bilgiz.org

Kompozisyon kavraminin tanimi ve çEŞİtleri tanimi

  • 8. BİR KOMPOZİSYONDA BAŞLICA DİKKAT EDİLMESİ GEREKLİ UNSURLAR a) Kompozisyon Kağıdının Biçimsel Özellikleri
  • 9. YAZMA
  • Tashih yaparken şu soruları sorarak işe başlamak mümkündür



  • Sayfa4/34
    Tarih01.10.2017
    Büyüklüğü2.75 Mb.

    Indir 2.75 Mb.
    1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   34

    b. PARAGRAFIN ÖZELLİKLERİ

    (1) Paragraf bir yazının en büyük birimidir.

    (2) Paragraf, konunun ana düşünce ile bağlantılı cümleler topluluğudur.

    (3) İyi plânlanmış yazılarda yardımcı düşüncelerin her biri bir paragraf oluşturur. Bu paragraflar da ana düşünce, çeşitli açılardan açıklanır ve geliştirilir.

    (4) Paragrafların diğer bir yararı da yazının okunmasında sağladığı kolaylıktır. Paragraf yapılmadan hazırlanmış bir yazının mesajı kolaylıkla algılanamaz. Bununla birlikte paragrafların genellikle yalnızca okunma kolaylığı sağlamak amacıyla yapıldığı da görülür.

    (5) Paragraflar, müstakil bir yazı gibi düşünülebilir. Bu nedenle genellikle her bir paragrafta tek bir düşünce ele alınmalı ve tartışılmalıdır.

    (6) Uzunca ve paragrafsız düzenlenmiş bir yazı, okuyucuyu dikkat süresinin kısa olması nedeniyle, sıkar. Yazar, bir yandan süreyi, bir yandan okuyucunun genel tavrını göz önünde bulundurarak, vermek istediği mesajın sürekliliğini sağlamak amacıyla paragrafları çok iyi bir şekilde düzenlemelidir.

    (7) Paragraflar; yazının ana düşüncesiyle bağlantılı bir eksen üzerin-de kurulur. Bu, bir yandan paragraf içindeki, bir yandan da paragraflar arasındaki tutarlılığı sağlar. Doğal olarak yazı, konu dışına çıkılmadan bir bütünlük içinde sunulmuş olur.

    (8) Ana düşünce; genellikle paragraf başında bulunmakla birlikte, ortada ya da sonda da yer alabilir.
    c. PARAGRAFTA BİÇİM

    (1) Her paragrafın ilk cümlesi, diğer satırlara göre içeriden başlatılır. Bu, hem yazana hem okuyana, düşüncelerin ayrıldığı bölümleri gösterdiği için yararlıdır.

    (2) Karşılıklı konuşmalarda kişiler değiştikçe satır başı yapılmalıdır.

    (3) Paragraflar, diğer satırların beş karakter sağından başlar. Son dönemlerde paragraflara beş karakter içeriden başlamak yerine, diğer paragrafla arasına bir aralık boşluk verilerek düzenleme yaygınlaşmıştır.

    (4) Yazının bütünü göz önünde tutulduğunda paragraf, giriş, gelişme ve sonuç paragrafı olmak üzere üçe ayrılabilir.

    (5) Âdeta bağımsız bir yazı niteliği yaşayan paragraflar da aynı şekilde giriş, gelişme ve sonuç cümlelerinden oluşur.

    (6) "Giriş" cümlelerinde paragrafın konusu, amacı vb. hususlarda açıklamalar yapılır. "Gelişme" cümlelerinde de düşünceler ve duygular giriş cümlesine bağlı olarak açıklanır, geliştirilir. "Sonuç" cümlesinde ise, ana düşünce kısaca hatırlatılır. Aktarılmak istenen mesaj; en etkili biçimde, son kez vurgulanır.

    Örnek:


    Giriş cümlesi: “Sanatçı, doğayı kendi sanat anlayışıyla yeniden yaratır.

    Gelişme cümleleri: Taş taştır; ama Rodin'de heykeldir. Renk renktir, doğada da uyumlu bir biçimde vardır; ama Van Gogh'ta renk, resimdir. Ses, tüm doğada kesintisiz olarak vardır; ama ses, Beethoven'de müziktir.

