bilgiz.org

Ab gida güvenliĞİ poliTİkasi ve tüRKİYE’Nİn uyum süreci ab’nin Gıda Güvenliği Politikası

  • AB’nin Kullandığı Gıda Denetim Sistemleri ve Denetim Kurumları
  • Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA)
  • Gıda ve Veterinerlik Ofisi (FVO)
  • Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistemi (RASFF)
  • Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları (HACCP)
  • Türkiye’de Gıda Güvenliği Türk Gıda Mevzuatı ve Gıda Güvenliği
  • Türkiye’de Gıda Güvenliği’ne İlişkin Denetim Mekanizması
  • Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı
  • Türk Standartları Enstitüsü (TSE)
  • Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM)
  • AB’nin Gıda Güvenliği Politikası’nın Üyelik Sürecinde Türkiye’ye Yansıması Mevcut Durum ve AB Müktesebatına Uyum İçin Yapılması Gerekenler
  • 2010 İlerleme Raporu Işığında Türkiye’nin Durumu
  • Gıda Güvenliği Politikası’nın Günlük Hayatımıza Etkileri



  • Tarih30.09.2017
    Büyüklüğü51.15 Kb.

    Indir 51.15 Kb.

    AB GIDA GÜVENLİĞİ POLİTİKASI VE TÜRKİYE’NİN UYUM SÜRECİ


    1. AB’nin Gıda Güvenliği Politikası


    Gıda Güvenliği ve Mevzuatı
    Gıda ürünleri ihracatı ve ithalatında dünyada en önlerde yer alan Avrupa Birliği, uluslararası gıda ticaretinin yönlendirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre en büyük gıda ihracatçısı ülkeler sıralamasında AB başı çekmektedir. AB’nin ardında ABD, Kanada, Çin, Avustralya yer almaktadır. En büyük gıda ithalatçısı ülkeler ise AB, ABD, Japonya ve Çin’dir.

    Gıda güvenliği konusu Avrupa Birliği’nde gittikçe önem kazanan bir konudur. Bunda son on yılda karşılaşılan gıda krizlerinin yarattığı bir duyarlılık etkili olmuştur. AB’de gıda güvenliğinin önem kazanmasının bir diğer nedeni, AB tarım politikalarının geçirmekte olduğu evrimdir. Başlangıcından günümüze tarım kesimine büyük korumalar getiren ve yaklaşık AB bütçesinin yarısını eriten tarım politikaları, yüksek maliyetleri ve düşük etkinlikleri nedeniyle eleştirilere tabi tutulmakta, fiyatların piyasada oluşmasına daha çok imkân tanıyan, tüketicilerin beklentilerini daha çok önemseyen bir yapıya doğru çevrilmekte ve destek araçlarını bu alanlara kaydırmaktadır. Kırsal kalkınma, hayvan ve bitki sağlığı, organik tarım ile gıda kalitesi ve güvenliği konuları yeni politika odaklarındandır. AB’nin gıda alanındaki düzenlemeleri incelendiğinde ana unsurun, Topluluk içinde arz edilen gıdanın güvenli olmasının ve orijinine bakılmaksızın gıda güvenliğinin aynı standartta uygulanması hedefi olduğu görülmektedir.

    AB’de gıda mevzuatının uygulanmasına ilişkin en önemli araçlardan biri olan “Beyaz Kitap” gıda güvenliğinin sağlanmasına yönelik bir şekilde Avrupa Komisyonu tarafından 12 Ocak 2000 tarihinde hazırlanmıştır. Beyaz Kitabın amacı, gerçekleştirilen tartışmalar ışığında, mevcut AB gıda mevzuatını tamamlamak ve modernleştirmek için gerekli bir dizi kapsamlı faaliyet alanını belirlemek, gıda mevzuatını daha uyumlu, anlaşılabilir ve esnek hale getirmek, mevzuatın daha iyi uygulanmasını teşvik etmek, tüketicilere karsı şeffaflığı artırmak ve yüksek derecede bir gıda güvenliğini garanti etmek üzere önerilerde bulunmaktır.



