bilgiz.org

Arkeo Haber

  • İstanbul’da antik bir kent bulundu
  • Aphrodisiastan Roma Portreleri 26 Eylül 2008- 25 Ocak 2009da Vedat Nedim Tör Müzesinde
  • Alman Hükümeti, Hasankeyfi yok edecek Ilısu Barajı Projesinden çekilme yolunda
  • Aphrodisias Rölyefleri 31 Mayısta Ziyarete Açılıyor
  • İlk Borsanın Kurulduğu Yer: Aizanoi Antik Kenti
  • Hitit kutsal anıt havuzunu dünya izleyecek
  • Türkiye’nin İlk Sualtı Sanal Müzesinde Saha Çalışmaları Tamamlandı
  • Allianoi Korunmadı, Neden
  • Frig Sergisi Vedat Nedim Tör Müzesinde!
  • TAY Demir Çağı Envanteri klasörleri yayınlandı



  • Tarih30.09.2017
    Büyüklüğü74.32 Kb.

    Indir 74.32 Kb.

    Arkeo Haber
    Tuz Gölü'nün 'İmdat' Çığlığı

    Doğa Derneği ve Atlas Dergisi Tuz Gölü'ne sadakat yolculuğu düzenleyerek yanlış su politikaları nedeni ile oluşan susuzluğa tepki gösterdi. Ankara, İstanbul, Konya ve çevre ilçelerden katılan 300'den çok Doğa Derneği gönüllüsü kurumuş göl tabanına uzanarak bedenleriyle 'İmdat!' yazdı.


    Suyun yanlış kullanımı nedeniyle tümüyle kuruyan 2 milyon yaşındaki Tuz Gölü gerekli önlemler alınmadığı takdirde tümüyle yok olma tehlikesi altında. Türkiye'nin 305 Önemli Doğa Alanı'ndan biri olan Tuz Gölü, sanılanın aksine küresel ısınma sonucunda değil yanlış su politikaları nedeni ile kuruyor. Öyle ki, Tuz Gölü'nün yer aldığı Konya Kapalı Havzası'nda sulama faaliyetleri nedeniyle her yıl bir Tuz Gölü büyüklüğünde su israf ediliyor. Doğa Derneği ve Atlas Dergisi'nin bu yok oluşa dikkat çekmek üzere organize ettiği Tuz Gölü'ne sadakat yolculuğu çözümün mümkün olduğunu anlatmayı amaçlıyor.


    300 kişi Tuz Gölü'nün üzerine 'İmdat!' yazdı Tuz Gölü'nün sesi olan Doğa Derneği gönüllüleri ve bölge halkı kurumuş göl tabanı üzerine uzanarak bedenleriyle 'İmdat!' yazdı. Tuz Gölü'nün imdat çığlığını dünyaya duyuran Doğa Derneği eylemcileri, yok oluşun durması için bölge belediyelerini 'Tuz Gölü'nü Koruma Birliği' kurmaya ve Devlet Su İşleri'ni Türkiye'nin su politikasını değiştirmeye davet etti.

    Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken eylem sonunda yaptığı açıklamada, Tuz Gölü'ne yeniden hayat vermenin mümkün olduğunu, havzada ürün deseninin değiştirilerek vahşi sulama yöntemlerinin terk edilmesi ve damla sulama başta olmak üzere basınçlı sulama yöntemlerinin uygulanması gerektiği söyledi. Eken, 'DSİ'nin bu yanlıştan bir an önce dönerek tüm Türkiye sathında suyun havza ölçeğinde yönetimini benimsemesi gerekiyor. Bugün harekete geçmezsek, çok geç kalacağız ve Orta Anadolu'da insan yaşamının yok oluşuna seyirci kalacağız' dedi. Eylül 2008

    İstanbul’da antik bir kent bulundu

    Küçükçekmece'de, 2700 yıllık 'Bathonea' antik kenti bulundu. Kaynaklarda söz edildiği halde bugüne kadar yeri bir türlü bulunamayan antik kentin deniz feneri ve surları tespit edildi.



    İstanbul'un tarih öncesi çağlarını araştırmak için oluşturulan bilim heyeti, önemli bilgilere ulaştı. Küçükçekmece'deki Yarımburgaz Mağarası'ndan yola çıkan heyet, "İstanbul'un Avrupa'da ilk tarım yapılan yerlerinden biri olduğunu" kanıtlayan 10–15 bin yıl öncesine ait taş aletler buldu.


    Bilim insanları, 2700 yıllık "Bathonea" antik kentini de keşfetti. Antik kaynaklarda söz edildiği halde yeri bugüne kadar tespit edilememiş antik kentin deniz feneri sualtında bulundu. Uluslararası National Geographic dergisi, Türkiye'ye geniş bir ekiple gelerek o dönemi anlatan canlandırmalarla çekimler yaptı.

    En büyük keşiflerden biri


    Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Proje Başkanı Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün'ün 2007'de başlattığı İstanbul Tarih Öncesi Araştırmaları (İTA) projesinde, son yılların en büyük arkeolojik keşiflerinden biri yapıldı.
    Çalışmalara, Bristol Üniversitesi'nden Prof. Dr. Volker Heyd'in yanı sıra Doğu Akdeniz Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi'nden de bilim adamları katıldı.
    Yaz boyunca Yarımburgaz Mağarası'ndan yola çıkan bilim ekibi, ilk insanların yerleşim yeri olduğu düşünülen göl çevresinde "side scan sonar" ve "jeoradar"larla inceleme yaptı. İstanbul çevresinin aralıksız yaşama sahne olduğuna dair kanıtlar ele geçerken, taş aletler Avrupa'ya tarımın Anadolu'dan gittiğini gösterdi.

