus arasındaki fark 74 kata ulaşıyor. 1960’da bu fark 30 kattı. Dünyada 2.8 milyar insan günde 2 doların altında bir gelirle yaşıyor.

    7. Dünya ticaretinin yüzde 30’u çok uluslu şirketlerce yapılıyor. Dünya ticareti; 1944 yılındaki Bretton Woods anlaşması sonrası teorik olarak serbestleştirildi. Ticaret hacmi artış gösterir. Dünya ihracatının dünya milli gelirin içindeki payı, 2.savaş sonrasında %7 iken, bugün iki katına vardı. Krizlere rağmen düşüş göstermeyen bir dünya ticari yapısı içinde yeni korumacı eğilimler, az gelişmişlerin dünya ticareti içinde ciddi pay almasını engelliyor.

    8. Gelişmiş ülkelerin üretimi artışı ABD’nin 2000 yılındaki üretim çıktısı, 1000’li yıllardan 57 kat daha iyi durumda. “3.Dünya ülkeleri” klasik ürünlerde yoğunlaşmaya devam ediyor. ABD, 1975’de dünya tekstil üretiminin %20’sini gerçekleştirirken, bugünkü payı %12’lerde, Çin aynı dönemde bu sektörde %10 olan payını %100 oranında arttırdı. 1975-1995 döneminde klasik sektörlerde mal üretimi arttıran tek bir G-7 üyesi yok. OCED’de, 1960 itibariyle toplam milli gelirin %30’unu oluşturan imalat sanayi payı, 1995’de %20’lere geriledi.

    9. 133 ülke genelinde 4 grup ortaya çıktı. 10.000-40.000 $ geliri olan üst grupta 26 ülke var: 3.000-10.000 $’lık “yüksek-orta gelirli ülkeler grubunda” 16 ülke 750-3.000 $ arasındaki “düşük –orta gelirli ülkeler” grubunda ise 40 ülke Türkiye 3.grupta yer alıyor. 750$’ın altında kalan “düşük gelirli ülkeler” grubunda 48 ülke yer alıyor. Önemli olan “20-80 Dünya Toplumu”nda iyileşme görülmemesi.

    10. 1950-1995 ülkelerin büyüme hızı %2.7, az gelişmişlerin %2.5 iken dünya nüfusundaki döneminde gelişmiş payı aynı dönemde %80 arttı.

    ÜNYANIN GENEL GÖRÜNÜMÜ

      1   2   3   4   5   6






        Ana sayfa


    Küresel Bir Dünya mı? BİR evriMİN Özeti

    Indir 436.54 Kb.