    Sonuç cümlesi: Bu bakımdan her kalıcı eserin; yaratıldığı çağa ayna tuttuğu söylenebilir.”
    Son olarak, paragrafta “birlik” konusuna da temas edip, bu bahsi kapayalım.

    Birlik, paragrafta geçen bütün cümlelerin anafikirle yakından ilgili olması, onu açıp geliştirecek özellikte bulunması demektir.

    Anafikrin açılıp desteklenmesinde hiçbir fayda sağlamayan cümleler fazlalıktır ve atılmaları gerekir. iyi bir paragrafta, yardımcı fikirleri ifadeye yarayan cümleler bir mantık çerçevesinde, ölçülü ve orantılı bir şekilde sırılanmışlardır.

    Bir cümlenin paragraftaki önemini anlamak için şöyle bir usûle başvurulur: Cümle çıkartılır ve paragraf okunur. Eğer bir mânâ kaybı oluyor veya bir eksiklik hissediliyorsa, o cümle gereklidir. Aksi halde fazlalıktır, atılması lâzımdır.

    Güzel yazıların iyi teşkil edilmiş paragraflardan oluştuğunu bilmek ve verilen bilgiler ışığında paragraf yazma alıştırmaları yapmak yazarlık yolunun en önemli merhalelerindendir.

    6. KONU
    Konu, hakkında yazı yazacağımız olay, şahıs, fikir, duygu, durum veya meseledir.

    Yazarın ilk yapacağı iş iyi bir konu bulmaktır.

    Konuyu her zaman yazar seçmez. Bazen kendisine teklif edilen bir konuyu yazar. Eğer konu yazarı seçiyorsa yapılacak bir şey yoktur. Fakat genellikle yazar konuyu seçer. Bu durumda dikkat edilmesi gereken birçok husus vardır.

    İyi konu, hem yazarı, hem de okuyucuyu yakından ilgilendiren konudur. Yazar, alâka duymadığı bir mesele hakkında yazı yazmakta güçlük çeker. Dolayısıyla iyi bir eser vücuda getirmesi mümkün olmaz. Severek ve isteyerek yazdığı konuda daha başarılı olacaktır.

    Şayet yazar bir konuya alâka duyuyor, fakat bu konu okuyucuyu ilgilendirmiyorsa ortada bir aksaklık var demektir. iletişim kurulamaz ve maksat gerçekleşmez. Çünkü okuyucu, kendisini alâkadar etmeyen bir konuda yazılan yazıyı okumak istemez. “Kokarcanın solunum sistemi” ile ilgili bir yazının okunma şansı çok azdır. Fakat, “mutluluğun sırları” konusunda yazılan bir yazıyı hemen herkes okumak ister.

    Seçilen konu işlenmeye uygun olmalıdır. Bazı konularda bu özellik yoktur. Elinizde geniş çapta araştırmayı gerektiren bir konu varsa, fakat gerekli kaynakları temin edemeyecekseniz, bu konuyu işleyemezsiniz. Hakkında bir şey bilmediğiniz mevzuyu seçtiyseniz, kuvvetli bir ihtimalle o konu sizin açınızdan işlenmeye müsait olmayacaktır.

    Sizden dört sayfalık bir yazı istenebilir. Bu durumda, saçeceğiniz konu, dört sayfada ve tatminkâr bir biçimde işlenmeye uygun olmalıdır. Meselâ, “Osmanlılarda devlet sistemi” konusunu birkaç sayfada yeterince anlatamazsınız. Bunun için belki de büyük bir kitap yazmak gerekecektir.

    Konu seçerken zaman da gözönüne alınmalı. Diyelim ki, haftalık bir dergi sizden yazı istedi. Bunu birkaç gün içinde yazıp teslim etmek zorundasınız. Seçeceğiniz konu bu zaman zarfında yazılmaya uygun olmalıdır. Ancak üç ayda yazılabilecek bir konu seçerseniz başarılı olamazsınız.

    Seçtiğiniz konunun uygun olmadığını anladığınız zaman yapacağınız şey onu hemen bırakmak ve daha uygun bir konu bulmaktır. Bu durum herkesin başına gelebilir, fakat zamanla azalır. Usta bir yazar nadiren böyle bir hataya düşer.