    Yerleşimin surları bulundu


    Su altında çalışmalar yapan bilim insanları, 2.5 km. uzunluğunda, 1.5 metre yüksekliğindeki surlarla çevrili yerleşim yerinin Bathonea kenti olduğunu belirledi. Denize uzanan 60 metrelik mendirek ve antik fener, Bathonea'nın önemli bir liman kenti olduğunu ortaya koydu. Bathonea'nın İÖ 7. yüzyılda kurulan Byzantion ile çağdaş olabileceği sanılıyor. Eylül 2008

    KASTABALA'YA FABRİKA

    Bunu da Gördük!

    Osmaniye'de 'Çukurova'nın Efes'i' olarak bilinen 2 bin 500 yıllık Hierapolis (Kastabala) antik kenti üzerine çimento fabrikası yapılmak isteniyor. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunda ise Kastabala yok sayılıyor.

    ÇED Raporu Proje Tanıtım Dosyası'nın 44. sayfasında 'Arkeolojik Miras' adlı bölümde şu ifade yer alıyor: 'Proje alanı ve yakın çevresinde arkeolojik miras bulunmamaktadır.' Kentin kalesi, sütunlu caddesi, 5 bin kişilik tiyatrosu, hamamları, kaya mezarları, çokgen apsisli kiliseleri ve merdivenli giriş kapısı dimdik ayakta. Ama ÇED raporuna göre aslında bunlar yok! Çimento fabrikasının kurulmasıyla yöredeki yerleşimler, Kırmıtlı Kuş Cenneti ve Ceyhan Nehri Deltası da olumsuz etkilenecek. Bu yüzden fabrikanın yerinin değiştirilmesi gerekiyor.


    Katliamın engellenmesi için Osmaniye Baro Başkanlığı ve fabrikadan zarar görecek köylüler yürütmenin durdurulması için dava açtı. Birçok sivil toplum kuruluşu da 'Çimento Fabrikasına Karşı Osmaniye Kastabala Platformu'nda bir araya geldi. Oluşumun onursal önderliğini uluslararası pek çok ödülün sahibi, arkeolojimizin duayenlerinden Prof. Dr. Halet Çambel yapıyor. Ekim 2008

    Aphrodisias'tan Roma Portreleri 26 Eylül 2008- 25 Ocak 2009'da Vedat Nedim Tör Müzesi'nde

    Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi; aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite'ye adanan Aphrodisias antik kentinin mermer heykellerine ev sahipliği yapıyor.




    Döneminin önde gelen heykeltıraşlık merkezlerinden biri olan Aphrodisias'ın mermer heykel sanatına ışık tutacak 'Aphrodisias'tan Roma Portreleri adlı sergide; 51 tanesi Aphrodisias Müzesi'nden, bir tanesi de İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nden gelen toplam 52 muhteşem heykel yer alıyor. Ziyaretçiler, duvarlara yerleştirilen 18 adet panoyu okuyarak Aphrodisias portre heykelciliği ve kent hakkında ayrıntılı bilgiler edinecekler. Yapı Kredi Özel Bankacılık sponsorluğunda düzenlenen ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş. ile T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü işbirliğiyle açılan sergi, 26 Eylül 2008 - 25 Ocak 2009 tarihleri arasında ziyaret edilebilir.

    Aphrodisias kentinde Geyre Vakfı tarafından yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan ve çoğu daha önce hiç sergilenmeyen orijinal mermer kabartma heykellerden oluşan sergi; 'İmparatorluk devrinde Roma portre heykelciliği ve 'Mermer heykeltıraşlık konularına odaklanıyor. Eserler, Roma İmparatorluğu döneminde Anadolu'da yaygın olan portre üslupları ve bireysel moda uygulamalarının önemli örnekleri oldukları kadar, mermer anıt ve heykellerin nasıl üretilip hangi amaçlarla kullanıldığını da ortaya koymaktadır. Sergide, Aphrodisias'ta günışığına çıkarılan mermer heykeller ve kabartmalar ışığında heykeltıraşlık sanatına işaret eden çok sayıda örnek de yer alıyor. Eserler incelendiğinde saç, göz ve yüz özelliklerini göstermede kullanılan tekniklerin nasıl geliştiği izlenebilecek. Aynı zamanda bir heykel yapım okulu oluşuyla ilgi toplayan Aphrodisias'ta bulunan çıraklık örnekleri, bir araya getirme ve yeniden yontarak kullanım gibi uygulamalar da dikkat çekiyor.

    Küratörlüğünü ve danışmanlığını Oxford ve New York Üniversitesi Aphrodisias Kazıları Başkanı Prof. Dr. R.R.R. Smith'in, koordinatörlüğünü Şennur Şentürk'ün yaptığı sergi çalışmalarında çok geniş bir uzman ekip görev alıyor. Sergilenen heykellerin restorasyon ve konservasyonu, Aphrodisias kazı laboratuarında yapılarak restoratör Thomas Kaefer ve ekibi tarafından sergiye hazırlandı. Prof. Dr. Smith'in yaptığı bilimsel sergi kurgusu, Sadık Karamustafa tarafından müzeye uygun olarak tasarlandı. Sergiye, kapsamlı bir sergi kitabı da eşlik ediyor.

    Aphrodisias'ta Mermer Heykel Yapımı
    Roma İmparatorluğu'nun Asya eyaletinin özerk ve gelişmiş bir kenti olan Aphrodisias, Roma devrinde Aphrodite tapınağı ve kültü yanında mermer ustalarıyla da ünlenmişti. Mermer blokların taş ocağından çıkarılması ve heykel haline getirilmesi kentte önemli bir iş koluydu. Aphrodisiaslı heykeltıraşlar bütün Roma imparatorluğunda ün salmışlardı. Bu heykel ustalarının imzalarını taşıyan üstün kalitedeki eserler İtalya'nın Tivoli şehrindeki Hadrian'a ait ünlü villada bile bulunmuştur. Aphodisias'taki önemli bir heykel atölyesi, kazılar sırasına kentin göbeğinde, 'Aphrodite Tapınağı”na ait kutsal alan ile meclis binası arasında ortaya çıkarıldı. Mermer heykel üretiminin çeşitli aşamalarını daha iyi anlamamızı sağlayan pek çok parça, burada ve kazı yapılan diğer alanlarda bulundu. Aphrodisias, 1961'den bu yana yoğun olarak kazılıyor ve benzerlerinin aksine çok iyi korunmuş yapıları ve mermer heykelleri açığa çıkarılıyor.

