bilgiz.org

1.“Gerçeği buldum.” deme, “Bir gerçek buldum.”de!

  • SORULAR



  • Sayfa6/13
    Tarih29.12.2017
    Büyüklüğü0.78 Mb.

    Indir 0.78 Mb.
    1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13

    YAŞAM VE UMUT


    Güzel bir bahar günü iki kurbağa güle oynaya kırlarda gezerlerken, nasıl olduysa içi süt dolu bir kovaya düşmüşler. Kurbağalardan biri hemen paniğe kapılır ve “ Artık bundan kurtulmam olanaksız.” diye düşünerek kendini bembeyaz sütün içine bırakır. Zavallı kurbağacık çaresizce dibe doğru çöker ve boğulur.İkincisi ise “Belki kurtulurum.Ama sonuçta boğulsam da çırpınacağım, direneceğim.” der. Dediği gibi de yapar kurtulma umuduyla sürekli devinmeye, hareket etmeye başlar. Bu çabaları sonunda süt yağ bağlar. Umutsuzluğa kapılmayan kurbağa da oluşan yağ tabakalarından birinin üzerinde kalarak kurtulur.

    Gördüğünüz gibi, birinci kurbağa umudunu yitirerek kendi sonunu hazırlar.

    Belli ki hiçbir umut ışığı kalmazsa bazı insanlar da kendilerini ölümün ellerine teslim edebilirler. Böyleleri umutsuzluğun, karamsarlığın batağında boğulanlardır. Çünkü umutsuzluk hastalıkların en korkuncudur.Umudumuzu yitirirsek yaşama isteğimizi, direncimizi kısaca her şeyimizi yitiririz.

    SORULAR


    S-1) Yukarıdaki parçanın türü nedir? Niçin?

    S-2) Parçaya göre umut insana neler kazandırabilir, umutsuzluk neler kaybettirir?


    “Yaşantımızı mutlu kılan etmenlerden birisi de kuşkusuz ki aranılan insan olmaktır. Kimi insanlar vardır, zengindir, güçlüdür... Ama yalnızdır. Çünkü candan dostları yoktur. Bizi mutlu eden davranışlar, bize yalnızlığımızı yenme gücünü veren arayışlardır. Alçakgönüllülük, incelik, kültür, güzel konuşmak, karşısındaki insan değer vermek ve ilgi göstermek bu koşullardandır. Özellikle de bu son özelliğin aranılan insan olmak yönünde payı büyüktür.”



    Bu giriş paragrafı ışığında yazıyı kendi düşüncelerinize göre tamamlayınız(Yazıya uygun bir başlık koyunuz)(30p)


    KENDİNİ ACINDIRMA

    .Dertlerimize dost acındırmak, kendimize vah vah dedirtmek gibi kendimi kaptırmamaya çalıştığım çocukça, yakışıksız bir duyumuz vardır. Başımıza gelenleri büyütür, şişirir, karşımızdakini ağlatmak isteriz, neredeyse.Başkalarını kendi dertleri karşısında soğukkanlı gördük mü överiz, ama soğukkan­lılığı bizim dertlerimize karşı gösterdiler mi darılırız, kızarız. Dertlerimizi anlamaları yetmez, yanıp yakınmalarını isteriz. Oysaki insanlar sevinçlerini büyülterek, üzüntülerini küçülterek anlatmalı. Kendini yok yere acındıran gerçekten dertli olunca acınmamayı hak eder. Durmadan vahlanan kimse vahlanılmaz olur. Kendini canlı iken ölü göstereni, ölü iken canlı görebilir herkes. Öylelerini gördüm ki, eş dost kendilerini gürbüz, keyifli görecek diye ödleri kopar, iyileşmiş sanılmamak için gülmelerini tutarlardı. Sağlıklı olmak, kimsede onlara karşı acıma duyguları oluşturmadığı için bu durum nefret ettikleri bir şey olurdu. MONTAIGNE





    S1.”Kendini yok yere acındıran gerçekten dertli olunca acınmamayı hak eder.”sözünde ne anlatılmak istenmiştir?(5p)

    S2 Sizce bazı insanlar neden böyle davranırlar? (5p)

    S3 Metnin türü nedir?Hangi özellikleri bize bu türü tanıtır? (10p)

    S4. Yukarıdaki parçanın ana fikri nedir? (10p)

    S5Aşağıda belirtilen cümlelerdeki altı çizili birleşik eylemlerin türlerini yazınız.(5p)

    a-Affetmem asla seni.]

    b-Sınav sonucunu öğrenince çok mutlu oldu. ]

    c- Bu soruyu çözebilirim]

    d-Geçen yıl kardeşine derslerinde çok yardım etmişti. ]

    e- Bir gazete alıvermedi.]

