bilgiz.org

Erol güNGÖR, hayati, eserleri, DÜŞÜnceleri




Sayfa1/3
Tarih29.12.2017
Büyüklüğü123.93 Kb.

Indir 123.93 Kb.
  1   2   3

EROL GÜNGÖR, HAYATI, ESERLERİ, DÜŞÜNCELERİ
Mehmet AKGÜL

GİRİŞ
Kendi zamanlarını aşmasına karşın, layıkıyla anlaşılamamış, eserleri ve düşünceleriyle sonraki dönemlerde büyük takdir toplamış, düşüncelerinin kıymeti anlaşılmış pek çok tarihi şahsiyet vardır. Bu şahsiyetler ve bıraktıkları eserler insanlığın uzun süre başucu müracaat kaynakları olagelmiştir. Gelenekselden moderne evrensel insani bilgi ve düşünce birikiminden hareketle, modernleşme sürecinde kendi gerçekliğimizi tanıma ve bilme, buradan hareketle yeni evrensellikler kurma girişimlerimizde sabit veya değişken hareket noktalarımızı belirleme adına Erol Güngör’ün telif ve tercüme ederek düşünce dünyamıza kattığı eserler Türk toplumu adına kayda değer bir zenginliktir. Onun eserlerinin her biri yön arayan topluma adeta birer pusula mahiyetindedir. Erol Güngör de (1938-1983), düşünce ve eserleriyle son dönem Türk düşüncesi için çok büyük bir derinlik ve zenginlik olmakla birlikte, yaşadığı zamanın hızlı geçişlere rastlaması ve ideolojik bağnazlık sebebiyle zamanında kıymeti anlaşılamamış ve yeterince takdir edilememiş bir tefekkür abidesidir. Bulunduğumuz zamandan geriye doğru zihnimizi yokladığımız da, acı ve uzun deneyimler sonucu çözümlenmiş veya çözümlenme aşamasında olan her sosyal hadise ve meselenin onun külliyatında bir sosyal bilim perspektifi içinde tespit edildiğini ve sağlıklı çözümler önerdiğini görebiliriz. Bu durum büyük düşünürlerin hepsinin hayatında gözlemlenebilen bir vakıadır.

Hakkında yazılan yazı, çalışma ve değerlendirmelerde bu yönü sıklıkla ifade edilmiştir. O, A.Turan Alkan’ın ifadesiyle, ‘kendisine a’raf’ta yer bulabilmiş bir fikir münzevisidir’. Çünkü büyük şahsiyetler içinde yaşadıkları zaman diliminde egemen, sıradan anlayışlara karşı, zamanı ve mekanı izah ve açıklamaya kattıkları farklılıklar ve soğukkanlı duruşlarıyla öne çıkarlar. Zamanla onların yeri daha iyi anlaşılacak ve takdir edilecektir. Çünkü modernleşme serüveni içinde kimlik ve milli kültür üretme yolculuğu henüz son bulmuş değildir.

Naci Bostancı’nın ifadesiyle, ‘Türkiye’nin yaşadığı o cinnet ikliminin algılarımızı çarpıttığı, düşünce dünyamızı daralttığı bir zamanda bu şartlara teslim olmayan, dar vakitlerin toplumsal dalgaları üzerinden değil, geniş zamanların enginliğinden olaylara bakan bir kafayla karşı karşıya olduğumuzu’ hayatında ve eserlerinde göstermiştir.


HAYATI
Erol Güngör, 25 Kasım 1938’de Türk kültüründe özgün bir yeri olan Kırşehir’de doğdu. Babası Hacıhafızoğulları’ndan Abdullah Sabri Bey, annesi Zeliha Gülşen Hanımdır. İlk ve orta öğrenimini doğduğu şehir olan Kırşehir’de yapmıştır. Doğduğu şehir ve içinde dünyaya geldiği aile kültürel sürekliliklerin korunduğu ve geçmişle hatların sağlam tutulduğu bir vasatı temsil etmektedir. Dedesi Ahi Evren Camii imamı Hafız Osman Efendi’nin temsil ettiği tarih, toplum ve kültürel sürekliliklerin taşıdığı derin idrak, Erol Güngör’ün yetişmesine ve hayat çizgisine yön ve istikamet tayin eden değerler dünyası havzasını teşkil eder. İçinde yaşadığı toplumun tarihi ve kültürünün sürekliliklerini keşfedeceği ilk bilgi ve donanım vasıtalarını orta öğrenim yıllarında kazanmaya başlamıştır. Ortaokul yıllarında dedesi Hafız Osman Efendi’den ‘eski yazı’yı öğrenir. Hayatı boyunca pek çok araştırma ve bilgi notunu ‘eski yazı’ ile kayıt altına alacaktır. Lise yıllarında ise, Lütfi İkiz’den Arapça dersleri almıştır. Bu yıllarda dedesinin tavsiyesi üzerine Şakir Ağazade Şevki Bey’le görüşmüş ve O’nun ‘divan sohbetleri’ne katılmış, devrin ünlü kişilerinden olan meşhur İttihatçı Ali Galip Bey’le görüşmüş ve onların düşüncelerini kavramıştır. Bu arada işe başlamış ve Karayolları’nda mutemet olarak çalışmıştır. Lise yıllarında, sanata yatkınlığı dolayısıyla Klasik Türk ve Batı müziğine aşina hale gelmiştir. Ayrıca dönemin ünlü düşünürlerinden olan Hilmi Ziya Ülken’in ve pek çok yazarın eserlerini okuyarak dünya görüşünü oluşturmaya başlamıştır. Yazdığı ilk yazıları bir mahalli gazetede yayınlamaya başlamıştır. Ulusal basında ise, ilk yazıları 1955 yılında yayınlanmaya başlar ve A. Buğra mahlasını kullanır.

