bilgiz.org

Bilgiye daha fazla yatırım gerek

  • Halkla ilişkiler sektöründeki firmalar için başarı ölçütleri nelerdir
  • Yarattıkları katma değeri somut bir şekilde takdir edebilir miyiz
  • İşe altyapıdan başlayacağız”
  • Koç Holding geçmişiniz var....
  • Sizi Federasyon Başkanlığı’na iten temel gerekçe neydi
  • Nasıl bir Federasyon Başkanı olacaksınız
  • Futbol herkesin uzman olduğu bir konu. Tüm kitlenin takdirini kazanabilecek projeleriniz neler
  • Futbol günümüzde artık bir endüstri. Kulüpler de seyircilere “taraftar” yerine “müşteri” olarak bakıyor. Sizin görüşünüz nedir
  • Futbol Federasyonu özerk bir yapı. Ve en önemli geliri sponsorlar. Siz göreve geleli iki ay oldu. Bu süreçte yeni sponsorlar oldu mu
  • Göreve geldikten sonra FIFA ve UEFA başkanları ile de görüştünüz. Onların görüş ve istekleri neler
  • Ülkemiz liginin önümüzdeki dönemde açılımları sizce ne olacaktır
  • Federasyonun ve Türk futbolunun itibarının artırılması için planlarınız var mı
  • Altın-Nance çifti, BisikleTEMA projesiyle dünya yollarında “Önyargılarınızı evinizde bırakın”
  • Yolculuğun öyküsünü anlatır mısınız
  • Eyvah kar! Ne yapacağız şimdi”
  • 10 bin kilometre ve 10 ülke kat ettiniz. Avrupa etabı sizi zorladı mı
  • Yollarda nasıl karşılandınız
  • Alman Tom’un Türklere borcu!
  • Bu ortak dil Türkiye’de de geçerli mi
  • Önyargılar yıkılıyor değil mi
  • Bu proje sizi nasıl değiştirdi
  • Başarılı bir iletişim öyküsü dinlemek ister misiniz Vadaaaa…
  • Vadaa karakterlerinin yaratım öyküsünü öğrenebilir miyiz Fikir nasıl oluştu, nasıl gelişti
  • Vadaa” sesine yüklenen anlam neydi Neden “Vadaa”



  • Sayfa4/6
    Tarih03.07.2017
    Büyüklüğü305.12 Kb.

    Indir 305.12 Kb.
    1   2   3   4   5   6

    Halkla ilişkiler diplomatı olmalıyız

    İleriye gidebilmek için halkla ilişkiler uzmanlarını geliştirerek, disiplinler arası faaliyet gösteren yaratıcı düşünürlere, yerel tüketici kültürlerinin benzersizliğini ve özgünlüğünü anlayan ve buna saygı duyan, aynı zamanda aralarında hiçbir kesinti olmadan çalışabilen insanlara dönüştürmeliyiz. Küresel olarak “profesyonelleştirilmiş” diğer mesleklerde olduğu gibi halkla ilişkiler de, bütünleşerek tek bir evrensel alana dönüşebilir.

    Birbirimizle, hatta fikir birliği içinde olmadıklarımızla bile konuşmaya başlama cesaretimiz olmalı. Bu, fikirleri, ortamı ve davranışları etkilemenin ve biçimlendirmenin bir yolu olarak görülmeli. Bunu yapabilmek için mesleğimizi zamanımızın ihtiyaçlarına uyacak şekilde “yeniden donatmalıyız”. Bu da bizim, yalnızca halkla ilişkiler uzmanları olmakla yetinmememizi, halkla ilişkiler diplomatları olmamızı -küresel bir işbirliği kültürünü teşvik ederek- gerektirir. Aynı zamanda, birçok güçlüğü ve bazen profesyonel ideallerimize göre yaşamak için mücadeleyi göze almayı da gerektirir.
    Halkla ilişkiler sektöründeki firmalar için başarı ölçütleri nelerdir?

