bilgiz.org

Eğitim Kurumlarında Teknoloji Kullanımının

  • Teknoloji ve Topluma Etkilerine İlişkin Genel Görüşler
  • Teknoloji ve Azgelişmiş Ülkeler
  • Teknolojinin Kamusal Alana Etkilerinin Yönetsel Kullanımı
  • Teknolojinin Üretimdeki Emek Niteliğine Etkisi
  • İletişim ve Bilişim Teknolojilerinin Eğitimdeki Yerinin Gelişimi ve Eşitlik Üzerine Etkisi
  • Eşitlik
  • Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin Yüksek Öğretim Kurumlarına Etkileri
  • Pahalı Yazılımların Kampuslardaki Egemenliği



  • Sayfa1/2
    Tarih01.10.2017
    Büyüklüğü116.3 Kb.

    Indir 116.3 Kb.
      1   2


    Eğitim Kurumlarında Teknoloji Kullanımı ve Etkilerine İlişkin Bir Çözümleme

    Hasan Hüseyin Aksoy

    Özet


    Bu çalışmada toplum ve teknoloji ilişkilerinden hareketle eğitim kurumlarının teknoloji ile ilişkilerini ve bilgisayar ve internet kullanımıyla somutlaşan eğitimde teknoloji kullanımı sorunsalını tartışmak amaçlanmıştır. Teknolojik gelişmelerin kamusal alanda yönetimi, üretim alanında emek niteliğini nasıl etkilediği üzerinde durularak, iletişim ve bilgi teknolojilerindeki gelişmenin üniversiteler ve diğer eğitim kurumlarını hangi boyutlarda , nasıl etkilediği üzerinde yoğunlaşılmıştır. Çalışmada, teknolojinin belirtilebilecek olumlu etkileri dışında, eğitimde eşitsizlikleri ve kaynak sorunlarını artırma, akademik personel ve öğretmenlerde yetersizliğe neden olma; eğitimi teknik, içerik ve finansman açısından piyasaya bağımlı kılma, eğitimin ticarileşmesini hızlandırma gibi olumsuz etkilerine dikkat çekilmeye çalışılmıştır.

    Giriş


    Teknoloji, neredeyse insanın dünyada varolmasıyla birlikte vardır. Mağaralarda yer alan çizimlerden, doğal ve insan yapımı süs eşyaları ve yiyecek saklama kaplarına (çanak, küp, kupa vb.) kadar ilk çağlarda insanlığın maddi kültürünü oluşturan her yöntem ve ürün denli manevi kültürün sahip olduğu nitelik de günümüzde ulaşılan teknoloji birikiminin köklerinde yer alır. Toplumsal kültür ve teknoloji arasında çatışma ve farklılık olduğu denli birbirini etkileyen ve yönlendiren bir ilişki bulunmaktadır (Kongar, 1982, s.39-42). Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu çalışmasında1 (1997), teknik bilginin ve teknolojinin gelişmesine Puritanların dinsel anlayış ve ahlaklarının etkisini ortaya koymaktadır. Teknik gelişmeyi biyolojik, psikolojik ve toplumsal etkilerle ilişkilendiren sosyolojik ve antropolojik çalışmalar yapılmıştır (Kösemihal, 1974, ss. 245-257). Yine toplumsal, kültürel ve tinsel bazı değerlerin teknolojinin gelişmesine izin vermediği ya da yaşamı kolaylaştırdığı düşünülen bazı teknoloji ürünlerinden vazgeçebildiklerini gösteren pek çok kültürel örnek de bulunmaktadır (Basalla, 2000, ss.229-278). Teknoloji bir başka anlamda, din, sanat, edebiyat ve ahlak gibi kültürün bir parçasıdır ve ona eşlik eder. Ancak günümüzde daha çok, teknolojinin ekonomik, kültürel ve toplumsal alanlara etkisi üzerinde durulmaktadır. Teknolojinin baskın karakteri ve kendi başına (toplumsal gereksinmeler ve beklentilerden bağımsız) bir gelişme çizgisi izlediği yönündeki düşünceler, teknolojik gelişmeler ve insan gereksinimleri arasındaki ilişkilerin nasıl kurulduğu ve teknolojiden toplumun nasıl yararlanabileceği ve toplumsal kaynakların teknolojinin yoğun olarak kullanıldığı alanlara ayrılırken beklentilerin neler olabileceği konusunun da dikkatle gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Teknolojinin, eğitim kurumlarının örgütlenme ve işleyişine; eğitim sürecinde kullanılan yönteme, eğitimin içeriğine ve eğitim yoluyla toplumsal alana etkisinin de bu çerçevede gözden geçirilmesi gereklidir.

    Teknoloji, günümüzdeki çağrışımı ile daha çok yüksek nitelikte bilimsel bilgi ve teknik içeren ürünler olarak algılanmaktadır. Günlük dilde, yazılı ve görsel basında karşımıza bu şekilde çıkmakta olsa da, teknoloji teknik bilginin yaşama geçirilmesini öngören tüm toplumsal ve ekonomik etkinlikler ve örgütlenmeleri de kapsayan bir alandır. İyimser bir tanımlama ile bakıldığında teknoloji, bilimsel ilke ve yeniliklerin sorunların çözümüne yönelik olarak uygulanmasıdır. Başka bir deyişle teknoloji, bilimin bir uygulamasıdır. Bilgisayarlar, robotlar ve uydular bilimin sorunların çözümü için uygulanması sonucu ortaya çıkan araçlar olarak görülmektedir (Goetsch, 1984, s.192). Günümüzde daha sık kullanılan “ileri teknoloji” (high technology) kavramı ise, “programlanabilir entegre devrelerin ve buna dayalı sistemlerin veri işleme, üretim, bilgi yönetimi ve transferi, eğitim, ulusal savunma, eğlence, enerji yönetimi, çevre kirliliği kontrolu, güvenlik, haberleşme, materyal ve insan kaynaklarının etkili kullanımı alanlarında, ancak bunlarla sınırlı olmayan bir şekilde, kullanılması” (Goetsch, 1984, s.192) olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte, talebi bulunan bilimsel ve teknik bilgiye dayalı “yüksek nitelikli mallar” üretme yoluyla elde edilen muazzam büyüklükteki kârlar sayesinde sanayi, bilimsel ve teknik bilgiyi yaratacak çabaları, araştırmaları yönlendirebilecek güce ulaşmıştır. Bilimsel bilgi teknolojinin gelişiminde kullanılmakta, gelişen teknoloji yeni buluşlara katkıda bulunmaktadır. Bilimsel bilgi ve teknoloji karşılıklı olarak birbirlerinin gelişimine katkıda bulunmaktadır (Ünal 1995; Habermas 2001, s.73). Bilim teknoloji ile etkileşimi dışında aynı zamanda toplumsal ilişkilerin bir parçası olarak gelişme göstermektedir. Toplumda var olan eşitsizlikler, bilimin toplumun tümüne eşit bir özgürleşme ve yarar sağlamasını engellemektedir (Ercan 1998, s. 126-134). Bilimsel-teknik bilgi ve bu yolla ortaya çıkan teknoloji düzeyinin insanlığın yararına sunulması dolaysız, kesintisiz bir şekilde gerçekleşmemektedir. Bu anlamda günümüzde ulaşılan noktada, bilimsel ve teknik bilgi önemli ölçüde piyasa talebine ve gelişmiş ülkelerin yönetsel/askeri/sömürgeci stratejilerine bağlı olarak gelişme çizgisine girmiştir. Yirminci yüzyılın son çeyreğine değin piyasa dışı alanlar olarak düşünülen ve bu şekilde düzenlenen sağlık ve eğitim (kısmen de askeri güvenlik alanı) gibi alanlar, ileri teknoloji ürünlerinin kullanımı ile daha yüksek düzeyde bir piyasa bağımlılığına sokulmuş görünmektedir. Teknolojik gelişmelerin insanlığa sağlayabileceği olası yararlar konusundaki umutlar kadar kuşku ve sorgulamalar da derinleşmektedir.