    Hüseyin Rahmi Gürpınar, konularını ve tiplerini halkın yaşayışından, duygusundan, düşüncesinden aldı. Üstadın romanlarını okurken bu kitaplardaki kahramanları bir bir tanır gibi olurum. Onlar, yazarın hayalinde yarattığı tiplerdir. Bu hayal âleminin yaratıkları sokakta dolaşan; vapura, otobüse, trene binen, sizinle konuşan, benim yanımda oturan, hayat tabiat insanlarından hiç de başka türlü değillerdir.

    .......

    Hüseyin Rahmi’nin tip oluşturmadaki ustalığı harikulâdedir. Yazarın dimağı bir insan atölyesi gibidir. Orada yerli malı olmak şartıyla her çeşit tip pek maharetle imal olunur ve bunlar cinslerinin en iyileridir.

    Üstadın oluşturduğu tipler, taşıdıkları özelliklerden dolayı derhâl tanınır. Sanki görünmez yerlerinde Hüseyin Rahmi markasını taşırlar.

    Bu başarının sırrını da araştırdım: Hüseyin Rahmi, tabiat ve hayatı inceler, dolaşır, görür. Önemli buldukları-nı hemen küçük defterine yazar. Sonra, onları zekâ, hayal ve hassasiyetinin süzgecinden geçirir, ondan sonra ya- zıya aktarır.


    SORULAR

    S-1) Yazıda neyin eleştirisi yapılıyor? Bu eleştiri sonucunda nasıl bir yargıya varılıyor?

    S-2) “Sanki görünmez yerlerinde Hüseyin Rahmi markasını taşırlar” cümlesi parçaya nasıl bir anlam katmıştır?

    S-3)Yukarıdaki parçada geçen altı çizili cümleden ne anlıyorsanız yazınız.

    S-4) Parçaya göre H.Rahmi, tiplerini nerelerden seçmiş, bunlar nasıl tiplerdir?

    “Bu günkü okulun ve eğitimin amaçlarından biri de okumayı alışkanlık haline getirmektir. Bütün eğitim kurumları bu amacın gerçekleşmesi için çalışmaktadır. Çünkü bireylerin gelişmesinde, milletlerin kalkınma ve yükselmesinde bu nokta ihmal edilemez.

    Okumak gibi soylu bir işten, kitap gibi iyi bir arkadaştan kimse kendini uzak tutamaz. Onların yararını ve gerekliliğini inkâr edemez. Muhakkak ki iyi memur, iyi işçi, iyi tüccar, iyi sanatçı... Kısaca iyi vatandaş daha da okumuş ve okuyan kimseler arasından çıkacaktır.

    (İlk 3soruyu yukarıdaki parçaya göre yanıtlayınız.)

    Bireylerin gelişmesinde ve milletlerin kalkınmasında hangi nokta ihmal edilemez?

    Okumanın en önemli faydası nedir?

    “İyi işçi, iyi memur, iyi tüccar, iyi sanatçı...” olmak daha çok neye bağlıdır?

    GÜZEL YAZI
    Yazı, günlük yaşantımızda duygu ve düşüncelerimizi anlatmak için, her zaman başvurduğumuz bir anlatım aracıdır.

    Hayatımızın önemli bir bölümünde yazıdan faydalanırız. Ders çalışırken, not alırken, mektup ve dilekçe yazarken yazıya başvururuz. İnsanlığın bugünkü kültür ve uygarlık düzeyine ulaşmasında yazının rolü çok büyüktür.

    Yazının doğru ve okunaklı olması, okuyana verdiğimiz değeri gösterir. Yazı ne kadar okunaklı ve güzel olursa, okuyanda bıraktığı etki de o kadar olumlu olur. Kurallara uygun güzel bir el yazısı, okuma kolaylığı ve zaman tasarrufu sağlar.

    Bu kadar önemli bir iletişim aracı olan yazının amacına ulaşabilmesi, başkaları tarafından kolayca okunup anlaşılabilmesi için belli kurallar ve ölçüler içinde yazılması gerekir.

    Güzel yazı, her şeyden önce bir eğitim ve disiplin işidir. Bu sebeple öğrenci, yalnızca yazı dersinde değil, bütün derslerde, güzel yazma istek ve çabasını göstermelidir.
    NOT : İlk üç soru yukarıdaki metne göre cevaplandırılacaktır.
    Soru 1.Yazının hayatımızdaki önemi nedir? Metne göre açıklayınız.