1956 yılında Kırşehir Lisesini bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuştur. İstanbul’da öğrencilik hayatının başlamasıyla birlikte, devrin ilim, fikir ve sanat adamlarının toplandığı Marmara Kıraathanesi’nde Fethi Gemuhluoğlu ile tanışır, Gemuhluoğlu da onu Mümtaz Turhan ile tanıştırır. 1957 yılında Mümtaz Turhan’ın teşvikiyle Hukuk Fakültesi’nden ayrılarak, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü’ne geçer. Burada öğrenimine devam ederken kendi fakültesinde memurluk hayatına devam etmiştir (1958).

Erol Güngör, Edebiyat Fakültesi’nde öğrenimine devam ederken, Fransızca yanında, İngilizce’ye çalışır. O yıllarda Türk Üniversitelerinde görev yapan misafir öğretim üyeleriyle tanışır ve onlardan Hains’in laboratuar asistanlığını yapar. Derslerini Türkçe’ye çevirmiştir. Mezuniyet tezi olarak ‘ Kültür Temaslarının Atitütler Üzerindeki Tesirleri’ konulu çalışmayı hazırlamış ve 1961 yılında mezun olduğu fakültenin Tecrübî Psikoloji Kürsüsü’ne asistan olmuştur. Böylece Türkiye’de henüz yeni tanınan sosyal psikoloji alanına yönelmiş ve akademik çalışmalara başlamıştır. İlk olarak ‘İntiharlar ve İçtimai Kıymetler’ isimli makalesi ve doğan Cüceloğlu ile birlikte çevirdikleri ‘Türkiye’de Psikoloji’ adlı çeviriyi yayınlandı.

İlmi ve akademik çalışmaları yanında, çocukluğundan beri ilgi duyduğu ve yöneldiği ülke ve toplum meselelerine olan ilgisi muvacehesinde, Erol Kırşehirlioğlu müstear ismiyle Arapça hocası Lütfi İkiz’e ithaf ettiği, ‘Türkiye’de Misyoner Hareketleri’ adlı ilk eseri Bedir Yayınları tarafından yayınlandı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazmayı sürdürdü. Bu arada alanıyla alakalı kitap çapında ilk tercüme eseri olan Krech ve Crutchfield’in ‘ Sosyal Psikoloji: Nazariye ve Problemler’ isimli kitabını yayınladı(1965).

1965 yılında hocası Mümtaz Turhan yönetiminde hazırladığı ‘Kelami (verbal) Yapılarda Estetik Organizasyon’ başlıklı tezi ile doktorasını tamamladı. Hocası Mümtaz Tuhan’ın yayıncılarından olduğu ve Tarık Buğra’nın nezaretinde çıkmakta olan Yol Mecmuası’nda çeşitli konularda yazılar yazmaya başladı.

1966 yılında başarılı bir akademisyen olarak Colorado Üniversitesi Davranış Bilimleri Enstitüsü Başkanı Kenneth Hammond’ın daveti üzerine Amerika’ya araştırmalar yapmak üzere davet edildi. İki yıl Amerika’da kalarak akademik birikim, görgü ve alan bilgisini genişletti. 1968 yılında yurda dönerek Tecrübi Psikoloji Kürsüsünde ders vermeye başladı. Bu arada vatani görevini yaparken(1969) hazırladığı ‘Şahıslararası İhtilafların Çözümünde Lisanın Rolü’ adını taşıyan çalışmasıyla Doçentlik unvanını kazandı (1970). Aynı yıl W. Whitman Rostow’dan çevirdiği ‘İktisadi Gelişmenin Merhaleleri’ isimli eseri Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında neşredildi.

John U. Nef’den çevirdiği ‘Sanayileşmenin Kültür Temelleri’ ve Kenneth Boulding’den çevirdiği ‘Yirminci Asrın Manası’ isimli eserleri Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında çıktı(1971). Bu yıllarda Başbakanlık Devlet Planlama teşkilatı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı bünyesinde çeşitli komisyonlarda danışman ve uzman olarak görevler ifa etti. 1972 yılında hocası Mümtaz Turhan’ın başkanlık ettiği ve vefatı ile boşalanTecrübi Psikoloji Kürsüsü’nün başkanı oldu. Yine 1972 yılında kendisinin çok sevdiği, sayılı dostlarından ve çok güçlü gönül bağlarına sahip olduğu Dündar Taşer vefat etti.