    Teknoloji ve Topluma Etkilerine İlişkin Genel Görüşler

    Teknoloji konusundaki tartışmalar felsefi niteliği ile Eski Yunan’a kadar götürülebilir (İnam 1999, ss.58-99; Forti, 1997, ss.13-22) olsa da, teknolojinin günümüzde ulaştığı düzey ve yarattığı etkilerin büyüklüğü, olanaklar ve tehditlerinin yaygınlığı daha çok çağımıza özgü görünmektedir. Özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşları bu konudaki sorgulamaları güçlendirmiştir. İnsanlığı derinden etkileyen önemli olaylar, teknolojinin etkileri konusunda çok farklı görüşlerin aynı dönem içinde ortaya çıkmasını da kolaylaştırıyor görünmektedir. Görüş farklılıkları, Rousseau, Marx, Heidegger, Adorno, Horkheimer, Marcus, Illich, Habermas, Apple, Feenberg, Bowers, Cuban, Postman ve çok sayıda diğer eğitim teknolojisi ve teknoloji politikası konusunda çalışan yazar/akademisyenlerin değerlendirmelerinden izlenebileceği gibi, bu konuda günümüze yansıyan ve daha çok örgütlü/kurumsal güçleri olan kümelerin hareket noktalarından izlemek de olanaklıdır. Özellikle doğa ve insan toplulukları karşısında, insan yapımı ileri teknolojiye dayanan “maddi ürünlerin” sanıldığından çok daha zararlı olabileceğinin farkedilmesi ve bilimsel-teknik bilgiye dayalı ürünlerin, buna bağlı olarak teknolojinin, “nötr”, ya da her zaman insan yararına araçlar olmadığı2 ve teknolojik gelişmenin bazı alanlarda denetlenmesi gerektiği düşüncesini güçlendirmiştir. Bu düşünceler arasında, üretim araçlarına egemen olmanın çalışanları ve toplumu denetlemek anlamına gelmesi ve teknoloji ürünü makinelerin işsizliğe yol açması nedeniyle ekonomik ve siyasal karşıtlıklar; doğaya verilen zarar nedeniyle çevreci karşıtlıklar, dinsel mesajlara aykırı görünen yaşam biçimlerine olanak sağladıkları ve dini otoritelerin toplumu denetleme güçlerini kaybetmelerine yol açtığı için dinsel karşıtlıklar ve uluslararası ticari ilişkiler sırasında azgelişmiş ülkeler aleyhine ekonomik bağımlılık yaratan bir ilişkiye yol açtıkları için de ulusal/ekonomik karşıtlıklar en çok rastlananlar arasındadır.

    Teknolojinin kullanımına ilişkin diğer iki temel yaklaşım ise, 1) mümkün olan en yüksek düzeyde yeni teknolojilere ulaşmak ve bunları satın almaya ve kullanmaya yönelmek ile 2) (teknoloji karşıtı kimi görüşlere tam bir karşıtlık oluşturmadan) teknoloji ürünleri ve kullanımına karşı olmak yerine eleştirel bir değerlendirme ve uygun kullanma çabaları çerçevesinde gözden geçirerek teknoloji kullanmaktır. Birinci grupta, teknoloji toplumsal ve ekonomik anlamda olumludur. İkinci görüşe göre teknoloji “nötr” değildir ancak saf değiştirebilir. Bizim kullanma amacımıza göre anlamı değişir. Bu bakış açısı ile, yaratılacak bir teknolojik genişleme ve ilerleme, öncelikle teknoloji “nasıl kullanılmaktadır”, daha sonra da “nasıl kullanılmalıdır” sorularının yanıtlarının araştırılmasını gerektirmektedir. Yine bilgi teknolojisini mevcut eğitim yapısını temel alarak, eğitimde kullanmayı ve teknoloji öğretimini kitleselleştirmeyi hedefleyen kalkınmacı (paternalist) ve teknolojiyi bireysel öğrenme ve gelişme için fırsat olarak gören ve bazı geleneksel kurumların da dağılacaklarını uman özgürlükçü (libertarian) görüşler olarak sınıflamaya yönelen teknoloji değerlendirmeleri de dikkati çekmektedir. (Conlon, 2002)

    Tüm bu karşıtlıklara karşın teknoloji ürünleri ve bunların ortaya koyduğu davranışsal/kültürel sonuçlar giderek daha geniş düzeyde tüm ülkelerin toplumsal yaşam alanlarını kapsamaya devam etmektedir. Azgelişmiş / gelişmekte olan ülkeler açısından ortaya koyduğu belirgin etkilerinden birisi de ekonomik yapıda yerleşik olan “modern üretim teknikleri ile ilkel üretim tekniklerinin yanyana bulunmasından” doğan “teknolojik dualizm”in (Savaş 1986, s.21-22) eğitim ve sağlık kesimleri içinde de üretilmesine yol açmasıdır. Eğitimde teknolojik düalizm, eğitimin davranışları etkileyebilme gücüne bağlı olarak orta vadede toplumsal düalizme, toplumsal bölünmeye de katkıda bulunan bir etki yaratabilmektedir.

    Teknolojik gelişimin toplumların yaşamına olan etkisi açısından gelişmiş ülkeler ve azgelişmiş/gelişmekte olan ülkeler ayrımı yapılabilmektedir. Sanayileşmenin yerini bilişim teknolojisi araçlarına bırakmaya başladığı döneme kadar bu tür bir ayrım daha somut olarak gözlenebilmektedir. Teknolojik düalizm bir yana bırakılacak olursa, teknoloji ithali ile hızla toplumsal yaşama yeni ürünleri alan ve bunlara uyum sağlamaya çalışan gelişmekte olan ülkeler, neredeyse hergün yeni bir ürünün veya uygulamanın bireylerin kullanımına sunulduğu ülkelerde ortaya çıkan yabancılaşma ve kültürel sorunları da arkasından yaşamaya (ithal etmeye demek de yanlış olmayacaktır) başlamak zorunda kalabilecektir. Dickson, Schumacher, Goulet uyum ve teknoloji çerçevesinde ortaya çıkan sorunlarla ilişkili olarak gelişmekte olan ülkelerde “uygun teknoloji” kullanılmasını öneren yazarlar arasında yer almıştır. (A. Buğra 1985, s. 30: Aktaran Dura, 1990, s. 140). Türkiye’nin de bu uyumsuzluk sorununu ciddi olarak yaşayan ülkelerden biri olduğu vurgulanmaktadır (Dura 1990, s. 141). Öncelikle iş yaşamı ve toplumsal yaşam içerisinde bir grubun ileri teknoloji ürünlerini hızla edinmesi ve (kullanma biçimleri çoğu kez bu ürünlerin kullanımında beklenen, öngörülen değerlere uygun olmasa da) kullanması, eğitim kesiminde de kendini göstermektedir. Ancak, eğitim kesiminde yaşanan uyumsuzluk ya da sorunların çözümü, örgün eğitim denli okul dışı eğitimin de yeterince gelişmediği azgelişmiş ülkelerde, orta ve büyük ölçekli işletmelerin gösterebildiği hızla gerçekleştirilemeyecektir. Buna öncelikle azgelişmiş ülkelerde eğitime ayrılan kaynakların giderek azalması ve temeleğitim konusunda (okullaşma oranlarının tüm çağ nüfusuna ulaşmaması ve yüksek devam düzeyi gibi) öncelikli gelişmelerin sağlanamamış olması yol açabilecektir. Yine kaynakların sınırlılığı ve teknoloji ilk yatırım/satın alma ve bakım-onarım maliyetleri de ülkenin daha önce sunduğu eğitimin niteliği ve yaygınlığı üzerine de olumsuz etki yapabilecektir. Bu nedenle ileri teknoloji kullanımının getireceği ekonomik, toplumsal ve kültürel etkilerin azgelişmiş ülkeler bağlamında gözden geçirilmesi gereği bulunmaktadır.

