bilgiz.org

 aslında `7 (şekspir müzikali)` diye başlık açmak lazım bu oyuna




Sayfa3/3
Tarih03.07.2017
Büyüklüğü249.54 Kb.

Indir 249.54 Kb.
1   2   3

Vatan 26.09.2009

Eda SOLMAZ

 

'Rolümden çok etkilendim'deyip efsane yaratmaya çalışanlar ruh hastı !



Haluk Bilginer, Türkiye'de Shakespeare'in ilk kez bir müzikalini sahnelemeye hazırlanıyor. Shakespeare'in oyunlarından bir derleme olan "7" müzikali doğumdan ölüme insan hayatını konu alıyor. Oyunculuğun bir yetenek ve beceri işi olduğunu söyleyen Bilginer, "Rolümden çok etkileniyorum diyenler ya yalancı ya da ruh hastası. Efsane yaratmak için uğraşacaklarına işlerine baksalar daha iyi olur. Bu yıl vizyona girecek Türk filmlerinin de çoğu batacak" diyor.
 

Türkiye buluğ çağı ve her yerinden bir hikâye fışkırıyor! oyun atölyesi, başrolünde Haluk Bilginer'in oynadığı ve Shakespeare'in oyunlarının bir derlemesi olan "7" müzikali ile perdelerini açıyor. Hayatını oyunculuğa adayan Bilginer, müzikalin tek amacının ölümü insanlara hatırlatmak olduğunu söylüyor. Ünlü oyuncunun sanattaki en büyük ilham kaynağı ise Türkiye... Bilginer, "İstanbul'un paradoksları mutluluk veriyor. Türkiye buluğ çağında ve yetişkin olmaya çalışıyor. Böylelikle de hikâyeleri ilham kaynağı oluyor"