1973 yılında kendisi gibi akademisyen olan Şeyma Taşçıoğlu hanımefendi ile evlenir. Yine aynı yıl ünlü Fransız düşünürü Raymond Aron’dan çevirdiği ‘Sınıf Mücadelesi’; Paul Hazard’dan çevirdiği ‘Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme’ isimli iki yeni eseri Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında yer alır.

1974 yılında Orta Doğu Gazetesi’nde başyazar olur. Buradaki yazılarıyla Türkiye’nin o günkü siyasi ve ideolojik parçalanmışlık vaziyeti görüntüsü verdiği anlarda taraf olduğunu gösterir. Milliyetçi düşüncenin içinde bulunduğu zemini, geçmiş ve şimdiki zaman arasında sıkışmış resmi tarih anlayışını yeni bir bakış açısıyla okuyarak nesnel bilgiye ulaşmayı önleyen yarı mitsel slogan ve söylemleri ilmi ve teorik olarak sağlamlaştırmaya katkı sağlar. Özellikle yükselen Marksist teori ve yaklaşımlara karşı, Türk modernleşmesinin fikri ve teorik temellerini metodolojik, bilimsel ve kültürel anlamda yeniden inşa ederek, toplumun yaşamakta olduğu değişim sürecini, yönünü ve değişim sürecinde milli kültürün oluşumu için atılması gereken adımları göstermeye çalışır. Ayrıca değişik zamanlarda Millet Gazetesi’nde başyazarlık yapmış, Türk Yurdu, Hisar, Töre, Türk Edebiyatı, Yeni Sözcü, Ülkücü Öğretmen gibi dergilerde makaleler yayınlamıştır.

1975 yılında Türk Kültürü ve Milliyetçilik isimli ilk düşünce eserini yayınlar.

1976 yılında Nihal Atsız’ın vefatından sonra çıkarılan ‘Atsız Armağanı’ yayın heyetinde görev alarak, Bu armağan için kaleme aldığı ‘Türkçülükte Din Meselesi’ başlıklı yazı sebebiyle, haksız, hissi ve indi tenkitlere maruz kalmıştır. Bugün geriye dönüp bakıldığı zaman ‘milliyetçi düşüncenin’ kurgusunda var olan ve ilmi, objektif tarih, toplum ve kültür değerlendirmelerinde kısır döngüye sebep olan kavram kargaşasına dikkat çeker, özellikle milliyetçilik ve din ilişkisini sağlam bir zemine oturtur.

1976-1978 tarihleri arasında, Emin Işık, Yaşar Erol ve Ahmet tekin ile birlikte yazar kadrosunda bulunduğu ve Milli Eğitim bünyesinde çeşitli düzeyde okutulmak üzere ‘ahlak’ ders kitaplarını hazırlamıştır. Benzer şekilde, Sabri ve Belma Özbaydar, Ayhan Songar ve kendisinin bulunduğu yazar kadrosu ile yine çeşitli düzeyde okutulmak üzere ‘psikoloji’ kitaplarını hazırlamıştır.

1978 yılında ‘Değerler Psikolojisi Üzerine Araştırmalar’ isimli takdim teziyle alanında profesörlüğe yükseltilmiştir.

1980 yılında eserleri arasında çok önemli bir yer işgal eden ‘Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik’ isimli kitabı Töre-Devlet; Robert B. Downs’tan çevirdiği ‘Dünyayı Değiştiren Kitaplar’ isimli çalışma Tur yayınları arasında okuyucu ile buluşur.

1981 yılında ‘Hicretin 15. Yüzyılına Armağan’ olarak neşrettiği ‘İslam’ın Bugünkü Meseleleri’ni- ki külliyatının şaheseridir- kaleme alır. Bu eserde, o tarihlere kadar yazıl(a)mamış ve İslam dünyasının ve düşüncesinin son yüzyıllar içinde yaşadığı modernleşme serüveni ele alınmıştır. İslam’ın Bugünkü Meseleleri, üslubu, sistematiği, bakış açısı ve ele aldığı konular hasebiyle, başta hitap ettiği kitle olmak üzere, malesef ideolojik yanlılık ve körlükler sebebiyle kamuoyunda yeteri kadar ilgi ve alaka görmemiştir. Kıymeti günümüzde yeni anlaşılmaya başlamış olan eser, gelişen ve değişen düşünce dünyamızda hak ettiği ilgi ve takdiri yarınlarda mutlaka görecektir.

1982 yılında, modern dünyada din ve toplum ilişkisi ve din anlayışları bağlamında önemli bir tartışma alanını teşkil eden dini-tasavvufi bilgi, hayat ve tarikatlar hakkında kaleme alınmış önemli bir eser olan ‘İslam Tasavvufunun Meseleleri’ isimli çalışması Ötüken Neşriyat tarafından yayınladı. Çocukluk döneminde gözlemlediği kültür hayatı, aile çevresinde teneffüs ettiği deruni dini tecrübeler ışığında ve hayat boyu dağarcığında biriktirdiği bilgi ve kültürün bir yansıması olarak kaleme alınan eser, dini düşünce tarihimize önemli bir katkıdır.