    Konuyu seçtikten sonra onu sınırlandırınız. Diyelim ki “sanat” konusunda beş sayfalık bir yazı yazmak istiyorsunuz. Bu konunun birçok yönleri vardır, siz hangisini işleyeceksiniz? Sanatın faydalarını mı, niçin yapıldığını mı, yoksa çeşitlerini mi anlatacaksınız? Bu hususta bir karar vermelisiniz. Çünkü beş sayfalık bir yazıda bütün bu hususları yeterince işleyemezsiniz.

    Konuyu sınırladıktan sonra maksadınızı tesbit ediniz. Bu yazıyı niçin yazıyorsunuz? Genel maksadınız nedir? Özel maksadınız nedir? Okuyucudan ne bekliyorsunuz? Okuyucuların, söylediklerinizi sadece anlamalarını mı istiyorsunuz, yoksa tesir altında kalıp, harekete geçmelerini mi?

    Genel gayesi öğretmek olan bir yazar, okuyucunun söylenenleri anlamasını ister. Genel maksadı ikna etmek olan yazar ise, muhatabının tesir altında kalmasını, kendisiyle aynı görüşleri paylaşmasını ve arzu ettiği doğrultuda hareket etmesini ister.

    Maksadınızı tesbit ettikten sonra onu bir cümleyle ifade ediniz. Bu cümleye “konu cümlesi” denir. Bu cümle, yazarın hem araştırmaları esnasında, hem de yazarken konudan uzaklaşmamasını sağlayarak adeta onu kontrol eder. Konuda bulunması gereken önemli bir özelliği, yani “birliği” temin eder.

    Konuyu açmak, genişletmek, yorumlamak ve izah etmek için çok yönlü bir araştırma gerekir. Hiçbir araştırma yapılmaksınız yazılabilecek konular çok azdır. Masa başına oturup, hiçbir inceleme yapmadan yazı yazanlar genellikle başarılı olamazlar. Başkalarının söylediklerini tekrar etmekten, basmakalıp fikirlerin dar çerçevesinde bunalıp kalmaktan kurtulamazlar. Halbuki yazı yazmaktan maksat, o konuda yeni, orijinal fikirler üretmek veya en azından mevcut fikirleri biraz daha açarak faydalı olmaktır. Bu ise, ciddi bir araştırmayı gerektirir.

    Hazırlık safhasında en önemli kaynaklardan biri, yazarın hayatı ve tecrübeleridir. Özel bilgiler ve başından geçen enteresan olaylar malzeme olarak kullanılabilir. Yazar, dış dünyaya bakmayı bilmelidir. Çevresindeki insanları, olayları, durumları incelemeli ve çözümlemeye çalışmalıdır.

    Yazdığı konuyla ilgili kişileri dinlemek de, yazara zengin bir malzeme kaynağıdır. Mesela, aile hakkında yazı yazacak kişi, bu sahada ihtisas yapmış bir ilim adamıyla konuşabilir ve onun fikirlerinden istifade edebilir.

    Araştırmalarda en zengin kaynaklardan biri, belki de en önemlisi yazılı kaynaklardır. Dergiler, kitaplar, ansiklopediler ve gazetelerden bol bol istifade edilmelidir. Yazar, kendi kendine, “Kim? Ne ? Niçin? Nasıl? Ne zaman? Nerede?” sorularını sormalı, cevap bulmak için de yeni kaynaklara yönelmelidir.

    Gerekenden daha çok malzeme toplamak yazara seçme imkânı sağlar. Toplanan bütün materyallerin kullanılması şart değildir. Bunlar iyi bir ayıklamaya tâbi tutulur, önemli olanlar alınır, diğerleri bırakılır.

    Bazı konular mücerrettir, bazıları müşahhas. Meselâ, balıkların yaşayışını anlatan bir yazının konusu müşahhastır ve anlaşılması daha kolaydır. “Tarih okumanın lüzumu” konusu ise mücerrettir. Mücerret bir yazıyı okuyucunun anlaması daha zordur. Böyle bir konuyu daha iyi anlatabilmek için müşahhas örneklere başvurmak gerekir. Olaylar, misâller, benzetmeler ve hatıralar rahatlıkla kullanılabilir.