"7" müzikali fikri nasıl ortaya çıktı?
Müzikal yapmak istiyorduk, bunu da Shakespeare üzerinden sergilemek istedik. 4-5 yıldır da üzerinde çalışıyorduk. Shakespeare'in oyununu müzikal olarak sahneleyelim ama nasıl bir oyun olmalı? Oyunlarından bir derleme yaparak doğumdan ölüme insan hayatını anlatmak istedik. Shakespeare'in meşhur tiradı "Dünya bir oyun sahnesidir. Bize ilham veren..." oradan yola çıkarak insanın doğumdan ölüme yedi çağını anlatmak üzere oyunu hedefledik. 500 yıl sonra insan hâlâ varsa Shakespeare'in oyunları oynanmaya da devam edecek.
Siz bu hikâyelerde nasıl bir karakteri canlandıracaksınız?
İnsan sahnede doğuyor ve ölüyor; bende insanı ve oyunları anlatan anlatıcıyım. Shakespeare'in Türkiye'de yapılan ilk müzikali. Oyunda Shakespeare maskesi takan soytarılarla da karşılaşacaksınız.
Tiyatroseverler oyun atölyesi'nden nasıl bir Shakespeare yorumu izleyecek?
Bizim gibi... Biz yaptığımız için bizi yansıtması lazım. Sanat sözün bittiği yerde başlar ve söz yetmediği için sanat yapılır.
Yaptığımı anlatmak yetseydi röportajlarda anlatır, provalarla hiç yorulmazdım.
Beni anlamanız için oyunu görmeniz lazım. Bu oyunu izleyen insanlara öleceğini hatırlatırsak, ne mutlu... Öleceğini bilen insan bu kadar kötülük yapamaz. Biz öleceğimizi unutuyoruz.
İnsanların, yarını düşünmeden mi hareket ettiğini düşünüyorsunuz?
Öleceğimizi hatırlarsak hayatta bu kadar çok hırs ve kötülük olmaz, öleceğini bilen tek yaratığız ama salağız. Hep unutuyoruz.
Müzikalde kullanılan müzikleri kim besteledi?
Müzikleri Tolga Cebi yaptı. Sekiz kişilik orkestra alaturka da, rock da, caz da çalacak.
Kızınız yeni projelerde size ilham veriyor mu?
Tabii ki. Uğruna ölüp öldürebileceğiniz tek yaratık. Başka biri yok. O da hayatta her şeyi yaşayarak öğrenecek. Hayal kırıklığına uğrayacak, ağlayacak ama yaşamış olacak. Kızımıza kendimizi dinletiyoruz.
Üç yaşında ve hiç susmuyor.
Sezon başlamadan önce Oyun Atölyesi'nin seçtiği oyunlar genellikle neye göre belirlenir?
Bir oyun güzel yazıldıysa, dramatik yapısı sağlamsa ve biz o oyunda kurulan cümleyi sahneden kurmak istiyorsak o oyunu seçiyoruz. Bu yıl napalım "neyin mesajını verelim" en nefret ettiğim düşüncedir. Sanata mesaj lafı girdiği zaman biter. Sanatın ne haddine mesaj vermek. Sanatı yapan insanın zaten karakteri, sanat anlayışı, ona bakışı yaptığı işe yansır. Siz mesaj verme kaygısıyla masaya oturursanız eğer o sanat falan olmaz.
Çekimleri tamamlanan "7 Koçalı Hürmüz" projesi nasıldı?
Keyif alarak oynadım. Ezel Akay�la çalışmayı seviyorum.
Üstelik oyunda olmayan bir karakter Kuşçu Cevher'i canlandırıyorum. Ezel'in masalsı anlatımı içinde, eğlenceli bir film izleyeceksiniz.
Seyirci senaryo bütünlüğünde nasıl bir yeni karakterle karşılaşacak?
Kuş azat ettiren bir adam. Mahallede bütün olup biteni de biliyor. Deli muamelesi yapıyorlar ama bence, hepsinden daha akıllı.
Son dönemde Onur Ünlü ile çalıştığınız filmler ödül alamadı. Sinemada ödül bir beklenti midir?
Bence ödüller hiçbir şeydir.
oyun atölyesi olarak ödüllere katılmıyoruz ve ödüllere inanmıyoruz. Bizim en kötü oyunumuza yedi tane ödül verdiler ondan inanmıyorum. Ben olsam o oyuna ödül bile vermezdim.
O zaman oyunu neden sahnelediniz?
Oyunu oynadık kötü çıktı ve artık premierde değiştirme şansımız yoktu. Ama yedi tane ödül alacak bir oyun değildi.
Sinema açısından bereketli bir yıl. Filmlerin bu kadar çok olması oyuncuların yararına oluyor mu?
Çoğu batacak. Bu kadar çok filmin oynayacağı salon yok ülkemizde. Bu yıl 70 film çıkıyorsa her yıl televizyonda 100'e yakın da dizi çıkıyor.
Kim bu yönetmenler? 70 yönetmen sayabilir misiniz? Bu furya içerisinde birkaç tane başarıyı örnek alıp sinemadan para kazanıldığım sanan adamlar hüsrana uğrayacak.
Sinema filmi yönetmeyi düşündünüz mü hiç?
Sinema filmi yönetmeyi şu anda düşünmüyorum. Bir sıkıntımı sinema ile anlatmak içimden gelirse gider öğrenirim. Yönetmenlikte yapacağım gibi bir hadsizlik yapamam, çünkü oyuncuyum.
Sahneye bütün kötü düşüncelerinizden arınıp mı çıkarsınız?
Oyunculuk bir beceridir. "Rolümden çok etkileniyorum, konsantre oluyorum" diyenlerden değilim.
Bunları diyenler yalancı ya da ruh hastası. Rolün oyuncuyu etkilemesi efsanedir ve yalandır. Niye rolünden etkilenirler, mesleğiniz bu sizin. Efsane yaratmak için uğraşacaklarına, işlerine baksalar daha iyi oyuncu olacaklar. "Ben rolümden çok etkileniyorum" diyorlar. Yalan. Etkileniyorlarsa iyi oyuncu değiller. Etkilenmek iyi oyunculuk değil, beceridir.
Gündemde yaşananlar sanatınızı etkiler mi?
Hayattaki her şeyden haberiniz olmalı. Sadece tiyatro ilgilenmekle oyunculuğunuz tamamlanmıyor. Günü takip etmezseniz eğer güzel işler ortaya çıkaramazsınız. Son dönemde ilgisiz bir gençlik görüyorum.
İstanbul'un 2010 Kültür Başkenti olması, özel tiyatroların yararına bir durum sağlayacak mı?
Hiçbir fikrim yok. Bizim de fikrimizi almıyorlar. Beceremeyiz, "Becermedik" diye de kalır. Zaten çok da bir şey becerdiğimizi söyleyemem. İyi bir fırsat bizim için. İyi kullanılırsa İstanbul'daki sanat ortamının hareketlenmesine neden olur.
Sonradan beğenmediğiniz projeleriniz oldu mu?
Tabu ki oldu. Bu filmler, CV'imde yer almaz.