Çeşitli aktüel konu başlıklarını içeren başka bir çalışması olan ‘Dünden Bugünden- Tarih-Kültür ve Milliyetçilik’ isimli kitabı, Mayaş Yayınları arasında neşredilir.

1982 yılında Yüksek Öğretim Kurulu tarafından Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü’ne atandı. Sekiz ay gibi kısa ve verimli rektörlük hizmeti sonunda 24 Nisan 1983 yılında İstanbul’dan Konya’ya hareket etmek üzere iken geçirdiği bir kalp krizi neticesinde Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Bugün Konya’da gönül ve fikir dünyasında inşa hayalini kurduğu milli kültürün canlı bir temsilcisi olarak modernleşme tarihi boyunca araları açılan din ve aydın ilişkisini yeniden kuran bir bilim adamı, üniversite ile halkı kaynaştıran ve ilk defa ‘Cuma namazına giden rektör’ olarak hatırlanmaktadır. Erol Güngör’ü yakından tanıyanlar, onun milli kültürün en güçlü kaynaklarından saydığı Selçuklu dönemi yapısı olan bir mescit içinde sade bir derviş gibi inzivaya çekildiğini düşünmektedir.

Erol Güngör’ün erken vefatı sebebiyle değişik zamanlarda çeşitli yayın organlarında yayınlanmış makaleleri ve bazı çalışmaları daha sonraki tarihlerde neşredilmiştir. Hatta Türk Modernleşme Tarihi’ni ele aldığı bir çalışmasının basım aşamasında kaybolduğu söylenir. Bunlardan biri de, aslında çok önceleri kaleme alınmakla birlikte, 1988 yılında Ötüken Neşriyat tarafından yayınlanan ‘Tarihte Türkler’ isimli eseridir. Ayrıca değişik yerlerde sunulmuş, yayınlanmış bazı çalışmaları R.Güler ve E. Kılınç tarafından hazırlanarak ‘Sosyal Meseleler ve Aydınlar’ başlığı altında Ötüken Neşriyat yayınları arasında 1993 yılında kitaplaştırılmıştır. Keza doçentlik ve profesörlük tezleri yanında, hayatta iken neşretme imkânı bulamadığı ‘Ahlak Psikolojisi ve Sosyal Ahlak’ başlıklı çalışması da, yine Ötüken Neşriyat yayınları arasında 1995 yılında fikir dünyamıza katkı olarak sunulmuştur.


HAKKINDA YAYINLANMIŞ ÇALIŞMALAR
Türk Edebiyatı, Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Haziran, Sayı:116, 1983; Haziran, Sayı:128, 1984; Temmuz, sayı:141, 1985.

Beşir Ayvazoğlu, ‘Yiğit İken Ölen Alim’, Defterimde Kırk Suret içinde, ss.138-150, Ötüken Neşriyat, İstanbul: 1996.

Erol Güngör İçin, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara: 1998.

Prof.Dr. Erol Güngör’ün Anısına Armağan, Selçuk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Konya:1998.

A.Turan Alkan, ‘Halefi Olmayan Bir Bilim Adamı Erol Güngör’, Doğu-Batı Düşünce Dergisi, ‘Araftakiler’ içinde ss.157-164, Ankara:2000.

Mehmet Akgül, ‘Türkiye’de Din ve Değişim; Bir Erol Güngör Çözümlemesi, Ötüken Neşriyat, İstanbul: 2002.

Edibe Sözen, ‘Erol Güngör’, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Muhafazakârlık, C.5 içinde ss.204-211, İletişim yayınları, İstanbul: 2003.

Murat Yılmaz’ın editörlüğünde, ‘Erol Güngör’, Anma ve Armağan Kitaplar Dizisi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara: 2006.

Ersin Özarslan, Düşünce Ufuklarında Erol Güngör’ün Sanat, Edebiyat, Dil ve Tercüme Hakkındaki Görüşleri, Lotus yayınevi, Ankara:2007.

Erol Güngör hakkında üniversitelerde yüksek lisans ve doktora düzeyinde, ilmi, edebi ve akademik dergilerde çok sayıda yayınlanmış veya yayınlanmamış çalışmalar mevcuttur.


DÜŞÜNCELERİ
Akademik anlamda bir sosyal psikolog olarak tanınan Erol Güngör, aslında multi-disipliner bir bilim adamıdır. Esasen sosyal bilimlerin geneline vakıf olan bir sistemli düşünür, kendi tabiri ile bir ‘münevver’ idi. Bir kişiyi münevver/aydın yapan nitelik, geçmiş ve gelecek zamanı yaşadığı zaman dilimi bağlamında kuşatıcı bir bilgi birikimine ulaşıp, sahip olduğu bilgiyi düşünceye çevirerek anı doğru okuyabilme kabiliyeti ile ölçülebilir. Batı toplumunda yaşamış olsa bir teori, bir sistem sahibi olabilecek bir ufka ve yetkinliğe sahip olmasına rağmen, Edibe Sözen’in ifadesiyle kendi inanç, tarih ve kültür havzasında ‘bir geleneğin yazarı’ olmuştur: ‘Biz büyük bir imparatorluğun ve büyük bir medeniyetin çocuklarıyız’.