    AB’nin Kullandığı Gıda Denetim Sistemleri ve Denetim Kurumları

    Tüketicinin Korunması ve Sağlık Genel Müdürlüğü (DG SANCO)

    DG SANCO, tüketici çıkarlarının ve insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi, gıda güvenliğinin sağlanması, hayvan ve bitki sağlığının korunması ve hayvan refahının geliştirilmesi amacıyla görev yapmaktadır. DG SANCO gıda zincirinin güvenliği, hayvan sağlığı ve refahı alanlarında AB’de bir sorun tespit edildiğinde, sorunu çözmek üzere öneriler getirmektedir. Bu alanlarda ulusal veya bölgesel seviyede yetkili otoritelerin bir sorunla karşılaşması durumunda, bu makamlara destek sağlamaktadır.
    Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA)

    EFSA’nın ana görevi Topluluk mevzuatı ve politikaları için bilimsel tavsiye ve bilimsel ve teknik destek sağlamaktır. EFSA ulusal ve uluslar üstü mevzuat düzenleyici yapılar ağında en yetkili yapı olup; Birlik için bilimsel referans noktasıdır. EFSA faaliyetlerini çeşitli komiteler, paneller ve müdürlükler altında yürütmektedir. Bilimsel komite ve paneller risk değerlendirme konusunda uzman kişilerden oluşmaktadır.


    Gıda ve Veterinerlik Ofisi (FVO)

    Gıda ve Veterinerlik Ofisi (FVO) gıda güvenliği, hayvan sağlığı, hayvan refahı ve bitki sağlığı alanlarında Topluluk mevzuatının etkin olarak uygulanmasında görev üstlenmektedir. AB içinde ve AB’ye ihracat yapan ülkelerde, AB gıda güvenliği ve kalitesi ile bitki ve hayvan sağlığı müktesebatına uyumluluğu denetlemek, gıda güvenliği ve kalitesi ile bitki ve hayvan sağlığı alanlarında AB politikalarının gelişimine katkıda bulunmak ve ilgili tarafları yaptığı değerlendirmeler hakkında bilgilendirmek, ofisin başlıca görevleri arasındadır. FVO, Topluluk içinde ve AB’ye ihracat ile ilgili olarak üçüncü ülkelerde AB standartlarına uygunluğu değerlendirmek ve kontrol sistemlerinin etkinliğini sağlamak için denetimler gerçekleştirmektedir. FVO denetimleri belirli bir programa bağlı kalınarak yürütülmektedir. Bu programda denetlenecek ülkeler ve öncelikli alanlar belirlenmekte ve programa uyumun sağlanması için gerektiğinde güncellemeler yapılmaktadır.


    Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistemi (RASFF)

    RASFF, gıda güvenliği açısından ortaya çıkabilecek tüm tehlikelere karşı tüketiciyi korumak ve üye ülkeler arasında hızlı bilgi alışverişi sağlamak, gıda güvenliğine yönelik kontrol ve denetim mekanizmaları arasındaki bilgi akışını sağlamak üzere oluşturulmuş bir sistemdir. Hızlı uyarı sistemiyle, ürün pazara girer girmez, tüketici açısından bir risk içeriyorsa bütün üye ülkeler ve ilgili makamlara alarm verilmektedir. Ayrıca ürün pazara girmeden de, risk içeren ürünün sınırda durdurularak ülkeye girmesi engellenmektedir. Böylece sorunlu üründen kaynaklanabilecek bir tehlikeden bütün topluluk tüketicileri korunmaktadır. RASFF sisteminde tüzük; üye devletler, Komisyon ve Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi arasında gıda güvenliğine ilişkin oluşturulacak bilgi akışının içeriğini ve niteliğini belirlemektedir. Bu durum, Tüzüğün yerleştirmek için büyük çaba harcadığı “tarladan sofraya gıda güvenliği” yaklaşımının da bir göstergesidir.
    Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları (HACCP)