Son dönemde Hollywood'da projeleriniz olacak mı?
Geçen sene yaptık ama bu sene öyle proje anlamında bir şey yok. İşlerimi oradaki menajerim ayarlıyor. Hayatımı orada kursaydım işlerim de Hollywood'da devam ederdi.
Sizi İstanbul'a bağlayan nedir?
Türkiye'de kendi tiyatromu yapıyorum. Bu şehrin paradoksları bana mutluluk veriyor. Türkiye buluğ çağında ve yetişkin olmaya çalışıyor. Hikayeleri de ilham kaynağı oluyor.

 

 



Habertürk 21.09.2009

Newsweek 27-4 Ekim

Bahar KADER

 

TARİHİN SEYRİNE TAKLA ATTIRMIŞ EN ÖNEMLİ şahsiyetlerden biri olan İngiliz oyun yazan ve şair William Shakespeare'in ismini telaffuz etmeden iki kere düşünmemiz gereken bir ülke Türkiye. Bu topraklarda Shakespeare'in yazdığı bir tiyatro oyununu izlemeye gitmek ciddiyetle ve haddinizi bilerek yapmanız gereken bir eylemdir. Onu anlıyor olmak için incelmiş bir sanat zevkinizin ve yazarın yüksek bilincinin sınırlarında dolaşabilecek entelektüel bir birikiminizin olması yetmiyor, yanı sıra söze dökülmeyen ancak kim oldukları meçhul bir tarikatın kurallarına riayet etmek de gerekiyor. Özetle; bir tabudur Shakepeare ve öyle oluşu sanatın seçkin olması gerektiğini savunan zümreye doğal bir iktidar alanı sağlar. Ancak tabuların bile bir raf ömrü vardır. "7" (şekspir müzikali) Haluk Bilginer'in Shakespeare metinlerini İngilizce'den Türkçe'ye çevirdiği ve iki saat on dakika süresince şarkı söylediği bir insanlık halleri müzikali. Bilginer ve müzikalin yönetmeni Kemal Aydoğan'la Moda'daki oyun atölyesi'nde meseleyi ayrıntısıyla konuştuk.


 

HALUK BİLGİNER - OYUNCU


"7" (ŞEKSPİR MÜZİKALİ) İÇİN WILLIAM SHAKESPEARE'İN METİNLERİNİ ÇEVİRMEK NASIL BİR SÜREÇTİ?
Benim öğrencilik yıllarımda çok kötü Shakespeare çevirileri vardı. O zamanlar karşılaştırma imkânımız olmadığı için öyle oynamışız. Büyük bir ihtimalle tiyatrolar da öyle oynadı. Sonra bu hataları görünce, şunu baştan çevirelim dedik. Can Yücel'in çevirisi �Vazgeçtim Dünyadan�� gibi bazı yerleri tuttuk. Shakespeare çevirmek bir yolculuk, hakikaten benim de boyumu aşan bir iş. Sadece İngilizce bilmek yetmiyor, onun ruhunu kavramak, dehasını bir nebze anlamak gerekiyor. Shakespeare bugüne sesleniyor ve 500 yıl sonra da insanlık hâlâ var olursa Shakespeare oynanacak. Yıllar önce İngiltere'ye ilk gittiğimde İngilizce öğrendikten ve artık Shakespeare'i orijinalinden okumaya başladıktan sonra fark ettim ki aslında Shakespeare'i hiç tanımıyormuşuz. Biz de bugüne nasıl sesleniriz diye düşündük ve insanlığın doğumdan ölüme yedi çağım anlatmaya karar verdik. Kemal Aydoğan gerçekten çok ince düşünerek birbirini doğru izleyen şeyler koydu arka arkaya. Bütün sözler Shakespeare'e ait ama sanki burada yeniden bir oyun yazılmış gibi maharet var.
 

MÜZİKALİN TEKSTİNİ İLK OKUDUĞUMDA METNİN KOLAYLIKLA ANLAŞILIR OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜM.
Ben dünyada başka bir örneğini bilmiyorum bunun. Shakespeare'den uyarlanmış müzikaller vardır. Fakat Shakespeare'in sözlerini kullanıp müzik yapmak kimsenin aklına gelmemiş.
Shakespeare'in kendi içinde bir müzik var zaten. Muhteşem bir karakter analizi, muhteşem bir dramatik yapı. Müzisyenler korkmuş olabilir. Çünkü siz eğer bir şeyi tabulaştırdıysanız, yapmak zordur. Mesela Atatürk filmi nasıl çekilecek diye düşünüyor herkes. Ama bunu bir İngiliz kimseye hesap vermeden rahat rahat çekebilir. Bizim de böyle bir özgürlüğümüz var. Ben de İngiliz olmama lüksümü kullanarak metni çevirdim.
 

TABULARDAN BAHSETMİŞKEN... PRÖMİYERDEN SONRA MÜZİKAL ÇOK TARTIŞILACAK GİBİ GÖRÜNÜYOR.

