bilgiz.org

Ekonomik kalkinma iÇİn muhasebe denetiMİ mesleğİ

  • 2. KÜRESELLEŞME VE SERMAYE PİYASALARI
  • 2.2. Sermaye Piyasalarının Ekonomik Kalkınmaya Katkıları
  • 3. SERMAYE PİYASASININ GELİŞİMİNDE BAĞIMSIZ DENETİM MESLEĞİ
  • 3.2. Kurumsal Yönetimin Bir Parçası Olarak Bağımsız Denetim
  • 3.3. Son Düzenlemeler Çerçevesinde Sermaye Piyasası Kurulunun Bağımsız Denetime Yaklaşımı
  • 4. SONUÇ



  • Tarih30.09.2017
    Büyüklüğü60.79 Kb.

    Indir 60.79 Kb.

    Dr. A. R. Zafer SAYAR(*)

    I. ULUSLARARASI TÜRKİYE MUHASEBE DENETİMİ SEMPOZYUMU “EKONOMİK KALKINMA İÇİN MUHASEBE DENETİMİ MESLEĞİ”

    PANEL BİLDİRİSİ
    EKONOMİK KALKINMADA BAĞIMSIZ DENETİMİN ROLÜ

    1. GİRİŞ

    Gelişmekte olan ekonomilerin fon ihtiyacının temel kaynağı olmaya başlayarak ülkelerin sanayileşmesinde bir tür lokomotif haline gelen sermaye piyasaları, küreselleşen finansal sistemde para piyasalarına nazaran büyük önem kazanmaktadır.


    Sermaye piyasalarında doğrudan finansman şeklinin geçerli olması nedeniyle fon sahipleri piyasaya aktardıkları fonların nasıl kullanıldığını kendi değerlendirmeleri ışığında izlemekte, dolayısıyla ekonomik karar verme süreçlerinde sağlıklı değerlendirme yapabilmek için yeterli seviyede bilgiye ihtiyaç duymaktadırlar. İçinde bulunduğumuz “bilgi çağı” da temelde bu ihtiyacın kolay, zamanında ve düşük maliyetle karşılanması gerekliliğini gündeme getirmektedir. Gerçekten de, birçok ülkede ekonomik faaliyetlerin genellikle başka ülkelerde de faaliyetleri bulunan çokuluslu şirketler tarafından gerçekleştirilmeye başlanması, fon akımlarında sınırların ortadan kalkması ve uluslararası yatırımlardan pay alabilme yarışı sermaye piyasalarında bilgiye ulaşmada bu etkinliğin sağlanması ihtiyacını hat safhaya ulaştırmıştır.
    İşte, bağımsız denetim, şirketlere yatırım yapan ancak yatırım yaptığı şirketin faaliyetlerini bizzat kendisi takip edemediği için şirketin mali yapısı ve faaliyet durumu hakkında tam ve doğru bilgi edinmek ihtiyacı içinde olan sermaye piyasasındaki yatırımcılar açısından son derece önemli bir işleve sahiptir. Bu nedenle, bağımsız denetimin ve bu alandaki gelişmelerin, ekonomik kalkınma ile yakından ilgili olduğu, konunun uzmanlarınca da kabul edilmektedir.
    80’li yıllarda uygulamaya konulan finansal liberalizasyon programı ile önemli bir yapısal değişiklik sürecine giren Türkiye ekonomisi küresel sermaye akımlarının ülke ekonomileri üzerinde ne denli etkili olabileceği tecrübesini yoğun bir şekilde yaşamış ve küreselleşen dünyada önemli bir pazar konumuna ulaşmada ciddi mesafeler kat etmiş bulunmaktadır. Gelişmekte olan ve güvenilir bir yatırım merkezi olma yolunda hızla ilerleyen Türk sermaye piyasasının şeffaflık, etkinlik ve kalite anlamında gelişimi açısından bağımsız denetim mekanizmasının önemi bir kez daha ön plana çıkmaktadır.

    2. KÜRESELLEŞME VE SERMAYE PİYASALARI




    2.1. Finansal Küreselleşme ve Sermaye Piyasaları

    Küreselleşme olgusu toplumlara yeni fırsatlar yaratırken daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalmalarına da neden olabilmektedir. Örneğin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin finansal piyasalarını ayrı ayrı incelediğimizde; gelişmiş ülkelerde finansal piyasalarda işlem hacimleri ile doğrudan yabancı yatırımların artması ve uluslararası pazarların entegre olması yönünde olumlu gelişmeler gözlemlenirken, gelişmekte olan ülkelerde ise küresel ekonomiye hızlı bir şekilde adapte olunamaması nedeniyle finansal krizlerin yaşandığı ve sosyal ve ekonomik koşulların dalgalandığı görülmektedir.


