bilgiz.org

Bilgiye daha fazla yatırım gerek




Sayfa5/6
Tarih03.07.2017
Büyüklüğü305.12 Kb.

Indir 305.12 Kb.
1   2   3   4   5   6

Pozitif enerjiye sahip, yarı çocuksu, neşeyle dolu bir karakterle ana mesaj olarak hangi temaya vurgu yapıldı?

Worldpuan’ların anime karakterler olarak canlandırılmasının asıl amacı, bu faydalı ödül biriminin, tüketiciler nezdinde daha somut bir biçimde algılanmasını sağlamaktı. Worldpuan karakteri, Worldpuan’ın sıcak, sevimli, değerli ve yararlı varlığının iletişime yansıması hem ödül mekanizmasının hem de World markasının tüketici açısından farklılaşmasını sağlıyor. Ana mesaj, hayatın keyiflerini ıskalamadan en kazançlı alışverişi teklif eden marka olmak.


Yetişkinlere yönelik bir reklamda çocuk animasyonu türü karakterlerin kullanılması bir risk miydi?

Worldpuan animasyonu araştırma sonuçlarının da gösterdiği gibi hem büyükleri hem de küçükleri cezbeden bir karakter. Bunu bir risk olarak görmedik. Zaten “Vadaa” da yetişkinlerin beğenisine uygun bir mizah anlayışına sahip... Benzeri örnekleri yetişkinleri hedefleyen farklı sektörlerde de görmek mümkün.


Reklam kampanyası çok büyük bir ilgi gördü ve öyle ki “Vadaa” karakteri Yapı Kredi’den bağımsız bir ticari ürün halinde dahi pazarlandı. Anahtarlıkları, ayranı, hatta badem ezmesi yapıldığı şeklinde haberler çıktı. Kampanyanın başında böylesi bir ilgi tahmin ediliyor muydu?

Worldpuan karakterinin bir diğer başarısı da sadece iletişimle yetinmeyip gündelik hayatta da talep görmesiydi. TV’de, reklam panolarında, gazetelerde bu karakteri gören insanlar, kendilerinin de “Vadalar”ı olsun istediler. Üye işyerleri bu karakteri o kadar sevdiler ki, kendilerine gönderilen tüm satış noktası malzemelerini en etkin şekilde kullandılar. Farklı pozlarda ve farklı mesajlar taşıyan bu malzemeler için satış noktalarından ek talepler gelmesi Worldpuan’ın başarısının başka bir göstergesi oldu. World için promosyon malzemeleri de tahmin edileceği gibi büyük bir taleple karşılandı. Çocukların Worldpuan’a ilgisine karşılık verebilmek ve bu sevgilerini faydalı bir amaca yöneltebilmek için de özel World-puan kumbaraları hazırlandı ve bu kumbaralar Yapı Kredi Yayıncılık mağazalarından yapılan alışverişlerde hediye olarak dağıtıldı. Sürecin başında ilgi bekliyorduk tabii ancak bu boyutta olacağını tahmin etmek kolay değildi...


Vadaa”, Worldcart’ın marka farklılaşmasına ve imajının yükseltilmesine ciddi katkılar sağladı. Sonuçlara ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Sempatik Worldpuan karakterlerinin yardımı ile hem istenilen mesajların eğlenceli ve kolay bir biçimde tüketiciye iletilmesi mümkün olmuş hem de sadece televizyon ve basında değil, satış noktalarında da yaratıcı basılı malzemeleri ile Worldpuanlar üye işyerleri arasında da popülarite kazanmışlardır. World markasının beğenilirliğinde ciddi bir artışa neden olmuştur. Yaptığımız araştırmalar bize, “Vadaa”nın görünürlüğüne paralel olarak Worldcard marka tercihinin ve promosyon bilinirliğinin de arttığını göstermektedir.


Vadaa”nın Yapı Kredi markasına katkısına anlatabilir misiniz?