Öncelikle onun, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş ve bu süreçte baş gösteren toplumsal meselelere yaklaşımı ve onları ele alış biçimiyle, ülemadan aydına geçiş sürecinde yaşanılan ‘buhranları’ aşma çabaları noktasında, ülkemizin yetiştirdiği en yetkin sosyal bilimcilerden biri olduğu kabul edilmelidir. İkinci olarak, hayatı, şahsiyeti, eserleri ve sosyal çevresi göz önüne alınarak Erol Güngör hakkında nasıl ve neden farklı alımlama ve yorumlamaların yapıla geldiği tartışılabilir. Edibe Sözen’in yaptığı tasnife göre, bu yorumlardan ilki, Erol Güngör’ü, özellikle 1980’li yılların şartlarında milliyetçi düşüncenin ‘gözükmeyen’ ve fakat buna rağmen önde gelen bir temsilcisi olduğu şeklindedir. Tartışılabilecek hususları şöyle açıklamak mümkündür.


MİLLİYETÇİLİĞİ MESELESİ
Milliyet kelimesinin kökeni ve anlam dünyası yanında, Cumhuriyet tarihi boyunca din karşıtı tavırlar nedeniyle, milli veya milliyet kelimesinin neleri ima etmek için kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Kelimenin bugünlerde görece yadsınarak kullanılması, 1970’lerden sonra milliyet kelimesinin, farklılaşan siyasi, sosyal ve dini gruplar arasından sadece birini tanımlamada kullanılır hale gelmesi ve diğer grupların kendilerini yeni ve farklı isimlerle adlandırmaları sebebiyledir. Bir diğer sebep de, milliyetçilerin 1980’lerden sonra fikri ve entelektüel zeminlerini güçlendirememeleri, dolayısıyla toplumsal tabanlarını giderek kaybetmeleridir. Meselenin Erol Güngör boyutuna dönecek olursak, onun hem yaşadığı yıllarda hitap ettiği en geniş kitlenin milliyetçilerden oluşmasını göz önüne almak, hem de Türk düşüncesinde milliyetçilik ve milliyetçi düşüncenin Erol Güngör perspektifinde ne anlama geldiğini iyi belirlemek gerekmektedir. Çünkü Türkçede kullanılan kavramların tekabül ettiği tarihi, toplumsal gerçeklik ile, aynı kavramların modern anlamda içerik tanımlamalarının yapıla geldiği tarihsel, toplumsal gerçeklik alanları bir birinden farklıdır. Erol Güngör ilk fikri eserlerinden olan Türk Kültürü ve Milliyetçilik’in önsöz’ünde kendi bakış açısını sarih bir şekilde ortaya koyar:

Türkiye’nin tarihi kaderi, onu Avrupa milletlerinden ayırdığı gibi, henüz istiklaline kavuşmuş Afrika, Asya ve Balkan milletlerinden de ayırmıştır. Bu yüzden milliyetçilik hakkında yazılan eserlerin pek çoğu Türkiye konusunda münevverlerimizin kafasında yanlış kıyas ve benzetmelere yol açmaktadır. Biz büyük bir imparatorluğun ve büyük bir medeniyetin çocuklarıyız. Bizim milliyetçiliğimiz sömürgecilerin işgalinden kurtulmak ve devlet kurmak için yapılan siyasi istiklal mücadelelerine yahut sıfırdan başlayarak milli kültür yaratma hareketlerine benzemez’.

Güngör’de milliyetçilik, Batı medeniyeti karşısında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e yaşanan kültür değişmeleri bağlamında geleneksel/İslam medeniyetinin yeni batı medeniyeti karşısında var olabilmesi için gereken süreklilikleri ve devamlılıkları temsil eder. Dolayısıyla milliyetçilik kelimesinin karşılığı, kendi tarih, kültür ve toplumsal gerçekliğimizin değişim sürecinde aldığı şekle göre anlam alanı daralan veya genişleyen, ancak korunması ve değişmemesi gereken sabitelere yaptığı göndermelerdir. Milliyetçilik kelimesinin yine kendi tarih, kültür ve toplumsal gerçekliğimizin değişim sürecinde, batılı kavram ve gerçekliklerin modernleşme sürecinde toplumda ve düşüncede ortaya çıkardığı yeni durumlara denk düşen ve bu yeni durumu batılı arka plan ve kavramlarla tanımlamada kullanılan anlamını farklılaştırmıştır: ‘Nation building’ veya ‘ulusalcılık’ gibi. Bu kavramların milliyetçilik kelimesi ile karşılanması, anlam karmaşasına sebep olmaktadır. Neden? Çünkü bu anlamda bir milliyetçiliğin içerik tanımlamalarında referans noktası, yalın anlamda sanayileşme, kentleşme, eğitim ve öğretimin yaygınlaşması gibi, modern olgu ve oluşumlar olduğu için, kelimenin tarihi sürekliliği kesintiye uğramakta, anlam alanı gittikçe daralmakta ve tamamen ortadan kalkmaktadır.