    Halkla ilişkiler firmaları için önemli başarı faktörleri genel olarak iki kategoriye ayrılır: müşteri hizmetleri ve somut performans. Birçok halkla ilişkiler firması iyi niyetle müşterileri ile sözleşme yapar ve müşterinin beklentilerinin veya niyetlerinin temsil ettikleriyle farklı olduğunu görür. Benzer şekilde, birçok şirket de iş başladıktan sonra işin sahibi müşteriyle hiç çalışmamaya başlamış olmayı diler. Ciddi bir zaman veya para harcandıktan sonra bu sonuca ulaşmak, kar kaybı ve önemli bir hayal kırıklığına yol açan kötü bir iş yapma biçimidir. Sunulan müşteri hizmetini ve halkla ilişkiler firmasının performansını değerlendirmek için aşağıdaki ölçütlerin kullanılmasını öneriyorum.


    Müşteri hizmetleri

    • Halkla ilişkiler firması, inceleme sürecinde uyumludur.

    • Yaptığı iş konusunda heveslidir.

    • Müşteri hizmetlerinde mükemmelliğin peşindedir.

    • Yapılan işin nasıl ölçüleceğine dair protokoller önerir.

    • Çoklu mevcut müşteri referansları sunar.

    • Mali hesap yönetimine ilişkin açık ve sağlam bir yaklaşım sergiler.

    • Sektörümü anlar.

    • Halka ilişkiler firması, tüm ihtiyaçlarımızı karşılayabilir.
    Somut performans

    • Halkla ilişkiler firması, daha önceki işlerine dair vaka incelemeleri sunar.

    • Hem sunumda hem de yapılan işin sonuçlarında yaratıcılık olmalıdır.

    • Halkla ilişkiler firması, sağlam bir stratejik düşünmeyle işe başlar.

    • Sunulan fikirlerde yenilikçilik kendini göstermelidir.

    • Halkla ilişkiler firması, kendisine verilen görevleri bütün paydaşları gözeten bir yaklaşımla ele alır.

    • Halkla ilişkiler firması, sonuçlar için hesap verebilirliği kabul eder.
    Yarattıkları katma değeri somut bir şekilde takdir edebilir miyiz?

    Genel olarak “halkın dikkatini çekin”, “bir ürünü hayata geçirin” ya da “bir broşür yapın” gibi süreç hedefleri, zayıf hedeflerdir. Böyle gevşek bir biçimde ortaya konan hedefler, daha geniş çaplı kurumsal ya da sektörel hedeflerle ilişkili değildir ve herhangi bir somut, özel ve gerçekten anlamlı bir yöntemle ölçülebilir değildir. “Süreç” hedeflerinin yerine başka bir şey koymanın faydalı bir yolu, kendinize "Bu halkla ilişkiler çalışmasının altında yatan amaç nedir?” diye sormaktır. Bu soruya vereceğiniz cevabın sizi daha açık, eyleme dökülebilir bir hedefe yaklaştırması daha muhtemeldir.

    Bir hedef:

    1. Arzulanan bir sonucu (farkındalığı arttırmak, ilişkileri iyileştirmek, tercih oluşturmak, bir tutum benimsetmek, satışları arttırmak, vb.) açıkça ifade etmelidir.

    2. Bir veya birkaç hedef kitleyi doğrudan belirlemelidir.

    3. Hem kavramsal hem de pratik olarak ölçülebilir olmalıdır.

    4. “Araçlardan” değil “amaçlardan” bahsetmelidir. Eğer kullanılan ifade, bir şey yapmanın yolunu anlatıyorsa, bu bir hedef değil, stratejidir.

    5. Buna ne kadar sürede ulaşılabileceğine dair bir zaman çizelgesi belirtmelidir.


    İşe altyapıdan başlayacağız”


    TFF Başkan Vekilliği dönemimde, ünlü uzmanların danışmanlığındaki misyon, vizyon ve değer çalışmalarımız, geleceği kurma çabalarımızın başlangıcını oluşturmuştu. Yönetim değişince bu çalışmalar durakladı. Şimdi yönetimimiz

    bu çalışmaları hayata geçirecek”
    Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanlığı koltuğunda iki aydır eski bir “Koç”lu oturuyor. 1981-88 yılları arasında Beldesan’da çalışan Hasan Doğan, yeni görevinde iddialı. Doğan, Türkiye’yi “futbolcu fabrikası” haline getirecek bir projenin peşinde: “Sadece günlük başarılara odaklanmıyoruz. İşe altyapıdan başlayacağız. İlk ve ortaöğretimde 16 milyon öğrenci var. TFF ile AB’nin kaynakları, UEFA ve FIFA’nın projeleriyle Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün tesis ve imkânlarını tek bir proje haline getireceğiz. Bu proje gerçekleşirse, Türkiye futbolcu fabrikası olur.”
    TFF’yi Türk futbolunda oyuncu değil, düzenleyici ve denetleyici otorite haline getirmeyi hedeflediklerini bildiren Doğan’ın diğer hedefleri arasında statların fiziki koşullarını yükseltmek, bunun sonucu olarak futbol ekonomisini büyütmek, şike, operasyon, yolsuzluk kelimelerini ömür boyu Türk futbolundan çıkarmak, bahis oyunları önündeki engellerle mücadele var. Hasan Doğan Bizden Haberler’e, Türk futbolunun yeni dönemini anlattı.
    Koç Holding geçmişiniz var....