Yapı Kredi markası için yapılan araştırmalarda da benzer bir sonuç gözlemlenmektedir. Bu iletişimi takiben Yapı Kredi marka beğenilirliğinde de anlamlı artış gerçekleşmiştir. İletişim kendi amacına ulaştığı gibi Yapı Kredi markasına da kalıcı olumlu katkısı olmuştur.


Mor şirin yaratıklar daha ne kadar bizlerle olacak?

“Vadaa”lar her gün hayatımızdalar. Zaman içinde kendilerini yenileyip her defasında ilgi çekmeyi bilirler. İletişimde, mesajı iletmede bize yardım ettikleri müddetçe onlardan vazgeçmeyiz.



Çocukların okulda aldığı bilgiler RMK Müzesi’nde kalıcı hale geliyor
RMK MÜZESİ “ilköğretim okulu”
2002-2003 öğretim yılında VKV Koç Özel İlköğretim Okulu ve Lisesi ile Rahmi M. Koç Müzesi’nin işbirliğiyle uygulamaya konulan “Müzede Eğitim” projesi Talim Terbiye Kurulu’nun kararıyla Türkiye’nin pek çok yerinde uygulanmaya başlanacak
Rahmi M. Koç Müzesi’nde altı yıldır çocuklar, okulda aldıkları bilgileri çok farklı yöntemlerle kalıcı hale getiriyor ve sorularına cevap buluyorlar. 2002-2003 öğretim yılında VKV Koç Özel İlköğretim Okulu ve Lisesi ile Rahmi M. Koç Müzesi’nin işbirliğiyle uygulamaya konulan “Müzede Eğitim” projesinin altında, Müze Müdürü Anthony Philipson’ın imzası var. Philipson, teknik konulara “sadece vida ve somun” olarak bakmanın mümkün olmadığını, teknoloji ürünü her objenin kendi sosyal ve tarihsel parametreleriyle birlikte incelenmesi gerektiğini söylüyor. Nitekim müzede yapılan da tam anlamıyla bu. Zeytinyağı fabrikasını inceleyen çocuklara Eğitim Danışmanı Emine Bayam bir yandan enerji, yoğunluk, basınç gibi okulda öğrendikleri bilgileri uygulamalı olarak gösterirken, bir yandan da Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’nin durumu, Atatürk devrimleri, zeytincilik bölgeleri, mesai, ücret gibi pek çok şeyi öğrencilere soru-cevaplarla öğretiyor.
Müzede eğitim projesi Talim Terbiye Kurulu’nun önerisiyle önümüzdeki dönemde Türkiye’nin pek çok yerinde uygulanmaya başlanacak. Bu amaçla kurul, her okuldan bir öğretmenin müze eğitimcisi olması için Mersin’de 7-11 Nisan tarihleri arasında 90 öğretmene hizmet içi eğitim verecek. Düzenlenen seminere Rahmi M. Koç Müzesi’nden Emine Bayam, Cemal Candaş ve Handan Soylu da katılacak.
“Müzede Eğitim” projesi üç temel bölümden oluşuyor: Okulda hazırlık süreci, müzede eğitim, müze gezisi sonrasında bilginin okulda yeniden pekiştirilmesi. Ancak bu tür bilgiler kadar, belki daha da önemli olan bir bilgi ve kültür daha veriliyor çocuklara; bir müze nasıl gezilir, müzede nasıl davranılır? 2004 yılından itibaren anaokulu düzeyinde de uygulanmaya başlanan proje, insanda “keşke şimdi çocuk olsam!” duygusunu uyandırıyor.

Dinamik bir müze”

Rahmi M. Koç Müzesi Müdürü Anthony Philipson, müze ve “Müzede Eğitim” projesi ile ilgili sorularımızı cevaplandırdı.
Vehbi Koç sergisinden sonra programınızda hangi sergiler var?

12 Nisan-30 Haziran tarihleri arasından çok ilgi çekecek interaktif bir beyin sergimiz var. Daha sonra Rahmi Bey’in dünya turu ile ilgili bir sergimiz, ondan sonra da Atatürk’ün ölümüyle ilgili bir sergimiz olacak. Bu arada geçici bir sergi salonumuz var ve orada da kısa sürede hazırlayabileceğimiz sergilerimiz olacak. İlk sergimiz 23 Nisan’da Yalvaç Ural’ın oyuncaklarla ilgili sergisi olacak.