    Diğer taraftan, gelişmekte olan ülkeler küresel sermaye akımlarından daha fazla pay alabilmek için bir araya gelerek gelişmiş ülkelere karşı rekabet şanslarını sürdürmeye çalışmaktadır. Küreselleşmenin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan dünyanın değişik bölgelerinde ekonomik ve siyasi birlik oluşturma çabalarının en somut örneği olan Avrupa Birliği’ne giriş öncesinde Türkiye’nin konumunu da bu şekilde belirlemek mümkündür. Geçmişte, özellikle doğrudan yabancı sermaye girişi, Türkiye ekonomisi büyüklüğündeki bir ekonominin potansiyeline ulaşamamış; dolayısıyla iş ve istihdam imkanlarının yaratılmasında gerektiği ölçüde etkili olamamıştır, ancak bugün yabancı yatırımların ülkemize çekilmesinde AB düzenlemelerine uyumun son derece önemli olduğu bilinmektedir.
    Küreselleşen piyasaların güçlü bir şekilde yükselişe geçmesi 20’nci yüzyılın sonuna damgasını vurmuş olup, etkilerini mali alanda çok daha önemli boyutlarda göstermiştir. Buna göre, dünyadaki toplam menkul kıymetler, tahvil ve diğer sermaye piyasası araçlarının değeri 1970’lerin başında sadece 2 trilyon ABD Doları iken, 1990’ların sonuna gelindiğinde bu rakam 100 trilyon ABD Dolarının üzerine çıkmıştır. Sermaye piyasasının bir alt bölümü olan hisse senedi piyasası 300 milyar ABD Dolarından 25 trilyon dolara yükselmiştir. Ayrıca, 1990 yılında gelişmekte olan ülkelere yapılan portföy yatırımları yalnız 3.7 milyar ABD Doları iken, bu rakam 2000 yılında 47.9 milyar ABD Dolarına ulaşmıştır (Karan ve Karacabey 2003). Öte yandan Uluslararası Finans Enstitüsü/Institute of International Finance verilerine göre 2004 yılında gelişmekte olan ülkelere özel sektör kaynaklı net yabancı sermaye önceki yıla göre %32 artarak 279 milyar ABD Dolarına ulaşmıştır (SPK Faaliyet Raporu 2004).
    Mevcut durumda küreselleşen piyasalarda sayıları hızla artan uluslararası yatırımcılar çeşitli ülkelerdeki yatırımlarını içeren portföylerinin niteliğini ve taşıdıkları riskleri değerlendirmenin yollarını aramaktadırlar. Bu nedenle, başta sermaye piyasaları olmak üzere, finansal piyasaların etkin olarak işlemesi için bilgiye olan gereksinim diğerlerine göre çok daha fazladır. Çünkü yatırımcılar kendi sermayelerinin en verimli şekilde kimin tarafından kullanılacağını bilmek istemekte ve bu nedenle bir ayrım yapma gereği duymaktadırlar. Özellikle gelişmiş ülkelerin global finansal düzenlemelere yaklaşımlarında şeffaflığı finansal düzenlemelerdeki temel unsurlardan birisi olarak kabul etme eğilimine rastlanmaktadır.
    Bu çerçevede, dünyada cereyan eden yoğun sermaye hareketleri kapsamında en önemli “değer” bilgi ve özellikle “finansal bilgi” olmaya devam etmektedir. Ancak, son dönemde gündeme yerleşen en önemli kavramlardan biri olan kurumsal yönetim ile finansal olmayan bilginin de uluslararası sermaye hareketlerinden pay alabilme yarışında bir ön koşul olmuştur. Yatırım kararlarında ihtiyaç duyulan bilgiyi tam, doğru ve zamanında sağlayabilecek mekanizma, ulusal ekonomide etkinliğin yanısıra uluslararası sermaye hareketlerinden pay alabilmenin en önemli ön koşulları arasındadır.


    2.2. Sermaye Piyasalarının Ekonomik Kalkınmaya Katkıları

    Ülkeler arasında yapılan karşılaştırmalarda ve değerlendirmelerde ülkelerin finansal sistemleri ve bu sistemlerin gelişmişliği ile ekonomik büyüme arasında önemli bir korelasyon olduğu görülmektedir. Nitekim, Dünya Bankası tarafından yapılan son çalışmalarda finansal sistemlerin gelişmişliği ile ekonomik kalkınma ve büyüme arasında doğrudan ve oldukça da kuvvetli bağlantılar kanıtlanmıştır (Oruç 2004)