    Evet. Liseyi bitirince Yıldız Teknik Üniversitesi’ne iyi bir puanla girdim ve makine mühendisi oldum. Mühendisliğe girince de mühendisliği sevdim. Bana da uygundu. Okuldan mezun olduktan sonra İngiltere’ye giderek bir sene lisan eğitimi aldım. Daha sonra Türkiye’ye dönüşte, 1981 yılında Koç Holding şirketlerinden Beldesan’a girdim ve 1988 yılında Pazarlama Koordinatörlüğü görevini yürütürken ayrılarak ticaret hayatına atıldım. 1988’de tekstil işiyle uğraşan Gürmen firmasının ortağı ve genel müdürü oldum. Beldesan’da çalıştığım yedi yıl, bana çok önemli gelişmeler kattı. O güne kadar “okuyarak” öğrendiğim hayatı, bu tecrübe sayesinde “yaşayarak” öğrenme fırsatına sahip oldum. Bunun yanı sıra kurumsal kimlik kültürünü de Koç Holding’de öğrendim. Bu kimlik bana iş hayatımda çok önemli tecrübeler kazandırdı. Ramsey ve Kip gibi markaların yaratılmasına katkıları oldu.


    Sizi Federasyon Başkanlığı’na iten temel gerekçe neydi?

    Türkiye’nin en popüler sporu futbolun çatı örgütü olan TFF, Türk futbol ailesinin en itibarlı ve en objektif kurumu olmak durumunda. TFF, popülizmden uzak, kararlı ve sürekli bir anlayışı temsil etmeli. Kulüpler Birliği’nin, TFF Başkanlığı için beni adayları olarak gösterme nezaketinde bulunmasını takiben, Türk futbolunu daha gelişmiş seviyeye ve en itibarlı noktaya taşıma hedefindeyim. İki senelik başkanvekilliğim döneminde her zaman kulüplerin yanında olmam ve federasyonun önemli gelir kaynakları yaratmasını sağlamam kulüpler tarafından da yeni dönemde Federasyon Başkanı olarak önerilmemi sağladı. Aslında böyle bir adaylık gündeme geldiğinde ailemin ve yakın dostlarımın rızasını alamadım. Federasyon Başkanlığı kadar şerefli ve onurlu bir görev konusunda en yakınımdaki insanların tepkili yaklaştığını görünce, en azından bu algının değişmesi gerektiğini düşündüm ve görev almayı kabul ettim. 14 Şubat’ta işbaşı yapan TFF yönetimi şeffaflığı, açıklığı, hesap verilebilirliği kendisine ana öncelik edinen bir kurumsallık için yola çıkan bir anlayışı temsil ediyor.


    Nasıl bir Federasyon Başkanı olacaksınız?

    2004-2006 yılları arasında TFF Başkan Vekilliği yaptığım dönemde, dünya çapında tanınmış uzmanların danışmanlığında gerçekleştirdiğimiz misyon, vizyon ve değerler çalışmalarımız, geleceği kurma çabalarımızın başlangıcını oluşturmuştu. Federasyon tarihinde bir ilk olan bu çalışmalarda o dönemde önemli aşamalar kaydetmiştik, ancak yönetim değişikliği ile birlikte bir duraklama olduğu aşikâr. Ancak bizim yönetimimiz bu çalışmaları hayata geçirecek. Misyon, vizyon ve değerler sadece yazılı kaldığı sürece tozlu raflarda kalmaya mahkûmdur. Hepsi kurumun tüm üyelerince idrak edilmeli, benimsenmeli. Bizler, oluşturduğumuz misyonu, vizyonu ve değerleri gerek kurumsal gerek bireysel konuma uyarladık.