Gezici sergi fikri nasıl doğdu?

Buraya müdür olarak geldiğim zaman, müzenin etkinliklerini incelediğimde eğitim konusunda boşluklar olduğunu gördüm. Bunun üzerine eğitim paketimizi başlattık. Buna bağlı olarak, müzeye gelemeyen öğrencilere müzeyi nasıl götürebiliriz, kaynaklarımızdan onları nasıl yararlandırabiliriz diye düşündük ve bunun sonucunda gezici müze projesini oluşturduk; aslında gezici müzeden çok, gezici sınıf demek daha doğru olur buna. Bir öğretmenimiz ve şoförümüz gidiyor oraya, müze koleksiyonundaki parçaları araç olarak kullanıyorlar ders anlatırken. Şu ana kadar 80 ildeki 730 okulda, müzelere ulaşamayacak 92 bin öğrenciye ulaştık. Projeye, Danimarkalı bir pompa firması olan Grundfos ile başladık sponsor olarak, şimdi Migros’la devam ediyoruz.


Müze gezen bu kadar çocuk görmemiştik, ortalama ziyaretçi sayınız nedir?

Bugün itibariyle bini geçti ama bu çok normal bizim için, genelde okulların açık olduğu aylarda bu yoğunluk hep oluyor. Göreve başladığımda müzenin ziyaretçi sayısı çok düşüktü, 17 bin civarındaydı; daha sonra girişimlerimizle bu sayı 150 binin üzerine çıktı. Müzenin yeni açılan bölümleri kadar, dönemin Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey’in büyük katkıları oldu bunda; eğitim paketi için kendisiyle yaptığımız görüşmeler, kardeş okul seçimindeki diyaloğumuz ve bu ilişkiyi sıkı tutmamız, bu sonuca ulaşmamızı etkiledi.


Kardeş okulla ilişkileriniz nasıl devam ediyor?

O dönem Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen bir proje kapsamında biz de bulunduğumuz bölgedeki ilköğretim okullarından Hasköy İlköğretim Okulu’nu kardeş okul olarak seçtik. Öğrencilerin müzeye serbest giriş kartları var. Sadece ödevlerini hazırlayacakları bir kaynak olarak görmüyorlar burayı, randevu alarak hepimizle görüşmeye de gelebiliyorlar. Hazırladıkları bir proje Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ödüllendirilmiş, bu da gurur verici tabii. Ama asıl önemlisi bu çocuklara, entelektüel bir ortamda nasıl davranacaklarını, böyle bir ortamdan nasıl yararlanacaklarını öğretiyoruz.


Talim Terbiye Kurulu’nun “Müzede Eğitim” projesini yaygınlaştırma kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii ki çok onur duyuyoruz bu konuyu başlattığımız için. En başından itibaren bu projenin çok kolay uygulanabileceğini düşünmüştüm. Sonuçta bir öğretmen ve küratör tarafından oluşturulabilecek bir program. Bu konuda herkese yardımcı olmaya da çalışıyoruz. En önemlisi eğitim paketimizi internet sitemize de yükledik ve ücretsiz olarak isteyen herkesin kullanımına da açtık.



Koç Bilgi Grubu müzeyle tanıştırdı: “İlk defa gerçek bir uçağa bindim!”

Koç Bilgi Grubu, “Ülkem İçin” projesi kapsamında yerel sorunların çözülmesi ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için Mayıs 2007’de başlattığı çalışmalarını, 2007-2008 öğretim yılında, öğrencilerin sosyal gelişimlerini hedefleyerek planladı. İlk adım da bir müze gezisiyle atıldı. Gezinin adresi RMK Müzesi, gezi grubu ise Koç Bilgi Grubu’nun yönetim merkezinin bulunduğu Ünalan Mahallesi’ndeki Yıldırım Beyazıt İlköğretim Okulu öğrencileriydi. Gezinin içeriği, okul müdürü ve öğretmenleriyle görüşülerek belirlenmişti. Koç Bilgi Grubu Gönüllüleri, müzede öğrencilere rehberlik edebilmek amacıyla, gezi öncesinde müze hakkında bilgi edindi. Özellikle “Ne Nasıl Çalışır?” bölümüne yoğun ilgi gösteren öğrenciler, gezi sonunda duygularını şöyle anlatıyordu:



5D sınıfı öğrencilerinden Doğuş Ateş: “İlk defa bir müze gezisine katılıyorum. Çok mutluyum. Burası tahmin ettiğimden çok daha büyük… Televizyonlarda, kitaplarda gördüğümüz birçok aleti yakından gördük, yeni bilgiler öğrendik ve çok eğlendik. Benim en çok eski gemilerin olduğu bölümdeki hem karada hem de denizde giden araç ilgimi çekti. Bir de sualtı malzemelerinin bulunduğu camdan bir oda vardı. Buradaki dalgıç kıyafetleri çok ilginçti.”

5B sınıfından Zeynep Esra Kaya: “Eski arabaları, uçakları ve sürat teknelerini yakından görme fırsatım oldu. Özellikle Osmanlı padişahı Abdülaziz’in saltanat kayığı ve seyahat ettiğim tren çok güzeldi. Trene bindik ve küçük bir gezi yaptık. Bir de eskiden Kadıköy-Moda hattında çalışan nostaljik tramvayın içini gezdik. Bu geziye katıldığım için çok mutluyum.”

5D sınıfından Mehmet Erdem: “Gerçek bir uçağı ilk defa bu kadar yakından gördüm ve ilk defa bindim. Bundan dolayı hem çok heyecanlandım hem de çok mutlu oldum. Ben de büyüyünce pilot olmak istiyorum. Bize bu fırsatı tanıyan Koç Bilgi Grubu’na çok teşekkür ederim.”

Kurumsal sosyal sorumluluk notun kaç?
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, Bizden Haberler’e, kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde Türkiye’nin nerede olduğunu ve neler yapması gerektiğini değerlendirdi
Şirketlerin karne notları artık yalnızca kâr-zarar tablolarından, bilânçolardan ya da çalışanlarına sağladıkları imkânlardan oluşmuyor. En az onlar kadar önemli bir kalem daha var: Kurumsal sosyal sorumluluk. Şirketler ana faaliyet alanları dışında sosyal sorumluluk projelerinde de birbirleriyle yarış içindeler; sürdürülebilir kalkınmanın olmazsa olmazı sayılan kurumsal sosyal sorumluluk projelerini bazen kendi bünyelerindeki vakıflar bazen de sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içinde hayata geçiriyorlar.
Sivil toplum kuruluşu, gönüllülük, sosyal sorumluluk denince Türkiye’de ilk akla gelen isim olan Prof. Dr. Türkan Saylan, özel sektörün sosyal sorumluluk konusunda fazlaca dağılmasından yakınıyor. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Türkan Saylan, “Özel sektör eğer Türkiye’nin gelişmesini istiyorsa, önce bir sıralama yapmalı” diyor ve eğitim projelerinin önemini vurguluyor. Prof. Dr. Saylan, sorularımızı yanıtladı.

Son yıllarda iş dünyasının vazgeçilmez kavramlarından biri haline gelen kurumsal sosyal sorumluluğun gelişimine ilişkin neler söylemek istersiniz?