Kesinlikle. Risk almadan hiçbir şey alamazsınız. Kaplumbağaya dikkat edin, risk almadan yürüyemez, önce kafasını çıkarmak zorunda ki yürüyebilsin.


 

TABU OLAN ŞEYLER BİR YANIYLA İLGİNÇ BİR ŞEKİLDE SEVİLİYOR. ÇÜNKÜ ONUN ÜZERİNDEN İKTİDAR ALANLARI TARİF EDİLİYOR.
Biraz tabuları yıkmak ve biraz ezber bozmak. Shakespeare oyunları ceketin düğmeleri iliklenerek oynanmazmış. Shakespeare bir insan ve insanlara tiyatro yapıyordu; kendi çağında eğlence üretiyordu. Globe Theatre bir şölen alanı gibidir. Soytarıların Shakespeare oyunlarındaki varlık alanı bizzat seyirciyi eğlendirmek içindir. Oyunda görevleri vardır, ama arada sahneyi terk etmez, seyirciyle atışır, bugünkü anlamıyla stand-up yapar.
Böyle bir panayır havası içinde geçen oyunları Türkiye'de yaptığınız zaman, "Vaay Shakespeare ha" derler. Bu bizim cehaletimizden kaynaklanır. Saygı göstermek bu değil ki. Dehayı anlamaya çalışmak ve onun keyfini, zevkini çıkarmaya çalışmak ona saygı göstermektir. Onun için oyun atölyesi Othello'yu oynadı, sonra Timon'u ve ardından Hırçın Kız'ı. Üç tane Shakespeare oyunu sahneledik biz ve bugüne kadar bir özel tiyatronun pek de cesaret edemediği bir şeydi. Ama oyun atölyesi'nden sonra yapanlar oldu. Olsun da
 

MÜZİKALİN BİR DE PRODÜKSİYON AYAĞI VAR. NE KADARA MÂL OLDU?
Çok para. Aldığımız ses masasıyla bir daire alırdık. Gerisini söylemeyeyim. Sekiz kişilik orkestra, hepsinin monitörleri, bizlerin mikrofonları. Cızırtısız, kaliteli bir ses sunabilmek için biz bu masrafa girmeyi göze aldık. oyun atölyesi bir şey yaparken bütçe belirlemez. Paramız varsa sonuna kadar kullanırız. Doğrusu da bu. Biz salonun kaç kişilik olduğunu, bileti kaça sattığımızı düşünmüyoruz. Biz şu işi yapmaktan çok büyük keyif alıyoruz, bizi çok heyecanlandırıyor bunu yapmak. Heyecan kaç para Allah aşkına? Huzurlu bir uyku kaç para?
 

MÜZİKALDE YEDİ AYRI ÇAĞ İZLİYORUZ. METNİN SİZİN HAYATINIZDAKİ İZDÜŞÜMÜ NEDİR?
Hepimizin hayatında karşılığı var. Çok önemli olduğunu sandığımız şeylerin peşinden koştururken, var olan tek gerçeği unutuyoruz: Hepimiz öleceğiz. En azından oyundan çıkan insan öleceğini hatırlasa yeter. Yaşamı yedi çağa bölmüş Shakespeare. Bizde de yedi tane kutu var sahnede, o kutuların içinden o çağlara ilişkin aksesuarlar çıkıyor. Umarım eğlencesini doğru aktarırız seyirciye. Çünkü eğlence olmadan tiyatro olmuyor. Birinci koşul bu, bir eğlence yapıyoruz burada; onu unutmamak lazım. Ama o eğlence içinde de bir masal anlatıyoruz. Asla mesaj verelim gibi bir iddiamız da yok, böyle bir hadsizliğimiz de yok.
 

KEMAL AYDOĞAN - YÖNETMEN


BU MÜZİKALİ SAHNEYE KOYMAYA KARAR VERDİĞİNİZDE ELİNİZDE NASIL BİR YOL HARİTANIZ VARDI?
Shakespeare'in tüm oyunlarının sonelerini okuduk ve 50 sayfalık bir metin çıkardık. Müzikali önce tek kişilik düşünmüştük.
Sonra aynı kişinin hem kendini anlatmasının hem de kendine eleştirel bir bakışla yanıt vermesinin seyirci tarafından anlaşılmayacağını düşündük. Karşısına bir başka karakter yaratmak istedik ve karşısına kadınları koyduk. Çünkü aslında anlattığımız bir erkeğin hikâyesi. Erkeğin birtakım arızaları, algısındaki birtakım tuhaf hikâyeleri göstermek üzere ilerliyor.
 