    Konuyu tesbit edip sınırladıktan ve gerekli incelemeleri yaptıktan sonra, yazı türünün belirlenmesine geçilir. Kullanılabilecek birçok tür vardır. Makale, deneme, sohbet, fıkra gibi. Tesbit ettiğiniz konuyu en iyi şekilde işlemeye yarayacak türü doğru tayin edebilmek yazının başarısı için atılmış güçlü bir adımdır.

    Konu bahsinde söylenmesi gereken bir önemli nokta daha vardır: Başlık. Yazıda hangi konunun işlendiğini açıkça gösteren veya hissettiren bir başlık seçilmelidir. Başlık kısa, vurucu, câzip ve mânâlı olmalıdır. Başlığın âhenkli olması da ayrı bir ehemmiyet taşır.
    7. BAŞLIK

    Başlık, yazının veya konuşma konusunun adıdır. Tabiatta adı olmayan, ismi konmayan varlık olmadığına göre yazıya da bir isim konmalıdır.

    İyi bir başlık;

           Kısa ve öz,

           Dikkat çekici ve merak uyandırıcı,

           Konuyla ilgili,

           Ana düşünceyi etkili bir biçimde anlatan,

           Kolay söylenebilen ve akılda kalıcı,

           Yazının içeriği hakkında fikir verici,

    olmalıdır.

    Film adlarına, kitap adlarına, makale başlıklarına, haber başlıklarına... dikkat edilirse bunların yukarıda sayılan nitelikleri taşıdığı görülür.

    Düşünce yazıları için konu, konunun maddesi veya ana düşünce uygun başlıklar olarak seçilirken olay yazıları için daha geniş bir yelpazeden başlık seçmek mümkündür: Olayın geçtiği yer; olay kahramanı; olayın adı; olay kahramanı ve olayın yeri; olayın özü olan eylem gibi. Nelerin başlık olarak kulla­nılabileceği hakkında bir fikir vermek için başlıklardan bazı örnekler aşağıda sıralanmıştır:



    Bilim ve Teknik, Yurt Duyguları, Edebiyatımızın İçinden,Türkçenin Sırları, Osmancık, Atatürk Şiirleri Antolojisi, Türk Dili, Çoban Çeşmesi, İstanbul’u Dinliyorum, Bizim Duvarlar, Çile, Suç ve Ceza, Silâhlara Veda, Cemile, Kılıbık, Otuz Beş Yaş, Duvar, Küçük Kız, Mihriban, Düşünmek, Üç Nasihat, Kurumuş Ağaçlar, Bayrak, Karadeniz, Memleket Türküsü, Güle Yel Değdi, Sinekli Bakkal, Acımak, Sarnıç, Yaprak Dökümü, Türkçe Bilen Aranıyor.

    Bölüm başlıkları ve ana başlıklar satırı ortalayacak şekilde büyük harflerle yazılır ve (ünlem veya soru ifadesi yoksa) sonuna herhangi bir noktalama işareti konmaz. Alt bölümlere ait başlıklar ise küçük harflerle yazılır.

    Önce başlık konup yazının buna göre geliştirilebileceği gibi, yazıyı tamamladıktan sonra da uygun bir başlık seçilebilir.

    8. BİR KOMPOZİSYONDA BAŞLICA DİKKAT EDİLMESİ GEREKLİ UNSURLAR
    a) Kompozisyon Kağıdının Biçimsel Özellikleri
    Beyaz, çizgisiz dosya kağıdı kullanılır.

    İsteğe göre kurşun kalem ya da dolmakalem kullanılır.

    Sol üst köşeye isim, sınıf ve numara; sağ üst köşeye de tarih yazılır.

    Kompozisyon kağıdının sol tarafından 3 cm, sağ tarafından 1,5 cm, üst tarafından 4 cm, alt tarafından da 3 cm boşluk bırakılır.

    Kağıdın üst bölümüne, ele alınacak konu yazılır.

    Yazının güzel ve okunaklı olmasına özen gösterilir. Karalama ve çizmeye yer verilmez.

    Paragraflara biraz içerden başlanır ve satır araları eşit olur.

    Yazım kurallarına ve noktalama işaretlerinin doğru kullanılmasına özen gösterilir.


    b) Planlı Yazma

    Konunun ana maddesi ve bakış açısı belirlenir, konu sınırlandırılır.

    Konu ile ilgili duygu, düşünce, deneyim ve gözlemler belirlenir ve bir sıraya konulur.