    Teknoloji ve Azgelişmiş Ülkeler

    Günümüzde ülkelerin dünyadaki konumlarını belirleyen önemli bir değişken de, bazı teknoloji ürünlerinden ne ölçüde yararlanabildikleridir. İnsan ve kullandıkları ürünler arasındaki ilişki artan bir düzeyde doğal çevresi, ruhsal ve biyolojik gereksinmeleriyle ilişkili olmaktan çıkmakta ve teknolojik ürünlerin ortaya koyduğu / sınırladığı bir çerçevece belirlenir olmaktadır. Genel anlamda bireylerin tüketimlerinde bu yönde bir algısal değişmenin gözlenmekte olması dışında kurumsal gelişmeler de büyük ölçüde teknoloji eksenli bir değerlendirmeye tabi tutulur olmaktadır. Askeri teknolojilerin gelişimi, bilimsel ve teknolojik bilgi üretemeyen ülkelerin savunma kurumlarını “modernizasyon” sorunuyla karşı karşıya bırakmış ve bu amaçla ülke kaynaklarının büyük ölçüde bu amaçla gelişmiş ülkelere transferi zorunlu/ ”doğal” hale gelmiştir. Yine eğitim ve sağlık kurumlarının hizmetlerini toplumca kabul edilen/beklenen düzeyde gerçekleştirebilmeleri için daha yüksek düzeyde, ileri teknoloji ürünü makineler, araç, gereçler, üretim yöntemleri ve uygulama yönergeleri, bir başka deyişle teknik bilgi satın almaları gerekmektedir. Teknik bilginin ve teknoloji ürünlerinin çevre ülkelerce3 istendik olması ve talep edilmesi, teknolojik gelişimin yönünün de başlangıçta bu ürünleri üretenlerce belirlenmesi ve denetlenmesine yol açmaktadır (Erdost, 1982) Teknolojik ürünlerin gelişiminin denetlenmesiyle başlayan süreç günümüzde kültürel emperyalizmin yeni bir formunun ortaya çıktığı yolundaki değerlendirmelere yol açacak bir gelişme düzeyine ulaşmıştır. Demmers ve O’Neil’in (2001) belirttiği gibi, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin internete bağlanma, uydu televizyonlarına ulaşma ve tarımsal verimliliği geliştirme amacıyla küresel yer belirleme sistemlerini kullanmaya başlamaları sonrasında kendi kültürel miraslarını sürdürmeleri zorlaşmış ve batı kültürü ve bilimi bu kültürlerle artan bir hızla yer değiştirmeye başlamıştır. Batı kültürü ve biliminin dünyadaki baskın karakteri teknolojinin niteliği ve işlevleri konusundaki tartışmalarda dikkate alınması gereken bir özellik olmaktadır.

    İleri teknolojinin sağladığı olanakların kamuya ve siyasal sisteme yararı ve etkilerinin neler olduğu ve teknolojinin yönetsel kullanımı da tartışmanın temel boyutlarından biri olarak ele alınmaktadır.

    Teknolojinin Kamusal Alana Etkilerinin Yönetsel Kullanımı


    Teknik bilginin, kamusal alanda paylaşılmasından çok karar vericileri etkileyen ve aydınlatan, zorunlu görülen kararlara yönelten, endüstri içerisinde uygulayıcılara ve sipariş verenlere yarar sağlayan bir kullanımı gelişmiştir. Bilgi özellikle bilgiyi üretme isteminde bulunabilecek güçte olanların iktidarlarını rasyonelleştirme aracı olarak da bir işlev görmektedir (Habermas, 2001). Bilimin dünyayı değiştirebilen bir güç olarak kabulünden çok, “iktidarı ele geçirebilen ve kullanabilen iktidar sahibi erkeklerin ve kadınların ellerinde, bu değişmelerin etkeni olarak” da görülebilmektedir. Buna göre “bilimsel araştırma, iktidarı zaten elinde tutanları sürekli olarak daha da güçlü kılan iktidar üretici bir santrale” (King, 1997, s.105) benzetilmektedir.

    Özellikle teknolojik/teknik bilginin politik iktidarı rasyonelleştirme amacıyla kullanımı ve bu yöndeki etkisi üzerinde duran Jürgen Habermas, diğer yandan teknik bilginin uç düzeylerdeki paylaşımı ve farklı bilim alanlarından uzmanların iletişimi için kamusal alanda yer alan magazin ve bilim dergilerinin aracılık ettiğini, bunun halkın da bir ölçüde bu bilgilere ulaşmasına yol açtığını belirtmektedir. Yine, politik kamusal alana bilgi ulaşmasına yolaçan başka bir etken olarak da, uluslararası düzeydeki rakip toplumsal sistemlerin barış içinde bir arada yaşamaları konusundaki zorunluluk görülmektedir (Habermas 2001, ss. 92-94). Okur-yazarlık düzeyi ve işlevsel okur-yazarlığı çok düşük, teknoloji okur yazarlığı ve özellikle bilim dergi ve yayınları okuyucusu yok denecek kadar az toplumlarda halkın bilimsel bilgilere ulaşması nedeniyle sağlanacak gelişmeler oldukça az, toplumsal gelişimin düşük etkili bir dinamiği olacaktır. Bununla birlikte, bilimsel kaynaklar kadar bilim dışı kaynakları da içerik olarak yayma özelliği gösteren yazılı ve görsel-işitsel basının, bilginin toplumsallaşması ve demokratikleşmesine etkisi ve katkısı ancak iktidarın niteliği ve toplumun ulaştığı eğitim düzeyi ve niteliği ile ilişkili olarak gerçekleşecektir.

    Habermas, bilimsel bilgi ve tekniğin politik iktidar için kullanılması ve seçen ancak kararları tartışamayan halka ulaştırılmaması nedeniyle demokratikleşmenin mevcut biçimlerinin ancak bir “alkış demokrasisi” olduğunu belirtmektedir. Bilimsel araştırma kurumları, politik danışmanlar ve halk arasındaki ilişkilerde bilimsel teknik bilginin kullanımı ve etkisini irdeleyen Habermas’a göre, bilimselleştirilmiş bir toplum, ancak bilim ve tekniğin insanları yaşam pratikleri ile uzlaştırabilmesi ölçüsünde, kendini reşit bir toplum olarak kurabilir. (Habermas 2001, s. 94). Gerçekte Habermas’ın (2001, s.94) belirttiği türde bilimselleştirilmiş toplum önemli ölçüde düal/ikili niteliklerden arınmış olmak zorundadır. Habermas’ın belirttiği, toplumun, bilim ve teknikten yararlanabilmesi, kullanabilmesi durumunun nasıl gerçekleştirilebileceği üzerinde farklı değerlendirmeler de yapılmıştır (Oskay, 1982, ss. 253-264). Yaşam alanında bilimin ve teknolojinin yeri konusunda çok farklı düzeylerde bulunan, (ulaşabilme gücü nedeniyle ileri teknoloji ürünleri kullanan ve ileri teknoloji ürünlerinden tümüyle uzak ve yaşam alanında özellikle bilişim teknolojisi ürünleri yer almayan) bireylerin oluşturduğu sınıflar/gruplar arasında, toplumsal yapıda bir tabakalaşmaya yol açmakta ve var olan tabakaları da katılaştıran bir etki gösterebilmektedir. Tabakalama konusunda teknolojinin etkisini olumluya çevirebilmede eğitimin bir rolü olabileceği yönünde görüşler de ileri sürülebilmektedir. Bu noktada, toplumun demokratikleştirilmesi ve bilimselleştirilmesi başta üniversiteler olmak üzere tüm örgün ve yaygın eğitim kurumlarının etkilerine de açık olacaktır. Bu konuda eğitim kurumlarının sağlayacağı etkinin diğer tesadüfi ve kurumsal olmayan öğrenme biçimlerinden daha güçlü olması beklenir. Eğitimin bu etkisinin nasıl, hangi içerikte kullanılacağını belirleyen çok sayıda değişken vardır ve bunlardan eğitim sisteminin içinde yer alanlardan bir kaçı eğitim programları, eğitimde kullanılan yöntemler, öğretmen yetiştirme sistemi, eğitimin finansman modeli, eğitimin yaygınlık düzeyi, ve eğitimde kullanılan teknolojidir. Burada söz konusu olan sadece eğitim kurumunun varlığı değil niteliğidir. Demokratik katılma kuramını ve eğitimde demokratikleşmenin günümüzde ulaştığı anlamı dikkate aldığımızda (Tekin 1996, s. 96-97; Uysal ve diğerleri, 2003) toplumun özellikle de yerel toplulukların, eğitim hakkının demokratik ve eşitlikçi bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için eğitim kurumlarına sahip çıkması gerekmektedir.

    Bazı toplumsal kümeler düzeyinde, teknoloji kullanımını artırma yoluyla eğitimin eşitlik sağlama konusundaki etkisini yaşama geçirecek çabaların da bazı stratejilerle uygulamaya konulduğu olmaktadır. Ancak bu çabalar öncelikle toplumun bütününü kapsamaktan çok bir okul, okul türü ya da eğitim bölgesi gibi sınırlı bir alanı kapsamaktadır. Ancak ABD gibi gelişmiş ülkelerde eğitim yoluyla tüm toplum kesimlerine bilgisayar kullanımı ve internet olanağı projeleri de oldukça ilerleme göstermiş ve eğitim sisteminin temel stratejik gelişme alanlarından birisi olarak tanımlanmaya devam etmektedir. Yine, Avrupa Birliği ülkeleri için de tüm okullarda bilgisayar başına düşen öğrenci sayısının azaltılmasının ve bilgisayar okur-yazarlığı başta olmak üzere teknoloji kullanımını öğretmenin okulların temel hedefleri arasında yer alması, yakın gelecekte bu konudaki yaygınlığın bugün bulunan noktadan daha ileriye gideceğini düşünmemizi kolaylaştırmaktadır. Son birkaç yıl içinde kamu okullarında bilgisayar kullanımı ve internet bağlantısına sahip olma oranlarının birkaç yıl öncesine göre bile çok önemli oranlarda artış gösterdiği saptanmaktadır (Kleiner ve Lewis, 2003, ss.3-4; NSB, 2002, ss. 39-41; NCES, 2003; European Commission, 2001).