Önce bir anımı anlatayım: 1976 yılıydı. O zamanlar cüzam ilacı üreten bir ilaç firmasından her yıl belli miktarda ilaç alıyorduk. Bu ilaçların parasını İsviçre’de bir vakıf ödüyordu. Tabii bu kuruluş daha önce Türkiye’ye gelip bizi denetlemiş ve bize sponsor olmuştu. Biz bu parayla hem hastalara destek sağlıyor hem de ilaç alıyorduk. Bir gün Basel’den bir mektup aldım. Beni bir konuşma yapmak üzere fabrikaya davet ediyorlardı: “Fabrikamızda işçiler, mühendisler çalıştırıyoruz. Hepsi emek veriyor, bir şeyler üretiyor. Ama ürettiklerinin bir kısmının da hayır işlerine, hastaların sağlığı için yardım işlerine gittiğini öğrensinler istiyoruz. Bunu onlara kanıtlarsak daha mutlu ve verimli çalışırlar.” Bunun üstüne Basel’e gidip bir konuşma yaptım. İsviçrelilerin kafasındaki bir sosyal sorumluluk örneğiydi. Bu konu gündeme geldiğinde hep bunu anlatırım. Tabii sosyal sorumluluk çok gelişti. Başlangıçta büyük-küçük kuruluşlar bunu lütfen yapıyormuş gibiydiler. Sanki acıma duygularıyla hareket ediyorlar ve küçük hedefler koyuyorlardı. Sonra sonra bu gelişti ve dünya çapında bir trend haline geldi. Çünkü iş dünyası artık sosyal sorumluluğuyla prim yapıyor, sosyal sorumluluğuna göre not alıyor. Kim kimden daha çok katkıda bulunacak diye bir rekabet var.


Sosyal sorumluluk denince kamuoyunda ilk akla gelen sivil toplum örgütlerinden biri ÇYDD. Bunu nasıl sağladınız?

Hesap verebilirlik ve açık olma sayesinde! Biz bunu alnımızın teriyle kazandık. Bir kere deprem zamanında müthiş bir çalışma içine girdik. Başlangıçta bu kadar gücümüzün olabileceğini düşünmemiştik. Deprem zamanında devlet zorlandı, Kızılay zorlandı. O dönem hiç tanımadığımız insanlar buraya geliyordu. Şu odada bazen bir günde beş sponsor oluyordu; “Bizim 100 bin dolarımız var, ne yaparsanız yapın!” diyorlardı. Biz bu paralarla 27 tane prefabrik okul, 17 tane rehabilitasyon merkezi yaptık. Başta sponsorlar olmak üzere gelen insanlar, hesap verebilirliğimiz ve yaptığımız şeyleri hızla ve en iyi şekilde yaptığımız için bize güvendiler. Depremle ilgili çalışmanın sonunda bir kitap hazırladık. Gün gün yapılan çalışmaları zaten not ediyordum. Bu çalışmaların ardından bütün sponsorlarımızı da çağırarak bir toplantı yaptık. Kitapta kimden ne para geldiğini ve bizim neler yaptığımızı ortaya koyduk.


Özel sektörle ortak yaptığınız sosyal sorumluluk projelerinde nelere dikkat ediyorsunuz?

Derneğimize sponsor olarak bir firma geldiğinde, tanıyorsak zaten mesele yok. Tanımıyorsak sponsoru tanımaya çalışıyoruz; yanlış bir şey var mı, arkasında kim var gibi... Tabii çok iyi anlaştığımız, çok iyi iletişim kurduğumuz kuruluşlar var. Projelerimizle çok ilgililer. Düzenli toplantılar yapıyoruz, öğrencilerimizi görmeleri için onları Anadolu’ya götürüyoruz. Bir iç içerik olursa sivil toplum örgütüyle sponsorun birlikte çalışması çok keyifli oluyor, onlara da motivasyon sağlanmış oluyor.



Özel sektör kuruluşlarının sosyal sorumluluk anlayışını nasıl buluyorsunuz?

Bizim ülkemizdeki kuruluşlarda eleştirdiğim bir şey var: Çok dağınık para harcadıklarını ve reklama çok fazla para gittiğini düşünüyorum. Bizim eğitimle ilgili, birtakım hedeflerimiz var. Örneğin 100 bin kıza ulaşmak istiyoruz. Bu gibi projelerde bir özel sektör kuruluşu destek veriyorsa, destek istediğimiz diğer özel sektör kuruluşları, “Bunu bir başka kuruluş zaten yapıyor. Biz de başka bir proje içinde yer alalım” diyor. Benim derdim ise, belli bir hedefe odaklanmak. Örneğin bir iki yıl şirketler yoğun olarak eğitimle ilgili sosyal sorumluluk projelerinde yer alsalar, bu çok önemli bir gelişme olur. Tabii bunu bizim üzerimizden yapmaları da şart değil.