    Giriş, gelişme ve sonuç bölümü olmak üzere en az üç paragraf olarak tasarlanır.Özellikle gelişme bölümündeki paragraf sayısının, anlatılacakların uzunluğuna göre birden fazla olması gerekir.Giriş ve sonuç paragrafları, gerektiğinde birden fazla da olabilir.

    Giriş bölümünde konu ortaya konulur ve neyden söz edileceği okuyucuya hissettirilir.

    Gelişme bölümünde konu çeşitli yönlerden açıklanır, örneklendirilir, alıntılara ve karşılaştırmalara başvurulur.

    Sonuç bölümünde, yukarıda söylenenlerden bir sonuca varılır ve ana düşünceye yer verilir.

    Paragraflar kendi içinde giriş, gelişme ve sonuç cümleleri olmak üzere belirli bir düşünsel plan çerçevesinde yazılır.



    c) Başlık Koyma
    Yazıya başlamadan önce başlık konabilir; ama yazıyı bitirdikten sonra koymak daha doğrudur.

    Başlık, konuyu ve ana düşünceyi çağrıştırır nitelikte olmalıdır.

    Başlık bir, iki ya da en fazla üç sözcükten oluşmalı, ilgi çekici ve çarpıcı özellik taşımalıdır.

    9. YAZMA

    Bilgi birikimden yola çıkarak konuyu tespit edip plânladıktan sonra (paragrafların özellikleri dikkate alınarak) yazmaya başlanmalıdır. Ancak kişinin kendisini hazır hissetmesinin yazının güzelliği ile doğrudan ilgisi olduğunu belirtmekte yarar vardır.

    Yazmaya önce, kısa yazılar yazarak başlamakta yarar vardır. Hatta başlangıçta yatkınlık kazanmak için şiirler, kısa hikâyeler... olduğu gibi yazılabilir. Sonra bir üslûp kazanıncaya kadar bol bol yazı denemeleri yapılmalıdır. Bu konuda Benjamin Franklin diyor ki “Güzel yazıları derleyen bir kitap elime geçti, satın aldım. Baştan aşağı okudum. Üslûbu çok hoşuma gitti. Bu üslûp yeteneğine erişme isteğini duydum. Taklitle işe başladım. Önce kitaptaki en güzel makaleleri seçtim. Her paragrafın önemli yerlerini özetledim. Kitabı bir kenara attım. Birkaç gün sonra bu makaleleri aslına uygun olarak, kitaba bakmadan yazmaya çalıştım. Gördüm ki, kelime stokum, kelimeleri kullanışım oldukça zayıf. Ara sıra çıkardığım özetleri birbirine karıştırdım; birkaç hafta sonra özetleri tekrar düzelterek metni meydana çıkarmaya çalıştım. Bu çalışmalar yazı yazma yeteneğimde büyük gelişmeler sağladı.”
    10. ÜSLUP
    Fikirleri, olayları ve duyguları anlatmak için, herkesin kendine has bir ifade tarzı vardır ki, buna üslûp denir. Anlatım, tarz, usûl ve yol kelimeleri de, aşağı yukarı aynı mânâya gelmektedir. Üslûp, sözün kalıbıdır. Bir insan için elbise neyse, yazı için de üslûp odur.

    Üslûp, yazının okunmasına ve fikirlerin kabulüne tesir eden önemli bir faktördür. Aynı konuda, aynı şeyleri duyan ve düşünen iki yazardan, üslûbu güzel olanın yazısı tercih edilir.

    Özel ifade tarzı olan üslûp, yazının parçalarını birleştirir ve kaynaştırır. Birlik ve bütünlüğü temin eder.

    Hem mânâsı, hem de üslûbu güzel olan yazı, zarif bir elbise giymiş güzel bir insana benzer.

    Usta yazarlar, yazılarının altına imza atmasalar bile, onları üslûplarından tanımak mümkündür. Çünkü üslûp insanın yüzü, saç ve göz rengi kadar şahsîdir. Bu sebeple, “Üslûp, insandır” denmiştir.

    Yazı hayatına yeni atılanların şahsî bir üslûpları yoktur. Bunlar, okudukları kitapların tesiri altında kalır ve onları taklit ederler. Kimi, kısa zamanda kendi üslûbunu bulur ve taklitten kurtulur, kimi de hayatı boyunca bir türlü şahsî üslûbunu kazanamaz.