    Finansal sistem, alıcıların ve satıcıların birbirleriyle karşılıklı iletişim içinde oldukları ve mübadelenin gerçekleştiği platformlardan meydana gelmektedir. Yatırım ve tasarruf kararlarının farklı iktisadi birimler tarafından verildiği ekonomilerde, fonların fazla verenlerden açık verenlere aktarılması finansal sistem kanalı ile gerçekleştirilir. Bu aktarımlar, doğrudan fon sahipleri ile kullanıcılar arasında, dolaysız veya birincil araçların el değiştirmesi yolu (sermaye piyasaları) ile yürütülebildiği gibi, finansal kurum ve kuruluşların, kaynak kullanım aşamaları arasındaki aracılık yolu (bankacılık/para piyasaları) ile de gerçekleştirilebilmektedir.
    Sermaye piyasaları ve bankacılık sistemlerinin ekonomik kalkınmayı finanslamada kendilerine özgü avantajları bulunmaktadır. Örneğin, gelişme potansiyeli taşıyan kaynak ihtiyacı içerisindeki şirketlerin girişim sermayesi yoluyla finansmanı ve bunun sonucunda da halka açılmalar ile sermaye piyasalarının sağladığı avantajlar ön plana çıkmaktayken, etkin kamuyu aydınlatma mekanizmasıyla asimetrik bilgi sorunu çözülebilmektedir. Piyasa katılımcıları arasındaki asimetrik bilgi dağılımı, ters seçim ve ahlaki risk sorunlarını da beraberinde getirmekte, piyasada taraflar arasında haksız kazanç transferlerine sebep olmakta, fırsat eşitliğini bozmakta ve işlem maliyetini artırmaktadır.
    İşte bankacılık sektörü de, bu sorunların ortaya çıktığı alanlarda avantajlar sağlamakta, finansal piyasalarda fon talep edenlerin sahip oldukları risklerin değerlendirilmesinde uzmanlaşılarak çözümler üretilmesini kolaylaştırmaktadır. Ancak, sağlıksız hukuk sistemleri ve senkronize edilmemiş gözetim ve denetim sistemleri sorunların çözümünde kısır döngüler yaratacaktır. Bu kapsamda, gelişmiş bir hukuk sistemiyle desteklenen, doğrudan ve dolaylı finansman modellerinin biçimlendirdiği bir finansal sistemin kalkınmada en optimal çözüm olacağı ileri sürülebilir.

    Diğer taraftan, ülkemiz gibi yüksek oranda bankacılık ağırlıklı finansal sistemlerde küreselleşmeye uyum sağlayabilme açısından bu optimal dengenin oluşturulmasında terazinin sermaye piyasalarını temsil eden gözünün daha ağır basacağı düşünülmektedir. Nitekim 80’li yıllarda uygulamaya konulan finansal liberalizasyon programı, Türk ekonomi tarihinde yeni bir anlayışın ve dönemin açılmasını sağlamıştır. Bu yeni dönem ile Türkiye Ekonomisi’nin serbest piyasa koşulları altında işlemesinin sağlanması ve sanayileşmenin özel sektöre bırakılması suretiyle devletin piyasalara müdahalesinin asgariye indirilmesi amaçlanmıştır. Ekonomik büyüme ve kalkınma için ön koşul olan bu amaç doğrultusunda da, sanayi yatırımlarını yapabilmek için fon ihtiyacı duyan özel sektörün tasarruf sahipleri ile buluşturulmasını sağlayacak bir sermaye piyasasının oluşturulması gerekliliği gündeme gelmiştir. Sermaye Piyasası Kanunu bu yönde yapılan çalışmaların başlangıç noktasını teşkil etmektedir.


    Ancak, bugün, mali sistem içinde sermaye piyasasının kapladığı alanın oldukça küçük olduğunu görmekteyiz. Zira, artan kamu borçlanma ihtiyacı ve buna bağlı olarak sermaye piyasalarında oluşan baskı sanayi yatırımlarını özel sektöre bırakan bir ekonomik sistem içerisinde, özel sektörün finansman sağlayabileceği iki temel alternatiften biri olan sermaye piyasasının daha derin ve geniş olması yönündeki gelişimini sekteye uğratmış bulunmaktadır. 1997 yılında Güneydoğu Asya krizi, 1998 yılında Rusya krizi ve 1999 yılında yaşanan iki büyük deprem felaketinin maliyetleri Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinin Türkiye üzerindeki olumsuz etkileri ile birleşince, geçmişten gelen ve çoğu yapısal nitelikte olan sorunlar taşınamaz bir noktaya gelmiştir.
    Bu çerçevede, Türk sermaye piyasalarında son 20 yılda yaşanan olumlu gelişmelere rağmen gelinen noktanın yine de çok tatmin edici olmadığı görülmekle birlikte, bu alanda çok ciddi bir potansiyelin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir. Alınan çeşitli önlemler ve uluslararası anlaşmalar sonucunda yürürlüğe konan ekonomik ve siyasi istikrar programları ile Türk sermaye piyasalarının sağlıklı bir şekilde gelişimine yönelik önemli adımlar atılmaya başlanmıştır.
    Sonuç olarak sermaye piyasalarının gelişimi, sermayenin tabana yayılmasına ve atıl sermayenin ekonomik olarak kullanılır hale gelmesine yardımcı olacak, ekonomide şeffaflığın ve güvenilirliğin artması da nihayetinde hem sermayenin tabana yayılmasına, hem de girişimci ve yatırımcılar arasında işbirliğine ve şirketleşmeye yardımcı olacaktır.