Bir de büyük işadamları çok yoğun oldukları için genelde bu tür işler daha alt düzeyde çözümleniyor. O zaman da araya bir rekabet giriyor: En güzel projede yer alalım da bizimki daha çok ses getirsin, basında daha çok yer alalım gibi...

Bu anlamda kurumsal sosyal sorumluluğun gerçekte ne olduğuna dair bir eğitime mi ihtiyaç var?

Bu konuda eğitim veren, projelerin nasıl yürütüldüğünü öğretmeye kalkan o kadar çok kuruluş türedi ki... Onlar bize Avrupa ya da Amerika’daki proje yöntemlerini öğretmeye çalışıyorlar, ama burası Türkiye. Siz Avrupa’da bunu kâğıt üstünde hazırlarsınız ve her şey yolunda gidebilir, ama Türkiye’de bu işler iğneyle kuyu kazmaya benzer. Yine de öğreniyoruz hepimiz. Örneğin çok güzel kadın projeleri var ülkemizde, ama önemli olan projelerin sürdürülebilir olması.


Koç Topluluğu da, Mesleki-Teknik Eğitimi Özendirme Programı ile 8 bin meslek liseli gence burs, staj imkânı ve mezuniyet sonrası istihdam önceliği sağlıyor.

Bu da çok önemli bir projedir. 8 bin çocuğa ulaşmaları harika bir şey olacak. Bu arada devletin de bence diplomasız ara eleman alınmaması konusunda bir karar alması lazım. O zaman meslek lisesinden yetişen gençlerin iş bulma şansları daha da artacak. Ancak bunun karşılığında meslek liselilerin de iyi eğitilmiş olması gerekir.


Dünyada sosyal sorumluluk alanında sizi çok fazla etkileyen projeler neler?

Özellikle Afrika’yla ilgili projeler çok ilgimi çekiyor, ama orada da işin gösteri tarafı çok fazla ön plana çıkıyor. Sonuç nedir, oradaki halk ne kazandı, ben bilmiyorum. Senaryolar güzel ama altının doldurulması lazım. Çok iyi bir ekibin bütün bunları denetlemesi lazım.


ÇYDD’nin hayata geçirdiği projeler

Örgün eğitime destek projeleri: Okullar (Okul Yapımı ve Milli Eğitim Bakanlığı’na Teslim Edilmesi)/Yurtlar/Burslar


Yatılı ilköğretim bölge okulu (YİBO) ve pansiyonlu ilköğretim okulu (PİO) geliştirme projeleri: YİBO’lara Oyun Parkları/YİBO’lara Laboratuvarlar, Spor Salonları, Kitaplık, Bakım ve Onarım/YİBO’lara Kültürel Destek
Erken çocukluk gelişimini destekleme projeleri: Ana Sınıfı Açma/Yaz Ana Okulları
Yaygın eğitime destek projeleri: Toplum, Kültür ve Çocuk Merkezleri/Ulusal Eğitime Destek Kampanyası (Okuma Yazma, Bilgi-Beceri, Bilgisayar, Dikiş-Nakış, Aşçılık Kursları) /Üretim Projeleri/Halk ve Okul Kitaplıkları Açma ve Geliştirme/İnsan Hakları Eğitimi Projesi (Kadın ve Çocuk Hakları)/Sokak Çocukları Çalışması/Gençlere İngilizce

Öğrenim Desteği


Strateji Projeleri: Mülki İdare Amirleri ve STÖ İşbirliği/Bilgilendirme ve Bilinçlendirme Toplantıları/Öğretmenlerin Coşkulandırılması Projesi/Deniz Yıldızı Projeleri/Kent Köy Gençliği El Ele/Çocuk Kulübü Çalışması
Sanata destek projeleri: “Bizim İdil” Eğitim, Kültür ve Sanat Festivali/Resim ve Yazı Yarışmaları/Çağdaş Ressamlar Toplu Resim Sergileri/Tiyatro ve Müzik Grupları Oluşturma Projesi/Anadolu Okullarını Müzik Aletleri ile Donatma Projesi