    Üslûbun oluşmasında, birçok faktörün rolü vardır: Yazarın başından geçen hâdiseler, icrâ ettiği meslek, özel zevkleri, yaşadığı ızdıraplar, okuduğu kitaplar, tahsil ettiği ilim, kültür seviyesi, ahlâkı, karakteri ve saire.

    Yazarın, yazıyı yazdığı andaki ruh hâli de üslûba tesir eder. Acı çeken bir yazar, kâinatı bir matem yeri olarak görebilir. Meselâ, yağmurun yağışını gökyüzünün ağlaması şeklinde yorumlar. Mutlu bir yazar ise, aynı hâdiseyi rahmetin cisimleşmiş şekli olarak tefsir edebilir.

    iyi bir üslûbun özellikleri nelerdir?

    iyi bir üslûp sade, akıcı, canlı, duru, berrak, açık, anlaşılır, samimi, âhenkli, sıcak ve câziptir. Gereksiz süslerden, yapmacıktan, lâubalililikten, kuruluktan, resmiyetten ve kapalılıktan uzaktır. Üslûp, berrak bir kaynak suyu gibi güzel ve âhenkli olmalıdır.

    Yazının, açık ve aydınlık olması için mânânın çok iyi anlaşılması ve mantıklı bir şekilde tertip edilmesi lâzımdır. iyi düşünce yazının temelidir. Bu da çok düşünerek öğrenilebilir. Fikirler ve duygular karmaşıksa veya gerekli açıklıktan mahrumsa üslûbun açık olması mümkün değildir.

    Berrak, duru, açık ve anlaşılır bir üslûba ulaşmak için yapılması gereken ilk iş, kelimeleri seçerken dikkat etmek olacaktır. Kelime, mânâyı tam olarak karşılamalı ve cümlede en münasip yere konmalıdır. Eksik veya fazla kelime ve cümleler üslûbu aksatır. Cümlelerin direkt, özlü, kısa ve açık olmasının da büyük ehemmiyeti vardır.

    Vücudu açıkta bırakan bir elbise kadar, fazla bol elbise de beğenilmez. Aynı durum mâna ile üslûp arasındaki münasebette de vardır. Söz, mânâya elbise gibi uymalı, maksadı açıkça ifade etmeli, bir başka mânâya ihtimâl vermemeli ve anlamak için düşünmeye ihtiyaç duyurmamalıdır.

    iyi bir üslûp sade ve yalındır, ama asla kuru değildir. Usta yazar, okuyucuyu bir fikir bombardımanıyla sersemletmez. Bilir ki, böyle bir yazı kurudur ve muhatabı sıkar. Bu yüzden duygulara yer verir. Kalbin en ince tellerine dokunmakta maharet sahibidir. insanlar sadece akıldan ibaret olsalardı, buna ihtiyaç yoktu. Fakat her okuyucu bir gönül sahibidir ve çeşitli duyguları vardır. Bunların ihmâl edilmemesi ve tatmini için gerekenin yapılması lâzımdır.

    İyi yazarlar, aklı doyurmak için fikirler ortaya atarlarken, duygulara tesir etmek için de gayret gösterirler. Bazan edebî sanatlardan da istifade ederek âhenkli cümleler kurar, yazıya şiiriyet katarlar. Okuyucunun, aklıyla birlikte kalbini de doyuran eserler daha tesirlidir.

    Bazı acemi yazarlar, yazılarının âdi ve basit olmasından korktukları için çeşitli kelime oyunlarına başvururlar. Açıkça söylenebilecek fikirleri çeşitli benzetme, sembol, istiâre, kinâye ve benzeri edebî sanatlarla süslemeye çalışırlar. Bu durum üslûbu bulandırır ve yapmacığa sebep olur. “Edebiyat yapıyor” diye ayıplananlar bu tip yazarlardır. Bunlar, hakiki sanatın sırrını bilmeyen, iyi yazmayı süslü sözler söylemek sanan acemilerdir. Yerinde kullanıldıkları zaman yazıya şiiriyet ve âhenk katan edebî sanatlar bile bunların yazılarında olumsuz rol oynar ve uslûbu yaralar.