    Futbol herkesin uzman olduğu bir konu. Tüm kitlenin takdirini kazanabilecek projeleriniz neler?

    Biz TFF’yi Türk futbolunda oyuncu değil, düzenleyici ve denetleyici otorite haline getirmeyi hedefliyoruz. Sadece günlük başarılara odaklanmıyoruz. İşe altyapıdan başlayacağız. Dış ilişkiler ekibimiz, AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüştü. Onların düşüncesi çok net. “Siz eğitim projesini hazırlayın. Biz her türlü maddi desteği sağlarız” yaklaşımındalar. Türkiye'de ilk ve ortaöğretimde 16 milyon öğrenci eğitim görüyor. Futbol Federasyonu, AB'nin kaynakları, UEFA ve FIFA'nın projeleri ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün tesis ve imkânlarını tek bir proje haline getireceğiz. Futbola yapılacak en büyük hizmet bu. Bu proje gerçekleştiği takdirde Türkiye futbolcu fabrikası olur.


    Futbol günümüzde artık bir endüstri. Kulüpler de seyircilere “taraftar” yerine “müşteri” olarak bakıyor. Sizin görüşünüz nedir?

    Göreve geldiğimiz günden bu yana şunun altını çiziyoruz: Ekonomik büyüme ile sportif başarı arasında doğrudan bir ilişki mevcut. Bu ilişki nedeniyle spor ekonomisinin büyümesine özel önem vereceğiz.

    Biraz önce de belirttiğim gibi en önemli hedeflerimizden biri, statların fiziki koşullarını yükseltmek. Bunu yapamazsak, futbol ekonomisini büyütemeyiz. Madem bir ekonomiden bahsediyoruz Burada taraftar müşteri. Müşteri, para ödeyerek bir eğlence hizmeti satın alıyor. En iyi hizmeti verirseniz, en kaliteli müşteriyi çekebilirsiniz. Türkiye’de futbol çok seviliyor. Ama maddi imkânları yüksek olan insanların pek çoğu tribünlere gidemiyor. O fiziki koşullar onlara yetmiyor. Spordaki şiddetin önüne geçmenin de önemli bir gerekliliği stat kalitesinin yükseltilmesi.
    Futbol Federasyonu özerk bir yapı. Ve en önemli geliri sponsorlar. Siz göreve geleli iki ay oldu. Bu süreçte yeni sponsorlar oldu mu?

    1980’li yıllardan itibaren sponsorluk gelirleri futbol ekonomisinde önemli yer almaya başladı. Bu değişimle birlikte futbol gelirleri de büyüdü. Artık firmalar güven duyulan itibarlı alanlara yatırım yapıyor, markalaşmış kişi ve kurumlara sponsor oluyor. Futbol Federasyonu’nun sponsorluk gelirleri ne yazık ki önceki dönemde iki yıl içinde 2.5 milyon dolar azalarak 14 milyon dolara geriledi. Hedefimiz görev süremiz boyunca sponsorluk gelirlerini 35 milyon dolara çıkarmak. Yeni sponsorluk anlaşmaları yapmak ve var olan anlaşmalarda iyileştirmelere gitmek istiyoruz. Yaklaşık iki ay önce göreve gelmemizin ardından güven ortamının sağlandığını büyük bir mutlulukla görüyoruz. Yönetime geldiğimizden bu yana çeşitli kurum ve kuruluşlardan sponsorluk talepleri geliyor.


    2010 yılına kadar yayın haklarını elinde bulunduran Digitürk ile Mart sonunda yaptığımız anlaşma ile Digitürk, 2008-2009 ve 2009-2010 sezonları için mali şartlarda iyileştirme yapmayı kabul etti. Kurum, 2008-2009 sezonu için 30 milyon YTL ve 2009-2010 sezonu için de 30 milyon YTL olmak üzere toplam 60 milyon YTL mevcut yayın hakkı bedellerine ilave bir imkan sağlayacak. Biz de söz konusu bu ilave kaynağı kulüplerimize aktaracağız. Digitürk’ün katkıları ile sağladığımız 60 milyon YTL ve yine Mart ayı içinde yaptığımız üç sponsorluk anlaşması ile gerçekleşen 50 milyon YTL tutarındaki gelir ile iki ay gibi kısa bir sürede toplam 110 milyon YTL’lik ilave bir imkan Türk futboluna kazandırıldı. Bu atağı Nisan-Mayıs aylarında açıklayacağımız yeni projeler takip edecek.
    Göreve geldikten sonra FIFA ve UEFA başkanları ile de görüştünüz. Onların görüş ve istekleri neler?