    Soru 2. Yazının doğru, okunaklı ve güzel olmasının faydaları nelerdir? Metne göre açıklayınız.

    Soru 3.Yazımızın güzel olması için nelere dikkat etmeliyiz? Bu konuda öğrencilere düşen görevler nelerdir? Metne göre açıklayınız.
    ÇİFTÇİ İLE KARTAL

    Kartalın biri bir ağa tutulmuş. Oradan geçmekte olan bir çiftçi, kuşun güzelliğine, gözlerinin o bakışına dayanamamış; onu kurtarıp azat etmiş. Kartal da kendisine yapılan bu iyiliği anlamış. Çiftçi bir gün bir duvarın dibinde oturuyormuş. Kartal bakmış ki duvar çürük, çöküverecek; hemen adamın üzerine doğru inip başından külahı kapıvermiş. Çiftçi de kalkıp arkasından koşmuş. Bir süre sonra kartal külahı bırakmış. Çiftçi de külahını alıp yine geldiği yere dönmüş. Bir de ne görsün!... Duvar çökmemiş mi! Orada kalsaymış ölecekmiş...



    Çiftçi kartalı niçin kurtarmış?

    Kartal, çiftçinin külahını niçin kapıvermiş?

    Çiftçi külahını alınca ne yapmış?

    Parçadan nasıl bir sonuç çıkarılabilir?

    Metinde geçen "duvarın çöküvermesi" ne demektir?

    SEVDA ÇİÇEĞİ

    Ben bir sevda çiçeğiyim. Yaşım insanlık tarihi kadar eskidir. Dünyanın geçirdiği tüm evreler bende saklıdır. En iyi arkadaşınız da benim. Sevgi benimle filizlenip çiçek açar. Umut bende,teknik bende,fen bendedir.

    Tüm bilgi ve belgeleri kuşakta kuşağa aktarıp gözleri görmeyenlere ışık,kulağı işitmeyenlere ses verir; pas tutmuş kör beyinleri aydınlık yaparım. Benimle dost olanların yüreği insanlık sevgisiyle dolar. Gerçekleri konuşmaktan korkmaz.

    Tüm canlıları bir anda yok edecek güçte olan silahlardan bile tehlikeli görülmem beni üzer. En çok korktuğumsa tutsak edilip farelere yem edilmemdir. Beni hala tanımadıysan lütfen sayfalarımı çevir ve oku. Oku ki gelecek kuşaklara kavga ve savaşlardan uzak aydınlık bir dünya bırakasın.

    1. Yazıda geçen “sevda çiçeği” ne olabilir? Açıklayınız.(10 puan)

    2. Sevda çiçeği”ni üzen ve korkutan nedir? (10 puan)

    3. Sevda çiçeği”nin insanlara öğüdü nedir? (10 puan)


    YAŞAM VE UMUT

    Güzel bir bahar günü iki kurbağa güle oynaya kırlarda gezerken nasıl olduysa içi süt dolu bir kovaya düşer.Kurbağalardan biri hemen paniğe kapılır ve kurtulmasının imkansız olduğunu düşünerek kendini sütün içine bırakır. Zavallı kurbağacık çaresizce dibe doğru çöker ve boğulur.İkincisi ise belki kurtulabileceğini sonunda boğulsa bile direnmesi gerektiğini düşünerek kurtulma umuduyla sürekli hareket eder,çırpınır. Bu çabaları sonunda süt yağ bağlar ve kurbağa da oluşan yağ tabakalarından birinin üzerinde kalarak kurtulur.Gördüğünüz gibi birinci kurbağa umudunu yitirerek kendi sonunu hazırlar.

    Belli ki hiçbir umut ışığı kalmazsa bazı insanlar da kendilerini ölümün ellerine teslim edebilirler. Böyleleri umutsuzluğun,karamsarlığın batağında boğulanlardır. Çünkü umutsuzluk hastalıkların en korkuncudur.umudumuzu yitirirsek yaşama isteğimizi, direncimizi kısaca her şeyimizi yitiririz.

    1.Birinci kurbağa neden kendini bırakıyor? Sonuçta bu kurbağaya ne oluyor?(10 puan)

    2.İkinci kurbağa neden hareket ediyor? Bu kurbağanın sonu ne oluyor? (10 puan)

    3.Parçanın bize vermek istediği öğüt nedir? (10 puan)

    1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13






        Ana sayfa


    1.“Gerçeği buldum.” deme, “Bir gerçek buldum.”de!

    Indir 0.78 Mb.