    Bazı yazıların giriş kısmını okuyunca, devamını da okumaktan kendimizi alamayız. Bazı yazılar içinse durum tersinedir. Okumak zorunda kalırsak ruhumuzu sıkıntı basar. Bu durum, diğer faktörlerin yanısıra daha çok “akıcılıkla” ilgilidir. Üslûpta, akıcılığın mutlaka temin edilmesi gerekir. Fiil cümlelerine çokça yer vermek ve sıfatlara itibar etmemek akla gelen ilk tedbirdir. Fikirlerin, birbirini muntazam bir tertiple takip etmesinin de büyük rolü vardır. Kelimelerin dizilişi akışa tesir eder. Söylenmesi zor kelimeler kullanılmamalı, hiç değilse bunlar ard arda gelmemelidir.

    Teknik tabirler, ıstılahlar, anlaşılması zor mefhumlar, uzun rakamlar, parantez, çizgi gibi işaretler akışa mânidir.

    Bazı yazılarda çok sayıda dipnot vardır. Yazar, işaretler ve rakamlar vasıtasıyla okuyucuyu sayfanın alt kısmına bakmaya zorlar. Açıklayacağı kelimeler için de aynı yola başvurur. Normal bir okuyucuyu en çok sinilendiren, dikkatini dağıtan ve yazıdan soğutan da budur. Kesinlikle böyle bir yola başvurulmamalı, bu usûllerin tez ve araştırma tipindeki akademik yazılar için geçerli olduğu sık sık hatırlanmalıdır.

    Üslûbu hafifletip, câzip bir hale getirmenin birçok yolları vardır. Bunun için hikâye unsurlarından, konuşmalardan, olaylardan faydalanılabilir. Bir fıkra anlatmak veya hatıra nakletmek üslûbu câzip hâle getirebilir. Benzetmeler, misâller ve deyimler yazının zevkle okunmasını sağlar, okuyucuyu dinlendirir.

    Bir yazıda okuyucuyu zor durumda bırakan güçlüklerin çoğu, tertibin fena olmasından, fikirlerin zayıf işlenişinden, cümle yapısının kötü seçilişinden, mânânın karıştırılmış olmasından ve bilinmeyen kelimelerin kullanılmasından ileri gelir.

    11.TASHİH
    Tashih, bir yazıyı dikkatle okuyup, eksiklerini ve kusurlarını tesbit ederek düzeltme işlemidir.

    Acele yazılan yazılarda birçok hatalara düşülebilir. Büyük bir dikkatle ve uzun zamanda meydana getirilen eserlerde bile kusur olabilir. Müsveddeyi, yani yazının son şeklini almamış halini tekrar tekrar okuyup, düzeltmek suretiyle iyi bir eser kazanmak mümkündür.

    Her yazar, çalışmalarına bir tenkitçi gözüyle bakmasını öğrenmelidir. Yazılarını, eğer gerekiyorsa yeniden yazmalı, bunu yaparken de hatalarına ve kusurlarına karşı müsâmahakâr olmamalıdır.

    Çocuklarla büyükler arasındaki mühim farklardan biri de şudur: Çocuk, yaptığı işi gözden geçirmez. Ona göre iş bittiğinde her şey tamamdır. Büyük ise, eserini tekrar tekrar inceler. Bu durum, bazı acemi yazarlarla ustalar arasında da vardır.

    Eserinizi tarafsız bir gözle değerlendirip, son şeklini vermeden yayıncıya veya münekkide teslim etmeyin. Aksi takdirde yapılacak tenkitler şevkinizi kırabilir. Üstelik, kendi kendinize yapabileceğiniz düzeltmeleri, bu sefer başkalarının isteğiyle ve bir tür zorlamayla yapmak durumunda kalırsınız.

    ilk müsveddeyi vakit kaybetmeden inceleyin. Başarısız kısımları tekrar yazın ve kıvamını buluncaya kadar üstünde çalışın. ilk defa yazdığınız zaman harcadığınız emekten daha fazlasını yeniden yazmak veya düzeltmek için harcamaktan çekinmeyin.