    Her iki kurumun başkanı bize tam destek verdi. Uzun vadeli bir işbirliği konusunda gerekli görüş alışverişinde bulunduk.


    Her iki toplantıda statların iyileştirilmesi konusu gündeme geldi. Bu konu bizim ana önceliklerimizden. Dünya şampiyonalarına, Avrupa şampiyonalarına ev sahipliği yapmak istiyoruz. Ancak bunun için işe statlarımızın iyileştirilmesinden başlamalıyız. Bu konuda Başbakanımızın da büyük desteği bulunuyor. Bu proje benim ana önceliklerim arasında yer alıyor. TFF bünyesinde görev almadığım son iki yıl içinde de bu konudaki çalışmalarım devam etti. Antalya Stadyumu ve Galatasaray’ın Seyrantepe projelerinin hayata geçmesi için bir futbol gönüllüsü olarak yoğun bir mesai harcadım. Bu anlayış bizim dönemimizde daha faal olarak devam edecek. Şehrin daha makul bölgelerindeki arazilerin üzerine yapılacak yeni statlar Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nce şehrin içinde ve değerleri yüksek olan tesislerin satılmasıyla finanse edilebilir. Bu da Türkiye’deki statlarda üç-dört yıl içinde büyük bir değişim yaşanmasının önünü açacaktır. İnanıyorum ki, üç sene içinde mükemmel 10 stat yapılabilir. Bu da bizim 2016'daki Avrupa Şampiyonası’nı almamızı sağlayacak bir projedir.
    Ülkemiz liginin önümüzdeki dönemde açılımları sizce ne olacaktır?

    Ligin tüm kulüplerini içine alacak, süper ligin toplam değerini artıracak çalışmalara başlayıp, değer arttıkça da merkezleşmeye doğru gidilebilir. Türkiye liglerindeki saha içi reklam panoları şu an kulüpler tarafından ayrı ayrı satılıyor. Bu sistemde sadece büyük kulüpler bunu iyi değerle satabiliyor. “Bütün Türkiye liginin saha içi reklam panolarını alarak, Şampiyonlar Ligi'nde olduğu gibi bir ana sponsor, dört parkur gibi bir modelle bu saha içi panoların reklam değerlerini yukarı çekebilir miyiz” diye bir çalışmamız var. Elektronik reklam panoları TIR'lar ile maçların oynanacağı statlara taşınabilir. Saha içi reklamın şu anki toplam değeri 10 milyon doları geçmiyor. 20-25 milyon dolara çekebilirsek bunu uygulayabiliriz.


    Federasyonun ve Türk futbolunun itibarının artırılması için planlarınız var mı?

    Türk futbolunda değişimi gerçekleştirmek için hummalı bir çalışma içerisindeyiz. Artık Türk futbolunda şike, operasyon, yolsuzluk kelimelerini ömür boyu çıkarmanın zamanı geldi. Türk futbolunun çok önemli gelir kaynaklarından biri olan bahis oyunlarının durumu ve onun sorunlarıyla ilgili önemli bir proje başlattık. Bahis oyunlarının önündeki engellerle mücadele, en önemli görevlerimizden biri. Ne yazık ki, ülkemizde sağlıklı olmayan yapıda kurulmuş illegal, yasal olmayan şirketler de bu oyunu oynatıyor. Bunların yüzde 25-30 gibi bir payı var. Bu oyunlardan hem kulüplerimiz hem de devletimiz gelir olarak yararlanamıyor. Oynayan kişiler son derece sağlıksız ortamlarda oynuyorlar. İkramiyelerinin ödenmesi konusunda bir garanti yok. Dolayısıyla bununla mücadele bizim önemli işlerimizden bir tanesi. Bu konuda İddaa oyununu oynatan resmi kuruluşumuz Inteltek ile ortak bir çalışma yaptık. “Futbolda Etik Değerlerin Korunması” protokolü ile amacımız bu oyunda manipülasyon yapmak isteyen kötü kişilere karşı tedbir almak. Bu tedbirde en etkili yöntem bilgi paylaşımı. O yüzden de çok hassas bir teknoloji ile “Nasıl oynandı, kimler hangi maça ne kadar oynadı” gibi bilgileri en kısa sürede İddaa, TFF’ye bildirecek. Biz de bu bilgilerle gerekli incelemeleri başlatıp, kötü niyetli insanlara aman ve fırsat vermeden, etkili çalışmalar yapacağız. Türk futbolu içerisindeki kirliliğin ortadan kaldırılması, kötü niyetli insanların futbol ortamından uzaklaştırılması federasyonumuzun temel prensipleri içerisinde. Bunu gerçekleştirme konusunda her türlü girişimde bulunacağız.