KADIN FİGÜRÜNÜ NEDEN SOYTARI OLARAK DÜŞÜNDÜNÜZ?
Shakespeare'in çok önemli bir parçasıdır soytarı. Kral Lear'in hemen yanı başında soytarı vardır. Kadın ve soytarıyı birleştirmek, kadının daha gülebilen, daha uçarı, pozitif anlamda daha edepsiz bir yaratık olması, hayatı bu anlamda daha keyifli bir yere taşıması ya da bu potansiyeli taşımasından.
Erkeğin bunu yapma ihtimali yok. Bütün erkeklerden bahsetmiyorum; ama erkek aklı daha teknolojik ve köşeli. Gülmeyi kadından öğreniyor ya da kadın iktidarın ne olduğunu bilip, ona karşı direnebiliyor. Soytarı kimliği iki cinsten de bağımsız. Ama burada kadınla işbirliği yapması hayat için bir olanakmış gibi geldi ve hem kadın hem de soytarı bakışını birarada içerdiğinde, erkeğe oradan yanıt verebilir, onun bir anlamda maskesini düşürebilir.
 

KADIN FİGÜRÜNÜN SOYTARIDA VÜCUT BULMASI ELEŞTİRİLECEKTİR.
Tabii. Biz soytarı değiliz diyecekler.
Hâlbuki soytarının tarihteki anlamı iktidarı görünür kılan "Aa kral çıplak diyen", tüm iktidarların karşısına korkusuzca çıkıp ona eksiğini söyleyebilen ve hayatın şenlikli kılan bir figür. Bana artık soytarı denmesi beni çok mutlu eder. Tüm kadınların da kendini soytarı gibi algılaması bence yaşam için bir fırsat; iktidarlardan, egemen duruştan kurtulmak, gönül rahatlığıyla onların yüzüne gülüp, onların bir şey olmadığını anlatma fırsat.
 

MÜZİKAL BU ANLAMDA KADINA DA KENDİ DİLİNİ KAYBETMEDEN VE ERKEKLEŞMEDEN İKTİDARLA DALGASINI GEÇMESİNİ HATIRLATIYOR.
Evet, onun dilinden bir kavga vermeden, kendine ait bir yöntemle bakarak. Bence bu iktidarla kavgaya girişmiş her aklın aslında olması gereken zemin, gülmek ve soytarılaşmak; onu ciddiye almamak, onun şiddetini onun gibi önemsememek. Gülmekten gülebilmekten başka bir olanağımız yokmuş gibi iktidara karşı direnmek önemli.
 

BU TÜRKİYE'DE DAHA EVVEL ÖRNEĞİNİ İZLEMEDİĞİMİZ TÜRDE BİR MÜZİKAL. İZLEYİCİYİ NELER BEKLİYOR?
İki saat on dakikalık müzikalin 80 ayrı bestesi Tolga Çebi tarafından yapıldı. Tolga bu anlamda çok iyi bir iş çıkardı ve tüm bu süreç yaklaşık dört yılda tamamlandı.
Tolga'nın yaptığı müzik, belki de bir daha uzun süre Türkiye'de karşılaşamayacağımız bir şey. Çok önemli, herkese ilham kaynağı olacak bir iş yaptı. Oyuncular Haluk Bilginer, Evrim Alaysa, Selen Öztürk, Zeynep Alkaya ve Tuğçe Karaoğlan dışında sahnede sekiz kişilik bir orkestra var. Ekipteki herkes hayatında ilk kez böyle bir iş yapıyor. Biz aslında bu sefer tiyatro ve müzikle bir metni anlatmayı denemek istedik. Orkestrayla oyun nasıl anlatılır? Şarkı söyleyince söyleniyor; ama oyun nasıl olacak, nasıl söylenecek? Oyuncuyla orkestra arasında uyum nasıl sağlanır, bu arada seyirciye derdini de anlatacak, anlatmak nasıl bir şeydir? Tüm bunların yanıtlarını bulmak zor bir süreçti. Her şey seyircinin gözünün önünde, sahnede değişiyor. Hiç kulise girmek yok.
Ondan saklayacak, kaçıracak hiçbir şeyimiz yok. Burası tiyatro ve biz de bu işi yapıyoruz. Bunlar da nesnelerimiz; böyle yaparak oyun oynuyoruz. Çünkü halk kültürü diyorsak bunu seyircinin önünde yapmamız gerekiyor. Mesela köy seyirlik oyunları denen o oyun dünyasında her şey seyircinin gözünün önünde olur.
 