    HACCP sisteminde; özellikle halk sağlığını tehlikeye atabilecek üretimin engellenmesi hedeflenmiştir. Böylelikle muhtemel tehlikelerin tespit edilerek, gereken önlemlerin alınmasıyla, üretimdeki firelerin azaltılması sağlanıp karlılığa katkıda bulunulmaktadır. Sistemin esnekliği ve bütün işletmelere uygulanabilir olması, avantajlardan en önemlileridir. HACCP sisteminin ürün kalitesinin artırılmasına katkısı olacağı için firmaların, tüketicilerine gıda güvenliğini sağladıkları konusunda bir kanıta sahip olması, ilgili firmanın satışlarında artışa da neden olmaktadır.




    1. Türkiye’de Gıda Güvenliği

    Türk Gıda Mevzuatı ve Gıda Güvenliği

    Türkiye’de 28.000 civarında gıda isletmesi bulunmakta olup bunların 16.832’si Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca tutulmakta olan gıda siciline kayıtlıdır. Gıda işletmelerinin büyük çoğunluğu küçük işletmeler olup yaklaşık 2000’inde modern teknolojileri uygulama kapasitesi bulunmaktadır. Un ve unlu mamuller sanayi gıda sektöründe en fazla paya sahip olan alt sanayi dalıdır. Un ve unlu mamuller sanayini, süt ve süt ürünleri sanayisi ve meyve ve sebze işleme takip etmektedir.


    Türkiye’deki Gıda üreten işyeri sayısı: 28.000

    Unlu Mamuller : % 63

    Et Ürünleri : % 2

    Süt Ürünleri : % 12

    Su Ürünleri : % 0.20

    Meyve sebze isleme : % 11

    Bitkisel yağ : % 3,5

    Şekerli ürünler : % 3

    Alkollü Ürünler : % 0.23

    Meşrubatlar : %0.31



    Ülkemiz dünya gıda üretiminde önemli bir yere sahip olmakla birlikte, üretilen gıdaların güvenilirliği ve kalitesi bakımından ciddi sorunlar yaşamaktadır. Nitekim tüketilen gıdaların sağlıklı koşullarda üretilmiş olması ve insan sağlığına zarar vermeyecek bir içeriğe sahip olması gibi konular kamuoyunda oldukça fazla tartışılmaktadır. Buna örnek olarak; AB sınırından geri dönen biberler, her yıl yaşanan kuş gribi vakaları, Rusya ile yaşanan gıda krizi, kaçak et satışları hafızamızda yer edinen, gıda güvenliği denilince akla gelen haberlerden sadece birkaçıdır.

    Dünya gıda üretiminde önemli bir yere sahip olan Türkiye’de, gıda ürünleri ihracatının ülke ekonomisine katkısı giderek artmaktadır. Bunda gıda ticaretinde gıda güvenliğinin gittikçe artan önemine paralel olarak, 2000’li yıllarla birlikte gıda güvenliğinin sağlanması konusunda gerek özel sektörde gerekse kamu yönetiminde önemli atılımlar yapılmasının katkısı büyüktür.
    Türkiye’de Gıda Güvenliği’ne İlişkin Denetim Mekanizması

    Türkiye’de gıda güvenliğini sağlamakla yükümlü bakanlıklar ve muhtelif denetim kurumları mevcuttur. Bunlardan kısaca bahsetmek, Türkiye’deki mevcut durumun gözler önüne serilmesi ve AB’nin sahip olduğu denetim mekanizması ile karşılaştırılması konusunda fikir vermesi açısından önem arz etmektedir.


    Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı

    Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı kuruluş amaç ve görevlerinden biri de 441 sayılı KHK gereğince "Gıda standartları ve kalite kontrol hizmetleri için temel prensip ve kriterleri belirlemek, duyurmak, uygulamalarını denetlemek, diğer kuruluşlarla işbirliği içinde Türk Gıda Kodeksini hazırlanması ve uygulanmasını gerçekleştirmek, mecburi uygulanan standartların kontrolünü yapmak ve gıda kontrolüne yardımcı olmaktır. Ülkemizde gıda güvenliği hizmetleri; Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nın ana hizmet birimlerinden Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan üç Daire Başkanlığı ve illerde Tarım Müdürlüklerindeki Kontrol Şube Müdürlükleri ile yetkilendirilmiş İlçe Müdürlükleri tarafından yürütülmektedir.


    Sağlık Bakanlığı

    Sağlık Bakanlığı, 5179 Sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair KHK’nin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un hükümlerine göre; doğal kaynak, doğal maden, içme, tıbbi sular ile işlenmiş içme, işlenmiş kaynak ve işlenmiş maden suyu üretimi uygun şekilde ambalajlanması ve satış esaslarına ilişkin hizmetler ile özel tıbbi amaçlı diyet gıdalar, tıbbi amaçlı bebek mamaları ile ilaç olarak kullanımı bilimsel ve klinik olarak kanıtlanmış ancak reçeteye tabi olmayan ürünlerin üretim, ithalat, ihracat ve denetimine ilişkin hizmetleri yürütmekle yükümlüdür. Ayrıca Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Beslenme ve Fiziksel Aktiviteler Daire Başkanlığı’na bağlı Beslenme Araştırmaları Şube Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı’nın görev alanına giren gıda sağlığı hizmetlerini yürütme ve Türk Gıda Kodeksi ile ilgili çalışmaları koordine etme faaliyetlerini yürütür.


    Türk Standartları Enstitüsü (TSE)

    Gıda denetiminde doğrudan görev almamakla birlikte, gıda kalite ve standartlarını belirlemede ve belgelendirmede yetkili kuruluş olan Türk Standartları Enstitüsü (TSE) 132 sayılı Kanunla kurulmuştur. TSE, standartlarla ilgili araştırma maksadıyla ve ihtiyari standartların tatbikatında kontrol için laboratuarlar kurmak, muayene, analiz ve deneyleri, resmi veya hususi sektörün talep edeceği teknik çalışmaları yapmak ve rapor vermek görevlerini üstlenmiştir. TSE’ye bağlı Ankara- Merkez, İzmir, Kayseri, Denizli ve Çorum olmak üzere 5 ayrı müdürlükte TSE uygunluğu test etmek üzere çalışmalar yapılmaktadır.


    Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM)

    Dış Ticaret Müsteşarlığı, teknik düzenlemeleri ilgili kamu kurumlara bağlı olmak üzere ülkeye ithal edilecek veya ülkeden ihraç edilecek tüm ürünlere yönelik düzenlemeler yapmaktadır. Bu kapsamda Dış Ticaret Müsteşarlığı’nca her yıl yayımlanan "Dış Ticarette Standardizasyon” tebliğlerine göre gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin ithalat aşamasındaki gıda güvenliği ve kalitesine yönelik kontrolleri yürütmek üzere Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü ve/veya Tarım İl Müdürlüğü tarafından ithalat gerçekleştirilmeden önce "Kontrol Belgesi" onaylanmakta ve gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin gıda kalitesi ve güvenliğine yönelik kontroller Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından yapılmaktadır.




    1. AB’nin Gıda Güvenliği Politikası’nın Üyelik Sürecinde Türkiye’ye Yansıması

    Mevcut Durum ve AB Müktesebatına Uyum İçin Yapılması Gerekenler

    AB müktesebatı 100.000 sayfa civarında olup bunun yarısı tarım konularını kapsamaktadır. Tarım konularının büyük bir bölümü de gıda güvenliği, bitki ve hayvan sağlığıyla ilgilidir.