    Altın-Nance çifti, BisikleTEMA projesiyle dünya yollarında
    Önyargılarınızı evinizde bırakın”
    Gizem Altın ve eşi Bryan Nance, pek çok insan gibi ev ve iş arasında sınırladıkları hayatlarını bir gün sorgulamaya başladılar. Her şeyi geride bırakıp çıktıkları uzun yolculukta, küçük bir mola verip sorularımızı cevaplandırdılar
    İyi birer işleri, iyi bir hayatları vardı. Bir gün durup şöyle dediler: “Hani bizim bir hayalimiz vardı?” Bir buçuk yıl boyunca tasarruf ettiler, evlerini, arabalarını, eşyalarını sattılar ve hiçbir tecrübeleri olmaksızın dünyayı bisikletle dolaşmak üzere yola koyuldular. Yollarda karşılaştıkları içtenlik, insanlığa güvenlerini günbegün pekiştirdi. Gizem Altın ve ABD’li eşi Bryan Nance, potansiyel takipçilerine, “Önyargılarınızı evinizde bırakın. İnsanlar sizi şaşırtacak” diyorlar.
    1974 İstanbul doğumlu Altın, birçok farklı sektörde çalıştı. Bir gün işinden çıkarılınca, derhal bir Interrail bileti aldı ve tazminatıyla beş hafta Avrupa’yı gezdi. Bu geziyi de “Bir Bilet Al” kitabında anlattı. Yedi yıl önce Green Card piyangosunu kazanınca da soluğu ABD’de aldı. Ruh eşini de yaşadığı kentte, Los Angeles’ta buldu. Plaj voleybolu oynarken attığı servis hedefi şaşırdı, yan sahadaki genç adamın kafasına çarptı. Daha tanıştıkları ilk gün aralarında şu konuşma geçti: “Ben dünyayı gezmek istiyorum.” “Şaka yapıyorsun, ben de!” Ve evlendiler. Bu andan küresel ısınmaya karşı bisiklet çevirecekleri “BisikleTEMA” projesine kadarki süreci, soluk soluğa pedal çevirdiği Bolu rotasında cep telefonuyla yakaladığımız Altın ile konuştuk.
    Yolculuğun öyküsünü anlatır mısınız?

    Eşimle kendimizi işlerimize kaptırmıştık. Bir gün, “Hani biz dünyayı dolaşacaktık?” dedik ve yol için para biriktirmeye başladık. İlk elden çıkardıklarımız arabalar oldu. Hayatımızı basitleştirdik. Aslında hayatımızı geri aldık. Sonlara doğru ev eşyalarını, ardından evi sattık. Sattıkça rahatlıyorduk. “Sahip olduğunuzu zannettiğiniz şeyler sonunda size sahip olur” diye bir laf vardır, gerçekten doğruymuş. Sonunda uçak biletimizi aldık ve Hollanda’ya gittik.


    Eyvah kar! Ne yapacağız şimdi?”

    Sıfır bisiklet turu tecrübesiyle Amsterdam Havaalanı’na indik, kar yağıyordu, telaşlandık. Ama havaalanından Amsterdam merkezine kadar bisiklet yolu varmış. 60 bin kilometre bisiklet yolu yapmışlar. Tura, Avrupa’nın en batısındaki ülkelerden olan Hollanda’dan başlama nedenlerimizden biri de acemi bisikletliler için en uygun coğrafyaya sahip olmasıydı.


    10 bin kilometre ve 10 ülke kat ettiniz. Avrupa etabı sizi zorladı mı?

    Şehirlerdeki bisiklet altyapısını bir kenara bırakın, şehirleri ve ülkeleri bile bisiklet yoluyla birbirine bağlamışlar. Hayali bile güçtü benim için!


    BisikleTEMA projesi buradan mı doğdu?