SHAKESPEARE CİDDİYETLE İZLENİR TABUSU DA YIKILACAK MI SONUNDA?
E, tabii Shakespeare'i biz parçaladık. Bundan da çok mutluyuz. Çünkü Shakespeare bozamayacağımız kadar kuvvetli, ne yaparsak yapalım onu bozamayız. Shakespeare büyük biri. Onun için Shakespeare adına üzülecek, Shakespeare jandarmalarının nöbet tutacağı bir durum yok.
Shakespeare'e bir şey olmuyor. Hiç üzülmesinler, sabahlara kadar nöbet tutmasınlar kapısında. Bir kere de biz bozalım. Bizim bozmamız Shakespeare'in önemini daha da arttırıyor, hiç kimsenin canı sıkılmasın.
Shakespeare'i keşke biz bozabilseydik, bilsem ki Shakespeare'i yok edebilirim, bozabilirim hemen yapardım.

 

Taraf 21.09.2009



Elif GÜLÜMSER

 

�Akıl sağlığımı tiyatro koruyor�



Şimdilerde dünyanın ilk Shakespeare müzikalini yapmakta olan usta tiyatrocu Haluk Bilginer son nefesini verinceye kadar tiyatro yapmaya devam edeceğini söylüyor.

 

Sadık Şendil'in oyunundan uyarlanan ve Ezel Akay'ın yönetmenliğindeki 7 Kocalı Hürmüz filminin çekimlerini tamamlayan Haluk Bilginer şimdi 1 Ekim�de başlayacak yeni oyunu 7 Şekspir Müzikali�nin çalışmalarına devam ediyor.


Elif Gülümser: 7 Kocalı Hürmüz tamamlandı galiba...
Haluk Bilginer: Film bitti.
Umarım güzel bir şey olmuştur.
Ezel'in zaten çok masalsı havası olan bir anlatımı var. Bu filmde de aynı şeyi yaptı ve öyle bir dekorun içinde çekti ki, masal kitaplarına çizilmiş şeyler gibiydi. Eğlenceli bir şey olduğuna inanıyorum.
Canlandırdığınız Kuşçu Cebrail nasıl bir karakter?
Sadık Şendil'in oyununda olmayan bir rol. Bu karakteri Ezel benim için yazmış. Meydanda insanlara kuş azâd ettiren, mâniler söyleyen bir adam.
Köyün delisi gibi muamele görmesine rağmen, aslında son derece akıllı, eğlenceli bir adam.
7 Şekspir Müzikali nasıl ortaya çıktı?
Evet... Shakespeare'i çok seviyoruz. Daha önce üç Shakespeare yaptık; Othello, Hırçın Kız ve Atinalı Timon.
Hem filmde "7" hem oyunda.
Sizce nedir bu "7"nin kerameti?
Vallahi çok enteresan. Onu ilk defa siz söylüyorsunuz. Ben düşünmemiştim. Tamamen tesadüf. Yedi uğurlu bir rakam. Doğada çok önemli bir sayı. Yedi tane nota var. Yedi tane renk var, haftayı yediye bölmüşler. Yedi sayısı uğurlu bir sayı. İnşallah bu oyun için de uğurlu gelir.

Geçen sezon sponsorlukla ilgili hakkında çok yazılıp çizilen Evlilik 'te Ufak Tefek Cinayetler oyunu bu sezon da devam edecek mi?
Sponsorluk?
Biletler şu şekilde satıldı, bu şekilde satıldı gibi...
Aa yok... HmcalBey (Uluç) çok güzel tekzip edildiğini söyledi o konunun. 'Hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım böyle bir tekzipten' diye. Çünkü biz Hıncal Bey'e belgeleri gösterdik.
Yani buradaki güvenlik kameralarının görüntülerini, gişenin açıldığı sabah buranın durumunu, dönen kuyrukları gösterdik. Biz kimseye satmadık. Hakikaten kapalı gişe giden bir oyundu. Onu bitirdik geçen sene. Üç yüz oyun oynadık ve yeter diye düşündük. Artık yeni şeyler yapalım. Devam etmeyecek artık.
Şekspir müzikali devam edecek.
İnşallah bunun da ömrü onun kadar uzun olur.
 

Türkiye'de özel tiyatro yapmak...
Çok zor. Çünkü özel tiyatro yapmak çok pahalı ve asla karşılığını alamadığınız bir şey.
Satarken çok ucuza satıyorsunuz biletleri. Bir de şöyle bir çelişki var sanılabilir bu söylediğimde.
Devlet tiyatrosunun biletleri 6 lira; ucuz değil mi? Hayır değil.
Neden değil? Çünkü onların biletleri aslında yüz lira. Siz doksan dördünü peşin ödediniz, son anda kapıdan girerken altı lirayı ödüyorsunuz. Biz 25-35 liraya bilet satıp aslında çok ucuza bilet satıyoruz. Böyle masraflı bir işi ancak çok sevdiğiniz için, bağlı olduğunuz için yapabilirsiniz. Biz de onun için yapıyoruz zaten. Yoksa para kazanmak için tiyatro yapılmaz.
 