    3. SERMAYE PİYASASININ GELİŞİMİNDE BAĞIMSIZ DENETİM MESLEĞİ




    3.1. Mali Tablo Denetiminin Önemi

    Sermaye piyasalarında şirketlere yapılacak yatırımlarda, yatırımcıların yatırım kararı verecekleri şirketlerin seçiminde en önemli bilgi kaynakları şüphesiz söz konusu şirketlerin mali tabloları olmaktadır. Yatırımcı en başta yatırım yapmayı düşündüğü şirketlerin mali tablolarına bakarak bir yatırım kararına varmaya çabalamaktadır. Bu itibarla, mali tablo ve raporlar kamuyu aydınlatmanın en temel unsuru haline gelmektedir.


    Mali tabloların ilan ettirilmesi sadece kamuyu aydınlatmanın şeklî yönünü ifade etmektedir. Aynı zamanda, mali tablo kalemlerinin belirli muhasebe ilke ve kurallarına göre hazırlanması da gerekir. Aksi takdirde, mali bilgilerin maddi olarak karşılaştırılabilir olmaları ve yatırım kararı alma sürecinde kullanılabilmeleri dolayısıyla kamuyu aydınlatma gayesine ulaşılması söz konusu olamaz.
    Finansal alanda yaşanan entegrasyon sonucunda finansal raporlamada ortak standartların konulması, finansal bilgilerin hem ülke içinde hem de ülkeler arasında karşılaştırılabilmesi, şeffaflığının sağlanması ve finansal raporlama standartlarının uyumlu olması zorunluluğunu doğurmuştur. Dünya ekonomisi üzerine yapılan araştırmalar uluslararası nakit akımlarının gelecekte daha da artacağına işaret etmektedir. Muhasebe ve finansal raporlama gelişmekte olan piyasaların verimli bir şekilde çalışmasını destekleyen önemli bir unsurunu teşkil etmektedir (Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu-IFAC Komisyon Raporu, 2003).

    Diğer taraftan, sermaye piyasasının yatırımcıların yeterli ve doğru aydınlatılması temelinde şeffaflık içinde çalışabilmesi için mali tablo ve raporların belirli muhasebe standartlarına göre hazırlanması ne kadar önemli ise, bu tablo ve raporların güvenilirlikleri açısından öngörülen standartlara göre hazırlanıp hazırlanmadıklarının bağımsız uzmanların denetim süzgecinden geçirilmesinin sağlanması da o kadar önemlidir.


    Bağımsız denetim kamuyu aydınlatma ihtiyacı ölçüsünde, sermaye piyasası da kamuyu aydınlatmanın yeterliliği ölçüsünde hayat bulan kavramlar ve faaliyetlerdir. Bağımsız denetim, sermaye piyasasında bilginin doğru ve yeterli üretilmesini ve ilgililere sunulmasının sağlanmasında vazgeçilmez bir mekanizmadır ve bilgi kolayca nakde dönüşebilir kamusal bir “mal” haline gelmiştir. Buna göre, bağımsız denetim, her şeyden önce kamu hizmeti niteliğinde yürütülen bir meslektir.
    Doğru ve yeterli bilginin piyasa elemanlarının kullanımına zamanında sunulmasının giderek artan önemi bağımsız denetimi de aynı derecede önemli kılmakta, bağımsız denetçinin sosyal sorumluluğu da bu nedenle artmaktadır. Bağımsız denetçinin, mesleğini icra ederken daha titiz ve özenli davranması bu bakımlardan gereklidir.
    Bağımsız denetim, Türk sermaye piyasasında yatırımcı kararlarına yön veren bir sinyal niteliğini taşımaktadır. Uluslararası alanda kabul görmüş denetim standartlarına dayanan kaliteli ve şeffaf bir kamuyu aydınlatma mekanizması borsaların gelişimi ve yatırımcıların korunması açısından ön koşul olarak görülmektedir (FEAS: 2002).
    Diğer taraftan, ilke ve kurallarının karmaşıklıkları nedeniyle büyük sorunlar yaşayan bağımsız denetim mesleği, son yıllarda “bilgi çağı”nın yarattığı çetin sorunlarla da boğuşmaktadır. Son dönemde ortaya çıkan skandallar halka açık şirketlerin yönetimine karşı olan kamu güvenini sarsmış ve söz konusu şirketler tarafından kamuya açıklanan mali tabloların kalitesi ve finansal bilginin güvenilirliği sorgulanır hale gelmiştir. Bunların sonucunda, bağımsız denetim sürecinin etkinliği ve bütünlüğünün uluslararası düzeyde geliştirilebilmesini teminen kaliteli denetim standartlarının oluşturulması gerekliliği ön plana çıkmıştır.