    Türkiye’ye vardığımızda bunları bir proje haline getirmek istedik. Türkiye’de de bisikletin yaygınlaşması fikriyle TEMA Vakfı’nın kapısını çaldım. TEMA bu fikri ulusal ve uluslararası platformda ses getirecek bir projeye dönüştürdü. İşte bundan BisikleTEMA doğdu.


    Yollarda nasıl karşılandınız?

    Avrupalılar bisikleti çok sevdiği için, “çantalı turist” ile “bisikletli turist”i ayırıyorlar, sizi kendilerinden görüyorlar. Yolda durduğunuzda hemen onlarca insan çevrenize toplanıyor; “Nereye gidiyorsunuz?”, “yardımcı olalım”, “arkadaşlarla bira içiyorduk ne olur bize katılın”, “bu akşam bizde kalın”, “bahçeme kamp kurun”, inanılmaz tepkiler alıyoruz… O zaman bisiklete bir kez daha âşık oluyorsunuz.


    Alman Tom’un Türklere borcu!

    Bir de Almanya’da hiç unutamadığımız bir olay oldu. Bir önyargım vardı ve Almanya’dan geçmek istemiyordum, ama Fransa’dan İsviçre’ye geçerken Almanya’nın çok kısa bir kısmında pedal çevirmek zorunda kaldık. Bir panayırda peynir kuyruğunda beklerken biz yaşlarda bisikletli bir adam yanımıza geldi. Önce eşime sonra da bana nereli olduğumuzu sordu. “Türk’üm” dediğimde adamın gözlerindeki parlamayı anlatamam… Tom’ un evinde üç gün kaldık. Bana şöyle dedi: “Burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Ben de bisikletle dünyayı gezdim ve yolum Türkiye’den geçti. İnsanlar yemedi yedirdi, yataklarını bana verdi, kendileri yerde yattı. Size bu yardımı, onlara gönül borcumu ödemek için yapıyorum. Senden tek bir isteğim var, yardım isteyen veya yardıma ihtiyacı olan birisini gördüğünde aynı şeyi yap.”


    Bu ortak dil Türkiye’de de geçerli mi?

    Evet. Herkes, “Korkmuyor musun?” diye soruyor. Korkmamamızın en büyük sebebi de bu. Dün bir amca yanımıza yaklaştı. Her tarafımızda Türk bayrağı var ama o bizi yabancı sandı. Bisikletle dünya turu yaptığımızı anlattık. Hemen bize yiyecek taşımaya başladı. Arabalar korna çalıyor, sanıyorsunuz ki “Çekil” diyecek. Hayır, “Bir şey lazım mı? Sizi yokuştan çıkaralım mı?” falan diyor. Ağır vasıta şoförleri, bize yol vermek için karşı şeride geçiyorlar. Türkiye’de herhalde çok üzülüyorlar bizim için! Bunu yorucu, tehlikeli buluyor, şefkat gösteriyorlar. İnsanın, insanlığa olan inancı tazeleniyor. İstanbul’dan çıktığımızdan beri bize gösterilen ilgi ve misafirperverliği anlatmam mümkün değil.



    Önyargılar yıkılıyor değil mi?

    Evet. İnsanlığa yeniden inanıyorsunuz. Çünkü gazete okuyup televizyon seyrettikçe dünyanın tehlikeli bir yer olduğuna daha fazla inanıyor ve paranoyak oluyoruz… Aslında dünyanın böyle bir yer olmadığına inanmaya başladım. Tom yola çıkarken bize şöyle dedi, “Bu turun sonunda inanıyorum ki, dünyanın zannetmenizi istediklerinden daha güvenli, insanların da zannetmenizi istediklerinden daha iyi olduğunu göreceksiniz. Ben gördüm.” İnsanlarla aranıza mesafeler koymadığınızda, sizi bir şekilde sahipleniyorlar. Ama hiç mi üzülmedik? Üzüldük. Kamyon ve otobüslerin yarattığı inanılmaz hava kirliliğine, yol kenarlarını ve dereleri dolduran plastik torbalar ve pet şişelere, birinci derecede tarım arazilerinin fabrikalarla dolmasına çok üzüldük.


    Bu proje sizi nasıl değiştirdi?