Tiyatro yapmak zorunluluk

Benim gençlere tavsiyem, tiyatro dışında başka bir şey yaparak eşit derecede mutlu olacaksanız, gidin öbür işi yapın. Çünkü öbür türlüsü bireysel anlamda kişi için bir zorunluluk. Mesela benim için tiyatro yapmak bir zorunluluk.


Niye zorunluluk? Ben akıl sağlığımı tiyatroya borçluyum.
Bana en çok heyecan veren şey tiyatro. Başka bir şeyden bu kadar çok heyecan duymuyorum.
Sinema yaparken mutluyum, televizyon yaparken mutluyum; ama sadece tiyatro yaparken duyuyorum heyecanı.
Yurtdışında yapılan tiyatro, ile bizdekini karşılaştırırsak...
Onlar gelişimini bizden önce tamamlamış toplumlar olduğu için tabii ki çok daha iyiler.
Kıyaslamak biraz haksızlık olur.
Çünkü yani, Türk resmi neredeyse Türk tiyatrosu da orada... Türk edebiyatı neredeyse Türk tiyatrosu orada -ya da biraz daha gerisinde olabilir.
Yani İngiltere'de tiyatro Türkiye'de tiyatro dediğiniz zaman işin altından kalkılamayacak karşılaştırmalar yapmak durumundayız. Çünkü orada artık bir yaşam biçimi haline gelmiş. Tiyatroya gidenlerin sayısı futbol maçına gidenlerin sayısından fazla. Ya da şöyle bir örnek, bugün Türkiye'de biri çıksa, 'ben bütün tiyatroları kapatıyorum, tiyatro yasak, artık tiyatro yapılmayacak' dese ne olur bir düşünelim. Beş yüz tane, bin tane tiyatrocu çıkar sağda solda, biraz bağırır meydanlarda üç-beş gün sonra herkes unutur.
İngiltere'de biri bunu söylemeye kalkarsa söyleyeni deli diye anında içeri atarlar. Yani ona tepki göstermek bile gerekmez.
Fark bu bence.
Çocuğunuzla ilişkiniz size neler kattı?
Şahane şeyler kattı. Çocuğum benim kahramanım. Bana çok şey öğretti ve halen öğretmeye devam ediyor. Dün de burada provayı izlemeye geldi. Bir sahneyi kucağımda onunla oynadım. Benim için müthiş bir anı oldu bu, çok keyifliydi...
Annesiyle birlikte izlemeye gelmişler. 'Sahneye babamın yanına gideceğim' dedi; geldi kucağıma. Unutulmaz bir tecrübeydi benim için.
Eşinizle sanat anlamında birbirinize katkınız oluyor mu?
Benim yaptığım işleri onun izleyip değerlendirmesi, onun yaptığı işleri benim değerlendirmem dışında birbirimize yeni iş yaratma, hadi bunu böyle yapalım anlamında bir şey olmuyor, farklı iş kolları olduğu için. 0 zaten 20-25 yıldır kariyerini sürdüren bir müzisyen.
Yollarımızın kesiştiği bir şey olursa, birlikte tabii ki çalışırız; daha önce de çalıştık zaten.
Çocuğunuzun geleceğiyle ilgili kaygılarınız var mı?
Olmaz mı? Tabii ki var. Yani Türkiye'nin artık barışa kavuşmasını ve daha umutlu, daha zengin bir ülke olmasını hayal etmekten ve bunun için çaba göstermekten başka yapacak bir şey yok galiba. Yani mesela, bu savaş devam ettikçe geleceği çok parlak görmüyorum.
Televizyonda Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Hanımın Çiftliği gibi edebî eserler dizi haline getiriliyor... Bu konudaki düşünceleriniz neler?..
Bilmiyorum. Ben iyi bir televizyon seyircisi değilim.
Televizyonda bu diziler oynarken ben genellikle burada tiyatro yapıyorum. Ama bunların varlığından tabi ki haberim var...
Bunun nedeni �garantisizlik� olabilir. Yani sevilen bir romandır, vaktiyle filmleri de yapıldı, �hadi bunu biraz daha sürdürüp dizisini yapalım� diye düşünüyor olabilirler. Çünkü sıfırdan bir şey yaratmak zor. Her babayiğidin harcı değil. Mesela Türkiye'de her yıl yetmiş tane sinema filmi, yüz tane de televizyon dizisi var. Peki yüz yetmiş tane senarist var mı Türkiye'de?.. Yüz yetmiş tane yönetmen var mı, yüz yetmiş tane görüntü yönetmeni var mı?
Yani yoklukta, hadi sen şunu yap, ben de bunu yapayım falan diye kotarılmış işler oluyor çoğu.
Birikimlerinizi kitap haline getirmeyi düşünüyor musunuz?
Yok ben okur-yazar değilim.
Ben sadece okurum. Onu yazarlar yapsın.
Ergenekon Davası ile ilgili yorumunuz ne?
Türkiye için çok büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum.
Bu davanın ortaya çıkması ve çözülmesi, Türkiye için çok çok iyi bir fırsat bence.
Kürt açılımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok geç kalındı. Şu anda barış olmalıydı. �Dün� barış olmalıydı...
Silahlar dün, çocuklar ölmeden susmalıydı.
Dün silahlar susmalıydı, çocuklar ölmeden. Çok geç kalınmış ve geç kalınmaya devam ederse başımıza çok daha büyük işlerin açılacağını, fakir ve mutsuz bir ülke olmaya devam edeceğimizi biliyorum sadece.
Kimler engel olacak, kimler niçin barış istemiyor, bunu hepimiz göreceğiz.
Ne zamana kadar tiyatro yapmayı düşünüyorsunuz?
Ölene kadar. Nefes aldığım sürece.
Artık kafamı dinlesem gibi bir düşünceniz olmadı mı hiç?
Allah korusun. Kâbus. Ben zaten öyle bir şey dediğim zaman ölüme çok yaklaşmışım demektir.
Yani birazdan ölüyorumdur da öyle bir şey demişimdir...
Fiziksel açıdan o kadar uzun zamandır aynısınız ki...
Herhalde tiyatroya borçluyum.
Beni heyecanlandıran bir şeyin beni yaşlandırması ve yorması mümkün değil ki. Burada 12 saat çalışıyoruz. Eve gittiğim zaman yatağa giremiyorum, önce televizyona bakıyorum, bilgisayara geçiyorum, mektuplarımı yazıyorum..
Okuyorum biraz sakinleşeyim de uyuyayım diye...
Tiyatro beni yormayan bir şey ve ben bunu çalışmak olarak da görmüyorum. Çalışmanın ne olduğunu biliyorum ben çünkü; daha önce ekmek parası için çalıştım. Ama şimdi çalışmıyorum. Muhteşem bir özgürlük, çok büyük bir lüks.
 