    SERGİDEN BAZI ESERLER

    İmparator Heykelleri:
    Roma İmparatorları'nın resmi portreleri Roma'da tasarlanır, buradan eyaletlerdeki atölyelere gönderilerek imparator portrelerinin yerel kullanımı için uygun örnekler hazırlatılırdı. İmparator, tapınak, kamu binaları ve özel evlerde büst ve heykellerle onurlandırılırdı. Bu portreler o imparatora bağlılığı işaret ederdi. Portrelere bakarak belirli bir imajın yerel atölyelerde nasıl kopyalandığı, uyarlandığı, değiştirildiği veya tümden yok sayıldığını görmek mümkün. İmparator Claudius'a ait sergideki iki büst, farklı özellikleri ön plana çıkarıyor. 'Tiyatro'da bulunan Cladius Helenistik üslubun enerjik bir yüze yansımasıdır. 'Anıtsal Claudius büstüise klasik bir tanrının pürüzsüz, sanki hiç yaşlanmayan özelliklerini ifade ediyor. Bu farklılık, iki heykelin boyut ve kullanım amaçlarından kaynaklanıyor. Biri gerçek boyutlarda bir heykel için tasarlanmış, diğeri ise belki bir tapınakta ibadet amaçlı kullanılacak anıtsal bir heykel için yapılmıştır.
    Ölü Portreleri:
    Kentte, çok sayıda lahit yapılmış ve çoğu içinde yatanların portreleriyle süslenmiştir. Zengin olmayan ailelerse ölüleri için üzerinde portreler bulunan mezar taşları yaptırıyorlar ve bunları şehrin giriş ve çıkışındaki yollara diziyorlardı. Kemerli bir lahit sandığının parçası olan 'Rahip lahti”, gülümseyen rahibin yuvarlak yüzünü gösteriyor. Kısa kesimli saçları ve hafif uzamış sakallı yüzü üçüncü yüzyılın sonu veya dördüncü yüzyılın başları için tipiktir. Hem saç hem de sakal kısadır ve küt keski ile şekillendirilmiştir. Rahip önceki rahipler gibi taç takmaktadır. Üçüncü yüzyılın başlarına tarihlenen bir lahit kapağında bulunan kadının çenesinin altında el parmakları yer almaktadır.
    Helenistik dönemin filozof ve yazarlar gibi ünlü kültür adamlarının portreleri, seçkin kişilerin evlerinde teşhir edilmek amacıyla yerel atölyelerde üretiliyordu. Bu eserler, müşterilerin istekleri doğrultusunda ya da yeni mermer portre tekniklerinin kullanımı sebebiyle değişikliğe uğradı. 'Epikouros; heykeli, ünlü filozofun M.Ö. 3. yüzyılın başlarında erken Helenistik üslupta yapılmış portresinin dikkatli bir çeşitlemesidir. 'Pindaros da şairin M.Ö. 5. yüzyılın ortalarında yapılmış klasik portresine benzerliğiyle hemen tanınır.
    Rahipler ve Romalılar:
    Aphrodisias'ta bulunan ilk mermer portre, tiyatroda bulunan, toga giymiş 'başı örtülü bir Romalıya aittir. Yaşı ilerlemiş bu figürün başının örtülü olması onun bir Roma kurban törenini yönetiyor olduğunu düşündürür. Hem rahip hem de bir Roma vatandaşı olan bu yaşlı figür, Julius Ceasar'ın aşırı gerçekçi tarzda yapılmış tanınan portresi örnek alınarak şekillendirilmiştir. Kırışık yaşlı boyun özellikle dikkat çekicidir. Figür, olasılıkla Sezar'ı destekleyen birinin portresidir.

    Siyah ve Beyaz Mermer Tekniği:


    Aphrodisias mermer ocaklarında bolca bulunan gri mermerler, beyaz mermerlerle iç içe geçtiği bölümlerden kesilerek pek çok sıra dışı heykellerin yapımında kullanılıyordu. Araştırmalar, gri ve beyaz mermerin bir arada kullanıldığı heykeller için ince zerreli ve iki renkli mermer blokların Muğla'ya bağlı Göktepe'deki taş ocağından getirildiğini ortaya koyuyor. Bu mermerden yapılan küçük heykeller, Aphodisias'ta yerel bir uzmanlık dalı haline gelmişti. Heykel Atölyesi'nde ortaya çıkarılan 'Boğa Üzerinde Europaheykelinde, aynı mermer bloğu üzerinde bulunan gri ve beyaz damarlar ustaca kullanılmıştır: Europa'nın çıplak vücudu mermerin beyaz damarına oyulmuş, giydiği elbise ve boğanın gövdesiyse siyah damara oyulmuştur. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nden gelen ve bir ustalık eseri olan 'Triton;da kullanılan aynı teknik, onun Aphrodisias'ta yapıldığının kanıtıdır. Ekim 2008


    Alman Hükümeti, Hasankeyf'i yok edecek Ilısu Barajı Projesinden çekilme yolunda

    Alman 'Der Spiegel' dergisi 1 Eylül tarihinde yayımlanan sayısında yer alan habere göre, Türkiye'nin gerekli şartları hala yerine getirmediği gerekçesiyle, Alman Hükümeti'nin Ilısu barajı için kredi desteğini geri çekebileceğini yazdı.



    Der Spiegel haberinde, son uzman raporuna göre Türkiye hükümetinin bölgede kültürel mirasın ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi birçok şartı yerine getirmekte başarısız olduğunu belirtti.