Klasik kullanımdaki gibi milliyetçilik geçmişten geleceğe korunması ve değişmemesi gereken sabitelere değil, modern ‘ulus-devlet’ ve ‘ulus’ kavramına veya İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki bağımsızlık mücadelesi veren ülkelerin modern-seküler temelde yeni bir ulusal kimlik inşa etme girişimlerine denk düşmektedir. Bu manada bir milliyetçilik, Erol Güngör’ün eski ara dönem başbakanlarından Nihat Erim ve İsmet İnönü’den bir nakille belirttiği gibi, ‘İlerleme teşebbüslerinde Fransa’yı örnek alan Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı İmparatorluğu’ndan bir kurtuluş hareketi’ olarak tanımlanmaktadır.

Görüldüğü gibi, Erol Güngör’ün kullandığı millet ve milliyet kavramı, sonraki dönemlerde ulus ve ulusalcılık kavramıyla batıcı aydın ve idareciler tarafından ifade edilse de, anlam ve içerik tanımlamasıyla oldukça farklılaşmaktadır.

Bu manada Cumhuriyet tarihi boyunca 1970’lere kadar devletin modernleşme politikalarını eleştiren ve bu tarzda modernleşme politikası anlayışına karşı çıkan Güngör, yeni dönemde Marksist ideolojiden beslenmeye başlayan ve ilk dönem İnkılapçı neslin çocuklarının devraldığı çarpık milliyetçilik/ulusalcılık anlayışını yadsımaktadır. Buna karşılık aynı dönemlerde yükselen ve geleneksel süreklilik ve devamlılıklara vurgu yapan milliyetçi nesle, hem teorik anlamda, hem de uygulama anlamında Cumhuriyet’in ilk yıllarından farklı ve yeni bir tarih, kültür ve milliyetçilik anlayışı sunmaktadır.

Hem Türkiye’yi, hem de Batı’yı tanımaya başlayan yeni nesiller bize memleketimizin geleceği hakkında yeni istikametler gösteriyorlar…Bunları ayrı ayrı yollardan aynı neticeye getiren kuvvet nedir?’ ‘Yeni hareket her şeyden önce milliyetçidir, yani Türk milli kültürünü dış kuvvetler karşısında bir varlık olarak ortaya çıkarmak ve geliştirmek iddiasındadır. Bütün milliyetçi hareketler gibi bu da kültürün devamlılığı esasından işe başlamaktadır. Milletimizin hüviyet değiştirmesinde fayda görecek yerde kendine-halka- dönmesini ve dünden bugüne intikal eden kültüre sahip çıkmasını tercih etmektedir. Türk münevverinin kendi milleti ile barışması için olduğu kadar, dünyada eski şahsiyetli mevkiimizi kazanmamamızın da ancak bu sayede mümkün olacağına inanmaktadır. Yeni hareket iktisadi kalkınma gayretini ideoloji haline getiren her türlü entelektüel budalalığın karşısındadır. İktisadi hayatı sosyal hayatın bir parçası olarak görmekte ve iktisadi değişmeden ziyade, kültür değişmesine önem vermektedir. Yeni hareketin fikir öncüleri Türk milletinin bir başkasını model almayacak kadar orijinal bir medeniyete sahip olduklarına inanmaktadır. Bu medeniyetin billurlaşmış kıymetlerini kimi roman, kimi sinema eseri, kimi ilmi araştırma, kimi dini eser olarak ortaya çıkarmakta ve işlemektedir. Onlara göre Türk kültürüne dönüş hareketi geçmişi diriltmek veya maziyi yaşamak gibi psikolojik tatmin hareketlerinden ayırt edilmelidir. Bu tamamen rasyonel ve ilmi düşünüşün bir gereği olarak görülmelidir. Geçmiş yüzyılların yarattığı milli kültür halk içinde yaşayan canlı bir realite olduğu için belki burada dönüş’ kelimesini kullanmak bile doğru olmaz’.

Yukarıda alıntılanan metinde, egemen kalkınma anlayışında ekonomiyi merkeze alıp, kültürü ‘gölge değer’, yani ‘üst yapı’ gibi gören, kapitalist-marksist yaklaşımlara karşı durur. Aksine zihniyet olarak kültürel gelişmeyi merkeze almayı düşlediği ve Türk modernleşmesinin kendi zamanında almasını istediği, günümüzde de bir ölçüde almış görünen biçimini ima etmektedir. Bunun için kendi zamanındaki ve daha sonra gelecek nesillere,Türk kültürüne yabancı ideolojilerin değil, rasyonel ve ilmi düşünüşün gereğini işaret etmekte ve takip edeceği siyasi-sosyal stratejinin formülünü vermektedir.