    3.2. Kurumsal Yönetimin Bir Parçası Olarak Bağımsız Denetim

    Kamuyu aydınlatma sistemi, yatırım kararları için gerekli olan mali tablo ve raporların standardizasyonunun sağlanması, bunların bağımsız denetimden geçirilerek kalite açısından güvenilir kılınması ve kamuya açıklanmasını içeren süreci kapsar. Bu sürecin etkin işlemesinde ise, işletmelerin kurumsal yönetim yapılarının payı büyüktür.


    Artan uluslararası ekonomik bağımlılık, gelişmekte olan piyasaların uluslararası fon kaynakları ve portföy yatırımları ile piyasalardaki dalgalanmalara karşı hassaslaşmasına sebep olmaktadır (Stone ve başkaları: 1998). Dolayısıyla işletmeler, uluslararası yatırımların bir kısmını kendilerine yönlendirebilmek için kaliteli kurumsal yönetim düzenlemeleri yapmak durumunda kalmaktadır. Ekonomilerin birbirine böylesine bağlı olduğu bir dünyada kurumsal yönetim anlayışı, ihtiyaç duyulan uluslararası sermayeye ulaşılmasını ve kaynakların etkin kullanılmasını sağlamaktadır (Shelton: 1998).
    İşletmelerde etkin bir kurumsal yönetim yapısının oluşturulması; kaliteli mali tablo üretilmesi ve uygun muhasebe politikaları seçilmesi, iç ve dış denetimde bağımsızlığın ve objektifliğin sağlanması, denetim komitelerinin gözetim görevlerini layıkıyla yerine getirmesi, iç kontrol sistemlerinin risk değerlendirmelerine elverişli olması ve genel kurul toplantılarında sağlıklı onay mekanizmalarının kurulması ile mümkündür (Pirgaip: 2004).
    Bu kapsamda, kurumsal yönetim uygulamalarının bir parçası olan finansal raporlamada etkinliğin sağlanması bağımsız denetimin kalitesine sıkı sıkıya bağlı bulunmaktadır. Bağımsız denetim, finansal bilgilerin doğruluğunu kamu yararına tasdik fonksiyonu ve muhasebe standartları konusunda yanlış uygulamaları önleyici görevi ile kurumsal yönetim sisteminin etkin işleyişinde kilit rol oynamaktadır. Ayrıca, bağımsız denetim sürecinde elde edilen bulguların işletmenin denetim ve gözetiminden sorumlu birimleri ile paylaşılması, söz konusu birimlerin görevlerini daha sağlıklı ifa etmelerine ve işletmenin finansal raporlama sisteminde oluşması muhtemel hataların önüne geçebilmelerine yardımcı olmaktadır. Kamuya açıklanan mali tablolara şartlı veya olumsuz görüş verilebilme ihtimaline karşı işletme yönetiminin muhasebe standartlarını daha basiretli bir şekilde uygulamalarını teşvik eden bağımsız denetimin kaliteli mali tablo üretimine de önemli katkısı bulunmaktadır.

    3.3. Son Düzenlemeler Çerçevesinde Sermaye Piyasası Kurulunun Bağımsız Denetime Yaklaşımı

    Sermaye Piyasası Kanunu’nun dayandığı kamuyu aydınlatma temel amacı çerçevesinde ise, Kanun kapsamındaki işletmelerin her türlü mali tablo ve raporlarının içerik ve format açısından muhasebe standartlarına uygun olarak hazırlanması, bağımsız denetimden geçirilmesi ve ilanı suretiyle kamunun zamanında, yeterli ve doğru olarak aydınlatılması önem taşımaktadır. İşletmelerin mali durumları, organizasyonları ve faaliyetleri ile yakından ilgili bir mali tablo kullanıcısı olan Kurul, bağımsız denetimi en önemli kamuyu aydınlatma araçlarından biri olarak değerlendirmektedir.