    Ilısu Baraj Projesi'nin başından beri bu şartları yerine getirebilecek koşullara sahip olmadığına dikkat çeken . Doğa Derneği Kampanya Koordinatörü Erkut Ertürk, 'Alman Hükümeti'nin kültürel mirasa ve doğa katliamına yol açacak projeden çekileceğini gösteren bu açıklamalar buz dağının sadece görünen yüzüdür. Eğer Almanya hala Avrupa'nın en çevreci hükümeti sıfatını taşımak istiyorsa, bu kredileri tamamen rafa kaldırmalıdır. Doğayı ve kültürel mirası korumanın temel şartlarında birinin Ilısu Barajı'nın inşa edilmemesi olduğunu kabul etmelidir' dedi.

    Barajın sular altında bırakacağı bölgede yer alan Hasankeyf'in 10 bin yıllık insanlık tarihine, sayısız canlı türüne ve vahşi hayata ev sahipliği yaptığını hatırlatan Ertürk, 'Gerçek şu ki, Avrupa Birliği'nin en çevreci ülkesi olmakla gurur duyan Almanya'nın Ilısu Barajı gibi yıkıcı bir projeyi en başından beri desteklemesi çifte standarttır. Çevre konusunda kendi ülkesinde çok sıkı standartlar uygulayan Almanya'nın konu Türkiye olduğunda ciddi bir çevresel yıkıma yol açacak bu projeyi finanse etmesi kabul edilemez' dedi. Doğa Derneği, Türkiye'nin doğal ve tarihi mirasına sahip çıkılarak kültür ve doğa turizmini geliştirecek adımlar atılmasının hem bölge halkının hem de Türkiye'nin refahına daha büyük katkı sağlayacağını savunmakta ve Hasankeyf ve Dicle Vadisi'nin UNESCO Kültürel ve Doğal Miras Listesi'ne alınmasını talep ediyor. Ekim 2008



    Aphrodisias Rölyefleri 31 Mayıs'ta Ziyarete Açılıyor

    Aphrodisias antik kentinde ortaya çıkarılan rölyeflerin aslına uygun şekilde sergileneceği 'Sebasteion Rölyefleri-Sevgi Gönül Salonu', 31 Mayıs'ta ziyarete açılıyor.


    Adını güzellik tanrıçası Aphrodit'ten alan ve Anadolu toprakları üzerindeki pek çok eski medeniyet arasında yer alan Afrodisias antik kentinin dokusuna zarar verilmeden Mimar Cengiz Bektaş tarafından tasarlanan Sevgi Gönül Salonu' nda Sebasteion rölyefleri hikâyeleri ile birlikte teşhir edilecek. Aphrodisias antik kenti, Geyre Vakfının kuruluşunun 21. yılında, Sevgi ve Erdoğan Gönül ve Aphrodisias dostlarının desteği, Geyre Vakfı'nın çabalarıyla yeni bir sergi salonuna kavuşuyor. Çok eski medeniyetler arasında, belki de en gizemlisi ve görkemlisi olan Aphrodisias antik kentinde bulunan arkeolojik kalıntıları en iyi şekilde koruma ve teşhir etme imkânı sunacak olan Sebasteion Rölyefleri-Sevgi Gönül Salonu açılış etkinlikleri, 2004 yılından bu yana Geyre Vakfı'nın tüm etkinliklerine destek veren Yapı Kredi Özel Bankacılık tarafından gerçekleştirilecek. Aphrodisias Nazilli'nin 38 kilometre güneyinde, Karacasu bölgesinin Geyre köyünün yakınlarına kurulmuş.
    14.05.2008
    İlk Borsanın Kurulduğu Yer: Aizanoi Antik Kenti

    Kütahya'nın Çavdarhisar ilçesinde bulunan ve 'İkinci Efes' olarak nitelendirilen Aizanoi Antik Kenti, sahip olduğu değerlerle Anadolu tarihini günümüze yansıtan en önemli merkezlerden biri olma özelliğini taşıyor.


    Çavdarhisar Belediye Başkanı İsmail Tanrıverdi, bu antik kentin turizme kazandırılması için çalışmaların hızlı bir şekilde sürdürüldüğünü söyledi. Türkiye Seyahat Acenteleri Birliğince (TÜRSAB) ilçede yapımına başlanan 95 yataklı otelin kaba inşaatının tamamlandığını, burasının en kısa sürede bitirilmesinin planlandığını bildiren Tanrıverdi, çevre düzenlemesi çalışmalarına büyük önem verdiklerini anlattı. Koruma amaçlı imar planının tamamlanma aşamasına geldiğini ifade eden Tanrıverdi, Kültür ve Turizm Bakanlığınca amfi tiyatronun restorasyon çalışmalarının devam ettirilmesinin önemli olduğunu bildirdi. "İkinci Efes" olarak nitelendirilen Aizanoi'de, Anadolu'nun en iyi korunmuş Zeus Tapınağı ile 20 bin kişi kapasiteli amfi tiyatro ve buna bitişik 13 bin 500 kişilik stadyum, mozaikli hamam, sütunlu cadde ve nekropoller, halen kullanılan köprüler ve dünyanın ilk borsasının bulunduğunu kaydeden Tanrıverdi, şöyle dedi: "Burasının tanıtımı şimdiye kadar istenilen seviyede yapılamadı. Aizanoi Antik Kenti'nin tanıtımı için her türlü özverili çalışmayı yapmayı kendimize bir borç biliyoruz. Tanıtımın yapılmasıyla hem ilçe ekonomimize hem de ülke ekonomimize katkı sağlanarak, yeni istihdam alanları ortaya çıkarılacağını düşünüyorum. Aizanoi Kültür ve Turizm Derneği tarafından da tanıtım çalışmaları sürdürülüyor."