Shakespeare Müzikalleri dünyada bir ilk olacak

Shakespeare'in, Beğendiğiniz Gibi oyununda bir tirad vardır...


Dünya bir oyun sahnesidir, insanlar birer oyuncudur. Bu oyun insanın yedi çağıdır ve anlatır o yedi çağın ne olduğunu: Bebek, çocuk, âşık, asker, sonra yargıç, sonra ihtiyar, sonra da ölüm... Biz bu yedi çağa uyabilecek şekilde Shakespeare'in tüm eserlerinden ve sonelerinden uygun bulduğumuz ne varsa bu dönemleri anlatmak için seçtik.
Yönetmenimiz Kemal Aydoğan yaptı kolajı da. Bu kolajı oluşturduktan sonra Tolga Çebi'ye verdik ve tamamını besteledi. Yani müzikal dediğiniz zaman gerçek anlamda bir müzikalden söz ediyoruz...
Sanırım, �Shakespeare Müzikali�nin, benim bildiğim, dünyada bir örneği yok.
İngilizler de yapmamış. Ben geçenlerde menajerimle konuşurken ne yapıyorsunuz dedi, �Shakespeare Müzikali� dedim, sustu. �Yaaa� dedim �sizin bile aklınıza gelmemişti.� Shakespeare'in oyunlarından esinlenerek müzikaller yapıldı, filmler de çekildi. Romeo ve Juliet�ten esinlenildi müzikaller yapıldı.
Hırçın Kız'dan esinlenildi. Ama bizzat Shakespeare'in yazdığı şeylerden, kimse bir müzikal yapmayı düşünmedi. Dünyada daha iyi bir yazar düşünebilir misiniz? Sözler kime ait, William Shakespeare. Müzik?
Tolga Çebi.
1   2   3






    Ana sayfa


 aslında `7 (şekspir müzikali)` diye başlık açmak lazım bu oyuna

Indir 249.54 Kb.