    Eserinizin mükemmel olmasını istiyorsanız, bu ilk tashihle yetinmeyin. Bırakın, yazı bir müddet beklesin. Onu bir hafta, on beş gün veya bir ay sonra tekrar ele alın. Konunun atmosferinden uzaklaştığınız için, onu daha objektif bir gözle, adeta başkasının yazısını okur gibi inceleyebilirsiniz. Tabii, düzeltmeleriniz de o nispette isabetli olacaktır.

    Tashih, yazarlık yolunda ilerlemek isteyenlerin mutlaka yapması gereken bir iştir. Bu vazifeyi gereği gibi yapabilenler, kendi kendilerini kontrol ederek aynı hataya bir daha düşmezler. Kusurlarını bilir, seviyelerini anlar ve en iyiye ulaşmak için gayret ederler. Böylece, yazma alışkanlıkları her geçen gün biraz daha gelişir. Tashihi hafife alanlar ise, aynı hataları mütemadiyen tekrarlamaktan kurtulamazlar.




    Tashih yaparken şu soruları sorarak işe başlamak mümkündür:

    Başlık dikkat çekiyor mu?

    Konu okuyucuyu ilgilendiriyor mu?

    Yazının uzunluğu arzu edilen ölçüye uygun mu?

    Konu kâfi derecede açıklanabildi mi?

    Temel fikirler yeteri kadar izah edildi mi, yardımcı materyallerle destekleniyor mu?

    Konu dışına çıkılmış mı?

    Yanlış anlaşılması muhtemel kısımlar var mı?

    Üsûba açıklık ve kuvvet kazandıracak misâller, benzetmeler, fıkralar, hikâyeler, olaylar, atasözleri, deyimler ve deliller kâfi derecede kullanıldı mı?

    Fikirler birbirini destekliyor mu, aralarında tezat var mı?

    Yazı akıcı ve sürükleyici mi?

    Merak unsurları yeterli mi?

    Okuyucuyu heyecanlandırabilir mi?

    Dikkat çekici bir giriş yapılabilmiş mi?

    Sonuç iyi bağlanmış mı?

    Yazı, “Kim? Ne? Ne zaman? Nerede? Nasıl? Niçin?” sorularına tatmin edici cevaplar verebiliyor mu?

    Karşılıklı konuşmalar günlük hayattakine benziyor mu, yâni tabii mi?

    Yazı gramer ve imlâ bakımından doğru mu?

    Yerinde kullanılmamış kelime ve deyimler var mı?

    Yazıda eksik kalmış noktalar var mı?

    Fazla unsurlara yer verilmiş mi?

    Önce söylenmesi gerekeni sonra, sonra söylenmesi gerekeni ise önce söylemek gibi bir hataya düşülmüş mü?

    Geçişler tabii mi? Kopukluluklar oluyor mu?

    Cümlelerin ve paragrafların dizilişi mantığa uygun mu? Fikri en güzel şekilde açıklamaya yönelik mi?

    Yazıya herkesçe söylenen, yıpranmış, klişeleşmiş beylik sözler girmiş mi?

    Konunun ciddiyetine uymayan kısımlar var mı?

    Yazıda gereksiz süsler, lüzumsuz ayrıntılar ve harcıâlem fikirler var mı?

    Üslûp kuru, yâni hiçbir duygu telkin etmeyen cinsten mi?

    Dil ve üslûp, yazara yakışmayacak kadar kaba ve hoyrat mı?

    Okuyucuyu incitebilecek ifadeler var mı?

    Fazla abartılan noktalar var mı?

    Cümleler kısa, direkt ve özlü mü? Anlamayı güçleştiren karışık, dolambaçlı cümleler var mı?

    Paragraflar lüzumlu yerlerde mi yapılmış? Sağlam mı? Bir ana fikri tam olarak ifade edebiliyor mu?

    Yazıda ahlâka aykırı cümleler var mı?

    Tema olumlu mu? Okuyucuya iyi duygular, yahut faydalı fikirler veriliyor mu?
    Bu soruları kendi kendine soran ve tesbit ettiği kusurları düzeltmek için bıkmadan, usanmadan çalışan yazarlar, başarının mühim bir şartını daha yerine getiriyorlar demektir. Artık yazacakları her yazı, onları olgunluğa yükseltecek bir merdiven basamağı olacaktır.

    1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   34






        Ana sayfa


    Kompozisyon kavraminin tanimi ve çEŞİtleri tanimi

    Indir 2.75 Mb.