    Teknolojinin Üretimdeki Emek Niteliğine Etkisi


    Yeni teknolojilerin işgücü piyasasının gerektirdiği nitelikleri artırdığı ve azalttığı yönünde iki karşıt tez bulunmaktadır. Her iki tez de çeşitli örneklerden hareket edildiğinde kendisini doğrulayan kanıtlar bulabilmektedir. Bu durum her iki tezin de geçerli olduğu ekonomik alanlar bulunduğunu göstermektedir. Ancak hangi büyüklük ve yaygınlıkta olduğu ile ilgili olarak temel belirleyicilerden biri ülkenin gelişmişlik düzeyi iken diğer değişkenler arasında da eğitim kesiminin ve istihdam piyasasının niteliği bulunmaktadır. Teknolojik gelişmenin nitelikler üzerindeki etkilerinden birisi de yapılmakta olan işlerin yapılış biçimlerini değiştirmesidir. Eskiden üretilmekte olan ürünler ve önemli ölçüde benzer olmakla birlikte bu ürünleri ve hizmeti üretirken kullanılan araç ve yöntemlerde değişiklik olmaktadır. Tornacılar yine metal talaşlamakta ve metale biçim vermektedirler. Ancak kullandıkları araç ve makineler, lazerden bilgisayar kontrollu tezgahlara uzanan yeni teknoloji ürünleriyle değişmeye başlamıştır. Bu değişim düzeyinde yeni araçların kullanılması için gerekli bilgi ve beceriler de tornacılık mesleğinin becerileri arasında yer almak durumundadır. Böyle bir değişme, öncelikle, meslek eğitimi programlarındaki bir değişme gereksinimine işaret etmek durumundadır. Teknolojik gelişmelerin sonucu olarak, üretilen şeyden çok üretimin yapılış biçimi değişmektedir. (Lewis, 1984).

    Teknoloji ürünlerinin belirli alanlarda kullanılmak üzere üretilmesi ya da genel ileri teknoloji ürünlerinin bazı kesimlerde o kesimin kendine özgü amaç ve değerlerine uygun olarak kullanılması farklı teknoloji kullanım biçimleri ve ilkeleri yaratmaktadır. Ticari kurumlarda kullanılan bilgisayar ile öğretim kurumlarında kullanılan bilgisayarların farklı kullanım ilkelerinin olması doğaldır. Özellikle eğitim kesiminde teknoloji kullanımının verimlilik, rekabet, kârlılık, üstünlük sağlama vb. gibi küresel piyasa değer ve ilkelerine dayalı olmak yerine bireysel ve toplumsal gereksinimler ve farklılıklar, demokratiklik, eşitlik, hakkaniyet, maliyet-etkililik gibi değer ve ölçütleri öncelikle gözönüne alması gerekir. Eğitimde kullanılacak teknoloji seçimlerinin, belirtilen değer ve ölçütlere ilişkin etkilerinin gözardı edilmesi, eğitim sistemine yönelik gözlenen “ayrımcı”, “gereksinimlerden kopuk”, “maliyet-etkili olmama-verimsiz”, şeklindeki betimlemelerin güçlenmesini de artırabilecektir. Ancak, Türkiye eğitim sistemindeki teknoloji kullanımının yaygınlaşmasından beklenen yararın öncelikle belirtilen değer ve ölçütlerle ilişkili olmadığı gözlenmektedir. Öncelikle merkezlerde, özel okullarda, varlıklı bölgelerde yer alan okullarda bilgisayar başta olmak üzere eğitim teknolojisi araçları öğrenimin hizmetine sunulabilmekte ve mevcut “düalizm” pekiştirilmiş olmaktadır. Bir başka deyişle, sistem içinde hız kazanan bilgisayarlaşma çabasının belirtilen temel değer ve ölçütlere “orta ve uzun vadede” olumsuz etkide bulunması olasıdır. Bir sistem yaklaşımı yazarının (Senge, 2000) deyişiyle, bugün eğitim sorunlarının çözümünde kullandığımız teknikler ve yöntemler, gelecekte ortaya çıkacak derinleşmiş, yapısallaşmış sorunların da kaynakları olabilecek durumdadır.


    Türkiye’de, Dünya Bankası Kredisi destekli okullarda bilgisayar laboratuvarları oluşturmayı ve öğretmenlerin bilgisayar kullanabilir olmalarını sağlamayı öngören Müfredat Laboratuvar Okulları Modeli (MLO), seçilmiş okullarda daha yoğun bir bilgisayar destekli eğitim sağlamaya yol açabilecektir. (MEB EARGED, 1999). Yine yakın zamanda (İLSİS Projesinin de desteğiyle) okullar, Milli Eğitim Müdürlükleri ve MEB Merkez Örgütü arasında internet bağlantısı, elektronik posta yoluyla iletişim kurulmasına başlandığı ve bazı personel işlerinin bilgisayar programları ve kayıtları yardımıyla yapıldığı gözlenmektedir. Bilgisayar ve buna bağlı olarak internet kullanımının geliştirilme eğilimleri düşünüldüğünde yakın gelecekte, bilişim teknolojisi ürünlerinin daha yaygın bir şekilde, özelikle merkezi ve gelişmiş bölgelerdeki okullarda bulunacağını/kullanılacağını söyleyebiliriz. Bu durumun yaratacağı değişme alanları ve değişmenin niteliği mevcut yapının kullanılmasıyla birlikte sağlanacak diğer destekler ve politikalara da bağlı olacaktır. Teknoloji kullanımının artırılması ile ortaya çıkan gelişmelerin önemli bir kısmının doğrudan eğitim sisteminin amacı olan davranışların üretilmesiyle ilişkili olmayacaktır. Örneğin başlangıçta gerçekleştirilen okullara tesis-donanım sağlanması sürecinin uzun dönemde okulların finansmanının kamu finansmanı dışı yollara (veliler, okul koruma dernekleri, özel kuruluşlar gibi), yerel kaynaklara bırakılması öngörülmektedir. Mevcut planlama ile bu dönüşüm, eğitimin ticarileşmesini ve gelir farklılıklarına bağlı olarak okulların farklı nitelikte eğitim tesisi ve eğitim teknolojisi donanımına kavuşmasını destekleyen bir özelliğe sahip olacaktır. Ayrıca, araştırmalar, okulun örgüt yapısının, okul içi ve okulun bağlantısı bulunan kurumlarla ilişkilerindeki güç dağılımının ve örgütsel kültürün değişmesinin sadece bilgisayar ve internet teknolojilerinin okulda kullanılmasıyla kısa zamanda değişmediğini göstermektedir. Okuldaki temel yapılar ile çok zor değişen toplumsal ve kültürel değer ve düzgülerle (normlara) sıkı bağlar bulunmaktadır (Kerr, 2003, s.30). Bununla birlikte eğitim teknolojisinin bilgisayar ve internet kullanımına yoğunlaştığı okullarda gerek eğitim çalışanlarının niteliklerinde gerekse öğretim süreçlerinde önemli farklılıklar yaşanabilecektir. Bu gelişme aynı zamanda, eğitim kurumlarının en temel çalışanları olan öğretmenlerin kısa bir süre içinde “niteliksizleşmesine”, kendilerini kötü hissetmelerine, işlerine yabancılaşmalarına; okul kaynaklarının yararı kuşkulu bilgisayar donanımlarına harcanmasına; içeriği kontrol edilemeyen bilgilerin hızla okul sınırları içine girmesine ve bunları sınırlamak ve denetlemek için okulların enerjilerinin önemli bir kısmını harcamak zorunda kalmasına (ya da bir süre için, mümkün olduğunca tümüyle bu ürünleri kullanmaktan uzak durmaya çaba harcamasına); öğretmenler ve öğrenciler arasında yeni bir iletişim biçimi geliştirmenin zorunlu olmasına ve bunun için de yeterli bir kültür olmaması nedeniyle ilk yıllarda sürekli yan sorunlar ortaya çıkmasına; okulların teknoloji ürünleri satışı için iyi bir “pazar” olmasından hareketle çeşitli yollarla okullar, öğretmenler, öğrenciler ve velilerin ticari amaçlı olarak piyasa saldırısına maruz kalmalarına ve daha pek çok yan etkiye yol açabilecektir. Kaldı ki bu tür sorunların başladığına ilişkin gözlemler, araştırmalar, polis kayıtları, ve güncel gazete haberleri de bulunmaktadır (National Science Board. 2002, s.s. 42-44; Beyhan, 2002; Molnar, 2002)