    Kurul, iktisadi bir değer ifade eden ve bu değeri giderek artan finansal bilginin talep eden herkese, doğruluğu test edilmiş olarak ulaşmasının sağlama sorumluluğu çerçevesinde bağımsız denetimin meslek standartlarına uygun olarak yürütülmesinde büyük bir ekonomik yarar görmektedir. Bu, Kurulun yasal yetki ve görevlerinin gereği gibi kullanılması ve ifası bakımından olduğu kadar ekonomideki karar alma süreçlerine etkileri bakımından da Kurul’un ilgisi dahilindedir.
    Türkiye’de sermaye piyasasında faaliyette bulunan kurumlar ve şirketler açısından muhasebe standartları ve bu standartlara uygun mali tablo üretilmesi sürecine katkı sağlayan denetim standartlarını düzenleme yetkisi sadece Kurula ait bulunmaktadır. Buna göre, sermaye piyasasında bağımsız denetim faaliyetinde bulunmak amacıyla Kurula başvuruda bulunan bağımsız denetim şirketlerini kuruluş, çalışma ve raporlama standartlarını belirleyen düzenlemeleri kamunun aydınlatılmasında bağımsız denetim fonksiyonunun uluslararası seviyede yürütülmesinde önem taşımaktadır. Bu kapsamda, finans dünyasında yaşanan muhasebe usulsüzlüklerinin ülkemizde de yaşanmaması ve bağımsız denetimde çıkar çatışmalarının önlenmesini teminen, Sarbanes-Oxley Yasası temelinde, bağımsız denetim faaliyetleri ile danışmanlık faaliyetleri ayrılmış, bağımsız denetim kuruluşlarına 5 yıllık rotasyon zorunluluğu getirilmiş, hisse senetleri borsada işlem gören ortaklıklarda denetimden sorumlu komite kurulması gerekliliği hükme bağlanmış ve mali tablolar ile yıllık raporların Kurulun muhasebe standartları ile genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine uygun olarak hazırlanmasından, sunulmasından ve gerçeğe uygunluğu ile doğruluğundan sorumlu tutulacak ortaklık yetkilileri belirlenmiştir.
    Diğer taraftan, muhasebe standartlarında yaşanan uluslararası gelişmeler, bağımsız denetimin etkinliğinin sorgulanmaya başladığı mevcut ortamda, denetim standartlarının da uluslararası kavramsal birlik süzgecinden geçirilmesine olan gerekliliği tetiklemiş olup;

    mevcut durumda Kurulun bağımsız denetimle ilgili söz konusu düzenlemelerinin kapsamının genişletilmesi, işletmelerin muhasebe sistemlerinin iyileştirilerek muhasebe hata, hile ve usulsüzlüklerinin önüne geçilmesi ve Uluslararası Denetim Standartları ile uyumunun sağlanmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır.


    Kaliteli bağımsız denetim, denetçinin muhasebe hesaplarını ayrıntılı olarak inceleyerek muhtemel hataların ve sapmaların önüne geçebilmesi hususundaki teknik kapasitesine ve konuya ilişkin değerlendirmelerini tarafsız bir şekilde sunma isteğine bağlı olmaktadır. Yaşanan gelişmeler, denetçilerin teknik kapasitelerinin oluşturulan kaliteli denetim standartlarının yönlendirmesine bağlı olarak gelişmekte olduğunu; tarafsızlıkları ve bağımsızlıklarının ise etik değerlere azami uyumla sağlandığını göstermektedir.
    Bu konuda Uluslararası Denetim Standartlarının özünü oluşturan IFAC Etik İlkeler Seti, ulusal muhasebe örgütleri tarafından geliştirilen ve kullanılan tüm ilkeler için bir model oluşturmaktadır. Anılan sette, muhasebecilerin mesleğin güvenilirlik, uzmanlık ve kalite misyonunu yerine getirmeleri amacıyla işlerinde azami özen ve dikkat göstermeleri gereken temel ilkeler belirlenmekte olup, bunlar bağımsızlık, dürüstlük, tarafsızlık, özen ve titizlik, gizlilik, basiretlilik ve meslekî yeterlilik ilkeleridir. Ancak, bağımsız denetim mesleğinde var olan yazılı etik kurallar önemli olmakla birlikte, ahlaki ikilemlerin ve çıkar çatışmalarının çözümünde her zaman yeterli olmamaktadır (Toraman ve Akcan: 2003).
    Bağımsız denetim mesleği üyeleri denetim görevini sürdürürken denetim ile ilgili tüm konularda bağımsız olmalıdırlar. Denetimde bağımsızlık denetim kanıtlarını toplarken, kanıtları ve sonuçları değerlendirirken ve denetim raporunu hazırlarken tarafsız bir bakış açısından davranmayı ifade eder. Denetçiler, ortaya çıkabilecek çıkar çatışmaları ile dürüstlük ve tarafsızlıklarını etkileyebilecek her türlü müdahaleden uzak kalmak zorundadır. Ancak, müşterinin kendi etik değerlerine bağımlılığı ile denetçinin söz konusu yükümlülüğünün çatıştığı durumlarda bağımsızlık zedelenebilmektedir. Bağımsızlığı tehdit eden pek çok unsur olmakla birlikte, bunları 5 ana grup altında toplamak mümkündür (IOSCO Teknik Komitesi: 2002).