Deprem projeleri



Savaşın dostluğa döndüğü tarihe Opet’ten bir saygı
Opet, tarihimizin dönüm noktalarından Çanakkale Savaşı’nın yaşandığı bölgeyi iki yıldır imar ettiği projesine, Tarihe Saygı Parkı’yla son noktayı koydu.
“Uzak diyarlardan evlatlarını bu savaşa gönderen analar, gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içinde uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim çocuklarımız olmuşlardır.”

Mustafa Kemal’in savaşı dostluğa çeviren bu sözleri, “Çanakkale geçilmez” destanının yazıldığı topraklara her yıl yüz binlerce kişiyi çekiyor. Gelibolu Yarımadası’na, Çanakkale Savaşı’na katılan Kanada, Fransa, Almanya, Hindistan, İrlanda, İngiltere, ama özellikle dünyanın bir ucundaki Avustralya, Yeni Zelanda ile Türkiye’nin dört bir yanından ziyaretçiler akın ediyor. Ancak ne yazık ki tarihi bir zenginliğe sahip bölgenin altyapısı, bu akını karşılamakta yetersiz kalıyordu. İşte bu gözlemden yola çıkan Opet, bölge için bir proje hazırladı; “Tarihe Saygı Projesi”.


2006 yılı Şubat ayında başlayan proje, 18 Mart 2008’de “Tarihe Saygı Parkı”nın açılışıyla sona erdi. Toplam maliyeti 7.5 milyon YTL olan proje kapsamında, Eceabat ve köyleri, sahne oldukları tarihe yakışır bir çehreye kavuştu. Ziyaretçilerin bir sorunla karşılaşmadan bölgeyi gezebileceği altyapı ve fiziki çalışma yapıldı. Çanakkale ve çevresindeki tarihi yerleri ziyaret eden gençlerin uygun koşullarda konaklaması için Eceabat Gençlik Merkezi hizmete açıldı.
Projenin bölge halkına ekonomik katkılar sağlanması da hedeflendi. Halk Eğitim Merkezi ile birlikte bölge halkına İngilizce, pansiyonculuk, temizlik ve hijyen eğitimleri verildi. Yenileme çalışmaları kapsamında çağdaş bir görünüme kavuşan köy meydanları, müzeler, modern tuvaletler, yenilenen satış reyonları, bölge turizmini canlandırarak köy muhtarlıklarının gelirlerini artırdı.
Savaşı yeniden yaşıyorsunuz

Projenin son aşaması olarak da Eceabat’ta deniz kenarında yer alan 2520 metrekarelik bir alan üzerinde “Tarihe Saygı Parkı” ve Açıkhava Müzesi kuruldu. Bölgede, Çanakkale Savaşı’nın kesitlerini yansıtan mevzilerin bütünsel olarak görülebileceği bir nokta yoktu. Çanakkale Savaşı’nın yaşandığı noktaların birbirinden uzak ve geniş bir coğrafyaya yaygın olduğunu dikkate alan Opet, Tarihe Saygı Parkı’nı da bu dezavantajı gidermek amacıyla tasarladı. Bu nedenle Opet, bölgeyi gezmek için açılış kapısı niteliğindeki Eceabat’ta kurduğu parka, Gelibolu Tarihi Milli Parkı’nın dev maketini inşa etti. Gelibolu maketi, turistler için bir rehber niteliğinde. Hangi köye gitmek, hangi şehitliği, cepheyi gezmek, hangi anıtı görmek istiyorsanız, yerini bu maket sayesinde görebiliyorsunuz.