    İletişim ve Bilişim Teknolojilerinin Eğitimdeki Yerinin Gelişimi ve Eşitlik Üzerine Etkisi


    Eğitim kurumlarını değişmeye zorlayan pek çok dışsal kaynak arasında sayılabileceklerden biri de bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişme ve bunların bireylerin yaşamlarına girişindeki hız olmaktadır. O denli ki eğitim kurumları, günlük yaşamda hergün evlerinde bilgisayar , video cd, cep telefonları kullanan, uydu cihazlarına aşina olan bir öğrenci kesimiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum en önemli eğitim girdilerinden birindeki değişmeyi ifade etmektedir. Öğretmenler, mevcut ulaşılabilen teknoloji ürünlerini kullanma becerilerini geliştirememeleri durumunda, eğitim programlarında yer alan içeriği geleneksel yollar ve araçlarla aktarmada çeşitli güçlüklerle karşılaşabilmektedirler. Bu güçlüklerin en önemlilerinden birisi öğrencilerin beklenti ve ilgileri ile yaşam alanları içinde yer alan ve bunları etkileyen “teknoloji ürünleri”nin etkileriyle başetmek ya da bunları eğitim amaçlarıyla uyumlu olarak kullanabilmektir. Türkiye’de bir yandan henüz okula ulaşma olanağı bulamayan çok sayıda okul çağı çocuğu bulunması yanı sıra, öğrencilerin çok büyük bir kısmı da ileri teknoloji ürünlerine kişisel çevrelerinde ulaşma olanağından uzaktır. Bu anlamda, okulların öğrenci nüfusunun bu özellikleri itibariyle homojen olmaktan çok heterojen bir özellik gösterdiği ve öğrencilerin kişisel yaşam çevrelerinden kaynaklanan bir eşitsizlikle karşılaştıkları söylenebilir. Yine belli özelliklerdeki ailelerin çocuklarının belirli bölgelerdeki ya da belirli tipteki okullarda yoğunlaşmaları da okullar arasındaki farklılaşmayı ve eşitsizliği artırmaktadır.

    Televizyon ve radyo yayınlarının eğitim sağlayan araçlar olarak kullanılmasının eğitimdeki eşitsizlikleri azaltmaya ya da gidermeye yardımcı olacağı düşüncesi yıllar önce dile getirilmiştir. Kadın –erkek, köy-kent, bölgeler ve kır-kent arasında eşitsizliklerin bulunduğu ülkemizde radyo ve televizyon yayınlarının bu eşitsizlikleri gidereceğinin düşünüldüğü olmuştur (Aziz, 1982, s.53; Tekin 1996, ss.113-116). Gerçekten de radyo ve televizyon yayınlarının toplumun eğitim düzeyi ve birikimi üzerindeki etkisi tartışılamaz. Ancak son otuz yıl içinde, okullaşma oranlarında önemli artışlar sağlanmış ve radyo-tv yayınlarıyla ülke nüfusunun tamamına yakınına ulaşılabilmesiyle birlikte, eğitsel eşitsizliklerin önemli ölçüde sürdüğü ve eğitsel nitelik, teknoloji kullanımı ve bilişim teknolojisi olanaklarına sahiplik gibi yeni ölçütler açısından eşitsizliğin ortaya çıktığı ve derinleştiği gözlenmektedir.

    Halk eğitiminde teknoloji kullanımı , radyo yayınlarında 1920’li yılların başında ve televizyon yayınlarında ise II. Dünya savaşından sonra yapılan yatırımlar sonucunda 1960’lardan sonra gelişmiştir. İlk olarak 1977’de Kanada’nın başlattığı, daha sonra Hindistan deneyimi ile tekrarlanan uyduların televizyon yayınları için kullanılması sistemi ile eğitimde televizyon kullanımının uygulama alanı genişlemiştir (Aziz, 1982, s.7-16, 56; Tekin, 1996, ss.123-141).

    Ülkemizde eğitimde teknoloji kullanmaya yönelik planlama 1970’li yıllarda 3. Beş Yıllık Kalkınma Planıyla radyo ve televizyonun yaygın eğitim amacıyla kullanılmasının öngörülmesi ile başlamıştır. Daha da önemlisi 4. Beş Yıllık Kalkınma Planında açık yüksek öğretime ve yaygın eğitime destek sağlamak için ikinci kanal televizyon tesisleri kurulması planlanmıştır. Halkın yararlanmaya başlamasından kısa bir süre sonra, henüz yayınlar ülke çapında istenen nitelikte ve yaygınlıkta değilken, halk eğitimi ve açık yüksek öğretim için televizyon kanalı açılmasının planlanması önemli bir atılım sayılabilir. Bu noktada en önemli boyut, yayınların içeriğidir. Planlama sürecinde halkın eğitimsizliği dikkate alınarak daha çok yaygın ve yetişkin eğitimi üzerinde yoğunlaşılmıştır. Daha sonraki yıllarda gerçekleştirilen ve özellikle radyo ve tv kullanılan açık yükseköğretim uygulamalarında da (başlangıçta politik nedenler etkili olmuş görünse de) örgün eğitim çağında ve dışında olan, çalışan ve eğitim sistemi dışında kalma olasılığı bulunan bireylere eğitim olanağı sunulmasına aracılık edilerek teknolojik ikicillik etkisi baskın bir şekilde yaşanmamıştır. (Aziz 1982, s. 83-84; Tekin 1996, 157-165) . Ancak, 1995’den sonra yaygınlaşan yeni ileri teknoloji ürünü bilgisayar ve internetin eğitimde kullanımı ise öncelikle örgün sistemin parçası olma ve gençlere yönelme özellikleriyle, eğitim sisteminde ikicillik yaratma etkisiyle birlikte gelişmektedir.



    Teknolojinin eğitimde kullanımı radyo, tv, video ve tepegöz gibi araçların okullarda kullanımına bağlı olarak oldukça eski tarihlere gidebilmekle birlikte günümüzde eğitim kurumlarının gelişimi ve niteliğini etkileyen en önemli gelişme bilgisayar, internet ve ilişkili teknolojiler olmaktadır. Bunlar, genel olarak bilişim ve iletişim teknolojileri (Information and Communication Technologies, C&IT veya ICT) olarak adlandırılmaktadır. Internet ve dijital teknolojiler (sayılara dayalı ve bilgisayarlarda kullanılan) yükseköğretim düzeyindeki süreç değişmeleri için temel bir katalizör olarak kabul edilmektedir. 1997 yılı bu değişimlerin önemli bir şekilde ortaya çıktığı yıl olarak görülmektedir. Dünya çapında internet kullanıcıları 100 milyona ulaşmış ve ABD’de yetişkin nüfusun yüzde 12’si herhafta internet kullanmaya başlamış, ilk defa elektronik posta mesajı (e-mail) sayısı (95 milyar mesaj) posta ile yollanan gönderi sayısını (85 milyar) aşmış ve veri aktarımı miktarı da telefon ağı üzerindeki ses akışından daha fazla olmuştur. (Microsoft 1999’dan aktaran Middlehurst 1999, s. 312). Günümüzde bu göstergelerin çok daha yüksek bir artış hızıyla değiştiği gözlenmektedir. İnternet üzerinde herhangi bir konuda yapılan sözcük/kavram aramasının çoğu kez yüzbinlerce, bazen de milyonları bulan web (internet) sayfasına ulaştırması, sadece teknolojik alt yapının değil, bu yapının içerdiği bilgilerin de dev adımlarla genişlediğini, büyüdüğünü göstermektedir. Ancak bu ölçüde hızlı genişleyen ve iletişim ağı ve bilgi havuzu herkes için aynı avantaj ve yararlar anlamına gelmekte midir?
    Eşitlik

    Eğitimde gerçekleştirilen etkinlikler içinde bilgisayar ve ilişkili araçlarının kullanılamayacağı birini bulmanın oldukça zor olduğu bir aşamaya ulaşılmıştır. Bilgisayarların teknik görsel–işitsel araçların gelişim çizgisi içinde en uç noktada yer alması ve günlük yaşamda ikame edebildiği ve karşılayabildiği gereksinmelerin çokluğu kabulünün yaygınlaşmasına da yol açmaktadır. Bu tür bir kabul bazı durumlarda doğrudan, bilgisayarların varlığı ve miktarının eğitsel niteliğin göstergesi olmasına da yol açmaktadır. Örneğin, bilişim teknolojileri kullanımı, eğitim kurumlarının bilgisayar olanakları ve bilgisayar başına düşen öğrenci sayısı Avrupa Birliği üyesi ve aday ülkelerin eğitsel nitelikle ilgili temel göstergeleri arasında yer almaktadır (Aksoy, 2003, s.56-57; European Commission, 2001). Apple (1989), teknolojinin hem öğrencileri hem de öğretmenlerin emek süreçlerini dönüştürücü özelliği ve bir tür ders materyali (ders kitabı, yazılı materyal) olarak gözardı edilemeyeceğini belirtmektedir. Nedenler arasında , sadece “bilgisayar okuryazarlığı” değil, pek çok aile ve eğitimcinin, bilgisayarın sınıfı devrimci bir şekilde değiştireceği ve çocuklarına daha iyi yaşam şansı vereceği düşüncesi de bulunmaktadır. Ancak Apple, teknolojinin bunları sağlayacağı düşüncesini kuşkuyla karşılamaktadır. (Apple 1989, s.150). Apple’ın teknolojinin olası olumsuz etkisine ilişkin belirttiği birinci kuşku eşitlik konusundadır.