    • Çıkarcılık Tehdidi: Bağımsız denetim kuruluşu veya denetçi ile müşteri şirket arasında etik olmayan çıkar ilişkisi oluşması hâlinde bağımsızlık zedelenebilmektedir.

    • Otodenetim Tehdidi: Mevcut denetimin sonuçlandırılması amacıyla daha önceki bir başka sözleşme kapsamındaki iş çerçevesinde ulaşılan tespit ve değerlendirmelerin yeniden ele alınması veya denetçinin daha önceden müşteri şirkette denetime etki edebilecek bir görevde bulunmuş olması hâllerinde bağımsızlık tehdit altındadır.

    • Taraftarlık Tehdidi: Denetim kuruluşunun veya denetçinin bir müşteri şirketin konumunu veya görüşlerini lehte veya aleyhte savunması tarafsızlığa zarar vermektedir.

    • Samimiyet Tehdidi: Müşteri şirket veya yöneticileri, müdürleri ve çalışanlarıyla yakın ilişkiler kurulması nedeniyle bunların elde edeceği menfaatlere de sıcak bakılması bağımsızlığı ciddî şekilde zayıflatabilecektir.

    • Yıldırıcılık Tehdidi: Denetçinin, müşteri şirketin yöneticileri veya çalışanları tarafından zımnî veya açık bir şekilde tehdit edilmesi sonucunda tarafsızca ve profesyonel şüphecilikle hareket etmesinin engellenmesi, denetimin bağımsız bir şekilde yürütülmesinden cayılmasına sebebiyet verebilmektedir.

    Diğer taraftan, finansal raporlama sürecinde denetçinin bağımsızlığını, dürüstlüğünü ve tarafsızlığını korumadaki başarısı, alınan önlemlerin etkinliğine bağlı bulunmaktadır. Bu nedenle, bağımsızlığı tehdit eden unsurlarla mücadele edilebilmesi için düzenleyici otoriteler, denetlenen şirket ve denetim kuruluşu tarafından etkin korunma yöntemlerinin belirlenmesi önem arz etmektedir.


    Bu çerçevede, Kurul tarafından belirlenen/belirlenecek bağımsız denetime ilişkin ilke ve esasların, denetim şirketlerinin çalışmalarına ilişkin kalite kontrol denetimlerinin ve mali tablo revizyonlarının söz konusu genel kabul görmüş yaklaşımın birer parçaları olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Avrupa Birliği standartlarını yakalamak üzere hazırlanan yeni Türk Ticaret Kanunu Tasarısı; Türkiye'deki ekonomik ilişkilere çağdaş bir biçim ve yön vermektedir. Özellikle, denetimlerin bağımsız meslek mensupları tarafından yapılmasının öngörülmesinin; Türk işletmelerinin şeffaflaşmalarını ve uluslararası rekabete girebilmelerine olanak sağlayacağı düşünülmektedir. Finansal tabloların denetimi, şirketlerde bölünme, birleşme, tür değiştirme, sermayenin artırılması ve azaltılması gibi işlemlerin, bağımsız denetim kuruluşları tarafından denetlenmesi hükmünün getirilmiş olması, ayrıca şirket denetçilerine ait görevlerin de, dışarıdan bağımsız denetçiler tarafından yapılmasının düzenlenmiş olması, denetim boyutuna büyük önem verildiğini göstermektedir.

    4. SONUÇ

    Piyasaların ekonomik açıdan birbirine bağımlı hale gelmesi ile birlikte kamuyu aydınlatma düzenlemelerinde uluslararası uyumun önemi ön plana çıkmaktadır. Gelecekte, dünya finansal piyasalarının küreselleşme akımının etkisiyle likidite merkezi konumunda olan pazarlarda yoğunlaşacağı beklendiğinden, Türk sermaye piyasasında da bu pazarlarla kısa bir zaman içinde entegre olması gerekliliğine dayanılarak uluslararası düzeyde yeni düzenlemeler yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Kamuyu aydınlatma alanında ve bilhassa bağımsız denetim alanında gerçekleştirilecek düzenlemelerin uluslararası ilke ve esaslara uyumu sürecinde yetkili otoritelere ve tüm piyasa katılımcılarına önemli sorumluluk ve görevler düşmektedir.