Milliyetçiliği her şeyden önce bir halkçılık meselesi halinde ele alışımızın bilhassa Türkiye bakımından üzerinde durulması gereken bir noktaya işaret ediyor.’ ‘Bunlardan birincisi milliyetçiliğin milli hâkimiyet doktrinine dayanması siyasi iktidarın da millet çoğunluğuna ait olacağını kabul etmemizdir. İkinci sebep, daha ziyade Türkiye’de milli birliği tehdit eden kültür buhranının zorunlu neticesi olarak ortaya çıkıyor. Bilindiği gibi, milliyetçilik bir memleketteki milli kültüre dayanır. Hâlbuki Türkiye’de batılılaşma hareketleri sonunda münevver(okumuş) tabaka Türk kültürüne büyük ölçüde yabancı kalmış, hakiki bir kültür yaratarak bunu milletin bütün tabakalarına yaymayı da başaramamıştır. Tarih içinde gelişen Türk kültürünü daha çok halk kitleleri muhafaza etmiş bulunuyorlar. Şu halde milli kültürün modern imkânlarla geliştirilmesi demek olan milliyetçilik, ister istemez halk içinde yaşamakta olan temel kültür unsurlarına dayanmak zorundadır’ (TKM:10-11).

Erol Güngör, imparatorluk zamanında var olan kadim medeniyetin parçalanması neticesinde yaşanan ve yeni dönemde de aydın ve idarecilerin çözümleyemedikleri Osmanlı’dan Cumhuriyet’e yaşanılan değişim kaynaklı sorunları, sosyal bilimsel bir bakış açısıyla kültür değişmesi bağlamında ele almaktadır. Okumuş kadro batılı kültüre teşne olup, milli kültüre yabancılaşması neticesinde, geleneksel toplumun her tabakasının benimsediği maddi-manevi homejen kültür kaynakları, özellikle kültürün manevi unsurları olan inanç ve değerler dünyası ile bağını modern batı medeniyetinin dayandığı pozitivist, materyalist ve rasyonalist ilkeler nedeniyle koparmış olduğundan toplum bir kültür buhranı yaşamaktadır. Bir sosyolog, antropolog bakış açısıyla, sorunun kültür değişmesi kaynaklı bir yabancılaşma sorunu olduğunu tespit etmektedir. Kültür değişmesi kaynaklı bu buhranın çözümünü de, zorunlu, baskıcı değişim süreçlerine direnmiş ya da dışında kalmış Türk halkında varlığını devam ettiren kültürel değerleri milliyetçi olarak tanımladığı yeni nesil aydınlardan, milli-demokratik bir yöntem ve siyasi mekanizma içinde beklemektedir.

Bu bağlamda Erol Güngör’ün sosyal bilimsel yaklaşımı, bizleri onun milliyetçilik ve kültür değişmesi arasında kurduğu ilişkiyi çözümlemeye getirmektedir.
KÜLTÜR VE KÜLTÜR DEĞİŞMESİ ANLAYIŞI
Öncelikle Erol Güngör’ün literatürde yüzlerce tarifi bulunan kültürü, sosyolojik, antropolojik ve sosyal-psikolojik bir çerçevede ele aldığını ve Türk modernleşme tarihi içinde gözlemlenen çeşitli sorunlar üzerinden açıklamaya çalıştığını söylemeliyiz. Bu nokta bile onu özgün kılmaktadır. Çünkü batılı bilgi ile yetişen aydınların, yine batılı kavramlar üzerinden yaptıkları okumalar dolayımında varsayılan sorun alanları, toplumsal gerçekliklerle örtüşmemekte ve değişim süreçlerinde yaşanan başarısızlıklara ve trajik olaylara davetiye çıkarmaktadır. Böylelikle milleti bir arada tutan milli kültür ortadan kalktığı gibi, toplumun modern dünyada var olabilmesini zorlaştırmaktadır.

Ona göre kültür, ‘bir cemiyetin kendi problemlerini çözmenin bir tarzı olarak benimsemiş olup kullandığı her türlü davranış sistemleri maddi vasıtaların bir terkibidir’. Bir başka ifade ile, ‘bir arada yaşayan insanların hayatın muhtelif problemlerine karşı denedikleri çözüm yollarından meydana gelmiştir. Bu çözüm tarzlarının bir kısmı zamanla sabit hale gelerek cemiyetin bütününe mal olur ve onun kültürünü teşkil eder. Mamafih, sosyal bilimlerde kültürden bahsedilirken bu müşahhas alet ve usullerden ziyade, onların arkasında mevcut bulunduğu farz edilen manevi unsurlar( inançlar, norm ve kıymet sistemleri) anlaşılır. Çeşitli cemiyetleri kültür bakımından ayırt eden şey onların kullandıkları alet ve vasıtalardan ziyade, bu alet ve vasıtaların gerisindeki zihniyet ve manevi kıymetler bütünüdür’(TKM:35).

Kültür denince ne anlamamız gerektiğini tespit ettikten sonra, Erol Güngör, Türk milli kültürünün değişim sürecine girdiği ve bizlerin modernleşme olarak adlandırdığı serüvenin seyri içinde kültürün değişmeye başladığı, halk ile münevverin ayrıştığı ve milli bir kültür üretmek için milliyetçileri göreve çağırdığı tarihsel süreci bizler için anlaşılır kılmaya çalışır. Çünkü içinde yaşadığımız dönemde, tarihte olmadığı şekilde ihtiyaçlarımıza cevap veremeyen, problemlerimizi çözmek bir yana, derinleştiren değişim sürecini sosyal bilimsel perspektif içinde nasıl izah edebiliriz?