    Eğitim olanaklarından yararlanma konusundaki eşitsizlikler sadece azgelişmiş ülkelerin sorunu değildir. Gelişmiş ülkeler de çeşitli düzeylerde bölgesel, kırsal-kentsel, etnik köken, ırk, anadili ve cinsiyet değişkenlerine bağlı olarak eşitsizlikler yaşamaktadır (Berne 1994; Kozol, 1991; Spring, 1998, s.48-49). Yine okullarda ileri teknoloji ürünleri (video, tv, bilgisayar) kullanımı eşitsizlik konusu olarak araştırmalara konu edinilmiştir (Berne, 1994, s.12). Öte yandan ülkeler arasındaki farklar daha derin bir ayrışma göstermektedir. Demmers ve O’Neil’in (2001, s.2). belittiği gibi, “ABD’de internet kullanımı olabildiğince yaygınlaşmış iken, dünya nüfusunun çok büyük bir yüzdesi henüz hiç telefon kullanmamıştır”. Bu ironik bir durumdur ve sanayileşmiş ülkeler öncelikle kendilerinin geleneksel dezavantajlı yurttaşlarına, daha sonra gelişmekte olan ülke yurttaşlarına interneti ulaştırmaya yönelik sistemli çaba göstermektedirler. ABD’de yapılan son yılları kapsayan kamu okullarında internet kullanımı istatistiklerine göre, hemen hemen tüm temel eğitim okullarının bilgisayar ve internet kullanma olanağı bulunmaktadır. Ortalama 16 öğrenciye bir bilgisayar düşmekte ve okulların dörtte birinden fazlası birkaç günden bir aya kadar sürelerle öğrencilerine dizüstü bilgisayarları ders çalışmaları amacıyla ödünç vermeye başlamıştır. Okulların planları içinde bu uygulamaların artırılmasının bulunduğu da kamu okullarında internet kullanımı araştırmasında saptanan bulgular arasındadır (NCES 2003).

    Eğitimde teknolojiden özellikle internet kullanımından yararlanarak, öğrenciler arasındaki eşitsizlikleri azaltmaya yönelen katılımcı bazı projeler de görülmektedir. ABD’de, özellikle etnik kökene bağlı olarak dil dezavantajı olan ve anadilleri İspanyolca olan öğrenciler ve Afrika kökenli -Amerikalı öğrencilerin başarısızlıklarını azaltmaya yönelen bir okul geliştirme projesinde, aileler arasındaki iletişim internet yoluyla artırılmış ve istenilen zamanlarda okul toplantılarına katılamayan ailelerin görüşlerinin alınması ve onlarla bilgi paylaşılması olanağı bulunduğu görülmüştür. Bu örnek olayda, aileler ve okul yönetiminden öncü bir grup öğretmen, eşitliği geliştirme hareketi içinde geleneksel araçlar yanında internet olanaklarını da kullanmaya çalışmıştır. İnternet tartışma grubu ve e-posta kullanımı, okul etkinliklerine çeşitli nedenlerle “katılamayan” kişilerin de gerek bilgi alma, haberli olma gerekse görüşlerini aktarabilme yoluyla katılmalarının sağlanmasına aracılık etmiştir. (Oakes ve Lipton, 2002, ss.390-394) Ailelerin çocuklarının eğitimlerine ilişkin bilgiyi belli bir zaman ve mekana bağlı olmaksızın edinebilmeleri ve görüşlerini gerek okul yönetimine gerekse diğer velilere iletebilmeleri katılımcı bir eğitim için önemli bir altyapı oluşturmaktadır. Ancak burada internet olanaklarına ulaşmaya elverişli bir çevre, ailelerin bilgisayar kullanma becerileri, iletişim kurmalarına öncülük edecek ve bunu sürdürecek anahtar kişilerin veya okul çalışanlarının bulunması gerekliliği dikkate alınmalıdır. Böyle bir altyapı doğrudan ülkede mevcut teknoloji ilişkili politikaların ve eğitim kurumlarında üretilen bilgi ve becerilerin bir yansıması olacaktır.

    Teknolojinin özürlü bireylerin yaşamlarına olan etkisi ise kullanımına bağlı olarak , olağandışı bir şekilde olumlu etki yaratabilmektedir. Özürlü bireylere yönelik olarak 20. yüzyıl boyunca sürdürülen “tıbbi model”, “sivil haklar modeli/hareketi” ile yer değiştirmeye başlamıştır. Teknolojik gelişmelerin bu yaklaşımın gerçekleştirilebilir olmasına önemli katkısı olabileceği kabul edilmektedir. Tıbbi modelin etkilediği kamu siyasası, özürlü bireyleri iyileştirilmesi gereken bir alt grup , kamu kaynaklarının rehabilitasyon hizmetlerine ayrılması ve özürlülerin desteklenmesi için ayrılan kaynaklar nedeniyle refahı engelleyen bir olgu olarak kabul etmiştir (Blanck ve diğerleri, 2003, s. 52). Sivil haklar görüşü, kamu siyasasının özürlülerin özürleriyle birlikte toplumsal yaşama katılmalarını engelleyen fiziksel, ekonomik ve toplumsal engelleri ortadan kaldırarak, eşitlikçiliği destekleyebileceğini belirtmektedir. Böyle bir engeller yumağının kaldırılmasında teknoloji ve teknolojiye ulaşma önemli bir faktör olmaktadır. Yardımcı teknolojilerin (assistive technologies) özürlülerin toplumsal yaşama katılmalarına olan katkısı dışında, okul-sınıf düzenlemelerinde de özürlü bireylerin daha iyi bir eğitim alabilmelerine katkı sunma olanağı bulunmaktadır. Burada hareket noktası, özürlü bireyler değil, onların çevresi ve kullandığı araçların modifikasyonu, yeniden düzenlenmesidir. İleri teknoloji, bu çerçevede bir bağımsızlaştırıcı, özgürleştirici olarak görülebilmektedir (Blanck ve diğerleri, 2003, s.53).

    Eğitim kesimi için, gerek gelişmiş ülkelerde, gerekse eğitime ayrılan kamusal bütçe kaynaklarının çok sınırlı olduğu azgelişmiş ülkelerde, özellikle merkez örgütü yöneticilerinde sisteminin teknoloji/bilgisayar merkezli olması ve olabilen en üst düzeyde teknoloji ürünlerinin okullara ve sınıflara girmesi yönünde güçlü bir istek gözlenmektedir. Gelişmiş OECD ülkelerinde eğitim en yüksek düzeyde bilişim teknolojisi kullanan kesimler arasında yer almaktadır. Ancak eğitim kurumlarında özellikle bilgisayar ve internet ile somutlaşan eğitim teknolojisi araçlarından yararlanmak, mutlak bir şekilde Türkiye eğitim sisteminin öncelikli amaçları arasında yer almalı mıdır? Nasıl bir teknoloji, hangi ürünler ve hangi içerikle okullarda yer almalıdır? Eğitim çalışanlarının bilgisayar kullanımı konusundaki yeterlikleri ve tutumları nedir? Eğitim programlarında ve yöntemlerinde, amaç yenilenmesiyle birlikte ortaya çıkan ek maliyet diğer eğitim amaçlarının gerçekleştirilmesine nasıl bir etkide bulunmaktadır? Eğitimde kullanılmakta olan ve kullanılacak yazılım ve donanımlar ülkenin kendi tercihleriyle müdahale edebileceği bir çerçevede mi gerçekleştirilmektedir yoksa dışsal teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak bağımlı bir tercih mi sözkonusudur? Bu soruları çoğaltmak mümkündür. Ancak bu soruların teknoloji konusunda önyargılardan uzak, anayasa ve eğitim yasalarımızda ve uluslararası kabul görmüş eğitimle ilgili sözleşmelerde yeralan her kesimden tüm çağ nüfusunun eğitim gereksinmelerini, eşit, adil bir şekilde karşılama hedefinden uzaklaşmadan yanıtlanması gerekir.