    Hayatımın geri kalanında aldığım eğitimi ve kazandığım tecrübelerimi, sevdiğim şeyler için kullanacağım, doğa için çalışacağım, elimizde kalanları kaybetmemek için çaba göstereceğim. Bu proje bize, bunların hepsinin yapılabileceğini, sadece yeterince istemenin ve biraz da cesaretin yeterli olacağını gösterdi. Bir an bile geride bıraktıklarım için pişman olmadım. Umarım herkes hayallerini gerçekleştirir. Dünyayı pedallamak isteyenlere de bütün önyargılarını evde bırakmalarını öneriyorum. Kendileri gidemeyip de kalpleri bizimle birlikte pedal basanlarsa bizi ve maceralarımızı tüm tur boyunca web sitemizden takip edebilirler:



    www.tema.org.tr/bisiklet


    Başarılı bir iletişim öyküsü dinlemek ister misiniz?
    Vadaaaa…
    Worldcard marka tercihini artıran, Yapı Kredi markasına kalıcı olumlu katkı sağlayan, farklı pozlarda ve farklı mesajlar taşıyan satış noktası malzemeleri ve kumbaraları kapışılan Vadaa adamcıkları nasıl yaratıldı, seslerini nereden aldı, Yapı Kredi’ye neler kazandırdı?
    Worldpuan ödül biriminin tüketiciler tarafından daha somut şekilde algılanabilmesi için yaratıldılar. Böylece Worldpuan kazanma ve harcama konusu, rakamsal bir hesap olmaktan çıkarılacaktı. Ana mesaj, hayatın keyiflerini ıskalamadan en kazançlı alışverişi teklif eden marka olmaktı. Nidasını, bir art direktörün kendine özgü seslenişinden aldı. Ve Worldcard’ın ayrılmaz bir parçasına dönüştü. Öyle ki, Yapı Kredi’den bağımsız bir ticari ürün halinde dahi pazarlandı. Vadaa karakterleri, tabii ki ilgi çekmesi amacıyla tasarlandı ancak gördüğü ilginin boyutu, yaratıcılarını bile şaşırttı. Worldcard marka tercihini ve promosyon bilinirliğini artırdı, Yapı Kredi markasına da kalıcı olumlu katkısı oldu. Yapı Kredi Kurumsal Kimlik ve İletişim Yönetimi ekibi, “Bu boyutta bir ilgiyi tahmin etmek kolay değildi” dedikleri “Vadaa”nın yaratım öyküsünü ve getirdiği katkıyı Bizden Haberler’e anlattı.
    Vadaa karakterlerinin yaratım öyküsünü öğrenebilir miyiz? Fikir nasıl oluştu, nasıl gelişti?

    Yapı Kredi’nin sadece kredi kartı kullanımında değil bankacılık hizmetlerinde de Worldpuan kazandırma, tüm puanları tek bir havuzda toplama mantığı üzerine kurulu, “İşlempuan-Worldpuan Entegrasyonu” sistemi, 2003 yılının Ekim ayında lanse edildi. Bu lansman Worldpuan’lar için de bir relansman fırsatı olarak görülerek ajansımız rpm/radar tarafından yepyeni bir Worldpuan karakteri yaratıldı. Worldpuan’ların kendine özgü kişiliği ve hayatı olan animasyon bir karakter ile canlandırılması stratejisi, bu faydalı ödül biriminin, tüketiciler nezdinde daha somut bir biçimde algılanması amacıyla oluşturuldu. Worldpuan kazanma ve harcama konusu, rakamsal bir hesap olmaktan çıkarıldı. Worldpuan’ı, markaya sıcaklık katan, değerlilik ve yararlılık sağlayan anime karakterler halinde sunmak, bu kampanyanın en büyük yaratıcı çıkış noktası oldu.


    Vadaa” sesine yüklenen anlam neydi? Neden “Vadaa”?

    Ajansımızda çalışan bir art direktör arkadaşımızın bir seslenişinden doğan “Vadaa” nidası, karakterini çıkarabildiği tek ses olarak belirlendi. Worldpuan karakteri, kısa süre içinde Worldcard’ın ayrılmaz bir parçası haline gelirken, herkesin sempatik bulduğu bu karakterler, talep gören, aranan ve sevilen bir kişilik oldu. Artık herkes onları “Vadalar” olarak anıyor, onların nidalarını ve hareketlerini günlük hayatlarında taklit ediyorlar.

    1   2   3   4   5   6






        Ana sayfa


    Bilgiye daha fazla yatırım gerek

    Indir 305.12 Kb.