    “AB Müktesebatının Üstlenilmesine Dair Türkiye Ulusal Programı”nda büyük bölümü gıda güvenliği, bitki ve hayvan sağlığı konularında olmak üzere tarımla ilgili 161 mevzuat uyumu çalışması bulunduğu görülmektedir. Bunun 26’sı hayata geçirilmiş olup gerçekleşme oranı yüzde 16’dır.

    Türkiye’nin gıda güvenliği konusunda gelmiş olduğu son noktayı belirtmek gerekirse; Türkiye, İspanya’nın dönem başkanlığının son günü olan 1 Temmuz 2010 tarihinde İspanya’nın “son dakika golü” olarak belirttiği ve AB nezdindeki daimi temsilcilerden oluşan COREPER'in Türkiye ile müzakerelerde 12 numaralı başlık olan "Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı" faslının açılmasını oybirliğiyle kabul ettiğini belirtmiştir. Bu başlığın açılmasıyla birlikte Türkiye faslın açılış kriterlerini başarıyla yerine getirdiğini göstermiş ve AB’nin mevzuat olarak uyumlaştırılması en zor kabul ettiği bu başlığı açarak, başlığa tam uyum ve Topluluğa tam üyelik konusunda üzerine düşenleri hızla gerçekleştireceğinin sinyallerini vermiştir.

    Bundan sonraki süreçte Avrupa Komisyonu tarafından açıklanan kapanış kriterlerine göre Türkiye’nin yeni bir “Müzakere Pozisyon Belgesi” hazırlaması; ardından da AB’nin yeni gelişen müktesebat ve Türkiye’nin yeni “Pozisyon Belgesi” ışığında yeni bir “Ortak Pozisyon Belgesi” oluşturması beklenmektedir.

    Türkiye, gerçekleşmesini uzun zamandır beklediği bu olayın tamamlanmasıyla birlikte mevcut mevzuat ve yasalarını hızlı bir şekilde AB mevzuat ve müktesebatıyla uyumlaştırmalıdır. Bu uyum sürecinin hızla tamamlanması için aşağıdaki hususların gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bunlar;



    • Müktesebatın üstlenilmesi,

    • Bir genel strateji oluşturulması,

    • İlgili bakanlıklar arası yakın işbirliği,

    • AB ile uyumlu yeni mevzuat çıkartılması,

    • Ulusal Parlamento ile işbirliği,

    • Komisyon ile işbirliği,

    • Bu alanda çalışacak personelin etkin bir şekilde eğitimi,

    • İlgili tüzükler için gerekli idari yapıların kurulması,

    • Ulusal yasaların buna uydurulması,

    • Direktiflerin ulusal mevzuata aktarılması,

    • Yüksek ortak standartlara sahip bir iç pazara girmeyi sağlayacak çevre, gıda güvenliği gibi konularda AB mevzuatının gereğinin yerine getirilmesi,

    • Kapasitenin güçlendirilmesi (mevzuatı uygulayacak kuruluşların oluşturulma veya varsa güçlendirilmesi, gerekli parasal kaynak ve elemanların sağlanması, mevcutlarının eğitimi, parasal kaynakların planlanması ve zamanında tahsisi, bu arada yeni üye devlet deneyimlerinden yararlanma)

    • Uygulayıcı yapıların güçlendirilmesi (gümrükler, sınır kontrol noktaları, denetim sistemi ve kontrol laboratuarları)




    2010 İlerleme Raporu Işığında Türkiye’nin Durumu

    Türkiye’nin konu ile ilgili durumu AB Katılım Müzakerelerinde 12. Fasıl olan “Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı” baslığı altında değerlendirilmektedir. 2010 İlerleme Raporu’na göre Türkiye; gıda güvenliği konusundaki AB müktesebatının iç hukuka aktarılması ve uygulanması konusunda önemli derecede ilerleme kaydetmiştir. Veterinerlik Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Çerçeve Kanunu kabul edilmiştir. Türkiye, ayrıca müktesebatın iç hukuka aktarılması, uygulanması ve yerine getirilmesi için detaylı bir strateji hazırlamıştır. Veterinerlik politikası konusunda, AB müktesebatının iç hukuka aktarılması ve uygulanmasında bazı ilerlemeler kaydedilmiştir.