    Bununla birlikte, teknoloji ürünlerinden toplum yaşamı üzerindeki istenmedik etkileri veya geleneksel yapıları ve davranışları zorlayıcı etkileri nedeniyle özellikle azgelişmiş, geleneksel özellikleri baskın olan toplumların uzak durmaları gerektiği şeklindeki görüşler de değişik düzeylerde ifade edilmektedir.



    Gelişmekte olan ülkelerin internete ulaşmaları kendi kültürel miraslarını sürdürmede olumsuz, çözücü etki göstermektedir. Teknoloji kullanımında Batı ülkelerinin yaklaşımları azgelişmiş ülkelerin kültürleriyle artan bir hızda yer değiştirmektedir. Kültür emperyalizminin yeni formu, geleneksel topluluklar internete bağlandıkça, uydu televizyonlarına ulaştıça, tarımsal verimliliği artırmak için küresel yer belirleme sistemlerini (global positioning systems) kullandıkça ortaya çıkmaktadır. Pek çok Batılı, gelenekselin korunmasından yana olurken saf/geleneksel kültürler bu durumu daha çok olumsuz görme eğilimindedirler. Öyle görülüyorki bu süreçte para kazanma sözkonusu olabilecekse uluslararası şirketlerin merkez ve üçüncü ülkeler arasındaki bağları sağlayacak yollar bulmaları ve kendi yüksek teknoloji ürünlerine yeni pazarlar bulmaları kaçınılmaz görülüyor. (Demmers ve O’Neil 2001 s. 1-2)
    Öte yandan bu araçların günlük yaşamda kullanılmalarının kendi yaşamları ve kültürleri üzerinde yaratabileceği olumsuz etkilerle başa çıkmada geleneksel kültürlerin deneyimsiz oldukları belirtilmektedir (Demmers ve O’Neil 2001). Bu noktada ülkemizde de kredi kartlarının yaygınlaşmasının, kredi kartı kullanma alışkanlığı ve kültürünün uyumsuzluğu ve tüketicilerin kartlı alışveriş sistemine karşı bilinçsiz ve örgütsüz olmaları nedenleriyle yaşanan sorunlar (milyonlarca ödeme güçlüğü çeken kişinin yüksek faizli borç yükü altında kalması, haciz olaylarında artış), hızlı araba modellerinin gelişimi ve araç sayısındaki artışla birlikte sürücü hatası nedeniyle gerçekleşen trafik kazalarının artış göstermesi, internette gerçekleşen virus saldırılarına karşı işyerlerinin, üniversiteler ve eğitim kurumları dahil kamu kurumlarının kendilerini savunmada yetersiz kalması, ailelerin ve eğitim kurumlarının internet ortamında yayılan porno/şiddet/rahatsız edici ticari öğeler içeren sitelerden çocukları ve gençleri koruma çabaları ve bu konudaki endişeleri, kısa sürede üstesinden gelmek zorunda olunan ve teknolojik gelişmelerin yaygınlaşmasından etkilenen sorunlar arasında sayılabilir. Uzman bilgisayarcıların istihdam edildiği ve bilgi işlem merkezlerinin bulunduğu üniversiteler, basın kuruluşları dahi istenmeyen nitelikteki mesajlar ile bilgisayarların çalışmamasına, öğretim materyalleri ve diğer akademik çalışmaları tehdit eden virüs programlarına karşı çaresiz kalabilmektedir. Yine aynı sorun eğitim kesiminde yaşanan ve bilgisayar kullanılarak gerçekleştirilen tacizler ile bilişim suçu sayılan bazı fiiller karşısında güvenlik örgütleri için de söz konusu olabilmektedir (Güçlü, s.2003; Beyhan, 2002, s.91-104).

    Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin Yüksek Öğretim Kurumlarına Etkileri


    Teknolojik gelişmelerin eğitim kurumları üzerindeki etkisi, kurumların nitelikleriyle ilişkili olarak farklı boyutlarda ortaya çıkmaktadır. Öncelikle, teknoloji ürünlerinin eğitim kurumlarında kullanımı yoluyla doğrudan öğretim yöntemlerinde ve öğretimin içeriğinde farklılaşma ortaya çıkmaktadır. Öğretim yöntemlerinde değişme zorunluluğu öğretmen yetiştiren kurumların program içeriklerini de etkilemektedir. Halen ABD’de eyaletlerin çok büyük bir kısmında öğretmenlik sertifikası alabilmek için eğitimde teknoloji kullanımı konusunda yeterlik kazanılması zorunlu hale getirilmiştir (Slowinski, 2000).

    Okul yöneticileri açısından ise, teknoloji ürünlerinin okulda sağlayabileceği olanaklar ve yaratacağı sorunların pedagojik yönü kadar, bilgi teknolojilerinin kullanılmasıyla ortaya çıkabilecek sorunların yasal boyutlarını bilmeleri de zorunlu olmaktadır. Bu çerçevede okul yöneticileri için teknoloji kullanım becerileri dışında teknoloji ilişkili yasal konular ve bunun gelişimi de (internet suçları, patent uygulaması, ticari hakların kullanımı ve ihlali, etik ilkeler ve merkezi ve yerel düzeyde teknoloji kullanım politikaları vb.) eğitim yöneticilerinin yetiştirilmesinde yeni bir içerik ortaya çıkarmaktadır. Öte yandan bilişim teknolojilerinin eğitimde kullanılma olasılıklarına bağlı olarak, okul yöneticilerinin eğitsel liderliklerini okulda kullanılması beklenen teknolojiyi yönetebilmesine bağlayan değerlendirmeler de güç kazanmıştır (Bennet, 1994, s. 751-755).

    İletişim ve bilgi teknolojilerinin bir başka etkisi ise özellikle yükseköğretim /üniversite düzeyinde eğitimde teknoloji kullanımını araştıran bilim dallarının ve buna bağlı olarak çok sayıda bölümün ve öğretim programlarının ortaya çıkışı ile gözlenmektedir. Bu da bilişim teknolojilerini eğitim kurumlarında kullanmanın yaygınlaşmasının, yükseköğretim kurumları üzerindeki doğrudan etkileri arasında önemli bir yer tutmaktadır.

    Özellikle yükseköğretim kurumlarında internet alt yapısı ve kullanımı ile ilgili yapılan harcamalar; internet ortamında yer alan veritabanlarına , kütüphanelere, yayınlara ulaşmak için yapılan üyelik ödemeleri üniversite bütçeleri içinde çok büyük bir yer tutmaktadır. Üniversiteler, eğitim ve araştırma konusunda dışarda gerçekleşen beklenti ve gelişmelerin baskısı altında bu yöndeki harcamaları sürekli artırmaktadırlar. Yine, akademisyenlerin kişisel olarak edinemeyecekleri ya da zorlukla edinebilecekleri bilgi teknolojisi ürünlerini (bilgisayarlar ve ek donanımları, gelişkin özellikli yazıcılar, tarayıcılar, bilgisayar yazılımları, projeksiyon cihazları vb.) sağlama konusunda üniversite içindeki beklenti de bu yöndeki harcamaların artırılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk son yıllarda daha yüksek düzeyde kendini göstermektedir ve bir ölçüde üniversiteler arasındaki rekabetin temel alanlarından birini de oluşturmaktadır. Üniversiteler arasındaki rekabetin ve nitelik ölçütünün uluslararası ilişkiler ve akademisyenlerin uluslararası yayınları etrafında şekillenmesi de bu harcamaların artışını güdülemektedir. Yine yükseköğretim ve piyasa ilişkilerinin geliştirilmesi ve üniversitelerin ticarileştirilmesi/ girişimcileştirilmesi yönündeki gelişmeler de piyasadaki teknoloji ürünlerinin gelişimi ve parasal getiriye dönük olarak ürünlerin geliştirilmesi yönündeki çabalara üniversitelerin katılma yönündeki duyarlılığını/ istemini artırmış gözükmektedir. Üniversiteler ve piyasa arasındaki ilişkiler dışında, işleyişleri ve gelişimlerinde de önemli paralellikler ortaya çıktığı gözlenmekte ve bu paralelliklerin doğrudan teknolojik gelişmeler tarafından etkilendiği belirtilmektedir Bunlar arasında eğitim hizmetindeki etkinlik, yeni eğitim piyasaları yaratma olasılıkları, program hazırlama sürelerinde kısalma, Program düzenleme, sunma ve değerlendirmede dış kaynak arama ve dağıtma potansiyeli, eğitim hizmeti veren firmaların, kişilerin, ortaklıkların artışı, yeni üniversite modelleri, sanal üniversiteler vb. bulunmaktadır (Middlehurst 1999, s. 312 -313). Kuşkusuz bu konudaki en önemli diğer benzerlik üniversitelerin ürettiği eğitim ve araştırma hizmetini herhangi bir değişim malı (meta) gibi değerlendirerek bedelini ödeme gücü olanlara sunma yönündeki değişimdir. İleri teknoloji ürünlerinin eğitim maliyetlerini artırması ile birlikte özellikle geleceği parlak görülen alanlarda geleneksel kampus modelinde eğitim almak zorlaşmaya başlamıştır. Yerine konma olasılığı bulunan sanal üniversiteler ise değeri konusunda olumlu anlamda henüz görüş birliğine varıldığını söylemenin olanaklı olmadığı bir düzeyde bulunmaktadır. Ancak bu tür kurumların da yakın gelecekte açık üniversite benzeri bir işleve sahip olma olasılığı da bulunmaktadır.