    BİZANS SARAYI
    Otel inşaatıyla birlikte idrak ettiğimiz Bizans İmparatorluğu'nun Büyük Saray'ı keşfedildiği günden bugüne 'kurtarma kazısı' kapsamında araştırılıyordu. Kaynağı yatırımcılardan sağlanan bu tür çalışmalar cazibe kazanırken, üstünde oturduğumuz arkeolojik değere bakışımızı da yansıtıyor.

    Four Seasons Oteli'nin genişletilme çalışmaları sayesinde Sultanahmet'te bir sarayımız olduğunu fark ettik. Çünkü Roma İmparatoru Constantin'in İS 4 yüzyılın ilk yarısında yapımına başladığı, 11. yüzyıla kadar Bizans imparatorları tarafından kullanılan Magnum Palatium (Büyük Saray), bu nedenle yeniden gazetelerin ön sayfasında haber oldu.



    Saray, 10 yıl önce arkeologların keşfiyle -bugün artık yayımlanmayan Yeni Yüzyıl gazetesine- manşet olmuştu. Magnum Palatium'un bulunuşu, dünyada son yılların en önemli keşifleri arasında gösterildi. Ama vatandaş olarak 10 yıl sonra hâlâ bu büyük keşfi göremedik; çalışmalar nedeniyle açılamadı. Göremediğimiz, merakımızı gideremediğimiz bu alanda şimdi otel yapılıyor. Burası tam 74 yıl önceki imar planında belirlendiği gibi arkeolojik park haline getirilirse ve bir aksilik olmazsa, Büyük Saray'ı kendisinden 1600 yıl sonra üzerine inşa edilen çelik otelle aynı anda görebileceğiz.

    Kaynak: Atlas Şubat 2008, sayı 179

    Hitit kutsal anıt havuzunu dünya izleyecek

    Konya'nın Beyşehir ilçesine bağlı Sadıkhacı Beldesi Belediye Başkanı Şakir Özel, bugüne kadar çok az kişinin bildiği Eflatunpınar Hitit Kutsal Anıtı ve Havuzu'nu ışıklandırıp, kamerayla internet üzerinden dünyaya canlı olarak izlettirmek istediklerini söyledi.




    Özel, geçmişi MÖ 1300'lü yıllara dayanan ve dünyada bir benzeri dahi olmayan tarihi Eflatunpınar Hitit Kutsal Anıtı ve Havuzu'nun yeterince tanıtılmadığını söyledi. Anıt ve havuzun önemli turizm mekanlarından biri olmaya aday olduğunu belirten Özel, "Tarihi havuzun içinden kaynayan pınar, kenarında yer alan eşsiz güzellikteki kutsal taş anıt ve boğa figürleri insanı adeta Hititler dönemine götürüyor" dedi. Turizm açısından çok büyük bir potansiyele sahip olduğuna inandıkları Eflatunpınar Hitit Kutsal Anıtı ve Havuzu'nu tüm dünyanın tanıması amacıyla yeni bir proje düşündüklerini bildiren Özel, şunları kaydetti: "Burayı gece de güzel bir görünüm sağlayacak şekilde ışıklandırmayı, kamera kurup 24 saat internet ortamında canlı olarak izlettirmeyi planlıyoruz. Açık hava müzesi niteliğindeki bu mekanın değerini maalesef henüz bilmiyoruz. Öte yandan, Konya Turizm Platformu da bugünlerde Konya'nın 7 Harikası'nı belirlemek için kampanya başlattı. İnternet üzerinden başlatılan oylamada Konya'nın 7 harikası adaylarından biri Eflatunpınar Hitit Kutsal Anıtı ve Havuzu... Bu nedenle tüm hemşerilerimizden ve bu önemli esere ilgi duyanlardan oy desteği desteği bekliyoruz." Hitit anıt havuzu Eflatunpınar Hitit Kutsal Anıtı ve Havuzu'nu ilk kez W.J.Hamilton 1849 yılında gördü. Ardından F.Sarre, J.Garstang ve Prof Dr. Muhibbe Darga tarafından yayınlandı. Beyşehir Gölü'nün doğu kıyısında bulunan bu anıt bir su kaynağı kenarında dikdörtgen taşlar üzerine kabartmalar halinde, Hitit sanatında kaya yüzeylerine işlenen ilk örneklerden birini oluşturuyor. Konya Müze Müdürlüğü 1996 yılında bu anıt çevresinde kazı çalışmaları yaptı. Bu çalışmalar sonunda anıtın 3.34x3 metre ölçüsünde dikdörtgen planlı bir havuzun bir bölümünü oluşturduğunu ortaya koydu. Müzenin 1998 yılında yapmış olduğu çalışmalarda da anıtın alt kısmında 5 adet daha kabartması olduğu tespit edildi. Anıt çevresinde yer alan 3 bin yıllık 25 ton ağırlığındaki boğa protomu ise 2002 yılında yapılan çalışmalarla ayağa kaldırıldı. Dünyada bir benzeri olmadığı belirtilen, doğal sit alanı olarak koruma altında alınan tarihi anıt ve çevresinde yıllar önce başlayan arkeolojik çalışmalar ise ödenek yetersizliği nedeniyle devam ettirilemiyor.

    Kaynak: CNN Türk/16.02.2008


    Türkiye’nin İlk Sualtı Sanal Müzesi'nde Saha Çalışmaları Tamamlandı

    30 Temmuz 2007 tarihinde Kaş-Uluburun Mevkii'nde araştırma dalışlarıyla başlayan Türkiye Sualtı Kültür Mirası Sanal Müze Projesi, Aralık 2008 tarihinde sona erecek ve Türkiye'nin ilk sualtı sanal müzesi kurulacak.