    Veterinerlik denetimleri ve kontrollerinin finansmanına ilişkin mevcut sistem AB müktesebatıyla uyumlu değildir. Canlı hayvanlar ile hayvan ürünlerinin ithal şartlarını AB kurallarıyla uyumlu hale getirmek yönünde ilerleme kaydedilmemiştir. Türkiye, zooteknik konularında veya hayvan refahı konusunda ilerleme kaydetmemiştir. Hayvan refahı, bu fasıldaki katılım müzakerelerinin kilit faktörüdür.

    Gıda, yem ve hayvansal yan ürünlerinin piyasaya arzı konusunda sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Bu faslın müzakereleri açısından kilit unsur olan hijyen paketi henüz iç hukuka aktarılmamıştır. Hijyen rehberleri hazırlanmış ve bazı sektörlerde uygulanmasına başlanmıştır. Risk esaslı denetimler ve kontroller uygulanmaktadır. Gıda güvenliği bilgi ağı sistemi kısmen faaliyete geçmiştir. “Ulusal Gıda ve Yem Acil Uyarı Sistemi” geliştirilmiştir. Tarımsal gıda ve hayvansal yan ürün işletmelerinin sınıflandırılması AB müktesebatıyla uyumlu şekilde tamamlanmıştır. Bununla birlikte, söz konusu işletmeleri AB gerekliliklerine uygun hale getirmek yönünde kayda değer bir eylemde bulunulmamıştır.

    Sonuç olarak raporda, faslın katılım müzakerelerine yönelik tüm kilit unsurlarında ilerleme kaydedildiği belirtilmiş ve Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Çerçeve Kanunu, Türkiye’nin gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı politikası alanında uyumlaştırma sürecine önemli ölçüde katkı sağlandığı ortaya konmuştur. Fakat raporda Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılması konusunda bir ilerleme kaydedilmediği söylenmiş ve tam bir uyum stratejisinin benimsenmesi, bu alanda ilgili AB müktesebatının iç hukuka aktarılması ve uygulanmasını kolaylaştırması gerekliliği üzerinde durulmuştur.
    Gıda Güvenliği Politikası’nın Günlük Hayatımıza Etkileri

    Gıda Güvenliği başlığına uyumun hem yapısal dönüşüm hem de maliyetler açısından büyük zorluklar içerdiği bilinmektedir. Fakat gerek üreticiler gerekse tüketiciler açısından durum derinlemesine analiz edildiğinde, aslında uyum çabalarının hiç de boşa sarf edilmeyeceği de açıktır. Bu başlık kapsamında yapılacak çalışmaların günlük hayatımıza yönelik etkileri ve kazanımları su şekilde özetlenebilir:



    • Vatandaşlar güvenli gıdaya ve tükettiği gıda konusunda doğru bilgiye erişim sağlayacaktır.

    • Gıda ile ilgili düzenlemeler konusunda vatandaşın görüşü alınacak, karar alma sürecine katılımları sağlanacaktır.

    • Gıda zincirinde izlenebilirlik daha etkin biçimde sağlanacaktır.

    • Gıda ve yeme ilişkin daha sıkı kontroller yapılacak, bu kontroller için ayrıntılı kontrol planları hazırlanarak uygulanacaktır.

    • Yapılan kontrollerde gıdada bir sorun tespit edilmesi durumunda, hızlı alarm sistemine bilgi girilerek, geriye dönük takibi yapılabilecek ve sorunlar kaynağında tespit edilebilecektir.

    • Gıda ve yemlerden kaynaklanan ve insanlarda ciddi sağlık sorunları oluşturan acil durumlarda ve kriz anında uygulanmak üzere planlar oluşturulacak ve zaman kaybetmeden müdahale edilebilecektir.