    Yükseköğretim kurumlarında, piyasaya paralel, bazen de piyasaya bağımlı olarak ortaya çıkan gelişmeler yükseköğretim kuruluşlarının elde ettiği düşünülen avantajlar denli, yaşayacağı sorunların da kaynağı olabilecek yeni gelişmeleri ortaya çıkarmaktadır. Bunlar arasında teknoloji kullanımındaki yetersizlikleri nedeniyle akademisyenler arasında yaşanan kaygı ve akademisyenlerin eğitim ve araştırma hizmetini sürdürmede teknisyenlere bağımlılığı, düşük düzeydeki bilgisayar okur-yazarlığının yeni eğitim materyallerine ulaşmada engelleyici olması; beklenmedik şekilde ortada çıkan yazılım, donanım ve bakım-onarım maliyetlerinin kaynak kullanımı ve dağılımına olan dengesizleştirici (istikrarsızlaştırıcı) etkisi ile yazılım ve donanımlar konusunda piyasadaki gelişmelere bağımlılık sayılabilir. İnternet ve bilgisayarların kullanım ilkeleri ve belirlenen kurallar ve kullanma haklarının dağıtılmasında kullanılan ölçütlere ilişkin olarak akademik çevrenin göstereceği kabul ve uygun kullanım veya tepki de bilişim ve iletişim teknolojilerinin üniversitelerde kullanılmasındaki duyarlık alanlarından birini oluşturmaktadır.

    Pahalı Yazılımların Kampuslardaki Egemenliği

    Bilgisayarların eğitim kurumları, özellikle de üniversitelerde vazgeçilmez eğitim ve araştırma aracı haline gelmesi, bilgisayar kullanımı gereğince ortaya çıkan yazılım ve donanım seçimlerinin de önemli bir eğitim/araştırma konusu olmasına yolaçmıştır. Bu noktada uzun zamandır varolan tanınmış ürün/markaların hangilerinin eğitim süreci ve amaçları ile ülkenin bilim ve teknoloji politikası çerçevesinde uyumlu ve tercih edilebilir olduğunun saptanması gerekmiştir. Ancak bu saptama, kullanıcıların, eğitim yöneticileri ve politikacıların, kamu yöneticilerinin doğrudan etkileri dışında gerçekleşiyor görünmektedir Piyasada çeşitli nedenlerle egemenlik kurabilen marka ve ürünler eğitim kurumlarında da benzer şekilde egemenlik kurabilir olmuştur.

    Bilgisayarların ilk olarak Türkiye’ye geldiği yıllarda yaşanan Apple/Macintosh veya IBM uyumlu bilgisayar seçenekleri ülkemizde Microsoft ürünü işletim sistemleri kullanan IBM uyumlu sistemlerin zaferi ile sonuçlanmış ve Apple/Macintosh donanımı, Linux sistemi kullanan bilgisayarlar neredeyse tümüyle akademik kullanıcıların görüş alanından uzaklaşmıştır. Bu seçime öncülük eden etkenin yazılım firmalarının başında gelen Microsoft’un izlediği lisanslama ve dağıtım politikaları olduğu iddia edilmektedir (The Chronicle of Higher Education 1998, s. A25).

    Microsoft, yükseköğretim ve diğer eğitim kurumlarında Windows işletim sistemi, sunucusu (NT ve diğerleri) tarayıcı (Explorer), kelime işlemci (Word) ve sayı işlemcisi (Excel) programlarının kullanılması için yaygın bir promosyon çalışması yürütmüş ve bu promosyon ile birlikte lisanssız yazılım kullanımının engellenmesi çabalarını yükseltmiştir. Pek çok akademisyen bu tür çabaları bir alarm konusu olarak görmemekte ve yazılım firmalarının eğitime destekleri olarak görmektedirler. Ancak başka bir grup, firmanın bu çabaları ve bununla ilişkili amaçlarının karanlık yanlarından, kampüslerdeki yazılım satışlarında bir tekel oluşmasından ve fakülte ve üniversitelerin üretilmesine ve tanıtılmasına yardımcı oldukları teknolojinin şirketler adına “ustaları” haline geldiklerini görmekten rahatsız olmaktadırlar (The Chronicle of Higher Education, 1998, s. A25).
    Teknolojik değişmeler çalışma yaşamı kurallarını da değiştirmektedir ve eğitim kurumlarının da bundan etkilenmemesi söz konusu olamaz. Aynı zamanda teknoloji, bilgi alanları ve disiplinler arasındaki ilişkileri de değiştirmekte ve bilginin büyümesini artırırken yaşamını azaltma yönünde bir etkide bulunmaktadır (Clark 1998’den aktaran Middlehurst 1999, s. 314). Teknoloji rutin prosedürler içinde de önemli bir değişme yaratmakta ve belirli bir düzeyde beceri/yetiştirme gerektiren rutin süreçler ile karmaşık profesyonel etkinlikler arasındaki dengeyi değiştirmektedir. Karmaşık bazı etkinlikler profesyonellerin egemenliğinden çıkmakta ve zeki makina yazılımları (bilgisayar yazılımları) ve sistem uzmanlarının uygulamaları arasına geçmektedir. Bu tür değişmelerin program geliştirme çalışmaları ve mesleki akreditasyon sistemleri ve ölçütleri için açık sonuçları olacağı düşünülmektedir (Middlehurst 1999, s. 314).

    Sosyal anlamda internet ve dijital teknolojiler hem fırsatlara hem de tehditlere yolaçmaktadırlar. Bireyler hem informasyona hem de eğlenceye aynı anda ulaşabilme olanağı bulmakta ve ortak ilgilerine küresel bağlantılar bulabilmektedirler. Şu da olasıdır ki eğitim süreci de daha etkileşimli ( interaktif) ve daha eğlenceli olacaktır. Fakat, eğer temel beceriler geliştirilmez ve donanımlı yerel merkezler ulaşılabilir olmaz ise, aynı zamanda nüfusun büyük bir kesimi potansiyel olarak dışarda kalacaktır. Teknoloji daha fazla sosyal katılımı sağlamak için ve aynı zamanda daha büyük bir sosyal dışlama için bir mekanizma olabilecektir (Middlehurst 1999, s.314). Öte yandan, gelişmiş ülkelerde eğitim süreci yoluyla özellikle genç nüfusun tamamına yakınının yeni teknolojilerle tanışması ve bir ölçüde bilgisayar okur-yazarı olmaları sadece ülkeler arasında mevcut farklılıkların niceliğinin artması değil, niteliğinin de değişmesi anlamına gelecektir. Bir başka deyişle, gelişmiş ülkelerdeki insan niteliklerinin gelişmesinin sadece sayısal olarak daha fazla okur-yazar ve daha fazla oranda ileri eğitim düzeylerinde okullaşma oranları olmaktan çok, sanayileşme ötesi bir dünyada yaşamı sürdürmek için kullanılan temel becerilerin kazanılması şeklinde ele alınması gerekecektir.


      1   2






        Ana sayfa


    Eğitim Kurumlarında Teknoloji Kullanımının

    Indir 116.3 Kb.