    Bağımsız denetçi, denetimi ekonomik fonksiyonundan kaynaklanan sorumlulukları nedeniyle mesleğin icrasında belli ilke ve kurallara uymak zorunda olduğu gibi, fonksiyonunu yerine getirirken kullandığı kıstaslarda belli normları dikkate almak durumundadır. Bağımsız denetim bir nevi uygunluk denetimi olduğuna göre sermaye piyasasında ulaşılan son noktada bu uygunluk testinde dikkate alınacak kıstasın Uluslararası Finansal Raporlama Standartları olduğunu söylemek mümkündür. Bu kıstasın esası, gerçeği olduğu veya olması gerektiği gibi, doğru bir şekilde kayıtlara yansıtmak ve bu esaslara uygun mali tablolara ulaşmaktır.
    Bağımsız denetimin UFRS’nin sunduğu kriterleri kullanarak benimseyeceği bir çalışma anlayışının, Kurulun uzun dönemli hedeflerine hizmet yanında Türkiye ekonomisinin dünyaya açılan penceresinden daha güvenilir tablolar sunma gibi bir sonucu da bulunmaktadır. Esasen dünyanın benimsediği ortak dili kullanmak hem bağımsız denetim mesleğinin “meslek” olmasının, hem de ülke ekonomisinin gelişme hedeflerinin birer gereğidir. Kurulun beklentisi, bu hedef birliği noktasında tarafların akılcı tercihlerle mesleğin gelişimine yön vermeleri, uluslararası muhasebe standartları ve uluslararası denetim standartlarının benimsenmesi suretiyle verimli ve hedefleri doğru seçilmiş bir meslek birliğinin sağlanmasıdır. Meslek, bu ilkeler benimsendiği ölçüde etkinliğini ve saygınlığını arttıracak, AB standartlarını yakalamış olacaktır.


    KAYNAKLAR

    FEDERATION OF EURO-ASIAN STOCK EXCHANGES

    2002, “Best Practices for the Development of Stock Exchanges in Transition Economies”, Working Group on Capital Markets Development of the Federation of Euro-Asian Stock Exchanges 2002, Araştırma Raporu.
    INTERNATIONAL ORGANIZATION OF SECURITIES COMMISSIONS (IOSCO)

    2002, “Principles for Auditor Oversight: A Statement of the Technical Committee of the IOSCO”, IOSCO Teknik Komitesi, Düzenleme.


    KARAN, Prof.Dr. Mehmet Baha ve Yrd. Doç. Dr. A.A. KARACABEY

    2003, “Türkiye’de Sermaye Piyasasının Mali Sistem İçindeki Yeri, Sorunları ve Geleceği”, SPK Yayını, Ankara.


    ORUÇ, Bora

    2002, “Finansal Sistemlerin Ekonomik Kalkınma ve Krizler Üzerindeki Etkileri -Türk Sermaye Piyasaları”, SPK Yeterlik Etüdü.


    PİRGAİP, Burak

    2004, “Sermaye Piyasasında Bağımsız Denetim Standartlarının Uluslararası Denetim Standartları İle Harmonizasyonu”, SPK Yeterlik Etüdü.


    SERMAYE PİYASASI KURULU

    2004, "Sermaye Piyasası Kurulu Faaliyet Raporu 2004".


    SHELTON, Joanna R.

    1998, “The Importance of Governance in the Modern Economy”, New Corporate Governance for the Global Company International Conference.


    STONE Andrew, K. HURLEY ve R.S. KHEMANİ

    1998, “The Business Environment and Corporate Governance: Strengthening Incentives for Private Sector Performance” Business Environment Group, Private Sector Development Department, The Worldbank Group.


    TORAMAN, Yrd. Doç. Dr. Cengiz, Dr. Ahmet AKCAN

    2003, “Muhasebe Denetiminde Etik Teori”, Muhasebe ve Denetime Bakış, Yıl:3, Sayı: 8, Ocak.


    ULUSLARARASI MUHASEBECİLER FEDERASYONU , IFAC

    2003, “Rebuilding Public Confidence In Financial Reporting: An International Perspective”, IFAC Komisyon Raporu.



    *(*) Sermaye Piyasası Kurulu Muhasebe Standartları Dairesi Başkanı ve Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu Başkan Yardımcısı.









        Ana sayfa


    Ekonomik kalkinma iÇİn muhasebe denetiMİ mesleğİ

    Indir 60.79 Kb.