Ayrıca savaşı dinlemek de mümkün. Maketin Seddülbahir ya da Conk Bayırı bölümünde misiniz? Hemen yanınızdaki kiosk’a giriyor, bu noktada yaşananları dört dil seçeneğiyle dinliyorsunuz. Zaten parkın bir amacı da savaşın bir kesitini, görsel malzemelerle ve savaş sesleri efektiyle canlandırarak ziyaretçilerin savaşı duygusal olarak da hissetmelerini de sağlamak.
Heykele Öktem’in kızları devam etti

Tarihe Saygı Parkı 17 Mart Pazartesi günü Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Çanakkale Valisi Orhan Kırlı, Eceabat Kaymakamı Muhterem İnce, Eceabat Belediye Başkanı Adem Ejder ve Opet Yönetim Kurulu Üyesi Nurten Öztürk’ün katıldığı bir törenle açıldı. Üç bölümden oluşan park, denizden ve karadan kolaylıkla görülüyor. Savaşların yaşandığı alanların birbiri ile bağlantısını da kuşbakışı gösteren parkta, kısa bir süre önce trafik kazasında yaşamını yitiren heykeltıraş Tankut Öktem tarafından projelendirilen 12 metrelik Tarihe Saygı Anıt Heykeli ile grafik sanatçısı Aydın Erkmen’in Çanakkale kara ve deniz savaşlarının resmedildiği 44 metrekarelik panosu da yer alıyor. Tarihe Saygı Anıtı, heykeltıraşı Tankut Öktem’in vefatı nedeniyle yarım kalınca, yapımı, kızları Oylum Öktem İzözen ve Pınar Öktem Doğan ile Tankut Öktem atölyesi çalışanları tarafından tamamlandı. Teması barış ve özgürlük olan anıtta, kucağında yaralı Anzak askerini taşıyan bir Türk askeri, diğer milletlerden askerler, üzgün ama metanetli kadın figürleri de yer alıyor.



Şehitlerin anısına bir armağan

Opet Yönetim Kurulu Üyesi Nurten Öztürk, Türkiye tarihinin dönüm noktası Çanakkale Savaşı’nı gözler önüne seren Tarihe Saygı Parkı’nın, 2006 yılından bu yana yarımadada sürdürülen projenin son aşaması olarak Çanakkale şehitleri anısına bir armağan niteliği taşıdığını belirtiyor.



İlk adım Nurten Öztürk’ten

Opet Yönetim Kurulu Üyesi Nurten Öztürk, “Tarihe Saygı Projesi” için atılan ilk adımın kökenini ve projenin Opet için taşıdığı değeri şöyle anlattı:



“OPET’in sosyal sorumluluk projeleri, sonuç odaklı ve faydası kitlesel olarak algılanabilecek çalışmalar olarak planlanıp, uygulanmaktadır.
Bildiğiniz gibi ‘Temiz Tuvalet’, ‘Yeşil Yol’ ve ‘Örnek Köy’ projeleri hâlâ sürmektedir. Bu üç projeyi de kapsayan ‘Tarihe Saygı Projesi’ ise diğerlerine ek olarak, ‘tarihimize sahip çıkıp, geleceğimizi planlayan’ içeriği ile hayata geçirilmiştir.
Bölgeye bir derneğin konuşmacısı olarak davet edildiğimde, köyleri de gezdim. Bildiğimiz şanlı tarihimiz ile, karşılaştığım manzarayı örtüştürmekte zorlandım. Bir danışman ekiple en kısa sürede yeniden gittim. Yerel makamlarla da konuşarak, neler yapabileceğimizi planladık ve yola çıktık. İki yıl gibi kısa bir sürede altı köy ve bir ilçenin çehresini, bilinç yaratma, rehabilite etme, eğitme gibi önemli çalışmalarla değiştirdik.
Eminim geleceğimize yön veren, bize çağdaş Türkiye’yi hediye eden, cansiperane kazanılmış bir mücadeleye şahitlik etmiş toprakların üzerinde gezmiş insanlarımız, bugünkü değişimden mutlu olacaklardır.
Gururla, hüzünle, saygıyla andığımız atalarımız için ne yapsak azdır. Gelibolu Yarımadası, Eceabat ve köylerinde yaptıklarımızla gurur duyuyoruz.“
1   2   3   4   5   6






    Ana sayfa


Bilgiye daha fazla yatırım gerek

Indir 305.12 Kb.