    Proje, Başkent Üniversitesi Kültür ve Sanat Araştırmaları Merkezi (BÜKSAM) ve Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) tarafından gerçekleştiriliyor. Tübitak Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamındaki projede yapılan araştırma dalışları Kültür Bakanlığı'nın izniyle yürütülüyor. Proje, Türkiye'deki sualtı kültür mirasına katkıda bulunmak için öncelikle sualtı kültür mirasını görünür kılmak, sualtı arkeolojisi ve deniz tarihi ile ilgili bilgi paylaşımını gerçekleştirmek, envanterleşmesini sağlamak ve böylelikle kamuoyunda sualtına dikkat çekebilme amacını taşıyor. Bu amaç doğrultusunda da, projenin nihai hedefi, Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek sanal mekanda bir sualtı 'Sanal Müzesi' oluşturmak. Proje kapsamında belirlenen pilot bölge içerisinde bulunan deniz tarihi ve arkeolojik eserlerin envanterlenmesi, bunların envanterleşmesi için metotların belirlenmesi, bu örnek metodolojinin ileri aşamalarında internet üzerinden paylaşıma açılması ve internet kullanıcılarının kullanımıyla büyüyen bir bilgi sistemi planlanıyor.
    Saha Çalışmaları Sona Erdi

    Sualtı Sanal Müze Projesi başlangıç için pilot bölge olarak seçilen ve daha önce Arkeopark olarak kurgulanan Kaş sularından başlayarak oluşturuluyor. Proje, 29 Temmuz 2007 tarihinde Kaş- Arkeopark alanında sualtı araştırmacılığı çalıştayıyla başladı. Araştırma dalışları dokuz hafta boyunca Kaş'ın doğusunda Çılpacık Adası ve batısında Kalkan İnceburun sınırları arasında devam etti. Projenin ilk dönemine ait saha çalışmaları 30 Eylül 2007 tarihinde tamamlandı.

    Saha Çalışmalarında Neler Yapıldı?

    Proje dalışlarına başlangıcından itibaren dokuz hafta boyunca ana ekibe ek olarak dokuz farklı ekip katıldı. Araştırma teknesindeki bir ekibin bir günü 'deniz şartları izin verdiğince', yoğun, yorgun ama bir o kadar da keyifli yaşandı. Her sabah ekip saat 06.00'da uyanıp, saat 06.45'de teknenin denize açılarak ilk dalış noktasına varılması ve kat edilen mesafeye göre değişse de her sabah 07.30'da başlayan dalışlarla güne başladı. Gün boyu yapılan tarama dalışlarında bulunan buluntular yüzey şamandırası ile işaretlenip, koordinatlar alındı, ardından yapılan buluntu dalışlarıyla envanterleme amaçlı, çizim, fotoğraf ve ölçüm yapıldı. Haftalık program dahilinde ana ekibin yanı sıra, her dönem dönüşümlü 10-12 açık su dalgıcı projeye dahil oldu. Her yeni dalış ekibi, sualtı araştırma dalıcılığı çalıştayı teorik ve pratik eğitimlerini Arkeopark alanında deneme dalışları yaparak haftaya başladı. Dalış ekibi, ilk dalışını Kaş- Arkeopark alanına yaptı. İzleyen haftalarda ise dalışa yasak olmayan bölgelerden Limanağzı mevkii, Osman'ın Batığı; Üçkayalar, Güvercin Ada, Kaş Adalar mevkiinde Besmi Adası, Kovan-Kovanlı Adaları, Heybeli Ada, Çoban Burnu, Çapa Banko, Çuburbağ Burnu ve Çoban Burnu arası alan, Üçkaya-Topuk, Çılpacık Adası, Sığtaş Adası güneybatısı, Bucak Denizi girişi-doğu kıyısı güneyinde, Bucak Denizi, Gürmenli Adası, Hidayet Koyu ve Kaptanoğlu Sığlığı, Kekova Çılpacık Adası'nda ve dalışa yasak bölge Kaş-Kepez ve Kalkan İnceburun-Kaputaş Plajı arası mevkiinde gerçekleştirdi. Dalışlara, T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı Temsilcileri Ali İlker Tepeköy, Mustafa Ergün ve Umut Görgülü de eşlik etti. Projenin mevcut aşamasına kadar olan dalışlarda, amfora ve amfora kırıklarına, taş ve metal çapalara, günlük kullanım kaplarına, sac teknelere, uçak batığına, safra ve değirmen taşlarına rastlandı. Proje süresince elde edilen buluntular veri tabanına aktarılırken bu işlemler için paylaşımlı program dili ve internet üzerinden ulaşımlı bir veri tabanı gerçekleştirilmek üzere çalışmalara başlandı. Saha çalışmaları sonrası üye girişiyle Türkiye Sualtı Kültür Mirasına katkıda bulunmak isteyenler kendi buldukları eserleri paylaşımlı veri tabanına girebileceklerdir. 13.11.2007



    Allianoi Korunmadı, Neden?

    Direnişini 2001'den bu yana sürdürüyordu. Ama 3. Akademik Bilim Komisyonu'na yenildi. Dünya mirası listesine girebilecek kadar değerli Allianoi sular altına gömülüyor.


    Uzun süredir Yortanlı Baraj Göleti'nin altında kalıp kalmayacağı tartışılan Allianoi'de acı sona gelindi. Bu ünlü örenyerinde 1998 yılından bu yana kazı çalışmaları yapılıyor. Bergama'nın 1800 yıllık ikinci sağlık merkezi, Allianoi'de ortaya çıkartıldı. Yine dünyanın en büyük ve en sağlam kalabilmiş, içinde sıcak suyu bulunan Roma ılıcası da Allianoi'de. Arkeoloji, sanat tarihi, mimarlık, tıp, farmakoloji ve hidroloji tarihi bilimlerinin literatürüne girebilecek önemli sonuçlara yine burada ulaşıldı.