Çağdaş toplumlarda toplumsal katmanlar arasında eğitim farkından neşet eden kültür farklılıkları kaçınılmaz iken, üzerinde vurgu yapılan farklılık nedir? Toplumsal sektörler arasında kültür farkının derece farkı değil, mahiyet farkı haline gelmiş olmasıdır. O halde onun ‘halk ve münevver’ olarak iki ayrı ‘kıymet sistemini’, iki ayrı ‘hayat tarzını’ temsil ettiğini dile getirdiği karşıt ve çatışmalı kültür anlayışını oluşturan tarihi arka plan hangi nedenlerden güç almaktadır?

Sosyoloji ve sosyal antropolojinin tasnifine göre, geleneksel toplum kültürünün sarsılmaya başlaması ve değişim sürecinde iki veya daha fazla kültür anlayışının teşekkülü modern batı medeniyetinin yarattığı bir hadise olup, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, dünyanın her yerinde, az veya çok, farklılaşma ve çatışmalara rastlamak mümkündür. Sosyoloji bilimi bile, toplumların yaşadığı bu tür değişim süreçleri ve yeni ortaya çıkan sorunların sonucudur. Sosyoloji tarihinde yer alan ilk sosyologlar- Comte ve Simmel’den Durkheim’a, Spencer’den Marx’a, Weber’e kadar- yaşanan değişimi bilimsel olarak izah etmeye yönelik çeşitli açıklama biçimleri sunmuşlardır. Sosyologlar, antropologlar, gelenekselden moderne kültür değişmesi kısa sürede bütün topluma nüfuz edecek kadar süratli bir hadise olmadığı için bir intikal, bir geçiş sürecinin geçirilmesi gereklidir. Aynı kanaati paylaşmakta olan Erol Güngör, kültürel değişimi serbest veya zorunlu değişim olarak ikiye ayırmaktadır. Bunun modern zamanların siyasal anlayışlarına da yansıdığını, liberal-özgürlükçü yaklaşımı savunan anlayışa karşı, devrimci-radikal değişimi savunan anlayışların da bulunduğunu biliyoruz. Güngör, doğal olarak serbest değişimi savunan tarafta yer almakta ve bugünkü sorunlarımızı bir anlamda Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde yaşanan ‘mecburi kültür değişimi’ne bağlamaktadır.

Kültür değişmesi sürecinde farklılaşan kültürlerin, modern dünyada mütecanis/homojen bir kültüre ne zaman ulaşılacağını kestirmek oldukça zor görülmektedir. Günümüzde halen bu tartışma evrensel ölçekte devam etmekte olup, C.P. Snow’un ‘iki kültür’ isimli eserinde bu konu etrafında yer alan bilimsel ve kültürel anlayış ve yaklaşımlara temas edilmektedir.

Yukarıda Erol Güngör’ün tespit ettiği halk ve münevver kültürü arasındaki farklılık ve iki kültür arsındaki zıtlığın mahiyet farkına dayanması, Türk modernleşmesi tarihi özelinde belli karakteristiklere sahiptir. Bunun ilk sebebi, ‘değişmenin bir kültürün kendi içinden mi, yoksa tamamıyla dışarıdan mı geldiği hususu, bütün bu faktörlerin işleyiş tarzını büyük ölçüde etkilemektedir’. Batı memleketleri ile batı medeniyetine sonradan katılmak için modernleşmeye çalışan ülkelerde, yeni kültürün ajanları konumundaki münevverler ile geleneksel halk kültürü arasındaki farklılaşmalar oldukça değişik manzara arz eder. Bu değişikliğin kaynağı daha çok kültürün fonksiyonu ile ilgilidir. Erol Güngör’ün kültür tarifinde verdiği hususlar göz önüne alınacak olursa, modernlikle karşı karşıya kalan bir kültürde meydana gelen değişmeler, eski ya da geleneksel ‘problem çözme’ tarzlarının veya eski ‘tatmin vasıtaları’nın yeni durumlara intibak etmediği, yani ‘ihtiyaçları karşılayamadığı’ hallerde ‘yeni yollar’ın benimsenmesi demektir. Toplumun kendi bünyesi içinden gelen değişmeler, başka kültürleri adapte etme yoluna kıyasla daha sağlam, devamlı ve hakiki çözüm tarzları üretebilmektedir. Çünkü birinci halde değişmenin ajanı olan şahıs ve zümreler kendi kültürlerinin problemlerini daha açık bir şekilde görme ve var olan problemlerin çözüm yollarını deneme imkânına sahiptir. Türk modernleşme tarihinde olduğu gibi, dışarıdan kültür adapte etmek yoluyla bir değişme yaratmak durumunda bulunanlar ise, çok defa benimseyecekleri kültürün yapısını ve işleyiş tarzını sathi bir şekilde görmekte ve yabancı kültürde müşahede ettikleri üstünlüğe, yeniliğe ait sebep-sonuç ilişkisini de çoğunlukla yanlış anlamaktadır.

  1   2   3






    Ana sayfa


Erol güNGÖR, hayati, eserleri, DÜŞÜnceleri

Indir 123.93 Kb.