    • Gıdanın güvenli olmadığı anlaşılırsa, ilaçlar gibi piyasadan toplatılacaktır.

    • Lokanta, restoran, satış yerleri, soğuk hava ve depolama yerleri dahil, bitkisel ürünleri isleyerek gıda üreten işyerleri ve yem üreticileri kayıt altına alınacak ve kendileri için belirlenen hijyen kurallarına uyacaktır.

    • Balıkçı tekneleri de hijyen kurallarına uyacak ve kayıt altına alınacaktır.

    • Et, süt, su ürünleri, yumurta gibi hayvansal ürünleri isleyenler onaya tabi olacak ve daha sıkı hijyen kurallarına uyacaktır.

    • Gıda güvenliği ile ilgili tüm sorumluluk gıda işi yapanlarda olacak, bunlar çalışanlarının hijyeni ve eğitimini sağlayacaktır.

    • Hayvan hastalıklarının kontrol altına alınmasıyla çiğ sütün kalitesi artacaktır.

    Tüm bu değerlendirmeler, ortaya konan saptamalar, sayısal değerler ve derinlemesine hazırlanan ilerleme raporları ışığında, Türkiye’nin çoğu kurumu ve denetim mekanizmalarıyla birlikte gıda güvenliği konusunda AB standartlarına uyum çabalarının varlığından söz edilebilmektedir. Türkiye’nin bundan sonraki tüm enerjisini bu faslın kapanış kriterlerini tamamlamaya yönelik harcaması gerekliliği, gerek AB tarafından gerekse Türkiye’de yer alan ve gıda güvenliği konusunda söz sahibi olmuş hem akademik hem de ticari faaliyetler açısından büyük başarılara imza atmış kurum ve kuruluşlar tarafından dile getirilmektedir.



    Türkiye’nin bundan sonra daha da geliştirmesi beklenen bir diğer önemli hususun gıda denetimi konusunda olması gerektiği vurgulanmaktadır. Son yıllarda azalma eğilimi gösterse de, son 3 yılda Türkiye’nin, Hızlı Alarm Sistemi (RASFF)’ne takılan özellikle kuru incir, biber, domates, antep fıstığı, kayısı ve kayısı çekirdeği, fındık, kuru üzüm gibi ihraç ürünleri, Türk Gıda Mevzuatı’nda hala bazı eksikliklerin olduğunu ve denetim sistemlerinin tam etkin çalışmadığını göstermektedir. 2009 RASFF bildirisinde, Türkiye’nin 278 alarm bildirimiyle Çin’den sonra en çok ikaz alan ikinci ülke olması bu tespitleri doğrulamaktadır.

    Türkiye’de küçük ölçekli işletme sayısının fazlalığı dikkate alındığında, AB standartlarında üretim yapabilecek işletme sayısı çok az kalmaktadır. Bu noktada ihracat potansiyeli olan firmaların önünün açılması için, yetkili otorite olarak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın işletmelerin AB standartlarına göre sınıflandırması ve AB mevzuatına uygunluğu denetleyebilmesi için her türlü gerekli araca sahip olması gereklidir. Sonuç olarak, gelinen noktada Türkiye, AB standartlarında üretimin gerçekleştirilebilmesi için, mevzuatını yenileyerek ve yeni uygulamalar devreye sokarak gıda güvenliği alanında önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Ancak yapılanların yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. AB tarafından beklenilen seviyeye ulaşmak için, gıda güvenliğinin tüm unsurları ile birlikte ele alınarak, bir program çerçevesinde ilerleme kaydedilmesi gerekmektedir.






        Ana sayfa


    Ab gida güvenliĞİ poliTİkasi ve tüRKİYE’Nİn uyum süreci ab’nin Gıda Güvenliği Politikası

    Indir 51.15 Kb.