    Allianoi'nin korunması için Türkiye'de 35 bin imza toplandı ve T.C. Başbakanlığı'na 2005 ile 2006 yıllarında en çok Allianoi'nin korunması için yazılı başvuru yapıldı. Çok sayıda etkinlikle de Allianoi anlatıldı. Fakat bütün bunlar sonucu etkileyemedi. Allianoi 2001 yılında I. derecede arkeolojik sit alanı ilan edilmişti. Ama bu karar oraya baraj yapılmasını engelliyordu. Bu nedenle kararın kaldırılması için çeşitli yöntemler denendi ve Ekim 2007'de amaçlarına ulaştılar. Korumaya yönelik alternatif projeler ise 'pahalı oldukları' gerekçesiyle hep reddedilmişti. Oysa Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 2005 yılında oluşturduğı 1. Akademik Bilim Komisyonu hem Allianoi'nin sualtında bırakılarak korunmasının mümkün olmadığını, hem de dünya kültür mirası listesine girebilecek değerde önemli bir örenyeri olduğunu vurgulamıştı. Bu karara rağmen bir yıl sonra ikinci bir akademik bilim komisyonu oluşturmasına ihtiyaç duyuldu. Ancak bu komisyon da sualtında kalma gibi bir kararı kendilerinin veremeyeceğini rapor etti. Allianoi suya direnmiş ama komisyonların arkası gelmemişti. Nihayet geçtiğimiz aylarda 3. Akademik Bilim Komisyonu kararını verdi ve koruma kurulunun onayı ile Allianoi'nin sular altında bırakılması karara bağlandı. Henüz bilimsel kazılar tamamlanmadan, üstüne üstlük uluslararası sözleşmeler hiçe sayılarak alanın bu kararla, dünyanın sayılı kültür miraslarından birine ev sahipliği yapan Türkiye, önümüzdeki günlerde onu kendi elleriyle geri dönüşü olmayacak biçimde sulara terk etmiş olacak.

    Kaynak: Atlas, Ocak 2008, Sayı 178



    Frig Sergisi Vedat Nedim Tör Müzesi'nde!

    Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi, Anadolu'da köklü bir kültür yaratarak kendilerinden sonra gelen Anadolu ve Roma uygarlıklarını etkileyen Frigler'i konu edinen kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. 26 Aralık 2007- 13 Nisan 2008 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek serginin en önemli özelliği dünyanın ilk Frig sergisi olması.




    Kazılar sonucu ortaya çıkarılan Frig eserleri, başta Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri olmak üzere Eskişehir, Afyonkarahisar, Kütahya, Burdur müzelerinde ve geçtiğimiz yıllarda açılan Gordion Müzesi'nde bulunuyor. Vedat Nedim Tör Müzesi'ndeki 'Frigler' sergisi, tüm bu müzelerdeki birbirinden göz alıcı 275 Frig eserini bir araya getiriyor. Böylece sergi ziyaretçileri görkemli Frig dünyasında bir gezinti yapma fırsatı bulacak... Sergi boyunca tiyatro sanatçıları, 'Midas'ın Eşek Kulakları' ve 'Midas'ın altın hırsı' mitolojik öykülerinden okumalar yapacak. Ayrıca serginin konseptine uygun olarak seyircilere Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı tarafından derlenen Frig esinli pan flüt ağırlıklı müzikler dinletilecek.

    Mitolojide Frigler

    Frigler, Orta Anadolu'da (Ankara / Polatlı) Hititlerden sonra kurulup kısa sürede yayılıp güçlenen, ilginç bir uygarlık. Gerek sanat eserleri gerekse dini inanışlarında kendilerinden önceki uygarlıkların izini taşıyan Frigler, sonraki uygarlıklara esin kaynağı oldular. Büyük İskender, ünlü Gordion Düğümünü bir kılıç darbesiyle çözerek dünyanın fetih biletini sanki Frigler'den almış ve fetihlerine hızla devam etmişti. Daha sonraki dönemlerde ise Romalılar, krallıklarını tehdit eden Kartacalı Hannibal'a karşı yapılan savaşı kazanabilmek için Frig Ana Tanrıçası Magna Matar (Kybele)'ın, Sivrihisar/ Pessinus (Ballıhisar)da bulunan kült merkezinden göktaşı şeklindeki idolünü Roma'ya götürmüşler ve ana tanrıçadan yardım dilemişler ve tarihteki en büyük düşmanına karşı Roma, tanrıça Kybele sayesinde büyük bir zafer kazanıyor. Anadolu mitolojisine 'Eşek Kulaklı Midas' olarak konu olan Frig Kralı Midas'ın, efsanede her tuttuğunu altın yapması kuşkusuz Frig zenginliğinin bir göstergesi. Günümüzde de yapılan bir iyilik karşısında söylenen 'Tuttuğun altın olsun' deyimi bu efsaneden türemiştir. Tanrı Dionysos kendisine iyilik yapan Kral Midas'ı bu sözle ödüllendirmiş, Midas'ın öyküsü kulaktan kulağa yayılarak bugüne kadar gelmiştir. Midas'ın efsaneleri bununla sınırlı değildir. Apollon ve Marsyas arasındaki dünyanın ilk müzik yarışmasında Midas jüri olarak görev almıştır. Ancak yarışma hem Midas'a hem de a felaket getirmiştir. Tanrı Apollon, Marsyas'ın tarafını tutan Midas'ın kulaklarını eşek kulağı yaparak cezalandırmış, Marsyas ise bir ağaca asılarak derisi yüzülmüştür. Ezber bozacak bir sergi Efsanelerin ötesinde Frig halkı pek çok ilke imza atmıştır. Örneğin Frigler dünyada ilk mozaik yapıp mimaride kullanan bir uygarlıktır. Sakarya Nehri'nin çakıl taşlarını kullanarak yaptıkları mozaikler Anadolu ve Roma'nın göz kamaştırıcı eserlerine esin kaynağı olmuştur. Altın sim işlemeciliği, fibula (çengelli iğne); flüt ve yığma mezar dediğimiz 'tümülüsler' de ilk kez Friglerce kullanılmıştır. Bugüne kadar Midas'ın mezarı olarak bildiğimiz Polatlı/Gordion (Yassıhöyük)daki Frig tümülüsünün içindeki mezarın Midas'a değil, belli büyükbabası ya da babasına ait olduğu bu sergide gündeme getiriliyor.

    Bugünün Frigya'sı

    Frig eserlerini, barındıran Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya arasındaki üçgen, dünyanın en önemli açıkhava müzelerinden biridir. Frig Vadisi; görkemli kaya anıtları, mezar odaları, tapınakları ile geçmişe tanıklık etmekte, Midas'ın özgür ve bohem halkının kaya anıtlarına yansıyan ruhunu hissettirmektedir. Yıllardır sürdürülen arkeolojik kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkarılan Frig eserleri Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesine getirildi, belki de dünyanın en güzel en önemli ve grift ahşap tasarımı olan Frig masası ve mobilyaları bugünün endüstri ve sanat tasarımcıları tarafından mutlaka görülmesi gerekli eserler. En önemli Frig Yerleşim alanları olan Eskişehir, Afyonkarahisar, Kütahya, Burdur ve Kütahya'da müzeler açılmasıyla birlikte bölgede yapılan kazılardan çıkarılan eserler bu müzelerde toplandı. Geçtiğimiz yıllarda Friglerin başkenti Gordion'da Büyük Tümülüs'ün hemen karşına Gordion Arkeoloji Müzesi inşa edildi. Burada hem yerleşme yerinde hem de tümülüslerde sürdürülen kazılarda gün ışığına çıkartılan Yassıhöyük ve yakın çevresinin yerleşim tarihine ışık tutan, çoğu Frig eserlerinden meydana gelen çok güzel buluntular sergileniyor .

    T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün işbirliği ve himayesinde açılan 'Frigya' sergisinin bilimsel danışmanlığını Eskişehir Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taciser Sivas yapıyor. Şennur Şentürk'ün koordinatörlüğünde hazırlanan sergiye kapsamlı bir sergi kitabı da eşlik ediyor. Projeye ve hazırlanan kitaba, Gordion (Yassıhöyük) Projesi başkanı Prof. Dr. Kenneth Sams, Gordion kazısı başkanı Prof. Dr. Mary Voight, Gordion kazı ekibinde yer alan ve Frig uygarlığının çeşitli konularında uzmanlaşmış olan Prof. Dr. Lynn E. Roller, Prof. Dr. Elisabeth Simpson, Dr. Oscar White Muscarella, Dr. Matt Glenndinig, Dr. Robert Henrickson, Kerkenes kazısı başkanı Dr. Geoffrey ve Francoise Summers, Bogazköy kazı ekibinden Dr. Hermann Genz, Frig dili ve yazısı üzerine yaptığı çalışmalarıyla ünlü dilbilimci Prof. Dr. Claude Brixhe, Prof. Dr. Thomas Drew-Bear, Frig sanatının Anadoluluğu üzerine değerli çalışmalar yapan Prof. Dr. Fahri Işık, Frig kaya anıtları ve Frig yayılım alanı üzerine çalışmalarına devam eden Dr. Taciser Sivas v e Dr. Hakan Sivas, Ankara'daki Frig Tümülüs kazıları üzerine Prof. Dr. Numan Tuna, Dağlık Frigya Bölgesi'ndeki Frig araştırmalarının tarihçesi üzerinde çalışan Dr. Dietrich Berndt bilimsel yazılarıyla destek verdi.

    15.01.2008



    TAY Demir Çağı Envanteri klasörleri yayınlandı

    TAY Projesi, Anadolu ve Trakya'nın en önemli uygarlık süreçlerinden biri olan Demir Çağı yerleşmelerinin envanterini iki klasör halinde yayınladı.



    • Envanterde, 7 bölgeden toplam 2343 yerleşme yer alıyor.

    • Bu 2343 yerleşmenin 182'si Büyük Fiş; -yer tarifleri ve araştırma bilgileri dışında yeterli veriye sahip olmamaları nedeniyle- 2068'sı Mini Fiş ve il, ilçe bazen de köy bilgileri dışında hiçbir ayrıntıya ulaşılamadığı için 93'ü Liste olarak yayınlandı.

    • Demir Çağı araştırmalarına ait 1686 yayın da envanterin kaynakçasında yer alıyor.

    • Yerleşme planı, mimari ve buluntuları içeren 185 adet görsel malzeme de klasöre eklendi.

    • Klasörün içinde, 146 kelimelik bir 'Meraklısına Mini Demir Çağı Sözlüğü' de yer alıyor.

    • Klasörde, araştırmacı yazarlar tarafından kaleme alınan, 'Trakya ve Doğu Marmara' (Işık Şahin), 'Ege Bölgesi' (Yasemin Polat), 'İç Anadolu Bölgesi' (Taciser Sivas – Hakan Sivas), 'Karadeniz Bölgesi' (Hakan Sivas - Gülriz Kozbe - Alpaslan Ceylan ), 'Doğu Anadolu Bölgesi' (Alpaslan Ceylan - Yasin Topaloğlu ) ve 'Güneydoğu Anadolu Bölgesi' (Gülriz Kozbe) bölümlerinden oluşan 'Türkiye Demir Çağı Araştırmaları Üzerine Değerlendirmeler' başlıklı bir yazı da bulunuyor.

    • Ayrıca, tüm yerleşmelerin hem isim, hem de bulundukları bölgeye göre sıralanmış olduğu dizinler ve envanterde kullanılmış olan kısaltmaların açıklamaları da klasöre eklendi.



    • Klasörlerin arkasında, Demir Çağı'na ait seçilmiş buluntu yerlerini içeren bir harita da yer alıyor.

    Ayrıntılı bilgi için: http://www.tayproject.org






        Ana sayfa


    Arkeo Haber

    Indir 74.32 Kb.